IŞİD'i anlamak ve analiz etmek neden gerekli?


IŞİD'i anlamak ve analiz etmek neden gerekli?

A+ |Normal |A-

Son güncelleme: 16 Ekim 2015 Cuma 01:35


IŞİD Ankara’daki terör eyleminin sinyallerini veriyor muydu? Türkiye'yi hedef alan açıklamaları var mıydı? IŞİD’in kapasitesi bu kapsamda bir saldırı için yeterli mi? IŞİD, bir "üst akıl"ın planladığı bir eylemin taşeronu olabilir mi?

Küre Medya / Haber Merkezi
Serhat Erkmen / IŞİD'i anlamak ve analiz etmek neden gerekli?

10 Ekim 2015'te Ankara'da gerçekleşen terör eylemini kimin yaptığı hâlâ tartışılıyor. Resmi makamlar kaynaklı haberlerde eylemi gerçekleştiren teröristlerin Suruç'taki eylemi gerçekleştirenlerle aynı hücreden olduğu, hatta birisinin Suruç eylemcisinin ağabeyi olduğu belirtilmesine rağmen, hâlâ IŞİD saldırının faili olarak ilan edilmiş değil.

Buna gerekçe olarak örgütün eylemi üstlenmemesi, eylemin kapsamı ve biçiminin bu tür bir örgütü aşması ve saldırıdan önce atılan "bomba patlayacak" içerikli mesajların HDPli iki kişi tarafından gönderildiğinin ortaya çıkarılması gösteriliyor. Ayrıca saldırı IŞİD militanları tarafından gerçekleştirilmiş olsa bile eylemin arkasında bir dış güç ve başka örgütlerle (PKK/PYD) yapılan ortaklık olduğu iddiaları dile getiriliyor.

Peki IŞİD Ankara’daki terör eyleminin sinyallerini veriyor muydu? Türkiye'yi hedef alan açıklamaları var mıydı? Bu kapsamda bir saldırı için kapasitesi yetersiz miydi? IŞİD, bir "üst akıl"ın planladığı bir eylemin taşeronu olabilir mi? 

IŞİD'in Türkiye’ye ilgisi yeni değil

Nisan 2013'te ilan edilen IŞİD'in örgütsel kökenlerini 1999'a kadar götürmek mümkün. Örgütün zihniyeti ve tarihsel birikimi ise 1980'lerin sonlarına dayanır. Bu nedenle, IŞİD'i stratejik ve taktik hedef belirleyemeyecek; başka örgüt ya da devletlerin kuklası olmanın ötesine geçemeyecek bir yapı olarak nitelemek yetersiz ve yanlıştır. Bu örgütün 1980’lerin ortasından beri büyüyen, gelişen ve değişen ‘küresel cihat hareketi’nin bir parçası olduğunu unutmamak gerek.



Bu hareketin içinde derin görüş ayrılıkları, çekişmeler, sorunlar hatta çatışmalar yaşansa da, IŞİD sadece Suriye'deki olaylar sonucu ortaya çıkmış, kısa süreli bir örgüt değil, ‘küresel cihad’ın yaşadığı dönüşümün bir ürünü.

IŞİD niteliği itibarıyla devlet dışı bir aktör olsa da ‘devletleşme’ çabası içinde ve bunu gerçekleştirmek için konvansiyonel savaş, terör eylemleri, devlet kurumları inşası, ittifak kurma ve sınır aşan kitle propagandası gibi karmaşık davranışlar silsilesine sahip.

Bu örgütün Türkiye'ye ilgisi de yeni değil.

Analizlerin hedefi Türkiye

IŞİD bir süredir Türkiye'nin iç politikası ve Ortadoğu'daki yerine ilişkin analizler yayınlıyor. Bu analizlerin en önemli ve kapsamlı örnekleri örgütün Dabiq ve Konstantiniyye adlı dijital yayınlarından izlenebilir.

Dabiq'in ilk sayılarında Türkiye'yi doğrudan hedef alan yazı ve analizler görülmezken 8. sayıdan itibaren hem Türkiye'yi hedef alan hem de stratejik ve taktik açıdan değerlendiren ayrıntılı analizler yer almaya başladı.

Özellikle "Şam'da Kaide'nin Müttefikleri" analiz dizisi ile Irak ve Suriye'deki Kürtlere ilişkin değerlendirmelerde Türkiye ana aktörlerden birisi olarak öne çıkıyor. Bu analizlerde Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan ile birlikte IŞİD'in Suriye'deki en önemli düşmanları olan muhalif grupların temel destekçisi olarak tanımlanıyor.

9. sayıdan itibaren Türkiye ve Kürtlere ilişkin daha kapsamlı ve doğrudan analizler yer alıyor. 10. sayıdaki "American Kurdistan" adlı makalede, Türkiye'nin Kürt Sorunu politikasına değiniliyor.

Türkiye'nin ciddi olarak incelendiği en kapsamlı analiz ise derginin son sayısında yer alıyor. Kapağında Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve ABD Başkanı Barack Obama'nın birlikte göründüğü bu sayıdaki "Şam'da Kaide'nin Müttefikleri: 4" analizinde, Türkiye'nin Afganistan, Afrika Boynuzu, Irak ve Suriye'de yürütülen "haçlı" kampanyalarının parçası haline geldiği söylenirken, Türkiye Cumhuriyeti'nden de kafir olarak bahsediliyor. Temel amacı sahadaki en büyük rakibi olan Suriye El Kaide'sini eleştirmek olan analizde, Kaide'nin müttefiklerinin aslında Türkiye'nin dahil olduğu 3’lü tarafından desteklenen gruplar olduğu detaylarıyla anlatılıyor. Ayrıca, Türkiye'nin "güvenli bölge" planının IŞİD'i vurmaya yönelik olduğu analizi de yapılıyor.

Böylece 8. sayı ile başlayan Türkiye'nin Suriye ve Irak'taki stratejik denklemde IŞİD'in düşmanlarının destekçisi olduğu tezi 11. sayıda Türkiye'nin doğrudan düşman olarak nitelendiği bir hale dönüşmüş oldu.

Konstantiniyye: IŞİD'in doğrudan Türkiye'yi hedef aldığı yayın organı

IŞİD'in doğrudan Türkiye'yi hedef alan yayın organı Konstantiniyye'de de benzer bir çizgi hakim. Dergide ikinci sayıdan itibaren Türkiye'nin iç sorunlarının ve dış politikasının kapsamlı analizleri görülüyor. "İslam Devleti Kürtlerle Neden Savaşmaktadır?" ve "Erdoğan'ın Kürt Devleti" adlı makalelerde Çözüm Süreci, Iraklı Kürtlerle ilişkiler, Suriye'deki Kürtler konularındaki analizler detaylı çözümlemeler içeriyor. Bunların ana ekseni, Çözüm Süreci'nde PKK'nın hem Türkiye içinde güçlendiği hem de Türkiye'nin köşeye sıkışması nedeniyle PKK'ya dış güçlerin yardımını engellemediği doğrultusunda. Bu analizlerde Türkiye'deki Kürtler önce devlet sonra da PKK tarafından ezilen bir kitle olarak niteleniyor.

Derginin son sayısı ise Türk vatandaşlarına doğrudan çağrı niteliğinde. Bu sayıda cihada çağrının yanı sıra "İştişhadi Eylemlerin Caizliği ve Fazileti" başlıklı yazıda, son dönemde intihar eylemi gerçekleştiren Türk vatandaşlarından birisinden örnek veriliyor.

Ancak derginin en önemli kısmı, Ağustos’ta Türkiye'ye yönelik yayınlanan videonun bulunduğu bölüm. Videodaki sözlerin metin halinde yer aldığı bu bölümde, Türk vatandaşlarına cihada katılım, ayaklanma ve mücahitlere yardım çağrısı yapılıyor. Bu çağrı Ankara'daki eylemden birkaç gün sonra yayınlanan videoda da tekrarlandı.

Özetle IŞİD'in 2014’te başladığı, ilk dönemde amatörce ve çatışma sırasındaki kayıtlardan oluşan çağrılarından 2015 sonunda profesyonel bir prodüksiyon ve iyi tasarlanmış analizlerin yer aldığı görsel ve yazılı metinlere geçtiği söylenebilir.



Bu materyallerde IŞİD'in Türkiye analizi; IŞİD'in PKK/PYD'yle mücadelesi, IŞİD'in diğer muhalif örgütlerle mücadelesi, Türkiye'nin Batı’yla ilişkileri ve Türkiye'deki rejimin niteliği ve diğer "Müslüman ülkeler için yarattığı kötü örnek" olmak üzere 4 sütuna dayanıyor.

IŞİD'in bu süreçte takipçilerini her türlü "eylem"e davet ettiği görülüyor. Bu nedenle Ankara'daki eylemi eğer IŞİD gerçekleştirdiyse, bu örgütü küçümsemek, bir stratejisi ya da kapasitesi olduğunu kavrayamamak ve arkasında sürekli adı konulmayan bir dış güç desteği aramak yanlıştır.

IŞİD'le mücadelede zaaf var mı?

Öncelikle Türkiye'nin IŞİD konusunda henüz bir öğrenme sürecinde olduğunu unutmamak gerek. Türkiye'de IŞİD'in yapısı henüz tam olarak çözülebilmiş değil.

21 kişilik intihar timinin tespit edilmesine rağmen eylemcilerin hareketlerinin tespit edilememesi, öğrenme sürecinin tamamlanamadığının belki de en önemli göstergesi.

Bunun en önemli nedeni, IŞİD'in Türkiye yapılanmasının ciddi bir kısmının eleman temin eden, lojistik destek sağlayan ve uyuyan hücrelerden oluşması. Örgütün Türkiye'ye yönelik eylem yapma potansiyeli olan kadrolarının çok büyük bir kısmı, coğrafi yakınlık nedeniyle Suriye ve Irak'ta. Sınır geçişlerindeki sorunlar hareketliliği kolaylaştırırken, IŞİD'in aldığı önlemler yapı hakkında doğrudan bilgi edinmeyi de güçleştiriyor.

Bu konuyla ilgili bir diğer sorun ise, Türkiye'nin IŞİD'i sadece örgütsel olarak değil zihniyet olarak da kavrayamamasından kaynaklanıyor. El Kaide ve IŞİD'e yönelik güvenlik güçlerinin yaptığı operasyonlara ilişkin bir analiz, bu tabloyu daha net ortaya koyabilir.

Haber ajanslarından derlenen bilgilerle ulaştığımız rakamlar, 22 Temmuz 2015'ten itibariyle Türkiye'de "IŞİD Operasyonu" adı altında 28 ilde operasyon gerçekleştirildiğini ve 229'u yabancı olmak üzere 506 kişinin gözaltına alındığını gösteriyor.

Bu rakama eklenebilecek 2 operasyon, PKK ve IŞİD'e yönelik ortak operasyonlar olduğu için, kaçının hangi örgüte bağlı olduğunu bilemediğimiz 62 kişi daha yakalandı. Dolayısıyla son 3 ayda Türkiye’de bu ve benzeri örgütlere mensup en az 240 kişinin yakalandığı görülürken, açıklamalarda Türkiye'den bu örgütlere katılımın en fazla bin 500-2 bin olduğunun iddia edilmesi mantıkla bağdaşmıyor. Zira katılım rakamları sadece IŞİD'e savaşmak için katılanları değil, onun kontrol ettiği topraklarda yaşamak için katılanları da kapsamalı. 

IŞİD ve El Kaide aynı şey değil

Ancak asıl vahamet, IŞİD ve El Kaide'nin birbirinden ayrılmaması. Operasyonlarda gözaltına alınanların ciddi bir kısmı, IŞİD değil, El Kaide üye/sempatizan/taraftarı olmalarından dolayı gözaltına alındı.

Gözaltına alınanları çoğu, ifadesi alındıktan sonra serbest bırakıldı. Bunun da ötesinde, basında yer alan haberlerden yola çıkılarak, baskın yapılan adres ile gözaltı sayısı karşılaştırıldığında etkinlik konusunda da soru işaretleri görülüyor.

Bu operasyonlar, PKK'ya ve DHKP-C gibi örgütlere yönelik operasyonlarla kıyaslandığında bilgi eksikliğini ortaya koyuyor ve Türkiye'nin hâlâ bu örgütleri anlamaya ve öğrenmeye çalıştığını gösteriyor.

Üstelik ülkemizde de faaliyet gösteren bu örgütün üst düzey sorumlularının kim olduğuna ilişkin hiçbir bilgi (Ankara eylemiyle ilişkili ya da değil) kamuoyuna yansımıyor. Dolayısıyla, Türkiye'nin IŞİD'i tanıma konusunda daha çok yol alması gerekliliği ortada. Ancak mevcut söylem Türkiye'nin bu konuda gerçekçi bir adım atmadığını gösteriyor.

 Kaynak: aljazeera

Yukarı Dön



Etiketler:

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Kategoriye Ait Diğer Haberler



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat