'Ilımlı İslam' Niçin İktidarı Bırakmak İstemiyor?


'Ilımlı İslam' Niçin İktidarı Bırakmak İstemiyor?

A+ |Normal |A-

Son güncelleme: 06 Mayıs 2016 Cuma 20:33


Kürşat Atalar yazdı: 'Ilımlı İslam' Niçin İktidarı Bırakmak İstemiyor? "Son birkaç yıldır ‘Ilımlı İslam’ın Müslüman Dünyası’ndaki işlevi üzerine kimi Batılı İslam uzmanları veya politika analistlerinin yaptığı değerlendirmelerde farklı bir üslubun benimsendiğini görüyoruz."

Küre Medya / Haber Merkezi
Kürşat Atalar yazdı: 'Ilımlı İslam' Niçin İktidarı Bırakmak İstemiyor?

Yazar Kürşat Atlar, "Ilımlı İslam"ın  neden iktidar meraklısı olduğunu ve iktidarı neden bırakmak istemediğini değerlendiriyor. Atalar; "Son birkaç yıldır 'Ilımlı İslam'ın Müslüman Dünyası'ndaki işlevi üzerine kimi Batılı İslam uzmanları veya politika analistlerinin yaptığı değerlendirmelerde farklı bir üslubun benimsendiğini görüyoruz." diyor.

Kürşat Ataların gündene dair önemli analizini sizlerle paylaşıyoruz. 

Son birkaç yıldır ‘Ilımlı İslam’ın Müslüman Dünyası’ndaki işlevi üzerine kimi Batılı İslam uzmanları veya politika analistlerinin yaptığı değerlendirmelerde farklı bir üslubun benimsendiğini görüyoruz. Deniliyor ki: “Ilımlı İslam” iktidara geldikten sonra ‘radikalleşiyor.’ Demek ki ‘Ilımlı İslam’ ile ‘Radikal İslam’ın özde bir yokmuş! ”

Bilindiği gibi, Müslüman Dünyası üzerinde çalışan analistler, sertlik yanlısı ‘şahinler’ ve ılımlılık yanlısı ‘güvercinler’ olmak üzere iki ana gruba ayrılıyor. İlki ‘Ilımlı İslam’ ile ‘Radikal İslam’ arasında özde bir fark görmeyenlerden, ikincisi ise bu ikisi arasına kesin bir çizgi çizenlerden oluşuyor. İlginç olan, yukarıda özetlemeye çalıştığım yaklaşımın son zamanlarda kimi ‘güvercinler’ arasında da dillendirilmeye başlamasıdır. Bunlar, şöyle bir gözlemden hareketle bu kanaate ulaşıyorlar: “Ilımlı İslam’ın iktidara geldiği ülkelerde, bir ‘güç zehirlenmesi’ oluyor ve Ilımlı İslamcılar iktidarı bir daha bırakmak istemiyorlar.” Bu, tabiatıyla, onlardan beklenen bir şey değildir. Onlardan beklenen, ‘demokrasinin kuralları’na uymak, yani küresel sistemle uyum içerisinde çalışmaktır. Bu da, elbette ki, yeri geldiğinde, iktidarı başka taliplilere bırakmayı gerektirir! 

Bu analistler, iddialarına kanıt olarak Mısır ve özellikle de Türkiye’de yaşananları örnek gösteriyorlar. Her iki ülkede de bir takım ‘teminatlar’ alındıktan sonra iktidara taşınan ‘Ilımlı İslam’ın, bir süre sonra tavır değiştirip onları iktidara taşıyan güce karşı pozisyon takındıklarını ileri sürüyorlar. Buradan hareketle de “yok aslında birbirlerinden farkları!” demeye getiriyorlar.

Peki, bu doğru mu? Sahiden de ‘Ilımlı İslam’ iktidara geldikten sonra radikalleşiyor mu ve bunu gerekçe göstererek bu iki farklı anlayışın özde bir oldukları söylenebilir mi?   

Bu iddianın doğru olmadığı, en azından, en azından, Tunus örneği ile sabittir. Zira orada Nahda hareketi, darbe olmasın diye iktidarı laik güçlerle paylaşmaya razı olmuştur!

O halde Mısır ve Türkiye’de yaşananları başka şekilde yorumlamalı! Bendeniz bunun esasen ‘sınırların aşılması’ ile ilgili olduğunu düşünüyorum. Önceki yazımda da ifade ettiğim gibi, bu iki ülkede ‘Ilımlı İslam’ kendilerine çizilen sınırı geçmişlerdir ve o yüzden ‘tedip edilmek’ istenmektedirler. Meselenin özü budur.

 Ama ‘güvercin’ kanada mensup kimi ‘İslam uzmanları’ veya ‘politika analistleri’ niçin bu konuda farklı düşünüyorlar ve Müslüman Dünyası’na yönelik politikaları belirlerken ‘Ilımlı İslam’a artık o kadar güvenilmemesi gerektiğini ifade ediyorlar? Bu sorunun cevabı, kanımca, özde bu analistlerin (ki ‘güvercinler’ arasında sayıları çok değildir) Müslüman Dünyası’ndaki son gelişmeleri değerlendirme noktasındaki ‘yetersizliği’ ile ilgilidir!

Öncelikle şunu ifade etmemiz gerekiyor ki, ‘işin ehli’ uzmanların ‘Siyasal İslam’ın bir ‘küresel aktör’ olma emareleri göstermeye başladığı 1980’li yıllardan beri, ‘Ilımlı İslam’ ve ‘Radikal İslam’ın zaaf ve potansiyellerini tespit noktasında yapmış oldukları analizler büyük ölçüde isabetlidir. Bu uzmanlar, ‘Radikal İslam’ın ‘uzlaşmaya kapalı’ olduğunu, zira iktidarın, özde ‘toplamı sıfır’ olgusu (Uluslararası İlişkiler terminolojisinde zero-non-sum game) olduğuna inandığını; ama ‘iktidar açlığı’ ile malul olan ‘Ilımlı İslam’ın ‘müzakere edilebilir’ bir noktada durduğunu doğru bir biçimde tespit etmişlerdir. Bu yüzden de, küresel politika belirleyicilere ‘oyun’un ‘Ilımlı İslam’ ile oynanması gerektiği yönünde tavsiyede bulunmuşlardır.


YAZININ TAMAMI İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZ

Yukarı Dön



Etiketler:

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Kategoriye Ait Diğer Haberler



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat