Allah(c) Kimleri Sever?


İhsan Erkam BEKKİ, Allah(c) Kimleri Sever?

İhsan Erkam BEKKİ


A+ |Normal |A-


Allah’ın kitabı başından sonuna kadar izzet ve şeref kaynağıdır. Her ayetin kendi açısından önemi bulunmaktadır. Ancak Allah’tan bahseden ayetler vardır ki onlar bir başka şeref ve izzettir. İşte bu şerefin membaı asıl itibari ile Allah’tan olduğu için daha önemli ve dikkat çekicidir.

Bizlerin yüreğinde İmanı tetikleyici ve gerçekten vurusunda bile bir ahenk olan öyle bir ayet var ki; ağaçlar kalem olsa denizler mürekkep olsa ve bunlar yedi defa çarpılsa Allah’ın kelimelerinin sayısını yazamaz ve açıklayamazlar.

İşte bu olayın tam merkezinde şu ayet dikkatimizi çekmeli!

“O Allah ki…” [1]

Söyleyiş uzunluğu bu kadar kısa olmasına rağmen manası üzerine tefekkür edecek olsak yukarıda dediğimiz gibi yazılmaya kalksak mürekkepler kurur, kalemler kırılır. Allah’ın izni dışında anlaşılamaz ve idrak edilemez bir cümle.

Kendini takdir edecek olan ve kendisini bizlere hakkı ile tanıtacak olan yine Âlemlerin rabbi olan Allah’tır. Ulûhiyet ve rubûbiyetine mahsus tüm sıfatlara sahip olan zatında ve fiillerin de eşsiz ve benzersiz olan, hiçbir ortağı bulunmayan ve dengi olmayan/olamayacak olan vahidi Kahhar ’dır. 

O Allah ki; Bilinen ve bilinmeyen, var olan ve var olacak olan bütün her şeyin yaratıcısıdır. Ey kullar! Ey insanlar! Sizler varlıklar içerisinden sadece bir varlıksınız ve Allah’ın dilemesi ile var edildiniz.

Çünkü Allah sizleri ve bizleri ilgi dairesine alarak ilgisi ve önemsediği için yarattı. Her türlü özelliği en güzel yarattığı mahlûkat üzerinde tecelli ettirerek kendisi ile ilişki kurmamızı isteyerek bizleri yarattı. Kendisini tanıtarak bizlere açıklamada bulunan Rabbimiz onun ile ilişkiye geçmemizi bekliyor. Allah kendisini tanımamız için kitabını bizlere ulaştırmış ve bizlerinde kendisi ile tanışmamızı bekliyor ve sevgisinden keyiflenmeyi, hoşnut olmayı bizlere garanti ediyor.

Bu kadar güzel ve eksiksiz olarak bizleri yaratan Allah ile ilişkilerimizi kontrol ettiğimiz zaman büyük hasarlar aldığımızı göreceğiz. Bizler isteyerek veya istemeyerek te olsa yoldan saptık veya saptırıldık. Allah’ın razı olmadığı, hoşuna gitmeyen yollara girdik ve dönüş yolunu unuttuk veya unutturulduk. Sebep ise yine Rabbimiz katından gelen ilahi kaynakta bildirilmekte;

 “Hayır! Kim bir kötülük eder de kötülüğü kendisini çepeçevre kuşatırsa işte o kimseler cehennemliktirler. Onlar orada devamlı kalırlar.”[2]

İşte günahlarımız Allah ile aramıza girdi ve kalın bir tabaka oluşturarak bizleri Allah’a karşı yönelmekten uzaklaştırdı.

Fakat Allah bizleri seviyor ve bağışlamak için imkânlar sunuyor! Bu vesile ile aramızda ki buzları eritmeye yarayacak yolları da bizzat Allah önümüze sunarak ilişkimizi kendi başımıza onaramayacağımızı bildiriyor.

Aramızın bozukluğunun bilgisine sahip olan Allah kullar bunun farkında olmasa da kendisi bildiği için arayı düzeltme amaçlı peygamberleri biz kullarına göndererek yönelme yolunu ve ilişkiyi kurtarma yolunu bizlere bir kez daha hatırlatıyor. Buda Allah’ın biz kullarını sevdiğinin göstergesidir.

Allah hiçbir yarattığını yaratmış olduğu imtihan dünyasında başıboş bırakmadı ve her ümmete aynı çağrıyı yapan Resuller gönderdi. Bu aradaki ilişkiyi kuvvetlendirmeye yarayan ve kulların gözetim altında olduğunu hissettiren bir plandı. Kul bunu fark ettiğinde kazanıyor yoksa bu bataklıkta kendi yaptığından dolayı saplanıp kalıyordu. Ayrıca bu bataklıkta kendisi battığı gibi yanında başkalarını da çekiyor ve batırmaya çalışıyordu insanoğlu.


“Andolsun biz, her ümmete, “Allah’a kulluk edin, tağuttan kaçının” diye peygamber gönderdik. Allah, onlardan kimini doğru yola iletti; onlardan kimine de (kendi iradeleri sebebiyle) sapıklık hak oldu. Şimdi yeryüzünde dolaşın da peygamberleri yalanlayanların sonunun ne olduğunu görün.”[3]


“Şüphesiz Allah, insanlara hiçbir şekilde zulmetmez; fakat insanlar kendilerine zulmederler.”[4]

İşte Allah kurguladığı ve biz kullarını imtihan için bu dünyaya yolladığını bildirdikten sonra kendisinin sevineceği haberleri bizlere Resulleri ile bildirdi. Biz Müslümanlara da Peygamber olarak Muhammed Mustafa (sav) i gönderdi. Ve onu bizlere örnek kıldığını bildirdi;

“Andolsun, Allah’ın Resulünde sizin için; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.” [5]

O muhabbetin sultanı, ebedi saadetin anahtarı, cennete girebilme vizesi, ilahi huzurda mağfirete ve rahmete kavuşmanın vesilesidir. O Rabbinin habibi ve sevgisinin kaynağı yüreğinde ki iman pınarındandı.

O’nun sevgisi en güzel tatlardan, en güzel haberden, en güzel mekândan daha büyük lezzetti. O gecenin ıssızlığından ve şerrinden sığınılan ve gece rahmet kapılarında günahların arz edildiğinin farkında olarak tevbe eden ve bağışlanma umudu içerisinde cennet arzulayan, affedilmeme korkusu ile de cehennemden sakınılan, ikram ve lütfun sahibi olarak bilmek ve karşılıklı olarak vaad edilen ve emredilenleri yerine getirme çabası ile karşılıklı sevginin göstergesinin temsilidir bunlar.

Bütün bu söylenenlerin kabulü ise alnın acziyet ile Allah’ın huzurunda eğilmesi ve secdeye kapanarak af dilemesinde gizlidir. Secdede dökülecek gözyaşları kalplerdeki pası silecek ve katılaşmış kalpleri yumuşatarak olgunlaştıracak ve Cennete doğru ameller işlemeye teşvik edecektir.

Muhakkak Allah Rahman ve Rahimdir.

“Şüphesiz, Rabbin sana verecek ve sen de hoşnut olacaksın.”[6]

İlahi rahmetten kalplere yumuşaması için bir su serpiş adeta. Bu hoşnutluk ile Allah’ı razı etmeye koyulacak ve Allah’ın başka bir yaşam pınarına yönelecek ve ilahi emri tekrar dinleyeceksin. Bu seferde Rabbin;

“O halde Allah’a koşun…”[7]

Yani Allah’ın rahmetine ve çağrısına koşun! Yoksa dünya hayatına kapılacak koşturmayı başka yönlere yapacak bu durumda da rahmetten yoksun kalacaksınız. İşte burada koşuşturma bir emirdir ve Allah’ın belirttiği yöne yapılmak zorundadır.

Peki, bu koşuşturma Allah’ın istediği şekilde olursa ne olacak? Allah elbette bunun karşılığında kuldan razı olacak ve şu ayeti ile cevap verecek;

“Sen O’ndan razı, O da senden razı olarak Rabbine dön… Girin cennetime”[8]

Bütün mesele, bütün gayret bunun için değil mi? Biz bu dünyada neden varız? Ömrü ne için tüketiyoruz? Amelleri neden ve neresi için işliyoruz? Eğer Allah adil olmasa hiç böyle bir imtihan dünyası yaratır mıydı? İşte bu sebeple cennet tek gayemizdir. Sürünerek te olsa oraya girmek için koşmalıyız, verilen mala şükretmeli, sabretmeli ve Allah’a tevekkül etmeliyiz.

Bu rızayı kazanmanın yolu da insanlar arası diyaloglarda gizlidir. Paylaşmak ve yardımlaşmak karşılıklı yapılan bir ameldir. Toplumdaki ayrımı önler bu sebeple Allah ile bağları kuvvetlendirmede Allah’ın asla geri çevirmeyeceği salih arkadaşın bir başka salih arkadaşa yapacağı duadır.

İşte karşıdaki kardeşimiz ile olan iletişimimiz yüreğin bir ankesör, iman ona takılı bir kablo O telefonun diğer ucunda Rabbimizin rızası ve Bu rıza için niyet ile konuşmaktır. Burada niyet Kul ile Allah arasındaki bir lisandır.  

Bu konuşmanın akabinde yüreğinden bu sesi işitecek ve Allah ile olan bağının kuvvetlenmesi sonucu kalbin yerinde duramayacak ve bangır bangır titreyecek.

“Nedir seni bana gelmekte acele ettiren”[9]

Sen hele bir sev emin ol ki yüreğin sarmalayacak işte bu duyguyu algılayınca ölümü yanı başında hissedecek ve barışık bir hayat yaşamaya başlayacaksın. Bir tarafta ölüm ve Allah’a kavuşma, diğer tarafta bu sevinç ile kendini ifade etme heyecanı ancak kendini ifade edecek kelimeler bulmada zorlanacak dilin var olmasına rağmen kendini ifade edemeyeceksin.

Ancak bu durum seni üzmesin geceler ve gündüzler bu durumun farkına vardıktan sonra senin olacak ve imkânını değerlendirecek zamanın olacak. Kıyam, rükû, secde senin Allah ile buluşma mekânın olacak ve kendini dilediğin kadar ifade etme imkânına sahip olacaksın. Bütün bunlar O ALLAH’I tanımandan ve farkına varmandan sonra olacak elbette. 

Peki, bu şuura eriştikten sonra biz Allah’ı seveceğiz, Allah bizi nasıl sevecek? Bunun cevabı da Kur’an’da bizlere söylenmekte;
  1. 1.     Sabredenler; “Allah sabredenler ile beraberdir”[10]      
  2. 2.     Sakınanlar; “Allah sakınanları sever.”[11]
  3. 3.     Tevekkül edenler; “Allah tevekkül edenleri sever.”[12]
  4. 4.     Tevbe edenler; “Allah tevbe edenleri ve temizlenenleri sever[13]
  5. 5.     İyilik edenler; Allah iyilik edenleri sever[14]
  6. 6.     Cihad edenler; “Yoksa siz; Allah, içinizden cihad edenleri (sınayıp) ayırt etmeden ve yine sabredenleri (sınayıp) ayırt etmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?”[15]


Ayrıca madde olarak sayılmasa da Allah kitabında adaletli olanları da sevdiğini zikretmiştir.

“…Muhakkak ki Allah adaletli olanları sever.”(Maide 5/42)

Adalet kavramını burada açıklayacak değiliz ancak kısaca tarif edilecek olsa Adalet; “Müslümanın Allah Rasûlüne uyması ve dini ondan öğrenmesinin adıdır.” 

 “De ki: “Eğer siz Allah'ı seviyorsanız, o takdirde bana tâbi olunuz ki Allah da sizi sevsin ve sizin günahlarınızı mağfiret etsin (sevaba çevirsin). Ve Allah "Gafur dur, "Rahim’dir.”(Ali İmran 3/31)

Görüldüğü gibi bu ve bunun gibi bir takım işler Allah’ın sevgisini hem bu dünyada hem de ahirette kazanmanın ipuçlarıdır. Rabbimiz o kadar rahmet sahibi ki bizlere bu dünyada hem bu dünyayı hem de ahireti kazanacak ipuçları vermiştir.

Ayrıca her iyiliğin başı Allah’ı sevmektir. Allah’ı sevmenin başı ise onu tanımaktan geçmektedir. İnsan Allah’ı tanıdığı oranda sevecektir. Aksi halde tanışmışlık derecesi yüksek derecede değilse sevginin değeri de o derecede olacaktır. İşte bu konumda Allah kullarını yine yolu göstermiş ve kolaylığı sağlamıştır.

Kur’an bize Allah’ı isim ve sıfatları üzerinden tanıtır. İnsan Allah’ı bu imkân üzerinden tanıyabilir. Tanımaktan kasıt onun muhtevasını ve maksadını anlayarak hayata geçen pratik bir İslam algısıdır. Allah’ın hoşnut olduğu ve Resul ve Ashab tarafından uygulana gelen bir İslam anlayışı. Hurafe ve bidatlerden arınmış pak olan bir İslam. Böyle bir algı oluştuğunda Allah’a olan bağlılık artacak ve yaşantımızdan hoşnut olacağız. Bu hoşnutluk Allah’ı da hoşnut etmeye vesile olacak ve bizleri harekete geçirecek. Bu minval de razı olunmuş ve sevilmiş kullardan olma imkânını da yakalamış oluruz. Peygamber Efendimiz (sav) Davut(as)’ın duasını bizlere aktarıyor;

 Ebu'd-Derda (radiyallahu anh) anlatıyor: "Rasulullah (aleyhissalâtu vesselam) buyurdular ki: "Hz. Davud (aleyhisselam)'un duaları arasında şu da vardır: "Allahım! Senden sevgini ve seni sevenlerin sevgisini ve senin sevgine beni ulaştıracak ameli talep ediyorum. Allah’ım! Senin sevgini nefsimden, ailemden, malımdan, soğuk sudan daha sevgili kil." 
Ebu'd-Derda der ki:"Rasulullah (aleyhissalâtu vesselam) Hz. Davud'u zikredince, onu "insanların en abidi (yani çok ve en ihlaslı ibadet yapanı)" olarak tavsif ederdi." [16]   

Bu sebeple sevgi konusunda bu boyutu yakalamak ve Davud(as)’un sahip olduğu ihlasa talip olmak biz kullara verilen bir görevdir. Allah kullarına sevgiyi kullanma yetisi vermiştir. Kimisi iyiyi tercih ederken kimileri de kötüyü tercih etmişlerdir. İşte sevginin boyutunu açıklayan ilahi emir;

“İnsanlar arasında Allah’ı bırakıp da O’na ortak koşanlar vardır. Onları, Allah’ı severcesine severler. Mü’minlerin Allah’a olan sevgisi daha güçlü bir sevgidir. Zulmedenler azaba uğrayacakları zaman bütün kuvvetin Allah’ın olduğunu ve Allah’ın azabının pek şiddetli olduğunu bir bilselerdi!”[17]

Hz. Enes b. Mâlik’in rivayet ettiği bir hadis-i şerifte Habib-i Kibriya (sav): “Üç özellik vardır; bunlar kimde bulunursa o, imanın tadını tadar: Allah ve Resulünü (sav),(bu ikisinden başka) herkesten fazla sevmek. Sevdiğini yalnızca Allah için sevmek. Allah kendisini küfür bataklığından kurtardıktan sonra tekrar küfre dönmeyi, ateşe atılmak gibi çirkin ve tehlikeli görmek.”[18]

Allah korkusu (haşyet); Allah’a olan bağa bağlıdır. O ne kadar kuvvetli ise o da o kadar kuvvetlidir. Bu öyle bir korkudur ki sevgiden kaynaklanır. İşte bu korkuların en şereflisi ve faziletli olanıdır. İnsan fıtraten korkma içgüdüsü ile yaratılmıştır. Ancak bu korkuyu doğru yöne çeviren ve yalnızca Âlemlerin Rabbinden korkanlar geri kalan hiçbir güç ve kuvvetten korkmazlar. İşte bu durum haşyeti açıklar diğeri ise Havf olanı!

Bu sebeple biz kullar seçilmiş olmak yani İman edenler zümresinden olmak istiyorsak Haşyet duymalı ve bunun kaybından da ateşe atılırmış gibi ürkmeliyiz.


“Allah Âdem'i, Nuh'u, İbrahim ailesi ile İmrân ailesini seçip âlemlere üstün kıldı.Bunlar birbirinden gelme bir nesillerdir. Allah işiten ve bilendir.”[19]

Rabbimizin bu ayetinde iki gruptan bahsedilmektedir. Adem(as) ve Nuh(as) tek başlarına bir birey olarak zikredilmişlerdir. Ancak İbrahim(as) ve İmran ailesi Aile olarak zikredilmişlerdir. Yani bugün toplumsal üstünlükten önce bireysel üstünlüğe erişmeli ki toplumlar üstünlük elde edebilsinler.

Bu yapının yani İslam’ın temel yapı taşı bireydir. Ancak fiiliyata dönüşümü ailede başlar. Ailenin rabbimiz katında ayrı bir özelliği bulunmaktadır. Örneğin Allah Kâbe’yi İbrahim ailesine yaptırmıştır. Sembolikte olsa Kâbe bireyden önce Aileyi temsil eder. İnsanlığın kıblegâhı olan Kâbe nasıl merkez konumunda ise bireyde asıl itibari ile merkezine ev sakinlerini alarak bir aile olmak zorundadır.

Ve şurası da ayrı bir vakadır, kendisini davaya adadığını söyleyen ve bu dava için her türlü fedakârlıkları yapan kişiler aile sakinlerine bu fedakârlığı gösterememektedirler. Bu tip kişilerin misali Muma benzer. Mum asıl itibari ile karanlıkta etrafına fayda verirken dibinde bulunana asla faydası olmaz. Atalar boşa dememiş “Mum dibini ışıtmazmış” İşte bu minvalde bakıldığında ailenin önemi dava içerisinde çok önemlidir. Şimdi ailenin açılımını yapalım;

Aile; baba, anne ve evlatlar bütünlemesinden oluşur. İşte Rabbimiz bu zümrelerden her daim bizlere örnekler vermiştir. Eğer aile kuracaksan dikkat etmen ve benzemen gereken huşular bulunmaktadır;

  • Eğer Baba isen İbrahim(as) gibi olmak zorundasın/en azından çabasında olmalısın!
  • Eğer Anne isen Hacer gibi fedakâr ve gayretli olmalısın/ en azından çabalamalısın!
  • Eğer evlatsan İsmail gibi teslim olmalısın ki Anne ve babanın sana tahakkuku geçsin!


İşte bu örneği düşünmeli ve dersler almalıyız.

Bir başka örnek ise Hacc da Kurban kesilir, kesilen kurbandır ancak Allah’a ne etler ulaşır ne de kanlar. Ancak Takva Allah’a ulaşır. Yani Kurban kesilir ancak burada kurban adanmaz İnsanın kendisi adanır. Bu şekilde adanmışlığını yerine getirirse seçilmişlerden olur yoksa heder olanlardan!

Yukarıda bir diğer aileden bahsetti O da “İmran ailesi” İşte bu ailede bizlere büyük örnek teşkil eder. Hanne’den Meryem’e, Meryem’den İsa(as)’a İşte bu ailede tamamen ilahi iradeye tabii olmuş ve onun yönlendirmesi ile yaşamış bir örnekliktir.

Peygamber efendimiz (sav); “Allah Asiye’yi, Meryem’i Hatice’yi ve Fatıma’yı seçti buyurur Ancak Kur’an’da Hatice ve Fatıma annelerimiz yoktur. Ancak modellere uygun hayat yaşamak onları peygamberin dilinde bizlere ulaştırmıştır. Bu örnek edinmenin verdiği ikramın bir sonucudur. Onlar Kur’an’ı içselleştirdiler ve orada kendilerine model olanlar gibi yaşadılar peygamber(sav)’de onları ashabına ve bizlere zikretti. Subhanallah!

İşte buradan şunu anlamalıyız ki eğer Allah Hatice ve Fatıma’yı seçmiş olmasaydı Allah Rasulü onları zikretme gereği duymazdı. Resul Allah’ın razı olmadığı kulları bu kadar önemseyerek zikredemezdi ancak Bu şekilde açıklayıcı bir örnekle zikretmesi Hatice ve Fatıma’nın adanmışlar kategorisinde olduğunun ve Allah’ın şu hitabının tasdiklediğidir;

“Allah kendilerinden hoşnut olmuş, onlar da Allah'tan hoşnut olmuşlardır. Bu söylenenler hep Rabbinden korkan (O'na saygı gösterenler) içindir.”[20]

Rabbim bizleri razı olunmuş kulları örnek almayı ve onlar gibi hayatlarımızı yaşamayı nasib eylesin! (Âmin!)



[1]Haşr 59/22


[2]Bakara 2/81


[3]Nahl 16/36


[4]Yunus 10/44


[5]Ahzab 33/21


[6]Duha 93/5


[7]Zariyat 51/50


[8]Fecr 89/27-30


[9]Taha 20/83


[10] Bakara 2/153


[11] Ali İmran 3/76


[12] Ali İmran 3/159


[13] Bakara 2/222


[14] Bakara 2/195


[15] Ali İmran 3/142


[16]Tirmizi, Da ‘vat 74, (3485). 


[17] Bakara 2/165


[18] (Buhârî, Îmân 9, 14, İkrah 1, Edeb 42; Müslim, Îmân 67. Ayrıca bk. Tirmizî, Îmân 10)


[19] Ali İmran 3/33-34


[20] Beyyine 98/8


Yukarı Dön

Yorum yapyorum

Yorumlar

Yakup Döğer
22.03.2017 01:34
Allah'ın sevdiği kullarından olabilmek duasıyla
Bu güzel yazınız için Allah razı olsun kardeşim.

Allah'ın sevdiği kullarından olabilmek ve rahmetini kazanabilmek duasıyla. Birbirimizle nasihatleşip, birbirimize yardım etmeyi Rabbimiz (cc) cümlemize nasip etsin.
Yorum yapyorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat