İslamcılar 90'larda devleti eleştiriyordu şimdi eleştirmiyor


İslamcılar 90'larda devleti eleştiriyordu şimdi eleştirmiyor

A+ |Normal |A-

Son güncelleme: 28 Mayıs 2016 Cumartesi 18:06


Lacivert Dergisi’nin sosyolog Fahrettin Altun ile terör, güvenlik ve toplumsal dönüşüm üzerine bir röportaj yaptı.

Küre Medya / Haber Merkezi
Lacivert Dergisi’nin sosyolog Fahrettin Altun ile terör, güvenlik ve toplumsal dönüşüm üzerine bir röportaj yaptı. Fahrettin Altun’un  analizlerinin yer aldığı röportajda, AKP ve İslamcılarla ilgili  dikkat çekici tespitler bulunmakta. Faydasını muduğumuz röportajın ilgili bölümlerini paylaşma gereği duyduk.

 İslamcılar 90'larda devleti eleştiriyorlardı şimdi eleştirmiyor

Biraz konuyu değiştirelim, devlet-toplum ilişkisi dedik. Dindarlar veya İslamcı siyasetin içinden gelenler devleti bir şekilde dönüştürmeye başladılar. Bugüne kadar dışarıda bırakılmış gruplarla iletişim kurdular, halkın temsilini en üst düzeye getirmek istediler. Fakat 90'larda çok şikâyetçi oldukları devlet diline veya devletin bizzat mekanizmalarına çok fazla angaje olduklarını düşünüyor musunuz?

Birincisi, İslamcıların devletin kendisi olduğu bir gerçeklikle karşı karşıya değiliz. Bu meselede bir İslamcılık tartışması yapmamız lazım. İslamcılığın dönüşümü meselesini ele almamız lazım. İkincisi, bir taraftan da Türkiye'de devletin dönüşümü meselesini ele almamız lazım. 2002'den sonra atılan adımlarla beraber Türkiye'de devletin milletle ilişkisi farklılaşmaya başladı. Milletle ilişkisinin farklılaştığı noktada da o anlamda toplumun farklı kesimleri de siyasal elit halini almaya başladı. Bu dönüşümle birlikte de devleti daha fazla sahiplenen çok daha geniş toplum kesimi ortaya çıktı. Aslında yaşanan dönüşüm, ideolojik bir dönüşümden ziyade sosyolojik bir dönüşüm. Ben biraz böyle okuyorum. İslamcılar 90'larda devleti eleştiriyorlardı, şimdi eleştirmiyorlar. Ben de 90'lı yıllarda anlattığınız şekliyle devleti eleştiren bir siyasal zihne sahiptim, yazarken çizerken devletin hem tarihsel olarak hem de hâlihazırda yürüttüğü problemli siyasetlere vurgu yaptık, zulüm politikalarına dikkat çektik. Çünkü devletin ve devlet elitlerinin toplumun geniş kesimlerine karşı yürüttükleri düşmanca bir siyaset vardı. Radikal laiklik, dar ve etnik baskıcı politika, bütün bunlar devletin toplumu baskıladığı bir siyasal yapıyı ortaya çıkarmıştı. Bu siyasal yapı içerisinde ortaya çıkıp da burada bir problem var demek bir anlamda doğal bir süreçti. 28 Şubat performansını ortaya koymuş bir devletin bu toplumda, entelektüeller, İslamcılar nazarında normalleşmesi mümkün değildi. Bir normalleşme yaşandı ama bu normalleşme yaşanırken, burada İslamcıların iktidar elde etmesiyle yaşanan dönüşüm, 'ya bu koltuklar da güzelmiş, çok haksızlık etmişiz, madem artık bu direksiyonda biz oturuyoruz, bu araba da çok güzel bir araba, herkes bunu söylesin, bundan da memnun olsun' yönlü bir değişim ve dönüşüm değil. Yaşanan şey şu: Bir; devlet ciddi anlamda mahiyet değiştirdi. İki; devlete ideolojik rengini veren Kemalizm söylemi marjinalleşti, post Kemalist dediğimiz dönem başladı. Niye? Çünkü artık bireyin topluma, toplumun devlete hizmet ettiği bir yapı değil. Gerçekten bütün kademelerde bunu görebiliriz. Devleti hizmet boyutuyla öne çıkaran bir yaklaşım…

AK Parti'nin İslamcılıkla mesafesi nasıl değişti peki?

Şurası net; bunu bizatihi biliyorum: Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti'yi kurma süreci ve sonrasında kendisini hiçbir zaman İslamcı olarak görmedi. Çünkü Erdoğan'ın nazarında siyaset gerçekten seküler bir şey. Erdoğan bu anlamda İslam'ı siyasal bir aparat olarak kesinlikle kullanmadı, kullanılmasını da çok ciddi anlamda tehlikeli gördü. Bu anlamda son derece net, siyasete ilişkin yaklaşımı dini alanın içerisinden değildir. Siyaseti ahlaki bir Rönesans yahut bir anlamda toplumun dirliği ve birliği için seferber etme noktasında bir zemin olarak görebilir fakat bu onun bir ahlaki öğreti yahut bir dinî öğreti üzerinden siyaset yapması ve bunu meşru görmesi anlamına da gelmez. Bu konudaki hassasiyetini biliyorum. Biz burada sadece iyi bir Müslüman'dan bahsediyoruz. O yüzden, net bir şekilde 2002'de 'hizmet siyaseti, kimlik siyaseti değil' derken, İslam'ı da dâhil ederek 'din milliyetçiliği yapmıyoruz' derken kastı neyse bugünkü kastı da odur. İnsanların burada sürekli Erdoğan'a 'gizli ajanda' zerk etmeye çalışmasının nedeni de Erdoğan'ın Müslümanlığını, dindarlığını saklamıyor olması. Aksine bu baskıcı politikalara rağmen bunun da bireysel olarak yaşanabildiği bir toplumun normal bir toplumsal nizam olduğunu düşünen bir aktör ki sosyolojik olarak da bu böyle. Dolayısıyla da bu sembolleri kullandığı için sürekli bunun üzerinden bir ajandası olduğu ifade edilen bir aktör.

Erdoğan'ın Mısır'da yaptığı laiklik konuşmasının kafaları karıştırmasının sebebi bu mu?

Evet, Erdoğan Mısır'daki Müslüman Kardeşler'e bunu öğütledi. Siyaseti dinî kanallar üzerinden değil, daha seküler bir alan üzerinden yapın çağrısı. Burada sekülerlik, laikçilik demek değil. Yani dinî kimliklerin ötesinde bir siyaset ama eğer dinî kimlik baskılanıyorsa o kesimin haklarını savunmak da Erdoğan'ın yürüttüğü siyasetin merkezinde. 90'lı yıllarda, İslamcılık sahası içinde birbirleriyle doktrin kavgaları eden dünya kadar insan, bugün siyasette pozisyon almış iş yapıyor. Bunlar, İslamcılık adına bir programı hayata geçirelim deseler dünyanın kavgasını verirler, çünkü anlaşmaları mümkün değil. Nihayetinde onları durduran ve bir araya getirip iş yaptıran şey daha seküler bir yaklaşım. 'İslamcılar devleti ele geçirdi bak gördün mü' diyenler aslında kendilerine ait olduğunu düşündükleri siyaset sahasının ellerinden alınmış olmasına kızıyor.

Evet, AK Parti kendisine İslamcı demiyor ama içinde İslamcı kadrolar var, bunların da sınırlarının seküler bir yaklaşım içinde olduğunu söylüyorsunuz. AK Parti'nin ideolojik nüvesi muhafazakârlık mı?

AK Parti kendisine 'muhafazakâr demokrat' dedi. Bunun bir anlamı var. Nihayetinde siyaset yaparken muhafazakâr demokratız dediğinizde, aileyi önemsersiniz, alkol kötüdür dersiniz. Bunları gözeten bir siyaset yapmaya çalıştıklarında 'bak gördünüz mü gizli ajanda, bak görünüz mü mahalle baskısı' diyerek aslında siyaset yapmalarının da önüne geçmeye çalışıyorlar. Türkiye normalleştikçe bunların biraz daha öne çıkmasının nedeni şu: Çünkü diyor ki, ben muhafazakâr demokratım diyerek toplumdan oy aldım ve bu çerçevede bir siyasi performans ortaya koyuyorum, müsaade edin bunu ortaya koyayım. Ama bu sefer de, işte Gezi'yi hatırlayın, 'İslamcılar gizli ajandalarını hayata geçiriyorlar, içkiyi yasakladılar' diyerek bir mobilizasyon içerisine giriyorlar. Oysa hepimiz biliyoruz, bunu yapanların en önemli düşüncelerinden bir tanesi toplumsal düzen, bu kaygı ise dinî kaygıdan ziyade çok muhafazakâr bir kaygı. Gece 10'dan sonra içki satılmasın demek, tamamen toplumsal düzen arayışıyla ilgili bir uygulama.


Röportajın tamamı için tıkyanız

Yukarı Dön



Etiketler:

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Kategoriye Ait Diğer Haberler



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat