'Kan sıvısından elde edilen hücre parçacıkları ile virüsün çoğalması önlenebilir'


'Kan sıvısından elde edilen hücre parçacıkları ile virüsün çoğalması önlenebilir'

A+ | Normal | A-

Son güncelleme: 02 Nisan 2020 Perşembe 17:07


İstanbul Medeniyet Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nihat Dilsiz, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınına karşı yaptıkları çalışmada, vücut kan sıvısından izole edilecek doğal hücre parçacıkları ile virüsün çoğalmasının engellenebileceğini söyledi.

Küre Medya / Haber Merkezi
Prof. Dr. Dilsiz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, büyük oranda SARS'a benzeyen Kovid-19'un (CO: corona- "taç şekli", VI: virüs, D: disease "hastalık", 19: ilk defa görüldüğü yıl 2019) kalıtım maddesi olarak 30 bin nükleotidli ve tek iplikli lineer RNA molekülü ile Betacoronaviruses grubunun bir üyesi olarak bilindiğini söyledi.

Bu virüsün enfekte ettiği hücrede, sahip olduğu RNA'sından yaklaşık 23 farklı protein sentezlediğini anlatan Dilsiz, Kovid-19'un özellikle akciğer alveol, böbrek, kalp ve özofagus epitel hücrelerinin yüzeyinde bulunan "ACE2 reseptör proteinleri"ne bir yapışkan gibi tutunup daha sonra kendisine ait kalıtım maddesi RNA'yı insan hücresinin içine aktardığını ifade etti.

Dilsiz, hücre sitoplazmasında protein sentezinin yapıldığı ribozom üzerinde kendisine özgü proteinlerini sentezledikten sonra hücre içerisinde binlerce viral yapı oluşmaya başladığını dile getirerek, dünyayı etkileyen bu virüsün bölgeden bölgeye mutasyonlu farklı organizmaların olmasının tedavide önemli bir engel olarak karşılarına çıktığını söyledi.

Oluşan bu viral yapıların hücreyi kontrollerine aldığını ve sonuçta apoptoz (ölüm) ile hücreyi parçalayıp komşu hücrelere de geçiş yaptığını dile getirerek, şunları kaydetti:

"Bağışıklık sistemin akyuvar hücreleri, virüs tarafından enfekte olan bu hücrelerden salınan küçük sitokin adı verilen protein moleküllerini fark etmesi ile birlikte savunma askerlerimiz ve viral düşman arasında müthiş bir savaş veya karşılıklı sitokin salınımı ile oluşan sitokin fırtınası başlamış olur. Enfekte olan hücrede virüsün verdiği sinyal sonucu hücreden salınan sitokinler (interlökin, interferon, tümör nekroz faktörü gibi) içinde bulunduğu hücreyi veya komşu hücreleri öldürerek enflamasyona ve en sonunda çoklu organ fonksiyon yetmezliğine sebep olmaktadır. Enfeksiyondan bir iki gün sonra hastalığın belirtileri görülmeye başlar ve artık kişi Kovid-19 hastasıdır. Yaklaşık 4 gün sonra hastalığın semptomları daha da ağırlaşır. Çoğalan virüsler ile mücadele edemez hale gelen kişinin bağışıklık sistemi zayıflamaya başlar ve savaş kaybedilmiş olur."

Prof. Dr. Dilsiz, en önemli tedavi yönteminin, enfeksiyon ile oluşmaya başlayacak olan bu sitokin bombardımanının engellenmesi olduğunu vurguladı.

Hastalığın belirtilerinin yüksek ateş, kuru öksürük, hapşırma, solunum yetmezliği, burun akıntısı, baş, boğaz ve göğüs ağrısı, ishal, kusma, eklem ve kas ağrıları ile halsizlik olarak ortaya çıktığını anlatan Dilsiz, "Bazen, özellikle genç hastalarda öksürük ve ateş gibi önemli semptomlar görülmeden sadece koku (anosmia) ve tat alma duyu kaybı görülebilir, bu da virüsün burun ve dil epitel hücrelerine tutunduğu anlamına gelir" diye konuştu.

Dilsiz, çocuklarda çok nadir görülebilen virüsün görülme oranının 20'li yaşlardan 60 yaşlarına kadar daha çok arttığını belirterek, ölüm oranının ise 50'li yaşlarına kadar her bin hastada 1 dolayında, 50 yaş üstü hasta bireylerde ise hızlı bir şekilde yükseldiğini söyledi.

Kovid-19 hastalığının teşhisine ilişkin de bilgi veren Dilsiz, vücut sıcaklığının 37 santigrat derecenin üzerinde olması durumunda termal monitörlerle tespit edilebildiğini belirterek, hastalığın ayrıca antikor (IgM/IgG) temelli hızlı testler, biyokimyasal testler, röntgen (C-X-Ray) ve tomografi (CT) ile belirlenebildiğini söyledi.

Bunlardan hızlı test analizinde alınacak 1-3 damla kanda antikor analizi yapılarak 5-15 dakikada sonuç alınabildiğini belirten Dilsiz, doğruluk oranı özellikle başlangıç aşamasındaki enfeksiyonlarda olduğuna işaret etti.

Prof. Dr. Dilsiz, en güvenilir testin Gerçek Zamanlı Polimaraz Zincir Reaksiyonu (RT-PZR) olduğuna dikkati çekerek, şunları kaydetti:

"Bunun için boğazdan alınan örnekten izole edilecek viral RNA'dan DNA oluşturulur ve daha sonra Gerçek Zamanlı Polimaraz Zincir Reaksiyonu ile teşhis edilmektedir. Enfeksiyon şayet başlangıç aşamasında ise az miktardaki viral RNA'nın tespitinde son zamanlarda kullanıma giren dijital RT-PCR tekniği ile daha hassas sonuç alınabilmekte hatta normal RT-PCR ile negatif görülen vakaların bir kısmı bu sistem ile erken aşamada dahi pozitif tanı tespiti yapılabilmektedir." diye konuştu.

TEDAVİ KONUSUNDAKİ GELİŞMELER

Hastalığın tedavisine yönelik gelişmelerden birinin antiviral ilaçlar olduğunu belirten Dilsiz, bu tür ilaçların, genellikle daha önceden ebola, HIV, grip (influenza) ve sıtmaya karşı kullanılan ve viral çoğalmayı engelleyici ilaçlar olarak bilindiğini söyledi.

Anti-enflamasyon ilaçların da virüsün enfekte ettiği hücreden salınan ve enflamasyona sebep olan sitokinlere karşı geliştirilen ilaçlar olduğunu anlatan Dilsiz, "Antikor direncini artırıcı ilaçlar ise viral enfeksiyon genel olarak immün sistemin çökmesine bağlı olarak etkisini göstermektedir. Bu gruptaki ilaçlar hastanın immün sistemini aktive etmek veya takviye amacına yönelik olarak geliştirilen ilaçlardır" dedi.

Dilsiz, moleküler tekniklerde ise sentetik mikroRNA'larla hedef Kovid-19 RNA'sından protein sentezinin durdurulması ve böylece virüsün çoğalmasını engellemek olarak ifade edilebildiğini söyledi.

"VİRÜSÜN ÇOĞALMASI ENGELENEBİLİR"

Teşhis ve tedaviye yönelik laboratuvarlarında yaptıkları güncel çalışmalara ilişkin de bilgi veren Prof. Dr. Nihat Dilsiz, şunları kaydetti:

"Vücut kan sıvısından izole edilecek eksozom (doğal hücre parçacıkları) adı verilen vezikül aracılığı ile viral RNA'ya bağlanabilen 20 nükleotitlik mikroRNA'yı hastaya kan yolu ile verebiliriz. Bu mikroRNA'lar insan genomuna bağlanmaksızın sadece hedef Kovid-19 RNA'sına bağlanarak onu bloke edecek ve böylece viral protein sentezi durdurularak virüsün çoğalması engellenebilecektir. Bu yapılar nokta işaretinin yüz binde bir büyüklüğünde olan ve eksozom (vezikül) adı verilen küçük yapılara yerleştirilip burun spreyi ile hastaya verilerek akciğerine ulaştırılır ve böylece virüsün gelişimi engellenebilir. Buna ilave olarak kan yolu ile verilmesi durumunda virüsün bulunabileceği tüm hücrelere gönderilerek etkisi sağlanabilir. Ancak bu konuda öncelikli olarak belli sayıda test yapmamız gerekir ve bu tür bir çalışma ideal şartlarda yaklaşık bir yılı alabilecektir. Ayrıca kullanabileceğimiz anti-viral mikroRNA'larla virüse ait aktivatör mikroRNA'lar inhibe edilebilir ve böylece virüse ait proteinlerin sentezi ve dolayısıyla çoğalmaları engellenebilir."

Prof. Dr. Dilsiz, tüm dünyayı etkisi altına alan bu hastalığın ulusallığın ötesinde küresel mücadeleyi gerektirdiğini anlatarak, karşılaşılan sorunların ülkelerin sağlık sistemlerini yeniden gözden geçirmeleri ve eksikliklerini ivedi olarak tamamlama zorunluluğunu ortaya çıkardığını aktardı.

Salgının giderek yayılmaya devam etmesinin ülkeleri ekonomik olarak da güçsüzleştirdiğini dile getiren Dilsiz, "Sistemi ayakta tutabilmek için tüm güçlerin ve ülkelerin küresel boyutta birlikte hareket ederek çok yönlü oluşan bu tahribatı durdurmaları gerekir. Öyle görünüyor ki ABD bu konuda global gücünü Çin'e kaptırmış bulunmaktadır." değerlendirmesinde bulundu.

Yukarı Dön



Etiketler:

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yap yorum

 

Kategoriye Ait Diğer Haberler



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat