KARZ-I HASEN GÜNLERİ


KARZ-I HASEN GÜNLERİ

A+ | Normal | A-

Son güncelleme: 05 Nisan 2020 Pazar 03:25


Aksa İlim ve Davet Merkezi AKMER karantina günlerinde yardımlaşma çağrısı yaptı. Açıklamada "Kitabımız en yakınlarımızdan başlayarak yardımlaşmamızı emretmektedir. Bizler de, yakın çevremizi kapsayan bir Karz-ı Hasen Hareketine davet ediyoruz." denilmekte...

Küre Medya / Haber Merkezi
Bu dünya bir imtihan yeridir. Ölüm ve hayat, hangimizin daha güzel davranışlar sergileyeceğini sınamak için Rabbimiz tarafından yaratılmıştır. (bkz.67/Mülk, 2) Ömür dediğimiz zaman dilimi imtihan için tanınan süredir. İnsana verilen her türlü nimet, mal, mülk, evlat, makam, mevki birer imtihandır.

Musîbet, “insanın genellikle kendi iradesi dışında ve beklemediği şekilde karşılaştığı durum” demektir. Hastalık, kıtlık, zarar ziyan, yangın, deprem gibi âfetler, sevilen birinin ölümü gibi sıkıntı veren şeyler için kullanılan musibet, aslında imtihanımızın bir parçasıdır. İnsanoğlu tarih içerisinde birçok kitlesel musibetlerle karşılaşmıştır. İnsanları, canlıları kırıp geçiren bu imtihanların gerekçeleri ve muhtemel sonuçları üzerinde düşünmek önemli görülebilir. Ama bundan daha önemlisi, imtihan içerisindeyken takındığımız tavırdır. Şükür mü, isyan mı, bilinç mi, şuursuzluk mu, sorumluluk mu, başıboşluk mu, katkı mı, bencillik mi gibi tavırlar bizlerin ahiretteki konumunu belirleyecek kritik eşiklerdir.

İşte Çin’in Vuhan Eyaleti’nde 2019’un Aralık ayının sonlarında ortaya çıkan ama 13 Ocak 2020’de tanımlanarak küresel bir tehdit haline gelen Koronavirüs (COVID-19) salgını da insanlık için ciddi bir musibet olarak bugün önümüzde durmaktadır.

Dünyanın her yerinde kitlesel ölümlere sebep olan bu virüs, coğrafya, ırk, din, zengin, fakir ayırt etmeden, statü, makam, mevki tanımadan herkesi, her kesimi tehdit etmeye başlamıştır. Her türlü spekülasyonun yapıldığı, birçok komplo teorisinin gündeme getirildiği ve aynı zamanda tıbbi izahatlarla da açıklamalara boğulduğumuz şu günlerde, Müslümanlar olarak almamız gereken tavrı görünür kılmanın derdine düşmeliyiz.

Ahlamalar, sızlanmalar ile kabuğumuza mı çekileceğiz?

Karamsarlık içerisinde perişanlığı mı oynayacağız?

Tedirgin gözlerle boş boş dalıp gidecek miyiz?

Yoksa hiçbir şey olmamış gibi kafamızı toprağa mı gömeceğiz?

Veya kendi servetimizin güvencesiyle bencilce kapanıp bugünlerin geçmesini mi bekleyeceğiz?

Tabi ki asla…

Her koşulda hayrın ve esenliğin şahitliğini yapması gereken mü’minler olarak tebliğ ve irşadı önce hâl dilimizle, davranışlarımızla göstermeliyiz. Kargaşa döneminde intizam bekçileri, şüphe ve korku sahiplerine huzur ve güven kapısı, fırtınalı dönemde sığınılacak bir liman, karanlıklar içinde aydınlatan bir fener olmalıyız.

Bugünlerde, öncelikle virüsün yayılımını önlemek için evlerimizden çıkmamalı, yaşlı ve kronik hastalarımızın da dışarı çıkmamasını sağlamalıyız. Bu süreçte ve daima temizliğe, temiz kalmaya dikkat etmeli, güvenilir mercilerden gelen duyuru ve önerilere uyarak birbirimize yardımcı olmalıyız. Evlerimizdeki karantina günlerini birer fırsata dönüştürmeli, nafile ibadetlere, iç muhasebeye yönelmeliyiz. Kur’an okumaya ağırlık vermeli, raflarda biriktirdiğimiz kitaplarımızı elimize almalıyız. Aile fertlerimizle daha fazla ilgilenmeli, onlarla beraber yapamadığımız, ertelediğimiz birçok ameli de bugünler içinde gerçekleştirmeliyiz. Ayrıca ilmi çalışmalarımıza da ara vermemeli, sosyal medya imkânlarıyla sohbetlerimizi sürdürmeliyiz.

“Kıyametin koptuğunu görseniz de elinizdeki fidanı dikin.” diyen bir peygamberin (s) ümmeti olarak bizlere düşen panik havası değil, her anımızı bir hasenata dönüştürebilme çabası olmalıdır.

Değerli Kardeşlerim;

Tüm insanlığı etkileyen, ülke ve dünya ekonomisini altüst eden bu büyük imtihan günlerinde en önemli vazifelerimizden birisi yardımlaşmaktır. “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” düsturuna iman etmiş Müslümanlar olarak zor durumla karşılaşan kardeşlerimizi görmezden gelmemiz beklenemez.

İşleri dağılmış veya geçici olarak kapanmış, bu süreçte geçici veya süresiz olarak işinden çıkartılmış, ev kirasını, ailesinin geçimini düşünen, sıkıntıda olan kardeşlerimize elimizi uzatmak imanımızın, kardeşliğimizin bir gereğidir. Kürsülerde konuştuklarımız, kitaplarda okuduklarımız, sohbetlerde dinlediklerimiz asıl şimdi, böyle bir zamanda kendisini göstermeli ete kemiğe bürünmelidir.

Kardeşi kara kara düşünürken, evinin kilerini doldurmuş halde elinde kumanda bugünlerin geçmesini beklemek İslami öğretilerden geçmiş mü’minlere yakışmaz.

Tesânüd, karşılıklı yardımlaşmadır. İnsan topluma muhtaçtır. Eğer toplum, ıstıraplar içindeyse; fert mutlu olamaz. Ne kadar kaçmaya, uzaklaşmaya çalışsa da sessiz feryatlar vicdanının duvarlarını deler. Bu sebeple; muhtaçlar ne kadar yardıma muhtaç ise, elinde fazla imkânlar bulunan kişi de, o fazlalığın vebalinden kendisini kurtaracak ihtiyaç sahiplerine muhtaçtır!

Bu sebeple, öncelikle kendi camiamız içerisindeki kardeşlerimizi ve yakın çevremizi kapsayan bir yardımlaşma seferberliği başlatmayı uygun görmekteyiz.

“Sana neyi infak edeceklerini soruyorlar. De ki "Hayır olarak infak edeceğiniz şey, anne-babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara ve yolculara (verilebilecek şeyler) olmalıdır. Hayır olarak her ne yaparsanız, Allah onu kuşkusuz bilir.” (2/Bakara, 215)

Kitabımız en yakınlarımızdan başlayarak yardımlaşmamızı emretmektedir. Bizler de, yakın çevremizi kapsayan bir Karz-ı Hasen Hareketine sizleri davet ediyoruz.

Karz-ı Hasen Nedir?

Kelime anlamı ‘güzel borç’ demek olup, ‘malı Allah için harcamak’ demektir. Çünkü malı Allah için harcayan kimse, bunun karşılığını Allah’tan umduğundan, esasen Allah’a borç vermiş olmaktadır. Nitekim Allah’ın da, malı Allah için harcayan kimseye kat kat karşılık vereceği ile ilgili vaatleri bulunmaktadır.

“Eğer Allah'a güzel bir borç verirseniz, (Allah) onu sizin için kat kat artırır ve sizi bağışlar. Allah Şekür'dür (şükrü kabul edip çok ihsan edendir), Halim'dir (rahmetiyle yumuşak davranandır).” (64/Teğabün, 17)

Maddî sıkıntıya düşmüş bir kişiye finansal yardım yapmak üzere ihtiyaç duyduğu meblağı verip hiçbir menfaat temin etmeden verilen borcu aynıyla geri almak Karz-ı Hasen olarak adlandırılır.

Darda kalanlara ödünç verme durumunda olan kişiler bu güzel geleneği sürdürmeli ve Allahu Teâlâ'nın bunu karşılıksız bırakmayacağını düşünmelidirler. Sadaka vermek dinimizde övülmüş bir şeydir. Ancak ihtiyaçlının incinebileceği düşünülerek ödünç olarak vermek de makbuldür.

Peygamberimiz(s), ‘yapılan bir sadakanın on kat, buna karşılık iyi niyetle verilen borcun ise on sekiz kat sevap kazandıracağını söylemiştir’ (İbn Mâce, “Sadakat”. 19)

Zor durumda kalmak da bizim için, varlık içinde olmak da… Allah (c) çeşitli vesilelerle bu durumu dönüp dolaştırabilir.


Bu bilinçle, talep eden de veren de İslam ahlâkı içinde hareket etmeli, bağışların nasıl yapılacağı ile ilgili ilahi kurallara riayet edilmelidir. Talep eden istismardan, veren ise başa kakmaktan sakınmalıdır.

“Mallarını Allah yolunda infak edip de sonra infak ettikleri şeyi başa kakmayan ve (alanları) incitmeyenlerin ecirleri-mükafatları Rableri katındadır. Onlar için korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır.” (2/Bakara, 262)

Ebû Zer (r)'den rivayet edildiğine göre Nebî (s)şöyle buyurdu:


"Üç sınıf insan vardır ki kıyamet günü Allah, onlarla konuşmaz, yüzlerine bakmaz, onları temize çıkarmaz. Hem de onlar için can yakıcı bir azab vardır. Bunlar: Elbisesini kibirle yerlerde sürüyen, yaptığı iyiliği başa kakan ve yalan yere yemin ederek ticaret malını iyi bir fiyatla satmaya çalışandır" (Müslim, Îmân 171)

  

Hamza Er
AKMER BAŞKANI

Yukarı Dön



Etiketler:

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yap yorum

 

Kategoriye Ait Diğer Haberler



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat