İtidal-Denge ve Adalet


İtidal-Denge ve Adalet

A+ |Normal |A-

Son güncelleme: 24 Temmuz 2015 Cuma 18:57


İtidal: “adl” kökünden masdar olup klasik sözlüklerde “iki aşırı tutum ve davranış arasındaki orta hal” şeklinde tanımlanır. Ayrıca “adalet” kelimesinin bir anlamı da “itidal ve istikamet”tir. Kemal Songür'ün kaleminden okunası bir makale.

Küre Medya / Haber Merkezi
İtidal: “adl”  kökünden masdar olup klasik sözlüklerde “iki aşırı tutum ve davranış arasındaki orta hal” şeklinde tanımlanır. Ayrıca  “adalet”  kelimesinin bir anlamı da  “itidal ve istikamet”tir.
 
    İtidal: Ölçülü, tutarlı, dengeli, mecazi olarak da soğukkanlı olmak/durmak demektir. Istılahı kavram olarak; vahyin belirlediği/onayladığı hayrı, iyiyi, güzeli, erdemi, istikameti, adaleti, düşünce ve amelde aşırılıklardan uzak vasatı/dengeyi/ölçüyü inşa eden/hedefleyen duruş demektir. İtidal; akidede, amelde, insanlar arası ilişkide vasat-dengeli bir kimliği kuşanmaktır.
    Evreni yaratan da tanımlayan da ve ölçü/denge koyan da Allah'tır. "Mülk O'nun'dur ve ortağı yoktur, yaratmış ve belli bir düzen/ölçü/uyum/denge ile takdir etmiştir" (25/2) "O'nun katında herşey bir miktar (ölçü ve denge) iledir" (13/8). Bir ölçü/denge ile yaratılan ve buna uydurulan iradesiz varlıklara yönelik "Oysa göklerde ve yerde her ne varsa -istese de, istemese de- O'na teslim olmuştur ve O'na döndürüleceklerdir"(3/83) kurulan dengede insanın dahlinin olmadığı hatırlatılmakta ve imtihana mebni yaratılan insanın da itidale/dengeye davet edilmesinin kendi hayrına olacağı bildirilmektedir.
 
    İnsanı da "Ki O, seni yarattı, 'sana bir düzen içinde biçim verdi' ve seni bir itidal üzere kıldı" (82/7) ruhi/kalbi/bedeni olarak muhteşem bir denge ve ölçü ile var etti.
    İmtihana tâbi tutmayı murad ettiği insana fücur ve takvayı ilham ederek (91/7,8), sınanmaya mebni bahşettiği iradeyi kullanmaya mahkum kılarak (81/29) ve tercih hakkını (hakikat gösterilerek ve akıbet hatırlatılarak) insana bırakarak (18/29), "O (Kur'an), alemler için yalnızca bir zikirdir, sizden dosdoğru bir yön/istikamet tutturmak dileyenler için" (81/27,28) ve bu zikirden/Kur'an'dan sorulacağı(43/44) gerçeğini beyan ederek uyaran Allah'tır.
 
    Bu kısa özetten hareket ile, nasıl/neden yaratıldığımızı, neyi/nasıl yapacağımızı, afaktaki ve enfüsteki gerçekliği nasıl okumamız gerektiğini, bahşedilen aklı nasıl işleteceğimizi (10/100), iyi-kötü, hak-batıl, adalet-zulüm, hayır-şer, helal-haram ve konumuz olan itidal/denge/adalet tanımımızı hangi ölçüye göre yapacağımızı da bilen/belirleyen Allah'tır.
 
    İtidal, denge, vasat, orta yol gibi kavramların karşılığını ve kime/neye tekabül ettiğini vahiy belirlemektedir, itidal; vahyin ve onu pratize eden rasulün durduğu yer/durmamızı istediği yerdir.
    İtidal; sayısal, fiziksel, sosyal, geometrik, yani insan eli ürünü olarak belirlenen ve başı-sonu olan bir çizginin ya da ölçütün tam ortası demek değildir, insan eli ürünü olan davranış ya da yaklaşımların da tam ortası demek hiç değildir, hülasa itidalin ne olduğu nasıl olacağı ölçütünü koyan insan olamaz, çünkü insan -kendi başına bırakıldığında- yanlıdır, subjektiftir, yanlışlanabilir, acelecidir, pragmatisttir, unutkandır, korku ve çıkarların yönlendirdiği bir varlıktır, dolayısıyla insanın tanımlayacağı itidal/denge/vasat indi çıkarımlara mahkumdur, yani her insanın ya da toplumun itidal anlayışı/yüklemesi farklılık arzedecektir. Dinulkayyım olan İslamdan bağımsız ve ona muarız itidalin/dengenin ve bundan neşet eden adaletin tanımlanması ve de inşa edilmesi sözkonusu değildir. Bu hususta gösterilecek çabalar beyhudedir ve aldatmaya/aldanmaya mahkumdur. Şirki zihinler/la'dini yaklaşımlar zulüm üretmeye ve adaleti/itidali katletmeye-ketmetmeye mahkumdur. (31/13)
 
    İtidal vahye dayanmaktır:
 
    İtidali tanımlayan/belirleyen ve emreden Kur'an'dır;
 
    İtidalin öncelikli ve mutlak şartı Kur'an'ı mihenk/kıstas/ölçü/hakem ve hidayet kaynağı olarak görmek ve de bütün bagajlardan arınarak ona sadakat göstererek hayatımıza taşımaktır.
    "Ve şüphesiz o (Kur'an), senin ve kavmin için gerçekten bir zikirdir. Siz (/Kur'an'dan) sorulacaksınız/sorgulanacaksız." (43/44)
    "Bu (Kur’an) insanlar için bir beyan sakınanlar için de bir hidayet ve öğüttür." (3/138)
 
    "Ey insanlar, Rabbinizden size bir öğüt, sinelerde olana bir şifa ve müminler için bir hidayet ve rahmet geldi." (10/57)
 
    "De ki: ‘İman edenleri sağlamlaştırmak, Müslümanlara bir müjde ve hidayet olmak üzere, onu (Kuran’ı) hak olarak Rabbinden Ruhu’l-Kudüs indirmiştir."(16/102)
 
    Kur'an; itidali/dengeyi/vasatı kimlik haline getirmemizi ve düşünsel/eylemsel hayatımıza yansıtmamızı emretmektedir;
 
    "Böylece biz sizi, insanlara şahid (ve örnek) olmanız için orta/vasat bir ümmet kıldık; Peygamber de üzerinizde şahid olsun." (2/143)
 
    "Elini boynunda bağlanmış olarak kılma, büsbütün de açık tutma. Sonra kınanır, hasret (pişmanlık) içinde kalakalırsın." (17/29)
 
    "De ki: ‘Allah, diye çağırın, ‘Rahman’ diye çağırın, ne ile çağırırsanız; sonunda en güzel isimler O’nundur.’ Namazında sesini çok yükseltme, çok da kısma, bu ikisi arasında (orta) bir yol benimse." (17/110)
 
    "Onlar, harcadıkları zaman, ne israf ederler, ne kısarlar; (harcamaları,) ikisi arasında orta bir yoldur." (25/67)
 
    "Yürüyüşünde orta bir yol tut, sesinden de (yüksek perdeleri) eksilt. Çünkü, seslerin en çirkin olanı gerçekten eşeklerin sesidir." (31/19)
    “Size rızık olarak verdiğimiz şeylerin temiz ve helal olanlarından yiyin. Bu konuda aşırı da gitmeyin, yoksa üzerinize gazabım iner. Gazabım da kimin üzerine inerse o muhakkak helak olmuş demektir.” (20/81)
 
    “Yiyin için fakat israf etmeyin. Çünkü Allah, israf edenleri sevmez” (7/31)
 
    “Onlar: Ey Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver. Ahirette de iyilik  ver. Bizi cehennem'in azabından koru, derler.” (2/201)
 
    “Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adil davranmamaya itmesin. Adaletli olun; bu Allah korkusuna daha çok yakışan (bir davranış)tır. Allah’a isyandan sakının. Allah yaptıklarınızı hakkıyla bilmektedir.” (5/8)
 
    İtidal; sırat-ı müstakim'dir, vahyin vaaz ettiği dinin emir ve nehiyleriyle yetinmeyip 'dini enflasyona tabi tutan' ruhbanlar gibi (57/27) olmaktan sakınan ve "Ey iman edenler, size açıklandığında sizi üzecek/sizi zora sokacak şeyleri sormayın" (5/101) ilahi uyarısını dikkate alarak dinin arı duruluğunu/yalınlığını detaylara indirgeyip boğmayan ve de "De ki: Siz Allah'a dininizi mi öğreteceksiniz? (49/16) ilahi beyanıyla ürperen, din'de tenzilata girerek 'adeta' amelle ispatı olmayan kuru/soyut bir inanca indirgemekten de şiddetle sakınan, gayba yönelik bütün konularda nasla bildirilen ile yetinen ve "racmen bilgayb/gayba taş atmayın" (18/22) mesajıyla haddimizi bildiren Allah'a boyun eğen ve bu uyarılarla haddini bilen yaklaşımın adıdır, hududullah'a (eklemeden-çıkarmadan) sadakattir.


YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYINIZ>>>>

Yukarı Dön



Etiketler:

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Kategoriye Ait Diğer Haberler



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat