Suriye müdahalesinde biz nerede duracağız?


İbrahim KARAGÜL, Suriye müdahalesinde biz nerede duracağız?

İbrahim KARAGÜL


A+ | Normal | A-


Görünen o ki, Suriye'ye askeri müdahale yapılacak.

Savaş uçakları ve füzeler, Suriye çevresindeki üslerden ya da savaş gemilerinden belirlenen hedefleri vuracak.

Irak işgalinde olduğu gibi, belki günlerce, gecelerce bombalamalar göreceğiz.

Ekranlara kilitlenip yorumlar yapacağız.

Beşşar Esad ne kadar dayanabilir, tahminlerde bulunacağız.

İsrail bunun neresinde, ABD neresinde, Türkiye ve Suudi Arabistan neresinde analizlere gömüleceğiz.

İran, nereye kadar karşı durabilir, Rusya Şam yönetimini ne kadar savunabilir, bakacağız.

Ülkeler savaş konseylerini topluyor.

Başkentler arasında inanılmaz bir müdahale trafiği var. Washington, Londra, Paris, Riyad alabildiğine hareketli.

BM dışı yollar aranıyor. Ülkeler birbirini ikna ediyor.

Irak işgalinden sonra, George Bush yönetimi altı ayda bu işi bitirir Suriye'ye gireriz diyordu.

Nice altı aylar geçti, Irak bitmedi. İşgal başarılamadan ABD çekilmeye başladı.

İşte o zamanlar Suriye her an saldırı bekliyordu. Şam'da dayanışma çadırları kuruluyordu. Gittik, gördük, gönülden, yürekten katıldık onlara, destek verdik.

Öğrenciler her akşam yürüyüşler yapıyor, Şam sokaklarında'Suriye'nin koruyucusu Allah'tır' pankartları okunuyordu.

Suriye ile dayanışma içindeydik. Devlet olarak da halk olarak da kalplerimiz bir atıyordu.

Ama aynı Suriye bugün kıyımlar ülkesi oldu.'Suriye'nin koruyucusu Allah'tır' yazılarını asanlar, sadece Allah'a sığınan insanların evlerini başlarına yıkar oldu.

Şehirler, kasabalar, köyler harabeye döndü. Kitlesel ölümlere varan saldırılar yapıldı. Acı, zulüm, gaddarlık sınırsız bir hal aldı.

ABD işgaline, İsrail saldırılarına gerek kalmadı.

Bir rejim kendi halkını, işgalcilerden daha beter öldürüyordu. Kendi şehirlerini vuruyor, kendi ülkesini harabeye çeviriyordu.

Ülke değil rejim, insan değil iktidar için yürütülen bir savaştı bu. Aslında savaş değil, imha hareketiydi. Devlet adına, rejim adına, iktidar adına bir halk imha ediliyordu.

Hama'nın resimlerini gördük. İkinci Dünya Savaşı görüntülerini andırıyordu. Sanki başka bir gezegenden gelen görüntülerdi.

En son, kimyasal saldırı görüntülerine ısrarla baktım. Unutmayayım diye, zihnime kazıyayım diye baktım.

Genç bedenlerin çırpınışlarını unutmak mümkün değildi.

Suriye hepimize büyük acılar yaşatan bir ülke haline gelmişti.

Biz işgallere hep direndik. Coğrafyanın bir karış toprağına yönelen işgale hep karşı durduk, durmaya da devam edeceğiz.

Ama bu coğrafyanın zalimlerinin, diktatörlerinin, zorba yönetimlerinin işgaller kadar acımasız olabildiğinin örneklerini de gördük.

İktidar/rejimi uğruna ülkeyi ve tüm halkı yok etmeyi göze alabildiklerini, korkunç bir inatlaşma ile kendilerini ve ülkelerini intihara sürüklediklerini gördük.

Maalesef insanlar iki seçenekten birini tercih etmek zorunda bırakıldı. İşgal ya da katliam.. Hangisi tercih edilebilir. Hiç biri.

Şam rejiminin canı cehenneme. Onun gibi, bu bölgedeki monarşiler, zorba yönetimler yok olup gitmeli. Ama Suriye, böyle bir işgali yaşamamalıydı. Aynı Suriye, yüz yıl unutamayacağı bu zulmü de görmemeliydi.

Bizler, coğrafyanın insanları, kendi kötülüklerimize karşı durmayı bilemedik. Onları kendi elimizle yok etmeyi öğrenemedik.

Mısır'da, darbeyi, ardından gelen kıyımı, yeniden inşa edilen zorbalığı durduramadık.

Şimdi işgal geliyor. Aslında işgal değil, sınırlı bir hava saldırısı başlamak üzere.

Bir müdahale koalisyonu şekillendi gibi. Gece-gündüz neler olabileceğini takip etmek için nöbette olacağız.

Nereler vurulacak, hangi üsler kullanılacak, ne tür silahlar denenecek, hangi ülke saldırıya ne ölçüde katılacak, saldırı ne kadar sürecek, siviller ne kadar korunabilecek, bunları konuşacağız.

Savaş Lübnan'a sıçrar mı, bölgeye etkileri nasıl olur, kestirmeye çalışacağız.

Ama bölgede bir rejimin daha son zamanlarına tanık oluyoruz.

Müdahale sınırlı kalır, Şam yönetimi devrilmezse, iç savaş çok daha kanlı hale gelebilir. Suriye'den Lübnan'a kadar yeni bir kaos dalgası başlar, Lübnan iç savaşı benzeri çatışmalar yaşanır.

Resim çok kötü. İç savaşın bütün çirkinliklerini yaşadık, gördük, acı duyduk. Şimdi ABD-Batı müdahalesi göreceğiz. Bu da acı veriyor.

Keşke bölge ülkeleri kendileri bu müdahaleyi yapabilselerdi. Ama böyle bir şeyin imkansız olduğunu, bu imkansızlıklar içinde Suriye halkının ölmeye devam edeceğini biliyoruz.

Bölgedeki bütün rejimlerin karakteri aynı. Bu bölgenin bütün diktatörlerinin zihin yapısı aynı. Ülkelerini de kendilerini de yokoluşa sürüklemekten kaçınmıyorlar.

Bugün Suriye'ye dış müdahale yapılacaksa, yarın bu ülke işgal edilecekse bunun tek sorumlusu Şam'daki zorbalardır.

Yüz bin insanı öldürdükleri, onlarca yerleşim birimini yok ettikleri, milyonlarca insanın ülkeden kaçmasına yol açtıkları yetmedi, giderayak müdahaleyi de, işgali de ülkeye çağırdılar.

Müdahaleye zemin hazırladılar. Bunu zorunlu hale getirdiler.

Bir kişinin iktidarda kalması için bir ülkenin ödediği bedele bak.

Peki biz nerede duracağız?

Kabul edelim, seçeneksiz bırakıldık. Öyle zulümler yapıldı ki, müdahaleye hayır deme mecalimiz bile kalmadı.

Şam'daki zorbaların bize ödettiği bedel de bu!


Yeni Şafak


Yukarı Dön

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yap yorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat