İHVAN’ın Emperyalizmle Mücadelesi


Kazım SAĞLAM, İHVAN’ın Emperyalizmle Mücadelesi

Kazım SAĞLAM


A+ |Normal |A-


Gelişen ve yenilenen dünyaya ayak uyduramayan Osmanlı Devleti, on yedinci yüzyılın ardından Batı karşısındaki üstünlüğünü kaybetti. Önce durakladı, sonra geriledi, daha sonra da birbiri ardınca yenilgilere uğradı. Askerî alanda başlayan yenilgiler siyasî, iktisadî ve içtimaî alanlarda devam etti. Bu yenilgiler tabii olarak yıkılmayı ve dağılmayı da beraberinde getirdi.

Batı medeniyeti, altı asırlık çınar yıkılınca İslâm topraklarını fiilen ve zihnen işgal etmeye başladı. Neticede İslâm coğrafyası parçalandı, ümmet bölündü, Müslümanlar başsız ve sahipsiz kaldı. İmparatorluğun hâkim olduğu üç kıtanın çeşitli bölgelerinde yaşayan her Müslüman, gerek kendi başına gerek grupça gerekse de milletçe bu işgale karşı direndi ve mücadele etti.

Hasan el-Benna öncülüğünde kurulan İhvan-ı Müslimin de Batı’ya ve onun acımasız emperyalist saldırılarına karşı en çetin mücadeleyi verdi. Emperyalizmin kuşatma ve saldırısı hangi boyutları ve alanları kapsıyorsa İhvan-ı Müslimin’in mücadelesi de o boyutları ve alanları kapsıyordu.

İhvan, İslâm düşüncesi yerine ikame edilmeye çalışılan her türlü düşünce, ideoloji, sistem, kanun veya eylemin emperyalizm ve onun bir uzantısı olduğunu kabul eder. Bunların nereden, kimden ve nasıl geldiği çok önemli değildir. Batı veya Doğu, komünizm veya kapitalizm fark etmez, zulüm zulümdür, küfür küfür. Hepsi de tek millettir. Onların sahte sözlerine, yalan vaatlerine kanmamak gerekir. Küfür, gizli açık emellerini gerçekleştirmek için her türlü kılığa girebilir, her yolu deneyebilir. Adı bazen Batı olur bazen Doğu, bazen Hür Dünya olur bazen Yeni Dünya. Bir bakarsınız doktorluk adı altında insanlara sağlık aşılar, bir bakarsınız öğretmen olup toplumlara eğitim verir, bir bakarsınız gazeteci olup insanları bilgilendirir... Ama her ne olursa olsun hep aynı müstevli amaca hizmet eder.

İhvan, emperyalist haçlı zihniyetinin misyonerlikten ve oryantalizmden beslendiğine inanır. Ona göre bu üçü arasında sıkı bir ilişki ve bağ vardır. Batı, misyonerliği ve oryantalizmi kullanarak İslâm toplumlarının sahih inançlarını bulandırmaya, saf zihinlere şek ve şüpheler sokmaya ve kalplere fitne tohumları ekmeye çalışmaktadır. Bu onun toplumları içten çökertme taktiğidir. Bunu bazen yabancı bazen de yerli işbirlikçiler eliyle gerçekleştirirler.
Hasan el-Benna ve İhvan kadrosu, emperyalizmle mücadelede zihnen sahih, aklen salim ve amelen salih bir nesil yetiştirmek gerektiğine inanmaktadır. Bu da ancak vahye tabi olmakla mümkün olacaktır. Hayatın her alanında iyi yetişmiş bu Kur’ân nesli, örneklik ve önderlik yaparak toplumları kula kulluktan Allah’a kulluğa, sahte özgürlüklerden gerçek özgürlüklere kavuşturacaktır. Bu neslin şerefli mensupları hayatlarını davalarına adayacak kadar sadık ve samimidir. Bu neslin mücadelesi, bölgesel veya mezhepsel veya ırksal değildir. Bu nesil ümmet şuuruna ermiş bir nesildir, düşüncesi evrenseldir, mücadele alanı bütün dünyadır. İhvan-ı Müslimin’in Osmanlı’ya, Filistin’e, Mescid-i Aksa’ya, Suriye’ye; İsrail’e, Amerika’ya, İngiltere’ye, Avrupa’ya veya başka bir yere bakışında hep bu vahyî düşünce vardır.

Yirminci yüzyılın son yarısında yetişen entelektüel, aydın, düşünce adamı ve liderler, kurulan irili ufaklı cemaat veya partiler, az ya da çok, dolaylı ya da doğrudan İhvan’dan, İmam el-Benna’dan ve Şehid Seyyid Kutub’dan etkilenmişlerdir. Bugün için İslam coğrafyalarında başlayan hareketlenmeler de aslında Hasan el-Benna ve arkadaşlarının geçen yüzyılda atmış olduğu tohumların bir semeresidir. Umulur ki bu tohumlar filizlenir, solmayan çiçekler ve bozulmayan meyveler verir.


Yukarı Dön

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat