200 Aydın! Bildirisi


Kemal SONGÜR, 200 Aydın! Bildirisi

Kemal SONGÜR


A+ |Normal |A-


 Ankara Düşünceye Özgürlük Girişimi'nin çağrısıyla entellektüeller "Suriye'de Savaşa Hayır" başlıklı bir bildiri yayınlandı.
 
    Change.org üzerinden de imzaya açılan metine aralarında gazeteci, yazar, avukat, akademisyen ve sanatçıların olduğu 200 kişi destek verdi.
    Metinde şu ifadeler yer alıyor:
 
    “Mevcut iktidar; düşünülebilecek ne kadar bölgesel ve evrensel aktör varsa, yani Esad’ı, PYD’yi, Rusya’yı, ABD’yi, İran’ı, AB’yi düşman ilan etmiş bulunuyor.
    “Bir yandan ‘angajman kuralları’nı ileri sürerek uçağını düşürdüğü Rusya’yı NATO’ya şikayet ediyor, diğer yandan Şanghay’a girmek istiyor ve Türkiye’yi S. Arabistan ile Katar’ın müttefiki ilan ediyor.
 
   “Suudi uçaklarını İncirlik’e indirdi. 150.000 kişilik bir Suudi-Katar kara gücünün Türkiye sınırlarından girip Suriye Cumhuriyeti’ni işgal etmesi konuşuluyor.
    “Rusya vurur diye uçak kaldıramadığı için, Suriyeli Kürtleri (aynen Türkiyeli Kürtler gibi) “Fırtına Topu” ateşine tutmakla övünüyor.
 
    “Kimselerin böyle bir ortamda Türkiye’yi savaşa girmeye zorladığı yok. İktidar, doksan yıllık TC tarihinde ilk defa bizzat böyle bir kapan kurdu ve içine gönüllü atlamaya çalışıyor.***
    Gülenizmin kalemşörü Bülent Keneş ve sol/sosyalist bilumum aydın! müsveddesi güruhun altına imza koyduğu bu bildiri, İslama hasım olma refleksi üzerinden Tayyip Erdoğan paranoyası ve karşıtlığından hareketle yazıldığını hem bildirinin içeriği hem de imza koyanların hayatı okuma biçimleri ele vermektedir. Bu ve benzeri bildirilere imza atanların kaygısı ne Suriye'de ne ümmet coğrafyasında katledilen müslümanlar/mazlumlar olmadığı ve bilakis vahşi zalimlerin yanında yer alanlar olduğu ve herkesin kendi zaliminin taraftarlığını yaptığı gerçeği gün gibi ortadadır.
 
    Bildiride öne çıkan "Mevcut iktidar; düşünülebilecek ne kadar bölgesel ve evrensel aktör varsa, yani Esad’ı, PYD’yi, Rusya’yı, ABD’yi, İran’ı, AB’yi düşman ilan etmiş bulunuyor" endişesidir. İşte bu sayılan bölgesel ve evrensel aktörlerin Suriye'li müslümanlara kan kusturduklarından bir tek kelime ile atıf yapılmaması ve dahi'"Suriye'de Savaşa Hayır" şeklinde'sinsice' bir makyaj olarak bildiriye başlık konulması artık küstahlığın dikalası olduğunu resmetmektedir.
 
    Fikret Başkaya gibi "romantik sosyalist" (yıllar önce onunla 4-5 saat bir ortamda konuşmuş/dinlemiş ve yazılarını-kitaplarını okumaya çalışan biri olarak söylüyorum) bir tipolojinin ABD'yi/AB'yi düşman ilan ettiği savıyla/endişesiyle hükümete yönelik bir bildiriye imza atabilmesi ancak Tayyip Erdoğan paranoyası ile açıklanabilir.
 
   İşin trajik tarafı da tanıdığım kimi "radikaller"in bu bildiriye (yine salt Tayyip Erdoğan paranoyası üzerinden) imza atanları kahraman ilan etmeleri ve böylesi bildirileri/kahramanlıkları müslümanların gösterememesine yönelik hayıflanmalarıdır. Bu arkadaşlarımızın sözcü-cumhuriyet-T24-rota haber vs gibi yayınları çok okudukları ve etkilendikleri görülmektedir. Hayıflanan bu kimi radikallerimizden bazılarıda Suriye politikasına yönelik Rusya ile Türkiye'nin söylem ve pratiklerini eşitlemekte ve dahi aynı projenin ikiz aktörleri olarak sunmaktadırlar. Örneğin; Mahmut Kar'ın "Türkiye ile Rusya’nın Uçak Oyunu Suriye’yi Ablukaya Almak İçin İttifak Cilveleridir, zira Rusya ile Türkiye Suriye meselesinde aynı projenin aktörleri olduklarını çok iyi biliyorlar" ve şöyle devam ediyor Mahmut Kar; "ABD’nin emri ve talimatı doğrultusunda çalışan bu iki ülke krizi çözüp barış rüzgârları estirmek için adeta birbirilerine naz ve cilve yapıyorlar" demektedir. Bu kadar komplocu yaklaşımın akıl sağlığına zarar vereceğini düşünüyorum, kendi içinde bu kadar çelişkili analizler yapabilmek maharet ister doğrusu. Rusya'yı Suriye konusunda Türkiye ile aynı kefeye koymak, danışıklı hareket ettiklerini ve bunca söylemlerin/pratiklerin bir tiyatrodan ibaret olduğunu söylemek ve Rusya ile Türkiye'nin attığı her adımı ABD'nin emrine ve talımatına bağlamak,

KAOMPLOCULUĞUN DANİSKASIDIR.
 
    Yapılan bu analizler!; Ahraruşşam ve bir dolu islami örgütlerin vedahi mazlum halkın hükümete ve Türkiye halkına yönelik teşekkür söylemlerine göz-kulak kapayan ve'salt Tayyip karşıtlığından hareketle' kan emici Esad/Putin ile Erdoğanı eşitlemek, vicdansızlığın ötesinde küstahlıktır.
 
    Özetle; Hayatı okuma biçimleriyle ve aidiyetleriyle bariz islam/müslüman düşmanı olan sol, sosyalist, kemalist, faşist güruhların söylemlerini-makalelerini dikkate alarak değer veren ve sitelerine taşıyan ve onlara kahraman!!! demeye varacak kadar zivanadan çıkan ruh halleriyle kimi radikallerimizin kendilerini gülünç duruma düşürme pahasınaTayyip Erdoğan'a/hükümete vurmaları hem acziyetin hem kimliksizliğin hem de paranoyak-mazoşist ruh halinin dışa vurumudur diye düşünmekteyim. Dahası, ister bu coğrafyadan ister ümmet coğrafyasından kim ve hangi kasıtla olursa olsun Tayyip Erdoğan'a yönelik "müslümanlara nefes aldırdığı-yardım ettiği" kabulüyle ya da savıyla ılımlı/olumlu cümle kurmaya kalksa hemen'adeta' afaroz edilmekte ve ihanetle suçlanmaktadır, örneğin; Hamas'ın ve İhvan'ın öncülerinin bu nevi yaklaşımları onların "zilletle-uzlaşmayla" suçlanılması için yeter sebeptir, yine hayr üretmeye ve hayr götürmeye dönük yapıp ettikleri güzel örneklikleri olan İHH/YARDIMELİ vs gibi kuruluşlar salt bu sebepten sürekli gözden düşürülmekte ve hatta'hainlikle ve geri zekalılıkla" kolayca suçlanabilmektedir. Ben de bu acımasız suçlamaları yapanlara diyorum ki; adam olun da hayr üretin ve bunun üzerinden örnek olun da daha iyisini yapın, tabi yapabiliyorsanız, ama yapmak çok zordur ve emek ister, mabadları üzerinde oturup 7/24 fasılasız uzaktan gazel okuyup eleştirmek ve kolayca silip-bitirmek ve dahası bühtanlar savurmak en kolayıdır!!!
 
    Biz müslümanların adil olma gibi bir mecburiyeti vardır, bizler, müslümanlara fasılasız kan kusan ve zulmü meslek edinmiş zalim güruhlara karşı düşmanlık beslerken, Tayyip Erdoğan/Ahmet Davutoğlu gibi İnsani-İslami-Ümmetci kaygının/boyanın/vicdanın gri tonları dahi olsa barındıran muhataplara karşı düşmanlık değil muhalif duruşumuzla hareket etmeliyiz. Bunu da kendi durduğumuz tevhidi-nebevi kaygıları önceleyerek yapmalı ve bütün itiraz ve muhalifliğimizi ve de eleştirilerimizi dillendirmeliyiz, yani hükümet eleştirisini ve izledikleri İslama muarız siyasetlerine yönelik "sol-sosyalist-kemalist-faşist güruhların söylem ve yazılarına atıf yapmadan ve o güruhların İslam düşmanlığı kalkış noktalı/Müslümanlara vurma kaygısı ile yaptıkları Tayyip Erdoğan'a vurma alçaklığına tenezzül etmeden" eleştiri ve reddiyelerimizi kendimizce/müslümanca yapmalıyız.
 
    M Kemal'i, Stalini, Mao'yu, Apo'yu, Esad'ı, biji Obama diyen PKK/PYD'yi kutsayan bilumum güruhların ağızlarına pelesenk ettikleri "Tayyip Erdoğan'a diktatör göndermesi" gibi söylemlerine ortak olmamız mümkün değildir, zira bunu diyenlerin İslam'a hasımlık üzerinden söyledikleri apaçık ortadadır. Hatta bir arkadaşım müzmin Tayyip düşmanlığından mülhem "doksan yıllık TC tarihinde Tayyip Erdoğan gibi bir diktatör gelmemiştir/olmamıştır" diyebilmekteydi bir arkadaş gurubu ile oturduğumuz ortamda. Ben de "diktatör" kavramını ve yapıp ettiklerini/edebileceklerini tekrar tartışmaya açmamız lazım, zira bir şiir okuduğu için hapse atılan ve partisi üzerinde yargıtayın ve derin devletin kılıcı sürekli sallanan, her ortamda anasına ve ailesine küfredilen, her fırsatta diktatöre!! diktatör olduğunu ağız dolusu hakaretlerle hatırlatıldığı bir görsel-yazılı medyada acaba bu diktatör ne iş yapmaktadır diye sordum.
 
    Sözün özü; bu uyarılarımızı Ak Parti destekçisi olarak anlamaya çabalayacak olan aklıevvelleri şimdiden uyarayım, asla böyle bir kaygım da yönelişim de yoktur, olsa idi bunu hiç kimseden korkmadan ve hiç kimseyi dikkate almadan yapardım. Yazı ve söylemlerinde Tayyip Erdoğan Kılıçdaroğlu'ndan daha beter ve zararlıdır şeklindeki söylemleriyle üfürüp de muhabbet ortamlarında CHP geleceğine AK parti gelsin isteriz ya da illede oy verecekseniz Tayyib'e verin diye ikileme girenlerden değilim. Bana bu konuya dair soru soranlara yönelik hem yazı hem şifai olarak verdiğim cevap aynıdır; sistem gayri islamidir ve bize düşen sisteme eklemlenmeksizin özgün nebevi mücadelemizi sürdürmek ve bu işleyişe katkı sunma vebaline girmememiz gerektiğine yöneliktir. Bu coğrafyada sistem içi mücadeleyi olumlayan ya da mahzurlu görmeyip bilakis gerekli gören bir dolu müslüman olduğunu ve bu yaklaşımı ihanet ile/satılmışlıkla/küfürle tanımlama kolaycılığına düşmeden ve salt sistem içi ortak payda kabulünden hareketle CHP-HDP-MHP ile AK partiyi eşitleme adaletsizliğine de girmeden ve dahi sistem işleyişine dair aktif/fiili destekten uzak durulması yönündeki nasihatlerden ibarettir.
 
    İyad Kunaybi'nin ifadesiyle; bizler zulmü meslek edinmiş ve satılmışlıklarıyla, katliamlarıyla, vahşetleriyle, diktatörlükleriyle halklarına fasılasız zulmeden ve de küresel vampirlerin oyuncağı rolünü üstlenen, yurttaşlarını nefes aldırmadan sömüren Esed, Sisi ve benzeri alçaklara helakları için beddua ederken, Tayyip Erdoğan/Ahmet Davutoğlu gibilerine de doğruya/hakikate yönelmeleri için dua edenlerdeniz.
 
    Her daim adil şahidlik üzre hayatı okuyanlara, her ortamda dürüst-erdemli davrananlara, müslümanlara hısım ve zulmü meslek edinmiş zalimlere hasım olanlara selam olsun.


Yukarı Dön

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat