Hz. Hüseyin neden kararından dönmedi?


Hz. Hüseyin neden kararından dönmedi?

A+ |Normal |A-

Son güncelleme: 15 Kasım 2013 Cuma 17:40


Adem Saraç’ın Kerbelâ Gülleri kitabı, radyofonik senaryo usulüyle Resulullah’tan başlayarak, her bir halifeden de bahis açıp sözlerini Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin üzerinde ağırlaştırmış eser.

Küre Medya / Haber Merkezi
Tarihte Kerbelâ Faciası ya da Kerbelâ Katliamı olarak bilinen, hicrî 10 Muharrem 61’de gerçekleşen bir kan dondurucu vaka var malum. Biz Müslümanlar için akla hayale getirilmesi bile sancılı olan bu vaka, vakt-i zamanında vuku bulmuş işte. Tüylerin ürpermemesi işten bile değil.

Yazar Adem Saraç, Allah kalemine bereket katsın, dayanamamış ve yazmış bu mezalimi. Kerbelâ Gülleri (Ravza Yay.-2006) adını verdiği eserinde, radyofonik senaryo tarzında bir usulle Resulullah’tan başlayarak, her bir halifeden de bahis açıp sözlerini Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin (Allah u Teâlâ onlardan razı olsun) üzerinde ağırlaştırmış, temellendirmiş. Sonrada, “Hüseyin, ah Hüseyin!” demiş.

Yaşanması kadar anlatılması da, yazılması ve okunması da güç olan bir olay Kerbelâ. İnanıyorum ki, yazarımız kitabını oluştururken sancıları da kendine yoldaş edinmiştir. Çünkü bir okuyucu olarak öyle okuyup da geçilecek gibi olmayan korkunçlukları, yazar da yalnızca yazarak geçmemiştir. Geçilecek gibi mi ki Allah aşkına! İslam gibi yüce ve aziz bir dinin hem tebliğcisi, hem şahidi, hem uyarıcısı ve hem de müjdeleyicisi olan bir Elçi’nin, bir Resul’ün, bir Nebi’nin (Salat ve selam O’nun üzerine olsun), kendi yolunu tavizsizce ve net bir şekilde bulandırmadan, sulandırmadan sürdüren, bir anlamda O’nun getirdiği davanın varisi, yılmaz bekçisi olan mangal yürekli torun Hz. Hüseyin’in (r.a.) canına kast edilmiş. Bir hiç uğrunda, dönek insanların oyunları sonucunda gelen bir kıyım. Ama karşılığında dönmek bilmeyen, yiğitçe bir kıyam.
 
Ağla matemdir, Muharrem'dir bugün!
 
Kerbelâ Gülleri’nde, objektif olarak hareket etmeye ne kadar titizlik göstermiş olsa da, yazarın, gönlü ve kalemi Peygamber torunundan yana olmuştur. Bunu kendisi de söylüyor eserin başında zaten. Sunduğu vesikalarda, adaletli olmaya çalışmış. Yazarımız tam tamına 691 eserden faydalanarak oluşturmuş bu eserini. Erinmedim saydım, tam altı yüz doksan bir (eksik saymışta olabilirim) isim ve eser geçiyordu kaynakça bölümünde. Bu da demek oluyor ki, eften püften bir
çalışmayla muhatap değilmişiz. Bu denli kaynakla donanımlı bir eser oluşturmak, her babayiğidin harcı olmasa gerek. Ve okuyucuları bilir, Adem Saraç’ın Asr-ı Saadet’i esas alan bütün kitaplarında böylesi dağ gibi kaynakçayla rast gelinebiliyor. Bu tutumu, eserlerini daha okunur kılıyor; önemseyerek okumaya sevk ediyor insanı. Dipnot kullanmaması da başka bir özelliği ve dahi güzelliği. Eğer dipnotlar koysaydı, sanırım olayların akışı ve sürükleyiciliği sekteye uğrardı. Gerçi
kendisi de söylüyor yazarın, dipnot koymamak çalışmayı ilmîlikten uzak kılsa da, mühim olan maksadın hâsıl olması.
 
Diğer kitaplarında olduğu gibi, bu kitabında da sürükleyicilik hâkim Adem Saraç’ın. Tarihi verileri diyalog şeklinde sunarak daha anlaşılır kılmakta ve zihinlerde kalıcı hale getirmekte neredeyse üstüne yoktur. Ondandır ki, herhangi bir eserini eline alan, onu su gibi içer ve diğerine geçmek ister. Mesela aynı konulu bir başka çalışması da, Darağacındaki Kur’an Şehitleri - Reci’ Vakası’dır. Okuyunca ne kadar haklı olduğumuzu göreceksiniz.
 
Yetiş, kurtar bizi ey Hüseyin!
 
Hz. Hüseyin (r.a.), Kufe’ye doğru yola çıkmadan evvel de, çıktıktan sonra da, gitmemesi için, bu yoldan dönmesi için o kadar çok kişiden uyarı alıyor ki; o ısrarlara kim olsa dayanamaz dönerdi. Gitmemesi için, Kufelilere güven olmayacağından dolayı geri dönmesi için kapısını çalanlar ve adeta yalvaranlar şunlardı:
Abdullah b. Abbas, Abdullah b. Zübeyr, kardeşi Muhammed b. Hanefiyye, Amr b. Abdurrahman, Abdullah b. Ömer, Abdullah b. Cafer, “onların kalpleri seninle ama kılıçları sana karşı” diyen şair Ferezdak ve Abdullah b. Muti. Hepsi canından olmasından endişeli, hepsi düşünceli ve hiçbiri dünyadaki
her şeyden, herkesten kıymetli gördükleri bu torunlar torununa kıyamıyor, kıyılmasına razı gelmiyor yürekleri. Ama Resulullah’ın mükemmel terbiyesinden geçmiş olan bu torun; “Yetiş, kurtar bizi ey Hüseyin!” diyenleri, Kur’an ve Sünnet’i ayağa düşürmüş, Resulullah’ın ve Raşit Halifeler’in yönetimini tamamen değiştirmiş,
İslam esaslarını aslından saptırmış Yezid’in ve İbni Ziyad’ın zulmünden kurtarılmayı bekleyenleri yardımsız bırakamazdı. Ama nereden bilecekti nefsine uymuşların, şeytana kanmışların sözlerinden cayacaklarını. Çağrıda bulunanların, elçi ve mektup gönderenlerin sayısı haddinden fazlayken kayıtsız kalamazdı bu duruma
cengâver Ali (r.a.) oğlu, tevhid öğretmeni Muhammed (sav) torunu.
 
Hz. Hüseyin neden kararından dönmedi?
 

Nihayetinde olanlar olur ve tarih sayfalarına bir vahşetin daha kaydı geçilir. Tabi burada, yazarın da belirttiği üzere, Kerbelâ faciasının baş aktörleri olan Yezid ve İbn Ziyad gibi zalimlere kızıp küfrederek zaman öldürmek yerine, Hz. Hüseyin’in mesajını iyi anlama yoluna düşmeli Müslümanlar. Kerbelâ’yı daha iyi anlayabilmek için şu soruyu sorabilmeli: İlim, hikmet ve irfanla bezenmiş olan Hz. Hüseyin (r.a.) gibi bir şahsiyet, Kufe’ye gitmemesi için onca ısrara ve uyarıya rağmen neden kararından dönmedi? Üstelik de, süvari kuvvetleri ile askerî bir güç dâhilinde hareket etmek yerine, hanımlardan küçük bebeklere varıncaya kadar çoluk çocukla birlikte ailece yola çıkıyor. Yine Hz. Hüseyin (r.a.), ki vahyin eleğinden geçmiş bir şahsiyet, yapılan uyarı ve ikazlara rağmen, ileriyi görebilecek bir istidada sahip olduğu halde; neden bu kadar ısrarla ve tabir yerindeyse, inatla bu yola çıkmıştır? Bu noktada İmam Hüseyin’in mesajı neydi?
 
İşte üzerinde durulması ve cevabı aranması gereken sorular bunlar. Sevgili yazar, eserinde bu cevapları ön plana çıkarmaya gayret etmiş. Yorumdan ziyade, direkt olarak kaynaklarda geçtiği şekliyle vermeye çalışmış olayları ve olguları. Kerbelâ’yı anlayabilmek için, bu güzel ve teferruatlı eserden içeri süzülmeli. Tamam,
üzülmeli sonrasında; ama en nihayetinde zihindeki soru ve sorunlar çözülmeli. Mehmet Akif merhumun, “Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın!” dediği gibi biz de, Allah u Teâlâ bu ümmete bir daha Kerbelâ gibi bir vahşeti, hezimeti yaşatmasın, duasını yapıyoruz. Amin…

Fatih PALA

Yukarı Dön



Etiketler:

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Kategoriye Ait Diğer Haberler



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat