Çok yüzlü'Batı'cılar ve küstah'Charlie Hebdo'cular..


Kemal SONGÜR, Çok yüzlü'Batı'cılar ve küstah'Charlie Hebdo'cular..

Kemal SONGÜR


A+ |Normal |A-


Paris'teki İslam düşmanı mizah dergisi Charlie Hebdo'ya yapılan saldırıda 12 kişi ve hemen sonrasında market saldırısında da dört yahudi öldürüldü, olay yeri Avrupa'nın göbeği ve ölenler de "birinci sınıf ve canı çok tatlı" batılılar olunca dünyayı ayağa kaldırdılar, saldırı ile ilgili her düşünce/inanç kesiminden yalın kınamalar, amalı/fakatlı kınamalar ya da oh olsunlu eylemi desteklemeler sözkonusu oldu. Batının kopardığı velveleye daha yüksek desibelle batıcılar/öykünmeciler ses vererek katıldılar, bu öykünmeci kesimler charlie hebdo paçavrasını/fransayı/batıyı adeta temize çıkaran ezik ve özür dileyici bir zilletle tutum aldılar. Katoliklerin ruhanisi Papa Francis bile Paris'teki saldrıyı "Anneme hakaret eden yumruğu yer. Bu çok normaldir. İnsanların inançlarıyla dalga geçemezsiniz" şeklinde değerlendirmekteydi. Papanın bu çıkışı en çok diyologcuları üzdü, bir din adamı bunu söylememeliydi diye hayıflandılar!..

    Pariste olay sonrası yapılan ve devlet erkanlarının başı çektiği "özgürlük" yürüyüşüne Filistin vampiri Netanyahu'dan tutun birçok eli kanlı zalimlerin katıldığını ve buna bir başka alçak vampir olan yüzbinlerce masumu vahşice katleden Beşşar Esad'ın olayı şiddetle kınamasını eklersek, aklazarar ve tahammül edilemez bir dalga geçişin resmini görebiliriz. Eli kanlı olmasa da Ahmet Davutoğlu'nun böylesi bir yürüyüşe katılmasını da şiddetle reddediyoruz. Paris olayına tekrar dönmek üzere genelde batının özelde Fransa'nın çok kısa fragmanına göz atmalıyız. Batı'nın tarihini, düşünce sistematiğini, insana-hayata bakışını, önceliklerini iyi bilmeliyiz.

    Batılı düşünürlerin duayeni-selefi olan Aristo ve Eflatun’un "Doğa insanlardan bir bölümünü köle bir bölümünü özgür yaratır’' demelerinin arkasında, kölelerin önemsiz ağır işlerin yükümlülük ve güçlüklerini yüklenmeleri, özgürlerin de ahlak, sanat, şiir, müzik, uygarlık, siyasi ve ekonomi gibi yüce işlerle uğraşmaları gerektiği kabulü/algısı günümüze kadar süregelen batı zihnini özetlemektedir. Yani batılının gözünde iki insan türü vardır/olmalıdır, batılı insan seçilmiştir!-özgürdür-dominanttır-öznedir-müstağnidir-üretkendir-buyurgandır ve bunun dışında kalan insancıklarda batılıya hizmet ile memurdur ve de bunun için vardır/var olmalıdır!.

    Batının "insan" tanımı genel değil özeldir, yani batı insan/insan hakları derken, özgürlükler ve paylaşım derken kendini kastetmektedir, sorumsuz/sınırsız bir hayatı sürebilmek için kendi cinsinden olan insan tekini hiçbir sınır/ölçü tanımadan kâh hile ile kâh zor kullanarak sömürmekte ve öldürmektedir. Batı; vahşidir, korkaktır, kalleştir, hazcıdır, egoistir, çıkarcıdır, makyevalisttir, pragmatisttir, çok yüzlüdür ve bunun için özgürlük-demokrasi-insan hakları gibi maskelerle kıyımlarını sürdürmektedir. Batı; insani değildir, insana ve insani değerlere küstahtır, geçmişi soygun, talan, yağma, kıyım, barbarlık olan hayvani sabıkalarını ayniyle ve çok yüzlü maskeleriyle devam ettiren alçalmışlar güruhudur. Batı; şeytanidir, fitneye/fesada ayarlıdır, düşmanlarını birbirlerine düşürerek zayıflatır ve sömürü çarkını ustalıkla işletir.

    Batı; Pavlus'un ürettiği hıristiyanlık din'ini kilise aracılığıyla baskı ve sömürü için kullanmış, engizisyon mahkemeleriyle ve akla ziyan işkenceci vahşetleriyle asırlarca kan kusturmuş, sonra da uydurduğu din'i kiliseye hapsederek kullanmaya devam etmiştir. Batı, hangi alana el atmışsa buradan zulüm ve vahşet üretmiş ve de sabıkalalarla dolu kapkara tarihi günümüze kadar gelmiştir. İnsani değerleri zelil hale getiren ne kadar siyasal, ideolojik, ekonomik, teknolojik üretim varsa hepsi sömürüye/zulme endekslidir, batılı prototip hayata pragmatist, egoist, hedonist, materyalist, çok yüzlü, sömürgeci, kapitalist gözlerle bakar, insanı bayağılaştıran bütün izmlerin banisidir, modernizm ve en aldatıcı/yıkıcı olan postmodernizm, ölü sevicilik, kadını kişilikten dişiliğe indirgeme ve sayısızca sapkınlık onların ürünüdür, ahirette azabı ve dünya hayatında adaletsizliği celbeden düşünsel ve eylemsel her ne üretim varsa batı zihninden neşet etmiştir.

    Batı; kendi hegemonyasına hizmet etmesi için kavramlar üretir ve albenili paketler halinde satışa sunar, tanımaz tanımlar, iletişimi ve propagandayı şeytanice kullanır, algıları yönetir, hem katildir hem de maktülün yanında poz verir, köleleştirdiği yığınlara "özgürlük şarkısı!" bestelettirir, bazen havuç ile bazen sopa ile sömürgeciliğini sürdürür. Dillerine pelesenk ettikleri demokrasinin sınırı çıkarlarıyla/çarklarıyla doğru orantılıdır, onlar için seçimle gelen Mursi hasımdır, darbe ile ge(tiri)len Sisi hısımdır. Onların gözünde ikibin ikiyüz Gazze'linin vahşice katledilmesi, yüzbinlerce Suriye'linin öldürülmesi, Arakanlı müslümanların soykırıma tâbi tutulmasının karşılığı ya da değeri oniki charlie hebdo çalışanı batılı insan etmemektedir.

    Batı; gelinen noktada coğrafi sınırlarla sınırlandırılamaz, yani batı zihni yeryüzünün tümünü kuşatmıştır, buradan hareketle Çin'de, Rusya'da, Japonya'da, Hindistan'da dahil neredeyse bütün bir yeryüzü "batı" olmuştur, artık düşünsel üretimler, ekonomik yönelişler, siyasal vurgular, hayat tarzları "batı"lılaşmış ve paradigmalar değişmiş ve "batı"ya evrilmiştir.

    1789 devrimi Fransa'yı sekülerizmin/laisizmin batıdaki banisi kılmıştır. Fransa batı kolonyalizminin baş aktörlerindendir. Afrika kıtasında birçok ülkeyi (kıtada işgalin yüzölçümü olarak en büyük pay sahibi)işgal etmiş, vahşice katliamlar ve Cezayir örneğinde olduğu gibi soykırıma varan toplu kıyımlar yapmıştır. Paris eylemcilerinin Cezayir asıllı Sa­id ve Şe­rif Ko­uac­hi kar­deş­ler olduğu söyleminden hareketle bir Cezayirli müslümanın gözünde Fransa neyi ifade ediyoru anlamak için yakın tarihi özetlemek gerekir.

    Cezayir 1830'dan 1962'ye kadar yani toplam 132 yil süreyle Fransa'nin isgalinde kaldi. Bu süre içinde Cezayir halki da kesintili olarak bağımsızlık savasları verdi. En siddetli savaş ise 1954-1962 arasında gerçeklestirilen büyük bağımsızlık savaşıdır. Bu süre içinde Fransız işgalciler 1,5 (bir buçuk) milyon Cezayirliyi hunharca şehit etmişlerdir. Fakat Fransa'nin Afrika'da gerçekleştirdiği tek katliam Cezayir katliamı değildir. Fransa hemen hemen girdiği tüm Afrika ülkelerinde benzer katliamlar gerçeklestirmistir. Öldürülenlerin sayısı belki farklıdır ama hepsinde de ayni vahşet ruhunun etkin oldugunu görüyoruz. Üstelik bu katliamlar Ortaçağın karanlık zihniyetiyle değil "sözümona" 20. yüzyılın yani modern çağın modernist felsefesiyle, insan hakları, uluslararası hukuk gibi kavramlarin bütün dünya kamuoyunun literatürüne girdigi bir dönemde gerçeklestirilmistir.

   Fransız canileri insanları toplu kıyıma tabi tutmuştur:

   Cezayir'de 1 Kasim 1954'te başlayan ayaklanma 19 Mart 1962'de ilan edilen ateşkese kadar devam etti. Yani yaklaşık yedi buçuk yıl. Gün olarak ise toplam 2694 gün. Bu süre içinde bir buçuk milyon Cezayirli sehit edildi. Yani savas süresince günde ortalama 557 Cezayirli hunharca katledildi. Bu rakam Cezayir'deki Fransız katliamının ne kadar vahşice, ne kadar piskopatca oldugunu apaçık bir sekilde gözler önüne sermektedir. Tarihi bilgilere göre Cezayir'in bağımsızlık mücadelesi verdiği dönemde nüfusu 8-10 milyon civarındaydı. Buna göre Fransız işgal kuvvetleri ülkedeki nüfusun % 15'ini öldürmüşlerdi. Yani her 6,6 kisiden 1 kisi 7,5 yıl süren bir bağımsızlık savaşı esnasında öldürülmüstü. Bu ise her aileden en az bir kişinin hayatını kaybetmesi anlamına geliyordu. Bu ise apaçık bir soykırım niteliği taşıyordu.

    Fransız alçakları Cezayir'li kadınlara tecavüz ediyordu, belgesellerdeki görüntüler bırakın bir müslümanı normal bir insanı dahi çıldırtmaya yeter niteliktedir, fransız askerleri kadınlara tecavüz etmeden önce hortumlarla bir hayvan yıkar gibi tazyikli sularla yıkamakta ve sonra lanet tecavüzlerine başlamakta ve sonra da tecavüz ettikleri çıplak kızcağızlarla poz vererek şerefsizliklerini/hayvanlıklarını resmetmekteydiler. Dolayısıyla batının lanet tarihi vahşetlerle, soykırımlarla, her türlü tecavüzlerle doludur, son yirmi yılda batılının neden olduğu otuz milyon müslüman katledilmiştir.

    Batı zihninin insanın hayrına dair söylediği/söyleyebileceği hiçbir şey yoktur, batı yediği bütün haltları sekülerizm/laisizm üzerinden icra etmektedir, sekülerlik dini/kutsalı dışlayarak modernliği inşa etti, bu inşa ediş salt/sadece devleti, yönetimi, siyaseti, sosyaliteyi sekülerleştirmekle kalmadı, insan-hayat-aile-kainat-eşya tasavvurunu da sekülerleştirdi. Dahası, din/kutsal ve bunlarla ilintili her ne varsa ayak bağı/akıl bağı olarak görüldü/gösterildi ve toplumlar nezdinde ilerlemenin, çağdaşlığın, bilimselliğin, rasyonelliğin, özgürlüğün "biricik düşmanı" ve engelleyicisi olarak ilan edildi. Artık seküler dünya eğitimden sanata, kültürden edebiyata, iletişimden siyasete bütün alanlarda dinin/kutsalın üzerini çizerek hegemonyasını ilan etti ve de buna kendince "tarihin sonu" logosuyla noktayı koydu.

    Batı çok yüzlü derken; batının değişmez yüzü arkaplanda -zulüm sistemlerine tek engel teşkil eden- islama olan nefretidir ve onu bütünüyle yok etme arzusudur, diğer yüzü bunu tedricen yapma gerçekliğinden hareketle ve oryantalist yaklaşımlarla dini tahrif etme ameliyesidir, diğer yüzü ise "insancıl" maskelerle (İslamın görünür ve hayata müdahil olmaması kaydıyla) bireysel dindarlara! ve icra ettikleri ritüellere "SAYGILIYIZ" gibi toplumların tepkilerini hafifletecek salt paratonerlik görevi yükledikleri bir kavramı silahlarının ucuna takmalarıdır.

Saygılıyız gibi sözcükleri dillerine pelesenk eden seküler zihinler dini olanı dışlamakla kalmaz, aslında ritüeller bazında bile olsa görünür olmasına tahammül etmezler, onların asıl isteği dini olanın bütünüyle vicdanlardan-zihinlerden geri dönmemek üzere sürgün edilmesidir. Batı hristiyanlığı laikleşerek/sekülerleşerek kendi konumunu/hayatiyetini sürdüregelmiştir, ahı gitmiş vahı kalmış muharref din kabulü ve seküleriteye uyumluluğu oranında "religion" ile sınırlı kalarak can çekişmeye devam etmektedir.

    İslamı bütünüyle yok etme arzusuna ulaşmak için reforme edilmesiyle başlanacağı gerçeğini kurnaz batı zihni bilmektedir ve batının müslümanlara yönelik her atraksiyonu bu arkaplana mebnidir. Batı; müslümanların meşruiyetini batılı değerlerle uyumlu hale gelmesiyle kabul edecek ya da çağdışı ilan ederek terörist yaftasıyla namlunun ucuna koyacak.

    Batı budur ve onun Türkiyedeki müntesipleri olan batı'cılar daha kaba ve seviyeleri yerlerde olan ittihat terakkiyle başlayan ve m. kemal'in CHP'siyle devam eden kemalizm'dir. Kemalizmin gözünde dine dair ne varsa ve onu referans alan her kim varsa suçludur ve düşmandır. CHP/KEMALİZMİN İslama hasımlığı ve müslümanlara yönelik zulmü ortadadır, bu zulümler tarihi onlarca cildlere sığmayacak kadar söylem ve pratiklerle doludur. Yeri gelmişken CHP'nin müslüman ahalinin gözünde neye tekabül ettiğini özetleyen bir hikaye aktarayım.

    "İsmail Hakkı ÖZSARI diyor ki: CHP İstanbul Milletvekili Mehmet Sevigen'in bizzat kendisinden dinledim. Bir tarihte Mehmet Sevigen ve kendi partisinden adını şimdi hatırlayamadığım bir CHP Trabzon Milletvekili Trabzon'un köylerini gezmeye çıkarlar. Köyün birinde su ağacına takılı ve içi suyla dolu iki bakracı omuzlarında taşımaya çalışan yaşlı bir kadın görürler. Hemen yanına yanaşıp iznini de alarak suları gideceği yere götürürler. Teyzeyi görüp elindeki bidonları alıp evine kadar eşlik ederler. Evin kapısına geldiklerinde; teyzemiz; "Sizi daha önce buralarda görmedim, kimlerdensiniz" der. CHP vekilleri; "seçim çalışması yapıyoruz teyze milletvekiliyiz" diye cevap verirler. Teyze; "hangi partiden" diye sorar. CHP'li abilerimiz; "cumhuriyet halk partisinden" şeklinde cevap verince; teyze su dolu bidonları sokağa boşaltır ve ardından: "Allah canınızı almasın, ben bu suyla abdest alacaktım" der.

    Diğer bir anlatımda şu ilave var:
    Kadının hayır duasını aldıktan sonra sorarlar. Sularını kim taşıdı anacığım biliyor musun? Hayır be oğullarım... Milletvekilleri taşıdı... Hangi parti milletvekilleri? CHP vekilleri derler. Ah be oğlum siz niye taşıdınız. Ben bu sularla abdest alacaktım. Şimdi su "MEKRUH" oldu. Nasıl abdest alayım?" der. İşte kemalizmin müslüman ahalinin gözündeki yeri budur.

    CHP/kemalizm yıkım demektir, yokluk ve mahrumiyet demektir, halka tepeden bakmak ve değerlerine saldırmak demektir, ateşi bol olsun Şükrü Saraçoğlunun ifadesiyle bu dini/islamı halkın zihinlerinden söküp atma ameliyesi demektir. CHP'nin çocuğu cumhuriyet gazetesinin caharlie hebdo'nun son baskısını yayınlaması bunun içindir, bir dönem aydınlık gazetesinin selman rüşdinin "şeytan ayetleri" denen paçavralarını sayfalarına taşıması bunun göstergesidir.

    Tarih boyunca laisizmden akan oluk oluk kanlar ortada iken, İlahiyatçı İlhami Güler ve benzerlerinin "ümmetin/müslümanların kurtuluşu laisizmdedir" demesi tam bir "stockholm sendromu" vaziyetidir.

     Caharlie hebdo olayına nasıl yaklaşılmalı:
     Bu olay duyulduğunda müslümanların aklına ilk gelen Ka'b b Eşref için öldürülme emrinin verilmesidir. Tabi bu olayın nasılı-nedeni irdelenmeden ve nebilerin mücadele sünnetine bütünsel olarak bakılmadan çok şeyler yazıldı-söylendi.

    Ka'b b Eşref için öldürülme emri verilmesi ve öldürülmesi salt alçakça iftiralarla yoğrulmuş istihzalı şiirlerle höykürmesi değildir, bununla birlikte avanesini müslümanlara karşı silahlı mücadeleye kışkırtması, örgütlemesi, rasule suikast hazırlığında bulunmasıdır. Dahası öldürme emri oteritenin/devletin başında bulunan Rasulullah (s.a.v) tarafından verilmesi gerçeğiydi, yani emrin birçok maslahata mebni olarak islam devletinin başı tarafından verilmesiydi.

    Charlie Hebdo denen aşağılık dergiye yapılan saldırı neticesinde modern Ka'b'ların ölmelerine üzülecek değiliz, ancak hem ilkesel olarak hem de götürüsünün getirisinden fazla olduğu gerçeğinden hareketle teşvik edilecek yaklaşım olmadığını da belirtmeliyiz.

    İslami mücadelenin omurgası canhıraş ve bütün riskleri göze alarak hak daveti yaygınlaştırmaktır, sözün/hakikatin gücünü ön plana çıkarmaktır, Aliya'nın ifadesiyle "düşmanları/zalimleri öğretmen değil hasım bellemek"tir,  hem bu dünyanın adaleti hem de ahiretin felahının yegane adresinin islamda olduğu gerçeğini müslümanca temsil etmek zorundayız.
    İslamın "korku-baskı-şiddet-acımasızlık-vahşet-katliam" gibi kelimelerle anılmasını kafirler/sömürü odakları elbet isteyecek ve bunun için ellerindeki bütün imkanları kullanacaklardır, bu onların işidir, işin kötüsü ve kabul edilemez olanı kendilerini islama nisbet edenlerin buna çeşni olması ve de İslamofobi'yi altın tepside kendi elleriyle sunmalarıdır. Biz müslümanlar baş kesmeye değil, başların secdeye varmasına vesile olmak için varız/var olmalıyız.

    Özetle; Batı; işgal eder, katleder, sömürür ve bunları yaparken de demokrasi/laisizm/özgürlük/eşitlik/insan hakları gibi kavramları payanda olarak kullanır ve bütün bunlara itiraz edenleri de yine kendi ürettiği ve anlam yüklediği terörizm kavramıyla muhataplarını tanımlayarak namlunun ucuna koyarlar.

   Bir düşünelim; evinize girecekler ve talan edecekler, hanenizde yaşayanların bir kısmını öldürecekler, hanenizi işgal ederek sahiplenecekler ve bütün bunlara izzetiyle mukavemet gösteren sizi terörist olarak tanımlayıp yargılayacaklar ve dahası medeni insan/dünya olarak kendilerini yeryüzü sakinlerine pazarlayacaklar. Batının her daim yaptığı budur, bu aklaziyan alçaklığın ahiretteki karşılığı cehennemizümera'dır, arzumuz odur ki, bu alçaklıkların  dünyadaki karşılığını verebilecek izzetli ümmetin oluşumuna katkı sağlayanlardan olabilelim. 

     Emperyalist batının İslama olan düşmanlığı artık daha bir cepheden gündeme gelmekte ve adeta topyekün "terör ittifakı" söylemiyle savaş tantanları çalmaktadır. Batılının "sözümona" en ılımlıları dahi "bütün müslümanlar teröristtir diyemeyiz ama teröristlerin hepsi müslümanlardan oluşmaktadır" şeklinde söylem geliştirmektedirler. "Küfür tek millettir" nebevi uyarısında olduğu gibi İslama düşman olanlar ortak paydada buluşmakta ve yardımlaşmaktadır.

 Batı bütün küstahlığıyla zulümlerine payanda yaptığı "evrensel değerler"in sorgulanmasına göz yummayacak ve ürettiği laisizmin/la diniliğin dominant kalmasını isteyecek ve de buna itiraz edenleri de çağdışılıkla yaftalayıp terörist logosuyla imha sürecini hızlandırmak isteyecektir.

    Biz müslümanlarda ölüm bize gelinceye kadar hak davetin temsilcileri olmaya, savaş hukukunu nebinin örnekliğinden alarak/gözeterek mücadele etmeye, ümmetin birlikteliğine giden her söylemi dillendirmeye, zalimleri sevindiren müslümanların ayrışmasına neden olabilecek her söylemden şiddetle kaçınmaya, ihtilafları tefrikaya dönüştüren bütün asabiyeleri ayaklarımızın altına almaya, sözün/hakikatin gücüne yaslanarak dünyaya meydan okumaya, izzetin/şerefin Rahman'ın yanında olduğunu, dünyada adaletin ahirette felahın yegâne adresinin vahyin tanımladığı dinulkayyım/islama teslim olmakla mümkün olacağı hakikatini haykırmaya devam edeceğiz.

      Ey Rabbimiz; sen bizim mevlamızsın, kafirler topluluğuna karşı da bize yardım et.


Yukarı Dön

Yorum yapyorum

Yorumlar

Yakup Döğer
24.01.2015 15:15
Selam ile
Allah razı olsun Kemal abi.

"Biz müslümanlarda ölüm bize gelinceye kadar hak davetin temsilcileri olmaya, savaş hukukunu nebinin örnekliğinden alarak/gözeterek mücadele etmeye, ümmetin birlikteliğine giden her söylemi dillendirmeye, zalimleri sevindiren müslümanların ayrışmasına neden olabilecek her söylemden şiddetle kaçınmaya, ihtilafları tefrikaya dönüştüren bütün asabiyeleri ayaklarımızın altına almaya, sözün/hakikatin gücüne yaslanarak dünyaya meydan okumaya, izzetin/şerefin Rahman'ın yanında olduğunu, dünyada adaletin ahirette felahın yegâne adresinin vahyin tanımladığı dinulkayyım/islama teslim olmakla mümkün olacağı hakikatini haykırmaya devam edeceğiz."

Diyerek,Müslümanların takınması gereken tavrı güzel bir dille özetlemişsiniz.Kalemine yüreğine sağlık Kemal abim.
Yorum yapyorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat