"İslami kesime neden susuyorsunuz diye sormak lazım"


"İslami kesime neden susuyorsunuz diye sormak lazım"

A+ |Normal |A-

Son güncelleme: 09 Şubat 2018 Cuma 18:05


Geçen günlerde Furkan Eğitim ve Hizmet Vakfı’na yönelik düzenlenen operasyonda vakfın kurucusu Alparslan Kuytul’la birlikte 21 kişi gözaltına alınmıştı. Vakfın kurucu başkanı Alparslan Kuytul'un da aralarında bulunduğu 5 kişi tutuklandı.

Küre Medya / Haber Merkezi
Zaman zaman hükümete yönelik yaptığı sert eleştirileri ile de gündeme gelen Kuytul, son yaptığı konuşmaların birinde Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) adının Zulümle Kalkınma Partisi (ZKP) olarak değiştirilmesi gerektiğini söylemişti.

Tutuklanan Alparslan Kuytul’un eşi Semra Kuytul, yaşadıkları süreci Ahval’e anlattı.

“İslami kesimden ve cemaatlerden görmediğimiz desteği sol ve diğer kesimlerden gördük” diyen Kuytul, bu operasyonların arkasında hükümetle birlikte farklı bir iradenin de olabileceğini belirterek “Derin dinsiz bir komiteden bahsetmişti Hocaefendi. Birileri tenkit konusunu bahane ederek hükümeti üzerimize salıyor olabilir” ifadelerini kullandı.

Söz Semra Kuytul'da...

Öncelikle Alparslan Kuytul ve beraberindekilere neden operasyon yapıldı? Sizce bu operasyonun nedeni ne?

Ben öncelikle hassasiyetinizden dolayı teşekkür ediyorum. Çünkü insanlar şu anda bu sorgulamayı bile yapmıyor. Bir geçmiş olsun bile diyenlerin olmadığı bir dönemdeyiz maalesef.

Hocaefendi’nin de görüşü, bizim de görüşümüz şu; birkaç yönü var. Bir yönüyle hükümeti tenkit meselesi. Bir takım tenkit ve eleştiriler onları yaralıyor olabilir. İslami bir kimlikle görünmeye çalıştıkları için bir hoca tarafından eleştirilmek onları daha derinden yaralıyor olabilir. Yani bir solcunun eleştirisi bu halkta çok tutmaz ama kendi camiasından birisinin tenkiti daha da yaralayıcı olabilir.

Tenkitten rahatsız oluyorlar, yaralanmak istemiyorlar, muhtemelen oy kaybetmek istemiyorlar.

Ama doğruların da konuşulması gerektiğini düşünüyoruz. Hocaefendi’nin bu konuda hiçbir zaman geri adımı olmaz.

Bu operasyonun bir diğer sebebi de Hocaefendi’nin Tevhid meselesini, yani Allah’ın dünyasında Allah’ın dediği olmalı konusunu gündeme getiriyor olması, bunu çok açık net bir dille sürekli anlatıyor olması şu anda sistem içerisinde olup da bundan rahatsız olan birtakım kesimleri ciddi manada rahatsız ediyor.

Alparslan Kuytul’un Doğu Perinçek’e atfen bazı açıklamaları olmuştu daha önce. Siz de onu mu kastediyorsunuz? Tam olarak hangi kesimler?


Allah’ı, Müslümanları sevmeyen kesimler. ‘Derin bir dinsiz komite’den bahsetmişti Hocaefendi daha öncesinde. Bizim bu yönümüzden, Tevhid’i anlatıyor olmamızdan rahatsız olan bir kesim olduğu da gerçek. Dolayısıyla hükümet şu anda tenkitlerimizden hoşlanmadığı için mi üzerimize geliyor yoksa bizim ona yaptığımız tenkitleri bahane ederek birileri onu bizim üzerimize mi salıyor?

Biliyorsunuz Hocaefendi’nin bazı videoları kırpılıyor ve halka o şekilde servis yapılıyor. Belki aynı kırpılmış videolar, bazı üst düzey hükümet yetkililerine de servis yapılıyor ve onlar da bizi oradan tanıyorlar. Yani yanlış lanse ettirme söz konusu olabilir. Aslında belki de Tevhid’in anlatılmasından, anlaşılmasından rahatsız olanlar hükümeti tenkit olan kısmını kullanmak suretiyle onu bizim üzerimize sürüyor olabilirler.

Yani ‘birileri hükümeti bir araç olarak kullanıyor olabilir’ diyorsunuz…

Olabilir. Bu da ihtimal dahilinde. Ama bu hükümeti masum kılar mı? Onun da araştırılması lazım. Sonuçta da hükümet. Bu devlet onlara teslim olmuş. Bu kadar büyük bir operasyona bilir bilmez üç beş kırpılmış video üzerinden gidecek değildir herhalde. Büyük çaplı bir operasyon gerçekleşti çünkü.

Destek geliyor mu size diğer cemaatlerden?

Şu sürecimizde kayda değer bir destek gördüğümüzü hatırlamıyorum. Tek tük internet üzerinden yazıp çizenler var geçmiş olsun diye ama böyle bir kurum kuruluş adı altında şu anda hatırlamıyorum. Bizim Adana’dan bir iki STK’dan gelenler oldu ziyaretimize. Eskiden tanışıklığımız olan kişiler. Onun dışında böyle Türkiye çapında bir destek görmedik. Bir korku havası hâkim olabilir.

Bir de bizi terör örgütü ilan edildi edilecek gibi lanse ettiler topluma. Biliyorsunuz vakfın basılma şekli çok farklı. Evlerimize geliş tarzları çok farklı.

Özel Harekat falan devreye girince muhtemelen insanlar ‘Bunlar da yarın terör örgütü ilan edilecekler, hiç bu işe bulaşmayalım’ gibi bir düşünceye girmiş olabilirler.

Doğru değil ama maalesef böyle. Başka kesimlerden daha çok destek gördük. İslami camiadan görmediğimiz desteği, solculardan ve bizim görüşümüzü kabul etmeyen diğer kesimlerden gördük.  İslami camiadan bir destek gördüğümüzü hatırlamıyorum.

Sebebi ne bunun sizce? İslami kesimin ve cemaatlerin sessizliğini neye bağlıyorsunuz?

Bilemiyorum. Bunun izahını kendileri yapsınlar. Neden susuyorsunuz diye onlara sormak lazım. Ciddi manada bir tarafgirlik mi olmuş, korku mu peydahlanmış, hak adalet izan denge mi karışmış, doğruyu yanlıştan ayırt edemez hale mi gelmişler, menfaatperestlik mi çökmüş bilemiyorum. Bin tane sebep sayılabilir. Bunu kendilerine sormak lazım.

Eşiniz başına böyle bir şey geleceğini tahmin ediyor muydu, bekliyor muydu?

Yıllardır göz önünde bulundurduğu bir ihtimal bu. O, hakkı söylediği için sürekli üzerine geliyorlardı, sürekli tehdit alıyordu. Eski konuşmalarında da, 15 Temmuz öncesinde de Gülen Camiası tarafından bir takım tehditler aldığı olmuştu. Dinler arası diyaloğu eleştirdiği zamanlarda da tehditler aldığı olmuştu.

O, yanlışları sürekli söylediği için, yanlışa yanlış dediği için sürekli böyle duyumlarımız oluyordu. 15 Temmuz sonrasında sizler de duymuşsunuzdur, hani ‘sıra Furkan Vakfı’nda, bundan sonra onlar bitirilecekler. Her an basılabilirler’ gibi bir duyum vardı. Bu, onun ihtimal dışında tuttuğu bir şey değildi. Fakat buna rağmen o, hakkı söylemenin vazifesi olduğunu bildiği için devam etti.

Siz bir tweette şöyle diyorsunuz; “Kulağımıza bazı haberler geliyor. ‘Hükümeti eleştirmenin dozunu azaltırsanız belki bu iş çözülür.’ diye. Biz hükümeti eleştirmiyoruz, yaptığı zulmü anlatıyoruz.” Bu haberler nereden geliyor? Nasıl haberler tam olarak?

Bizi tanıyan birilerine, onları tanıyan birileri “Ankara’da bizim tanıdıklarımız var. Sizin bu işinizi çözmek için yardımcı olmak isteriz ama sizin de biraz bu söylemlerinizi yumuşatmanız lazım” gibi konuşmalar yapılıyor. Israrla bu haberi ulaştırmaya çalışıyorlar. Biz mesajı alıyoruz.

“Sesinizi keserseniz üstünüze daha fazla gelmeyiz” şeklinde yani?

Ben o tweette de ifade ettim, bir zulüm var ortada biz onu anlatıyoruz. Onu da mı konuşmayalım? Başımızda böyle büyük bir hadise var, evlerimiz basılmış, vakıflarımız derneklerimiz kapatılmış, mallarımıza el konulmuş. Böyle bir durumda da mı konuşmayacağız yani? Başımıza gelen zulme zulüm demeyecek miyiz?

Peki bu operasyonlar, dedikleri gibi ‘söylemlerinizi yumuşatmanıza’ neden olacak mı? Yani Alparslan Kuytul gözaltına alınmadan önce söylediklerini serbest kalırsa yine söylemeye devam edecek mi?

Ben Hocaefendi’yi çok iyi tanıyorum. Onu siz de üç beş defa görmüş olsaydınız benim bu görüşlerime katılırdınız. O, bildiğinden vazgeçecek bir insan değil. ‘Ya beni öldürürsünüz ya da zulmü bitirirsiniz’ sözleri asla blöf değil. Hocaefendi ancak ölerek susar. Çıktığı zaman kaldığı yerden devam edecektir. Muhtemelen daha da şiddetli bir şekilde devam edecektir. Bilemiyorum ondan sonra iş nereye gidecek.

Cemaat’te de böyle bir tedirginlik görmedim ben. Bir güven söz konusu. Biz Hocaefendi’nin attığı adımlara güveniyoruz. Çabasının hak ve adalet adına, Allah rızası için olduğunu biliyoruz. Ne derse sonuna kadar arkasındayız. Onun gittiği yere biz de gideriz diye bir düşünce var çünkü cemaat gerçekten onun samimiyetine inanıyor.

Şu an ben arkadaşlarımızı bastırmaya çalışıyorum. Evlerine göndermeye çalışıyoruz gitmiyorlar. ‘Neden hocamız böyle konuşuyor, keşke biraz daha dozunu azaltsaydı’ gibi en ufak bir şey duymadım kimseden. O, doğruları söyledi ve doğruları söylediği için başına bu geldi.

Nasıl bir karar bekliyorsunuz mahkemeden?

Medyada yanlış haberler var, sanki günlerdir sorgudaymış gibi. Hayır 8 gün boyunca Emniyet’te hiçbir şekilde muhatap almadan beklettiler. 9. günde çok hızlı bir şekilde ifadelerini aldılar.

Avukatımız dosyayı görmüş, tecrübeli bir insan, yıllarca ceza hâkimliği yapmış biri, “Ben dosyaya baktım ve içerisinde suç unsuru teşkil edebilecek en ufak bir şey yok. Buna bakan hâkimin hemen şimdi tahliye* vermesi lazım. Durum tamamen net. Sadece tenkit var dosyada.” dedi.

Hükümeti tenkit konusu var. O konuda da mesela Afrin meselesi ise şu anda zaten medya da muhalefet de Afrin konusunda Hocaefendi’nin dediklerini söylemeye başladı. O ilk gün söyledi, bunlar bir hafta on gün sonra söylemeye başladılar. Yandaş medya bile bu konuda Hocaefendi’nin söylediği yere gelmeye başladı. Hatta, Hocaefendi ‘Afrin meselesi bir tuzak olabilir’ demeden birkaç gün evvel ona çok alçakça saldıran Akit TV bile ‘Bu bir tuzak mı’ diye haber yapmıştı.

Onlar bile bunu söylüyorlardı ama Hocaefendi’yi sanki şu anda toplumun milliyetçilik duygularından istifade ederek, bu arada tutuklamak istiyorlarsa bununla kamufle etmek istediler gibi de geliyor bana. Bu davadan biz tahliye bekliyoruz. Aksi halde ben siyasi otoritenin verdiği bir karar olacağını düşünüyorum.

(Söyleşinin yapıldığı saatlerde Alparslan Kuytul'un tutuklanmasına ilişkin henüz bir karar açıklanmamıştı.)

Birkaç gün önce geçirdiğiniz trafik kazasını da sormak istiyorum. Bununla ilgili açıklamalarınız oldu, kazanın ‘şüpheli’ bir kaza olduğunu söylediniz. Paylaşabileceğiniz yeni detaylar var mı? Neden şüpheli olduğunu düşünüyorsunuz?

O konuda paylaşacağım detaylar var ama şu içinde bulunduğumuz süreci biraz atlatmak istiyorum. Hocaefendi’nin davasının sonuçlanmasını, gündemimize gölge düşürecek bir durum ortaya çıkmamasını istediğim için biraz beklemeye aldım o meseleyi. Kaza esnasında arabadan indikten sonra şunu fark ettim, oraya gelen 10-15 kişi normalde vatandaşın gelmesi arabalara bakması, bir şeyiniz var mı demesi, ambulans çağıralım mı gibi doğal tavrın ötesinde sanki Olay Yeri İnceleme gelmiş, uzman hassasiyetiyle dolaşıyordu ortada. Bunu çok net hissettim. Çok bilinçli bir şekilde gelmiş.

Mesela sormuyor şoföre ‘içeride başka kimse var mı’, arabaya gidip bakmıyor bile, şoför aracına dönüp bakmıyor bile, diğer araca bakıyor iner inmez. Geliyorlar bizim aracımıza bakıyorlar. O esnada o kişilerin etrafta olmaları bile gece 12:45 civarındaydı bana çok garip geldi.

Yani bunun bir suikast girişimi ya da bir gözdağı olduğunu mu düşünüyorsunuz?

Evet o şekilde değerlendirdim. Savcılığa yazmış olduğum dilekçeyi de yayınladım Twitter’da. Orada da bazı şeyler var. Mesela bir polis aracının geçip hiçbir şekilde kazaya bakmaması, kazadan 5 dakika sonra oradan geçmesi ve durmadan devam etmesi. Gece gezen bir devriye ekibiyse o, kaza gördüğünde durmaz mı? Durmadı. Yanımızda ayrıca çok yüksek sesle çalışan bir çöp arabası, sol tarafımızda da başka bir çöp arabası.

Kamera görüntülerini görmüşsünüzdür kazaya sebebiyet veren çöp arabası geçiyor gidiyor, diğeri yanımızda çok yüksek bir sesle çalışıyor. Yani dedim neyi kamufle etmeye çalışıyor acaba. Sonrasında düşünüyorum tabi ben bunları. Onun dışında görüntüler de var elimizde. Ben bunun böyle bir girişim olduğunu düşünüyorum.

Ortalığı karıştırmak isteyenler bu vesileyle karıştırmak istemiş olabilir. Cemaatimiz için de çok büyük bir yıkım olacaktı. Sadece Hocaefendi için değil, tüm arkadaşlarımız için şu moral bozukluğunun üzerine böyle bir şey olsaydı, Allah korumasaydı çok ciddi bir olay ortaya çıkacaktı. Ben her gün o yoldan Doblo ile geçiyorum. Aynı akrabamın iki arabası var biri Doblo bir Passat marka arabalar.

Genelde bayanlar olarak biz diğerini kullanıyoruz. Eğer o gün diğer araçla gitmiş olsaydık, araç çöp arabası ile arada preslenmiş olurdu. Bu aracımız sağlam bir araç olduğu halde şuan iç düzeneği kullanılamaz halde, tamamen sıkışmış. Normal gelmiyor bunlar bana.

Size çarpan aracın şoförüyle de İhlas Haber Ajansı bir görüşme yapmış. Kendisi de sizin suçlamalarınız nedeniyle dava açacağını söylüyor.

Keşke kendisini bu kadar deşifre etmeseydi. Benim hedefimde o yoktu. Ben ondan hiç bahsetmedim, onun arkasındaki kişilerden bahsettim aslında.

Son olarak ‘evlerin mühürlenmesi’ konusu nedir? Böyle bir uygulama devam ediyor mu?

Bir ev öyle oldu. Gidip geldiğimiz bir arkadaşımızın kendi evi. Sabah saatlerinde oluyor olay. Çamaşır makinesinde çamaşır olduğunu söylüyor arkadaşımız. Çamaşır bitmeden dışarı çıkamam diyor. Çok acele ettiriyorlar küstah tavırlarla. ‘Ne kadar çok eşya alırsan o kadar kar, çünkü aylarca evini göremeyeceksin, bu sadece sana yapılmayacak tüm evlere yapılacak’ falan gibi tahrik ederek sanki bizlere birtakım mesajlar iletmeye çalıştılar. Ben bunun bir Valilik ya da herhangi bir merciden alınmış bir karar olduğuna inanmıyorum.

Bunu ben tamamen bize karşı bir tahrik olarak kabul ediyorum. Çünkü ister istemez onu duyan arkadaşlarımızda bir galeyana gelme durumu söz konusu oldu. ‘Nasıl olur, evlerimizden de mi bizi atacaklar, kapımızı da mı mühürleyecekler’ gibi. Ki gerçekten kapısına da mühür bastılar, trajikomik bir durum yani. Bildiğiniz bir mühür bastılar bir eve.

Ben bunun kayıtlarda geçen bir karar olduğunu zannetmiyorum. Bu keyfi bir uygulama, tahrik amaçlı ve geçici bir uygulama. Bize bir mesaj gönderiyorlar. Bu neyi gösteriyor, Hocaefendi’yi suçlamak için herhangi bir suç unsuru bulamadıklarını, bunu bulabilmek için bir ümit acaba cemaat dışarıda Hocaefendi başında değilken böyle tahriklere gelir de orayı burayı kırar döker, suç örgütüne dönüşür mü...

Yani bir suç bulmaya çalışma olarak değerlendirdim ben bunu. Biz bir açıklama yapmıştık bunun akabinde, acaba ‘hücre evi’ vs diye göstererek böyle bir mühür kararı çıkarıp evleri mühürleyebilirler mi diye, o zaman ben dedim, gelin, Allah vere benim evime gelin, inşallah gelirsiniz dedim.

Ben çıkmayacak mıyım, direnecek miyim? Hayır asla direnmeyeceğim, benim 88 yaşında kayınvalidem var, 5 tane çocuğum var, bavullarımla, kayınvalidemle yaşadığım o evden çıkacağım sizi de bütün dünyaya rezil edeceğim. Bu yaptığınız zulmü alnınızdan nasıl temizlersiniz siz düşünün. Ben 1 ay dışarıda yatmışım yatmamışım mesele değil. Sen bu zulümden nasıl kendini kurtaracaksın onu düşün.

Biz tahrik olup provoke olmadığımız için mi bilmiyorum devamı gelmedi. Ertesi gün olacağı söylenen şeyler olmadı. O mühür vurulan ev de akşamında açıldı. Diyelim ki evimizi kaybedelim, ne olacak? Sen adaletini kaybediyorsun, zulmüne zulüm ekliyorsun, senin kaybının yanında benim kaybım sıfır. Tarihe bu böyle geçecekti.

Son olarak eklemek istediğiniz...

Zor bir süreçten geçiyoruz. İnşaallah atlatacağız. Biz Hocaefendi’nin arkasında durmaya devam edeceğiz. Bizi gözlemleyenler şöyle bir şey beklemesin; ‘Furkan Vakfı bitti. Zaten sizin de geleceğiniz yer buraya kadardı. Zaten görünüyordu. Siz eleştiriyorsunuz ama biz de zaten başımıza bu gelmesin diye eleştirmiyorduk.’

Böyle kendilerine haklılık payı çıkartabilirler ama hakkı söylemeden, hakkı yaşamadan yaşamaktansa hakkı söyleyerek, hakkı yaşayarak ölmek daha şereflidir. Bunun sonunda ölüm olacağından değil. Ama bu yola devam ettiğimiz takdirde Allah’ın bize yardım edeceğine inanıyoruz. Bu dava Allah’ın davası.

Kaynak: Ahval.com

Yukarı Dön



Etiketler:

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Kategoriye Ait Diğer Haberler



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat