''Darbe Girişimi'' Yaygaralar ve Gerçekler..


Kemal SONGÜR, ''Darbe Girişimi'' Yaygaralar ve Gerçekler..

Kemal SONGÜR


A+ |Normal |A-


"Darbe Girişimi" Yaygaralar ve Gerçekler..

    Lağnetullahi alezzalimin/Allah'ın laneti zalimlerin üzerine olsun.

   Gerçekler: Darbeyi ve dahası içerden işgal denilebilecek saldırıyı yönlendiren ABD'dir, yandaşları İngiltere-AB-siyonist çete'dir, taşaronları ise sürekli maskelenen ve bin bir surat taşıyan, haşhaşilerin izdüşümü olan fetö ve azılı paranoyak kemalist cunta ortaklığıdır ve bu salt kilitlenen hedef ortaklığıdır. O da İslamafobi üzerinden Tayyip Erdoğan'ı devirmek/öldürmek ve ülkeyi yangın yerine çevirerek hedef tahtasına Müslümanları oturtup çökertmektir. O takdirde hinterlantı geniş olan Türkiye üzerinden Ümmete/Müslümanlara daha hızlı daha kolay kan kusturmanın dozunu artırmaktır.

    15 temmuz saat 22.00'de Genelkurmay'ın önündeki insanlara helikopterden ateş açıldı, aynı dakikalarda TRT ele geçirildi ve İstanbul’daki iki köprü birden trafiğe kapatıldı, 23.24'de Gölbaşı özel harekat merkezi vuruldu ve elli polis katledildi, 23.30'da Hulusi Akar rehin alındı, 00.09'da Mit merkezine helikopterler tarafından yoğun saldırı başlatıldı, 00.11'de Erdoğan Marmaristen ayrıldı ve darbeye kalkışanların ağır bedel ödeyeceğini ve halkın meydanlara inerek bu darbenin engellenmesine katkı sağlanmasını istedi, 00.13'de darbeciler Yurtta sulh konseyi adı altında TRT'de darbe bildirisini okuttu ve sokağa çıkma yasağı ilan edildi (içerik seksen darbesine çok benziyordu ve ABD'YE/NATO'YA/BM'YE sadakat gösterileceği vurgusu yapılmaktaydı. 00.30 sularında belli yerlerde sokağa çıkmaya başlandı ve 00.26'da Türkiye genelinde halk benzeri öncesi görülmemiş bir şekilde sokaklara/meydanlara akın etti, 00.57'de TRT yayınını kesen Türksat'ın tesisleri vuruldu, 01.01'de uçaklar tarafından Ankara Emniyet Müdürlüğü vuruldu, 02.02'de Atatürk hava limanında halk tankların önüne atıldı, 02.20'de halk TRT'yi darbecilerden kurtarılmasına yoğun bir şekilde katıldı ve kurtarıldı. 02.42'de Meclis F 16'lar tarafından defalarca vuruldu, 06.43'de Külliye yakınlarına iki bomba düştü ve halktan beş kişi katledildi. 06.44'de köprüleri işgal eden darbeciler halkın da desteğiyle etkisiz hale getirildi, 08.32'de Akıncı üssünden Hulusi Akar kurtarıldı, İstanbul'un kimi yerlerinde sabah namazından çıkan cemaate ateş açıldı ve bir tanesinin görüntüsü yayınlandı, 00.20'den gün ağarıncaya kadar 246 kişi katledildi ve iki bine yakın kişi de yaralandı. İşte çok uzun geçen gece sonunda şimdilik darbe girişimi engellenmiş oldu.

    Darbenin gerçekleşmesi için totem yapanlar ya da bu dizginlenemez  arzularına ulaşmak için her yapıya gülücük dağıtan bukalemunlar/omurgasızlardır, hülasa, paranoya derecesinde Ümmete/Müslümanlara hasım olan küresel-yerel alçaklar güruhunun tamamı bu darbe gerçekleşseydi sevinçten kuduracak taraftı.

   Yerel ve küresel medyaya düşen kusmukların, darbenin başarısızlığı ufukta görülmeye başladığı andan itibaren parantez içine alınarak biz de darbeye karşıyız solo/koro türkülerinin bütün detoneleriyle kulakları tırmaladığı/kanattığı, darbe gerçekleşseydi tepinerek sevineceklerin hangi alçaklar güruhu olacağı, gerçekleşmediği için kimlerin karalar bağladığı apaçık ortadadır. Bunların ortak adı "iblisin sadık dostları" olduğudur.

    İlk gün sokağa dökülenleri şöyle tasnif edbiliiz;

 1- Tevhidi duyarlılığı olan ve la diniliğin bütün tonlarına biliçnle la diyenler ve dahi darbenin vehametini görerek tercihlerini sokağa inme noktasında kullananlardır (kendilerince ve kimi İslami kaygılardan dolayı sokağa inmemeyi tercih edenlere  saygı duyduğumuzu hemen belirtelim, yanlız sokağa inmeyip de inenlere çemkirenleri bu saygıdan uzak tutuyor ve asla saygı duymadığımı ve bilakis şiddetle kınadığımı belirteyim)

2- Çeşitli renk ve tonda ümmetci ve belli oranlarda şuurlu müslümanlardır.

3- Ak parti seçmenleri ve kahir ekseriyeti ehli kıble olan ya da aidiyetini İslam ile tanımlayan yurdum insanlarıdır. Darbeye sıcak bakan bilumum laisist-kemalist-sol/sosyalist güruhların sokaklara gölgesinin bile yansımadığını ve bunun da normal olduğunu hatırlatalım, zaten bu güruh darbeyi hasretle bekleyenlerdi.

   Darbe girişiminin canlara/sokaklara dokunduğu ve ümmet coğrafyasında duyulmaya başladığı anlarda dünya müslümanlarının bütün bilinç tonlarını içine alacak şekilde kahir ekseriyeti darbenin başarılı olmaması için dua ettiklerini ve sabaha doğru darbenin başarısızlığı üzerine şükür secdelerine varıldığını birçok haber kaynaklarından okuduk.

   Ümmetin soluk/ses verdiği birçok yerden darbe karşıtı sesler yükselmiştir, (hamasından ihvanına, cemaati islamisinden Balkan Müslümanlarına, mağribinden en doğusuna kadar) bu seslerden/soluklardan sadece Suriye'den gelen bir örnek ile yetinelim; Cebel-i İslam Taburu Medya Ofisi Türkiye'de yaşanan darbe girişimiyle ilgili mesajı şöyle: "Türkiye'deki kardeşlerimiz! Lazkiye bölgesinde düşmana karşı ribat bekleyen kardeşleriniz olarak savaşın çetinliğinden ve üzerimize yağan bombalardan ötürü sizlere bu mesajı ancak iletebiliyoruz. Bu nedenle bizleri mazur göreceğinizi umuyoruz. Sizler, 15 Temmuz gecesi gerçekleşen darbe ve işgal girişimine karşı sokaklara döküldünüz. Milyonlarca kardeşimizi sokaklarda dillerinde tekbirlerle gösteren videoları gördüğümüzde ve tekbir getiren kardeşlerimizin üzerine yağan bombaların seslerini o görüntülerde işittiğimizde sizinle kardeş olduğumuzu bir kez daha anladık. Müslümanlar olarak bir azası eza çektiği zaman tamamı acı duyan bir vücut gibiyiz. Size dokunan acı bize de dokunmuştur. Çünkü bize dokunan acıların sizlere de dokunduğunu biliyoruz. Kardeşlerimiz, dökülen kanlarınız bizim kanımız gibidir. Acıyan canlarınız bizim canımız gibidir. Kaybettiğiniz hayatlarınız bizim hayatımız gibidir. Allah'tan Türkiye'de katledilen bütün kardeşlerimizi katında ecirlendirmesini ve yaralı kardeşlerimize de şifa vermesini dileriz. Allah'tan, bizlerin Suriye'de her gün yaşadığı korkuyu uçaklarla ve tanklarla size yaşatan işgal güçlerinin oyunlarını bozmasını dileriz. Allah'tan, Allah için sokaklara çıkan kardeşlerimize güç vermesini dileriz. Bizler, dualarımızda sizleri unutmuyoruz. Sizlerden temennimiz her gün bombalar altında bulunan Müslüman kardeşlerinizi dualarında unutmamanızdır." İşte, ümmetten gelen ses ile küfür dünyasından gelen seslerin tamamı bu darbe girişimine nasıl bakmamız gerektiğini kabaca göstermektedir, gerisi yapılan bütün komplocu analizlerin lafı güzaf olduğu ve yerinin de  çöplüğün en dibi olduğu belirtelim.

    Burada darbenin her aşamasında ve sonrasında akim kalmasına yönelik sol-sosyalist-kemalist-sekülerist güruhun ve dahi küresel alçakların bukalemunluğunu/omurgasızlığını/çok yüzlülüğünü anlatmayacağız, çünkü bu bilinen apaçık gerçeği herkes bilmektedir.

    Burada değinmek istediğim kimi keskinsirke Müslümanların 'adeta' kılıçkalkan oyunu ekibine benzeyen edalarıyla/salvolarıyla ilkgün ya da sonraki günler sokağa inenleri istihza ile ve genelleyerek düzencilikle ya da bu düzenden mutlak razı olanlar şeklinde mühürleyerek ve dahi sürülenen-güdülenen yığınlar olarak resmedenlere, nara atan şuursuzlar olarak görenlere, dahası darbe girişimi haberi geldikten sonra sokağa inilmesine ve sabaha kadar ülkenin birçok yerinde ve hassaten İstanbul-Ankara'da katliamlar/vahşetler yaşanmasına, yüzlerce can kaybı ve ikibine yakın yaralı olmasına ve bu görüntülerin gözlere sokulurcasına ekranlara taşınmasına rağmen!! "halk darbe girişimi savuşturulduktan sonra sokağa çıkmıştır" bühtanını söyleyebilecek kadar kafayı yemiş ve adeta haberleri izlemeye tenezzül etmeyen ya da her gördüğünü komploya bağlayan iftiracılara yönelik sözlerimiz olacaktır.

    Bu kılıçkalkan ekibinin söylediklerini ya da yaygaralarını şöyle özetleyebiliriz:

   -"Tiyatrodur tiyatro! Senaryodur senaryo! kedidir kedi!"

  - "Darbecilerin hedefi/amacı bu halka demokrasiyi/la diniliği sevmidirmektir!"

   -"Salt bu amaca mebni yapılmıştır darbe!" Çünkü, darbeciler pür ve gizli demokrattır, bütün amaçları ve hedefleri ne yapsak ne etsek bu halka demokrasiyi sevdirsek diye yanıp tutuşmaktadırlar!

  - "Hem fetö için elde delil mi var!" " Ortalıkta hiç bir soruşturma, mahkeme kararı, belge, delil vs yok. Sizin "özel" bilgileriniz mi var?!" "biz bunları adaletten yana olduğumuz için söylemekteyiz!"

   -"ABD darbenin bu haliyle akim kalmasını, başarılmamasını ve buradan hareketle Tayyib'inde, Fetö'nünde ağzına biber sürmek için planlamıştı ve hedefine böylelikle ulaşmıştı!"

 -  "Tayyip ilk gün devlet adamı sonraki günler ise politikacı olarak halkı sokağa davet etti ve  bunu oy devşirmek için yaptı!"

  -  "Maalesef tevhidi camiadan birçok insan kalabalığa ve duygusallığa kapılıp gitti! Her olayda giden hep bizden oluyor!" (sanki dinden çıktılar, ifadelere bakarmısınız)

  -  "Yazılanları hayretle okuyorum, Müslüman halk yerine kendisini Müslüman olarak tanımlayan halk ifadesini kullansak daha yerinde olmaz mı? Müslüman halk demokrasi nöbeti tutar mı? Darbeye karşı durabilir ama asla demokrasi çığırtkanlığı yapmaz!" (bir hoca arkadaşın videoda seyrettiğim ifadeleri geldi aklıma, sırıtarak şu nasihatte bulunuyordu, "halkı yumuşak tekfir edelim" ve arkasından "destek veren hocaları daha şiddetle tekfir edelim" demekteydi. İşte genellemeci/toptancı zihinlerden sadır olan HİKMET DOLU davetler! böyle yapılmakta)

 -  "Ha darbeciler ve onları destekleyen ABD-AB-KEMALİSTLER-SOSYALİSTLER-FETÖCÜLER ha darbeye karşı olmak için TEKBİRLERLE sokağa dökülenler ve ölüp gidenler, BİZ HEPSİNDEN BERİYİZ, BİZ HİÇBİR ŞEYE MÜDAHİL OLMAYAN(zımnen) DİK DURUŞLULARDANIZ, DİRİLİŞ DE SEYRETMEYİZ, ALP'ÇİLİK DE OYNAMAYIZ, BİZ DURAN ADAMLARIZ VE HER YÖNE ÇEMKİRİRİZ."

  - "Allah darbeyi hayırlara vesile kılsın!" Tayyip karşıtlığından çok öte bir paranoya ibreti ya da başka bişey! Bu cümleyi söyleyen hocaefendi "bir iki helikopterle, bir iki tankla ve uçakla darbe mi olurmuş diyerek darbenin tiyatro olduğunu varsayanlar zümresine katılanlardan olmakla öngörülülüğünü ve rüştünü ispat edenler kervanına katılmıştır.

   - "İncirliğe yürüsünler de görelim, işte o zaman biz de en önde geliriz." Sanki o zaman rejimin gayriislamiliği bir anda düşecek ve şeriat gelecek desem, hadi ortalık zaten karıştı sizde yüreğiniz yetiyorsa incirliğe yürüseydiniz desem olmaz değil mi? Ayıp olur herhalde..

    Yukarıdaki tırnak içine aldığım ve benzerlerini çokça gördüğüm/okuduğum derin ve hikmetli(!) analizleri/yaklaşımları YERSENİZ-YUTARSANIZ, SİZ BİLİRSİNİZ!

   Bir facebook kullanıcısı arkadaşın yazdıkları ve beklentileri de şöyleydi;

  "-Katil Amerika Türkiye'den defol.

-Katil Amerika İslam dünyasından defol.

- Şer üssü İncirlik kapatılsın.

- Kahrolsun Amerika Kahrolsun İsrail. Sloganları sokaklardan yankılanmasını beklerdik" şeklindeydi. Buna mukabil facebook arkadaşı şöyle cevap verir, "Sokağa çıksaydınız bu sloganlara öncülük ederdiniz.. o da cevap verir "Bana tuzak mı kuruyorsun linç ettireceksin demi" der. İşte sokağa çıkmayanların sokakta nasıl sloganlar atılacağına yönelik ya da beklentilerine dair yüzlerce örnekten sadece biri, ama sadece beklenti unutmayalım..

   Zulümatın en koyusu en zifiri karanlığı olan ve bunu yaşayarak/okuyarak/duyarak bilen ve böylesi bir belaya engel olmak için sokağa çıkanlara bu kadar höykürenlere şöyle bir soru sorsak acaba cevap gelir mi acep!?  Batı-lı gavuru bu toprakları işgal etse, o da demokrasi bu da demokrasi, her ikisi de aynı, bu saldırıyı yapanlar ve buna karşı olanlar bizi ilgilendirmez, biz her iki taraftan da beriyiz ve biz bu kavgada yokuz. Çünkü tevhidi duruşumuza halel gelir mi? Diyecekler, ya da evlerinin önünde, mahallelerinde, sokaklarında, şehirlerinde halka yönelik alçakça kıyıma girişen bariz İslam ve halk düşmanı olan darbecilerle buna itiraz edenlerin kahir ekseriyetinin ehli kıble oluşları sizleri yanıltmasın, çünkü ehli kıble olmalarına, namaz kılmalarına, oruç tutmalarına, başörtü takmalarına, tekbir getirmelerine  rağmen demokrasi diyorlar(kaldı ki bu ifadeleri medyanın köpürttüğü gerçeği ortada iken), dolayısıyla ikisi de batıl ve aynıdır, bundan dolayı taraf olamayız mı? Demeye çalışmaktadırlar? Dahası, bu karışmamazlık nereye kadardır, üzerlerimize bomba düşünceye, süngülerle evlerimiz basılıncaya, sokaklarımız tanklarla çevrilinceye, evlerden tek tek toplanılıp işkence hanelere götürülünceye kadar mı? Nereye kadar, bunun sınırı nedir? Evlerimizin balkonlarından bu halkın ölümlerini ve kıyımlarını bizzat görünceye ve nefeslerini duyuncaya kadar mı? O zaman da dik duruşlarını ön plana çıkarıp adeta dik duruş selfie'leri çektirenler bu kavganın tarafı olamaz ve sokağa inemez mi denilecek? Evet soruyorum sınır neresi? Mübalağa ettiğimi düşünenler varsa eğer, sokağa inenlere yönelik istihza ile çemkirenlerin facebooklarına/hutbe ve vazlarına/yazı-çizilerine bir bakıversinler. Maalesef bu cenahın söylemlerine bakıldığında görülecektir ki, darbecilere ve yandaşlarına on kelimeyle atıf yapılırken, darbeye karşı sokağa inenlere yönelik yüz atıfla eleştiri ya da reddiye yapıldığına tanıklık edeceksiniz, en insaflı!! yaklaşanları da darbecilerle karşıtlarını aynı kefeye koyarak eleştirmeleridir, ki bu ayniyet ile yaklaşmak bile zulümdür. Son Taksim mitingine katılan (darbe sever) CHP mitingi ve sloganları(laiklik-atatürk vs) ile darbeye karşı çıkan ehli kıble kesimi aynı kefeye koymak en hafif ifadesiyle vicdansızlıktır. Hele bu arkadaşlar MÜMTEHİNE suresinin 8-9 ayetlerini okuyup duruyorlarken, Mekkeli müslüman nufusun yarısına yakınının Habeşistana gönderilme nedenini biliyorlar iken, ehli kitabın bile bir potada eritilmediği gerçeğini Kur'an'da okuyorlar iken. Bu halkın yüzyıllık ittihatçı/jakoben/islamafobi hastalığına tutulmuş alçakların zulümlerine maruz kalarak bu günlere geldiğini biliyorlar iken, hala toptancılığa/genellemeciliğe devam etmeleri ve sokağa çıkan halkı "demokrasiye tecdidi iman vennikah" yapıyorlar istihzası ile mühürlemeleri çok acı vericidir, çok üzücüdür.

    Batılı zalimlerin fasılasız zulümlerine kılıf olan ve mazlum/Müslüman halkların kalkan zannettikleri ya da öyle gördükleri demokrasi:

    Bu halk/ehli kıble olanı kastediyorum demokrasinin la diniliği bilerek ve buna rağmen değil, kemalist-faşist dayatmadan kurtulmanın adresi/kalkanı olarak görmekte ve zulmetmeyen-dayatmayan iktidarları nefes alıcı ortamlar olarak gördüğü için demokrasi şemsiyesine! sığınmakta ya da siper olarak görmektedir. Buradan hareketle yüzyıldır kemalist elitlerden bariz zulüm gören ehli kıble olanların Tayyip Erdoğan'a teveccüh göstermeleri anlaşılabilir bir şeydir. Anlaşılabilir olan bu yönelişin tabi ki zinhar doğru/hakikat demek olmadığı şerhini düşerek ifade edeyim.

    Sözün özü; bu halka yaklaşırken geliştireceğimiz dilin bu fotoğraf gözetilerek yapılması gerektiğine inanmaktayım. Birilerinin "darbeye de darbeye karşı çıkan demokrasiyi ilah edinen halka da karşıyım. Ha ABD'nin yönlendirmesiyle kemalist/faşist/fetöcü darbeciler ha seçilmiş Tayyip Erdoğan ne farkeder hepsi aynıdır retoriği hem absürt hem de ikna edici değildir. Zulmün zifiri/siyahı ile gri olanını, Müslümanlara savaş açıp yerinden eden ile etmeyeni vahiy de ayırmaktadır ve farklı tutumları da belirlemektedir. (mümtehine suresi)

   Demokrasiye ve milli iradeye farklı anlam yükleyerek bir yana  çekilmiyoruz, bizlerin anladığı gibi kavrayamayan ehli kıble olanlardan bahsetmekteyiz, batıl olanı asla yumuşatıyor değiliz, Mevdudi de "teo demokrasi" derken kendince başka bir anlam yüklemekteydi. İzzet begoviç de, İhvan da, Hamasta, Cemaat-i İslami de, yani seküleriteden soyutlayarak ve seçime indirgeyerek, bizce doğru olmasa da, kasıtları ve yüklemi tamamiyle yok saymak tam bir harici/tekfirci/şabloncu mantıktır ne yazık ki. Ayrıca demokrasi kazandı ile konuyu kapatmak ya da buna indirgemek ve başka hiçbir şeyi görmemek "adeta" darbecilerin pür demokrat ve demokrasinin yerleşmesi/kazanması için bu darbeyi yaptıklarını zımnen söylemek demektir, bu da fikir değil saçmalamak olur.  Mısırda darbe bunun için mi yapıldı? Başka yerlerde de, İhvan'ın demokrasiye yüklediğini kendi yükleminizden hareketle onlarında demokrasi dinine iman ettiği söylenebilir mi?

    Ayrıca şu kanaatimi de paylaşayım, sokağa dökülen samimi "hacı amcaları, teyzeleri, ablaları, gençleri, tekbir getirerek tankların üzerine/mermilerin üzerine yürüyen yurdum Müslümanını/halkını 'yetersiz bilinçlerine rağmen'!!, yorumlarında ismini soyadını yazmaktan korkan/tırsan ve rumuz ya da müstear harflerin arksına saklanarak ve de sokağa inen halka ve dahi önüne gelen Müsmüman cenahlara sürekli höyküren kimi radikalcilik oynayanlardan çok daha samimi ve güvenilir bulmaktayım. Çok yaşadığım/gördüğüm için bunları söylemekteyim, yıllarca tanış olunmasına rağmen bana ve başkalarının yazılarına "rumuz"un arkasına saklanarak lehte ya da aleyhte yorumlar görmekteyim. Hani ALLAH'TAN BAŞKA KİMSEDEN KORKULMAZ VE ÇEKİNİLMEZDİ. Heyhat..

    Sokağa çıkıldı da ne oldu? Kim kazandı? Müslümanlar ne elde etti ve ellerine ne geçti diyenlere şunu söylemeliyim; darbenin önlenmesine katkı sağlandı, ülke kan gölüne dönecekti buna engel olundu, namlunun ucuna önce müslümanlar konacaktı buna fırsat verilmedi. ABD-AB ve uzantısı olan yerel bilumum şerefsizler güruhu mabadlarına kına yakacaktı, kursaklarında bırakıldı. İç savaşa kapı aralanacaktı şimdilik önüne geçildi. Ülke seksenyıl yıl geriye götürülecekti ve Müslümanlara kan kusturacak paranoyak kemalist ruh hortlatılacaktı buna dur denildi. Binlerce insana suikast yapılacaktı/katledilecekti ve yüzbinlerce insan mahpus edilecekti, buna kalkan olundu. Tanklarla, helikopterlerle halka ateş açma cüretinde bulunanların başarılı olma hallerinde neler olabileceğini fehmeden ve sokağa çıkanların çoğunluğu ehli kıble olanlardan oluşan bu halk BUNA DUR DEDİ.

      Hep dışımızdakileri eleştirmeye alışmışız, biraz da içe dönük eleştiri yapalım.

      Salt kendi içimize dönük uyarı ve hedef kitleyi buna indirgemeye, "duruş/durma" selfie'leri çekmeye, kardeşliği ve ümmet olmayı "fotokopik zihinsel" kabuller zannıyla beklentilere girmeye, en yakınımızı ve uzun yıllara cari olan kardeşlikleri din'e değil indi çıkarımlarımıza uymadığı için kolayca harcayarak ötekileştirmeye, selamı sabahı ayakta tutacak bir medeni vasatı dahi inşa edemeyen bencilliklere, ortak payda/değer/yardımlaşma ve bunun üzerinden hayır üretip örneklik teşkil edecek modelliklerden kaçınmaya, içtihadi olanın ihtilaflı olabileceği ve tolere edilmesi gerektiği gerçeğini görmemeye, hülasa bizim gibi kavra(ya)mayanı (canını-cananını-malını bu din için verselerde) hainlikle ve değerlerini satmakla/kaymakla/savrulmakla mühürleyip kalemlerini kırmaya vedahi ısrarla hikmetli davetten uzaklaşmaya devam ettiğimiz müddetce, varolmaya çalışan Müslümanlarda birbirine düşecek ve parçalanma devam edecektir. Çünkü eşyanın tabiatı budur. Yıllardan beri söyleyegeldiğim; "dışarıda/sokakta ve halkın arasında yorulmalı ve birbirimizde dinlenmeliyiz/dertleşmeliyiz, çözümlemeye dair yardımlaşmalıyız" diye, lakin birbirimizle didişmekten ve "duruş" selfie'leri çekip caka satmaktan fırsat bulup konukomşuya ve topluma vakit ayıramamaktayız. Bu söylediklerim oratayadır, yani agresif ve keskinsirke hayatı okuyanlaradır.

     Ümmete/Müslümanlara karşı girişilen bu alçak darbe şimdilik ötelendi, biz Müslümanlar değerlerimize sadakat göstermeye devam etmeli, la dini olan bütün tonlamalara reddiyemizi sunmaya yönelik durmamız gereken yeri eğip bükmeden dillendirmeli, batıl olan hiçbir şeyi meşrulaştırmamalı, "biz elçilerimizi şehirlerin ana merkezlerine göndeririz" ilahi beyanını insana/halka/topluma dokunmak olarak okuyan davetçiler olmalıyız. Münzevilik davetçnin sığınacağı makâr değildir. Doğru kimliklerimizi doğruca yansıtmalı, "bir kişinin hidayetine vesile olmayı üzerine güneş doğan herşeyden hayırlı/kazançlı olarak gören" nebimize kulak vermeliyiz. Merhameti, şefkati, diğergamlığı, eminliği, yaşayarak yansıtmayı,  marufu tavsiyeyi ve münkerden sakındırmayı şiar edinmeliyiz.


Yukarı Dön

Yorum yapyorum

Yorumlar

Kemal Songür
29.07.2016 17:13
“Köpeklerin havlaması bulutlara zarar vermez!”
Türkiye halkının “Yoldaki Mühendis” isimli otobiyografi kitabıyla tanıdığı Filistinli komutan Abdullah Galib Bergusi tutsak olduğu Rimon hapishanesinden ailesi aracılığıyla mesaj gönderdi.
Bergusi uzun yıllardır tek kişilik hücrede hapis. Bergusi’ye toplam 6300 yıl ve 67 müebbet hapis cezası verilmişti.
Vahşi askeri darbe girişiminin üzerinden biraz zaman geçse de hapishaneden gönderdiğim bu kelimelerim size ulaşması için Rabbimize duacıyım. Siyonist gardiyanların zulmüne ve gaddarlığına; üzerimizdeki tüm baskılara rağmen size gönderdiğim mesajlardan haberdar oluyorsunuz. Allah’ın izniyle önce size sonra sizin üzerinizden tüm dünyaya ulaşacak. Bu kısa mektubumda derim ki:
Türkiye halkına özellikle de darbe gecesi sokaklara çıkanlar ve tanklara karşı koyanlar; ne kadar şerefli ve izzetli olduğunuzu kanıtladınız. Kanınızla ve cesaretinizle askeri darbe girişimine karşı koydunuz. Tüm dünyaya vatan ve ümmet sevgisinin ne olduğunu çok iyi öğrettiniz.
Gerek dış güçlerin desteğini ve yardımını alıp; gerekse de içte devlet organlarını ele geçiren darbeciler ise şunu çok iyi belleyin ki siz vatanınıza ihanet ettiniz. Emelleriniz ve çabanız boşa çıkmıştır. Son olarak derim ki: “Köpeklerin havlaması bulutlara zarar vermez!”
Kardeşiniz Abdullah Galip Bergusi .. (haber haksöz)
İşte ümmetin yiğitleri tek kişilik hücreden duyarlılığını böylece gösterirken, bu coğrafyadaki harici zihinlerle hayatı okuyanların söyleyip yazdıkları çok düşündürücüdür.
Kemal Songür
28.07.2016 16:23
s.a.
Eyvallah Yakub kardeşim, Nahl 125 ayeti bize çok şey anlatmaktadır, vahyin bütünü ve rasulullah'ın insan ilişkileri bize yol göstermektedir, amacımız doğruyu doğruca muhataplara götürebilmektir.
Halk derken esip gürleyen ve sırıtarak yumuşak tekfir edilmeli diyenler, hele ehli kıble olan analarını, babalarını, akrabalarını gözlerinin önüne getirsinler ve pervasızca söylediklerini/yazdıklarını onların yüzlerine söylesinler, iş kendi yakınlarına gelince davet dilini yumuşatırlar ve muadili olan muhataplar değişince veryansın ederler.
Mesele halka hakikati eğip bükmeden ve çemkirmeden söyleyebilmektir. Dinin bir tarafından tutan ve yaşayan muhatabı yaşadığı boyutu takdir ile söze başlamalı ve eksik/yanlış yönlerini bunun devamında ve anlaşılır şekilde söylemeliyiz, ama hep tersinden yapılır kimi çevrelerce bu davet, ne yazık ki.
selam ve dua ile.
Kemal Songür
28.07.2016 16:22
s.a.
Sevgili İlyas abim, ben kaçak güreşmeyi becerebilseydim ''rumuz'' kullanır ya da mustear harflerin arkasına sığınarak eleştirdiğim muhatapların tepkisini hiç çekmez ve sanki hiç bir şey olmamış gibi yoluma devam ederdim. En yakınım en uzağıma adaletsizlik/vicdansızlık/bühtan yapsa en uzağı savunur ve yakınımı eleştiririm.
Nicelerini gördüm kulağıma fısıldayarak abi haklısın dediğini ve fakat eleştirdiğim muhataba bir çift söz edemediğini ve bir satır yazamadığını, bu taraftarlık asla/kat'a değildir, hak olanın hakkaniyetle söylenmesi ve uyarılmasıdır.
Facebook'u kullanmayı düşünmüyorum, hem vaktim yok hem öncelikli değil benim için. Yani kaçak güreşmiyorum:) selam ve dua ile.
Yakup Döğer
28.07.2016 16:21
Bize ne öğretmeli
Allah razı olsun Kemal abi. Önemli noktalara temas etmişsin. Garip Anadolu insanı, yıllarca çekmediği kalmamış bu zalim düzenden. Rahmetli anam anlatırdı da,dinlerken içlerim parçalanırdı. Şimdi aynı olayları yeniden yaşamak istemiyoruz. Kimse de istemez.

Dikkat edilirse halk daha Erdoğan çağrı yapmadan sokaklara çıkmaya başlamıştı. Erdoğan çağrıyı yapınca daha da çoğaldı. İlk etapta sokaklara çıkanların ne demokrasiyle ne de liaklikle ilgili endişeleri vardı. Geçmişte yaşananları bir daha yaşamak istemdikleri için çıktılar. Medya ve devlet daha sonradan gelişmeleri sistem lehine devşirdi.

Sizinde dediğiniz gibi, bu halka daha merhametli ve yakın olmalıyız.
İlyas Metin
28.07.2016 16:19
....
Kemal kardeşim, böyle kaçak güreşeceğine bir face hesabı açsanda oradan otokontrol yapsaydın... :)
Yorum yapyorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat