‘İslami Bilinç ve Cahiliyenin Dört Hali


‘İslami Bilinç ve Cahiliyenin Dört Hali

A+ |Normal |A-

Son güncelleme: 31 Aralık 2015 Perşembe 18:35


Eynesil Furkan-Der'in 2015-2016 sezonu seminerlerinin ikincisi olan “İslami Bilinç ve Cahiliyenin Dört Hali” başlıklı semineri İstanbul’dan Aksa İlim ve Davet Merkezi kurucusu yazar Hamza Er sundu.

Küre Medya / Haber Merkezi
Eynesil Furkan-Der’de, “İslami Bilinç” başlığıyla ayda bir devam eden seminerlerin ikincisi olan “İslami Bilinç ve Cahiliyenin Dört Hali” başlıklı semineri İstanbul’dan Aksa İlim ve Davet Merkezi kurucusu Yazar Hamza Er sundu.

Okumak, araştırmak, öğrenmek, farkında olmak, bilmek ve bilmeyene bildiklerini sunmak olarak tanımlayabileceğimiz ‘Bilinçlenme’nin, her türlü düşünce tarafından kullanıldığını belirterek konuşmasına başlayan Hamza Er, işçi hakları adıyla ‘Sosyalist Bilinçlenme’, Kâr artışına yönelik ‘Kapitalist Bilinçlenme’, Kadınlara sözde özgürlük için ‘Feminist Bilinçlenme’ gibi tamlamalarla bu kavramın içinin doldurulduğunu ifade etti.

Hamza Er, biz Müslümanlar gerçek anlamda bir bilinçlenmenin gerçekleşebilmesi için merkezinde tevhid inancının ve düşüncesinin yer alması gerektiğini bilmeli, ‘İslami Bilinç’ derken, kaynağını vahy’den almış bir inanışı, düşünüşü kastettiğimizi anlamalıyız dedi.

İslami bilincin, insanlığın kötüye gitmesinden şikâyet eden herkese bir çağrı olduğunu, bu sebeple bu bilincin sahibini Müslümanlaştırması gerektiğini belirten Hamza Er; “sahih bilinç sahibinin önce niyetini, sonra davranışlarını düzeltmelidir. ‘İslami Bilinç’ muhatabını yönlendirmeli ve vahyin sünnetin kalıbına sokmalıdır. Haram helal ölçüsüne göre,  Allah’ın razı olduğu tavırları almaya itmelidir. Bu hal, toplumsal ve ferdi hayatın bütününü imanla birleştirmeyi amaçlamalıdır.” dedi.

İslami bilinçlenme süreciyle birlikte toplumsal düzeni bozan kişilere de yaptıkları davranışın yanlışlığını ve bu davranışlarının nelere sebep olacağını ve en önemlisi davranışının altında yatan sebepleri gösterebilmeliyiz diyen Hamza Er, Tevhidi bilinçlenme süreciyle toplumun nefsindekini
değiştirmeyi hedeflemeli, onun için önce neslin ıslahı ve kurtuluşunu merkeze almalıyız dedi.

İslami Bilincin, bilinçlenmenin karşısında duran tavrın genel isminin  ‘Cahiliye’ olduğunu vurgulayan Er, İslam dışı tüm düşünce, değer ve anlayışların ortak ismi olan Cahiliyenin, kısaca vahyin karşıtı olan bir sistemi ifade ettiğini, Rabbimizin Peygamber göndermesindeki temel amacın da, bu sistemin ortadan kaldırılması olduğunu söyledi.

Hevaya, bitmez arzulara, çıkar ve menfaate, kör inada, taklide, kaba, kıt davranışlara dayalı olarak yeşeren ve fıtri insicamı tehdit eden, bozan Cahiliye kültürünün, fıtrata ait olanı, Tevhidi, adaleti, merhameti, dengeyi bastırarak egemen olabilme imkânını zorladığı konusunda uyarılar yapan Hamza Er bu çerçevede konuşmasına şunları ekledi:

“Peygamberlerin bu bastırılan duyguları yeniden yeşertebilme adına vahiyle desteklenerek toplumlarına gönderilmeleri, en çok bu sistemin kumandasında bulunan egemenleri rahatsız etmiş, cahiliyeden ilme, zandan, vahye doğru geçişe karşı kuvvetli bir direnç göstermişlerdir. Her biri birer ıslah eri olan Peygamberlerin yaşadıkları sıkıntıların, iftira, alay, sürgün, işkence ve tehditlerin arkasında cahili statükonun değişime karşı gösterdiği bu kuvvetli direnç bulunmaktadır. İblisin zanna dayalı olarak Âdem’e karşı üstün olduğu iddiasıyla başlayan cahili algı, daha sonra onun yolunu takip eden topluluklarla sürdürülerek bugünlere kadar gelmiştir. Esasında şunu net olarak söylemek gerekir ki, hayatın, imtihanın devam ettiği her an, vahyin takipçileri ile cahiliye zihninin destekçilerinin mücadelesi de asla bitmeyecektir. Bu sebeple, Kur’an’la buluşarak Rabbimizin inanca, hayata, gayeye, hesap gününe dair muradını özümsemiş Müslümanların çevrelerindeki bu cahiliye topluluklarını tanıyabilmeleri, onlara karşı gösterecekleri direnç açısından oldukça önemlidir.”

‘Cehl’in, gücendirmek, kaba davranmak, bilmemek, tanımamak gibi anlamlara geldiğini aktaran Hamza Er, kavramın ‘Nefsin bilgiden boş olması, gerçeğin dışında bir şeye inanma ve bir konuda yapılması gerekenin veya hakkın tersini yapma’ şeklinde üç anlam sahasının olduğunu belirtti.

Hamza Er, Cehaletin insanı bilinçten yoksun bırakan halin adı olduğunu, bilinç yoksa insanın hayvandan bir farkı da kalmadığını, eğer bilinci inşa eden bir fırsatı Allah(c) kullarına vermiş ve kişi bunu değerlendiremiyorsa, artık onun gözü, kulağı ve kalbinin de bir işe yaramayacağını ifade ettikten sonra konuşmasında kısaca şu konulara değindi:

‘Cahiliyye’,  Allah’ın indirdiği hükümleri ve bilgileri kabul etmeyip bunların yerine insanlar tarafından konulan hükümlere, düşüncelere ve sistemlere inanmaktır. İbadeti yalnızca Allah'a özgü kılmayan, Müslüman toplumun dışında kalan her toplum cahili toplumdur. Kur’an’da geçtiği dört ayette cahiliyye kelimesinin; ‘zann üzere hareket etmek (bkz. 3/Âl-i İmrân, 154), körü körüne bağlılık (taassub, hamiyet) (bkz. 48/Fetih, 26), çıplaklık ve teşhircilik (bkz. 33/Ahzâb, 33), İslam dışı hüküm ve yönetim anlayışı (bkz. 5/Mâide, 50) yönleri ön plana çıkmaktadır.

Cehaletin beslendiği unsurlar, özenti, kibir, bencillik ve kendini yeterli görme, kör bağnazlık ve inat, zanna ve kuruntulara(emaniyy) dayanmadır.

Emaniyy; ‘ümniyye’nin çoğulu olup, kişinin nefsinde, hayalinde kurup durduğu, arzuladığı, peşinde koştuğu hayaller, kuruntular, boş arzular demektir. Kuru temennilerden başka bir şey olmayan emaniyy hevalarına uyan kişilerin hep gerçekleştirmeye ve ulaşmaya çalıştığı hayallerdir ki, işte bu tür hayallerde davranan insan cahil insandır. Kendilerine çizdikleri yol, düşünme ve yaşantı biçimleri ilm’e değil, ancak zann’a dayanır; her şeyi zannlarına dayanarak ölçer, nefsani takdir ve tahminlerle birtakım yargılara varır, keyiflerine göre hüküm verirler ve bunun sonucunda da Cahiliyye bir sistem, bir yaşantı ve düşünme (inanma) biçimi olarak ortaya çıkar.

Bugün, yaşadığımız çağda insanımızı kuşatan cahiliye sarmalının tek yönlü olmadığını hatırlatan Hamza Er, adeta dört bir yandan ahtapot gibi insanımızı sarmalayan, özgün bir Kur’an Neslinin yeniden yeşerebilmesinin önünde ciddi engel teşkil eden bu yaklaşımların zaaf ve düşmanlıklarıyla beraber deşifre edilmesi, kararlı bir kalkış için önemli görülmelidir diyerek Cahiliyenin dört halini şu şekilde maddeleyip tanımladı:

1-  Geleneksel Cahiliye

- Bid’at ve hurafelerle dolu, din adına üretilmiş söylemlerle insanlığı etkisi altına almış geleneksel cahiliye iliklerimize kadar işlemiş bir haldedir… İnsanlar uydurulmuş, üretilmiş bu dini çok seviyor ve barışık yaşıyorlar. Bununla uygun bir üslupla mücadele şarttır. Şirk ve günah eylemi barındıran eylemlere karşı toplumu bilgilendirmek, insanlığı sakındırmak görevimizdir.

2- Modern Cahiliye

- Yeryüzünde vahyi değerlerin yerine geçmiş modern ideolojiler insanlığı kuşatmış, hayatın her alanında alternatif bir yaşam biçimi, duruş dayatmaktadır. Ve bunu sevdirerek, hissettirmeden yapmaktadır. Kapitalist, liberal, modern hayat tarzından arınmak ve ailemizi korumak için çok ama çok işimiz vardır. Tüketimimiz, üretimimiz, yaşantımız, ailemiz, kıyafetimiz, soframız, evlerimiz, konuşmalarımız, gündemimiz vb… hep bu modern aklın programladığı şekilde gerçekleşmeye başlamıştır. Modern ideolojilerin dayattığı modern cahiliyeye karşı mücadele etmek ve ailemizi ve insanlığı sakındırmak görevimizdir.

3- Tepkisellik ve kör şiddet eğilimiyle dinin Cahili yorumu

- Aynı zamanda; yanlış usulü kaynaktan beslenmiş, bundan ötürü tepkisellik üzerine bina edilen, hayata, herkese düşman, pis, kötü gözüyle bakan Sahih, İslam algısının çok uzağında olan, yükselen kör şiddet eğilimlerine karşı gençleri, çevremizi ve çalışmalarımızı koruyabilmek de görevimizdir.

4- Egemen Cahiliye

- Yaşadığımız bölgede ve yeryüzünde egemen olan, güçlü olan rejimlerin, idarelerin ifsadından beri olmak, o kir ve lekelere bulaşmamak, “LA” bilinciyle net bir ayrışmayı gerçekleştirmek, dostluk, temsiliyet yetki ve hakkını bu makamlara vermemek, yani referansını İslam’dan almayan Cahiliye sistemlerine karşı ilkeli durabilmeyi sağlamak görevimizdir.

Her biri birer konferans konusu olan bu maddelerle ilgili kısa değinilerde bulunan Hamza Er, konuşmasını Bugün Müslümanlar, cahili sistemle bütünleşen değil ayrışan, davet eksenli, açık, net, şeffaf bir mücadele ile İslami bir toplum ve siyasi organizasyonun tesisine çalışmalıdır. Bizim yolumuzu, yordamımızı, cahili sistemlerin kendi bekaları için kurguladıkları yöntemler değil, bizler için en güzel örnekliğin sahibi Hz. Peygamber’in hayatı ve mücadelesi belirlemelidir.’ mesajıyla sonlandırdı.

Yukarı Dön

İlgili Fotoğraflar




Etiketler:

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Kategoriye Ait Diğer Haberler



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat