Hüseyin Alan'la Modernizmi konuştuk


Hüseyin Alan'la Modernizmi konuştuk

A+ | Normal | A-

Son güncelleme: 11 Haziran 2014 Çarşamba 22:49


Hayatı, insanı, evreni, ihtiyacı, bilgiyi ve genel olarak insanı ve insanın evrenle olan ilişkisini yeniden yorumlayan Modernizm üzerine araştırmacı yazar sayın Hüseyin Alan’la Küre Medya olarak bir söyleşi gerçekleştirdik. Faydalı olacağını umduğumuz söyleşimizi ilginize sunuyor konuyla ilgili yorumlarınızı bekliyoruz.

Küre Medya / Haber Merkezi
Modernizmin insan hayatını tamamen etkilediğini, bu etkileşimden maalesef Müslümanlarında nasibi aldığını çok net olarak görmekteyiz. Hayatı, insanı, evreni, ihtiyacı, bilgiyi ve genel olarak insanı ve insanın evrenle olan ilişkisini yeniden yorumlayan Modernizm üzerine araştırmacı yazar sayın Hüseyin Alan’la Küre Medya olarak bir söyleşi gerçekleştirdik. Faydalı olacağını umduğumuz söyleşimizi ilginize sunuyor konuyla ilgili yorumlarınızı bekliyoruz.

Hüseyin Alan’la Modernizm üzerine söyleşi

Küre Medya: Modernizmin kısaca bir tarifini yaptığınızda, Moderniz deyince neyi anlamamız gerekiyor?

H.  Alan:  Modernizm en temelde bir bilgi biçimine bağlı bir düşünüş biçimi ve karar alma tarzıdır. Bu bilgi, varlık âlemini, dünya hayatını veya toplu ifadesiyle şey’i total bazda kendince açıklayan ve kozmopoliti düzenleme iradesi ve becerisi gösteren bir bilgidir. Rasyonel aklın otorite kabul edildiği, bilimsel bilgi de denen bilgi türüdür bu. Modernizm de bunun ifadesidir. Şu halde modernizm dini bilgiye karşılık, dini bilgiye dayalı açıklamaya ve çözümlemeye karşılık bilgidir dersek isabetli söylemiş oluruz çünkü başlangıcı budur bu bilginin. Dolayısıyla bu bilgi, dini bilginin referans yaptığı vahye karşı başka referansları ve kodları olan bir bilgidir. Bu gün tüm dünyanın pratik olarak yaşadığı hayatı, yaşam tarzını düzenleyen irade, bu bilgi referanslıdır.

Küre Medya: Modernizmin, genelde dünya tarihine çıkışı, özelde ise Müslümanların hayatına girişi tarih olarak hangi zaman dilimine rastlar?

 

H.Alan:  Modernizm aslında aydınlanma dönemi olarak bilinen ve günümüzde giderek yaygınlaşan ve hemen her coğrafyayı, her kültürü ve her halkı etkileyen bir süreçtir. Bu bakımdan bu gün dünya ve insanlık, sadece aydınlanmanın tarihini, aydınlanmayı başlatan Avrupa’nın tarihini tarih olarak bilmektedir. Doğruyu orada aramakta, referansı oraya yapmaktadır. Söylenmeli ki aydınlanma tarihi, ne dünyanın diğer halklarının ne de Müslümanların tarihi değildir.  Kendi tarihini okuduğunu ya da öğrendiğini sananlarsa aydınlanma mantalitesiyle öğretilmiş bir tarih bilincine sahipler ne yazık ki. Bence bunu görebilmek çok önemlidir. Modernizm kabaca 15. Yüzyılda rönesansla başladı, aydınlanmayla devam etti. Sanayileşme, endüstriyel ulus toplum, kapitalist ekonomik sistem ve demokratik politik iktidar biçimine evrilerek günümüze geldi. Bu bakımdan 19.yüzyıla kadar yerkürenin batı yakasında gelişmiş, Avrupa tarihi, toplumu ve kültürüyle doğrudan ilgili yeni bir durumdur.

Bu yeni durum 18. Yüzyılda kurumsallaşmayı tamamlamış, ardından emperyal döneme geçerek yer küreyi işgale başlamıştır. Teknolojik buluşlarla endüstriyel üretime geçiş modernizmin taşıyıcı kolonu olmuştur. İnsanlık tarihinde bir kırılmayı ifade eden kırsaldan kente göçle, tarım toplumundan sanayi toplumuna dönüş sağlanmıştır. Bu hareketlilik sosyal örgütlenme modellerini, ekonomik ilişkileri, mülkiyet yapısını, sınıfsal değişimi ve politik iktidar yapısını da değiştirecektir. Artık insan denen varlığın amacı ve hedefi de farklılaşmıştır.

Avrupa, teknik buluşları üretimde ve sanayide kullanmaya başladığında hem ticaret yollarını değiştirdi, hem ekonomik hem de askeri bakımdan çok güçlendi. Kendi içinde sivilleşerek, sivil toplumlar ve modern kentler kurarak, laik hukuk ve anayasa ihdas ederek kurumsallaştı ve ulusal demokratik devletler kurdu.  Dünyanın diğer toplumlarına büyük fark attı. O gücünü kullanarak geleneksel toplumsallığa dayalı imparatorlukları yıktı, ülkeleri işgal etti, kaynakları sömürdü, insanları köleleştirdi ve kültürleri değersizleştirdi.

Modenizmin dünya tarihine çıkışı kendi içinde kurusallaşmayı tamamladığı 18. Yüzyılda başlar. Müslüman toplumlar kapsamlı ve kuşatıcı işgalle kabaca 19. Yüzyılın ilk çeyreğinde karşılaşır. Aslında ilk temas Hollanda, İspanya ve Portekizlilerin 15. Yüzyılda doğrudan askeri işgalle başlattığı ama sürekliliği sağlayamadığı uzak doğu ve Afrika işgalidir. Fakat sistematik, kurumsal ve çaplı işgal, toplumsal ve kültürel dönüşümü sağlayan işgal, İngilizlerin Hindistan’a girişiyle başlar. Fransızların 18. Yüzyıl başında sürekli olmayan işgali ardından yine İngilizler 18. Yüzyıl sonunda Mısır’ı ve 19. Yüzyıl başlarında Arabistan, Anadolu ve Trakya’yı işgal eder. Fransızların, İtalyanların Afrika’nın ve Ortadoğu’nun aralarında paylaştıkları yerleri işgali de 19 yüzyıldadır.    



Küre Medya: Müslümanların dışında olan diğer inanç sahiplerini bir kenara bırakırsak, Modernizmin Müslümanların hayatına girdiğinden itibaren en olumsuz etkileri ne olmuştur?  

H.Alan:    Zannım o ki modernizm Müslümanların hayatını alt üst eden en olumsuz etki, Müslüman’ca bilgi sistematiğimizin değiştirilmesidir. Bilgi üreten kurumlar, bilginin amacı gibi temel konular da bu nedenle değişti. Bu değişim, Müslüman’ın dünyaya, eşyaya, varlık âlemine ve hayat bakışını da değiştirdi. Var oluş amacını ve değerlerini de bu sayede fark etmeden değiştirmiş oldu. Bu gün tipik oryantalist aklıyla hayata, topluma, ekonomiye ve siyasete bakış açısını bu sebeple edindi. İlginç gelebilir ama söylenmeli ki Müslümanlar artık Kuran’ı usulsüz okurken, okuduklarından bilgi üretirken kendi tarihlerine, köklerine, birikimlerine ve değerlerine yabancı kalıyorlar çünkü akıl yapılarındaki değişimi fark etmediler.

 

Küre Medya: Modernizmin toplumu bireyselleştirdiğinden çokça bahsediliyor. Bu durumun özellikle Müslüman bireye yansıması nasıl gerçekleşmektedir?               

H.Alan:   Modern bilgi, varlığı yeniden tanımlarken insanı da yeniden tanımladı. Birey, soyut bir varlıktır, insan tekinin karşılığı değildir. Modern birey, kendini yeniden inşa eden, sosyal hayatta rolünün yeniden belirleyen, amacı ve hedefi itibarıyla haz almaya ayarlı bir tiptir. Özellikle dine ama bu arada diğer hiçbir otoriteye de bağımlı olmak istemeyen, kimselere hesap da vermeyendir. Birey, özgürlüğünü öncelikle dinden almıştır. O nedenle modern insanı tanımlayan bir kavramdır. Haklar ve özgürlükler, bu bireyin devlet otoritesine karşı pozitif hukukla korunma altına alındığı koruma kalkanlarıdır. İnsan hakları evrensel beyannamesi bunu tescil eder.

İnsan tanımı ideolojik değer yüklü bir anlamı içerir. O değerler, tanımlanmış insanı yönlendirir, insan kendini o değerlerle yeniden inşa eder. Bu nedenle liberal felsefenin insanı birey, Marksist felsefenin insanı İşçi-ezilen-mahrum bırakılan, post modern felsefenin insanı öznedir. Bir varlık olarak bu tip insan tanımlaması, gerçekte bilgi sistematiği, değer yargısı, iyi kötü algısı, amaç ve hedef olarak ona nasıl bir hayat tarzı benimsemesi gerektiğini empoze eder.

Bu bakımdan İslam’ın insanı kuldur. Salih kuldur, Muslih kuldur, Muttaki kuldur. Vahye, işitip itaat eden, İslam’a ve değerlerine teslim olan kuldur. Ve bu kulun diğerleriyle hiç mi hiç alakası yoktur. Her bakımdan.

Küre Medya: Müslümanların özellikle son dönemde, “Rızık” ve “İsraf” Kavramlarını unuttuklarını, bunun Karşılığın da ise, “Üretim” ve “Tüketimi” kavramlarını meşrulaştırdıklarına şahit oluyoruz. Sizce bu algı değişimini Modernizme bağlayabilir miyiz?

 

H.Alan:  Doğrudan moderniteyle, kavramsal sistematik ve düşünme biçimiyle alakalıdır.  Modern bilginin bu yolda açıklama biçimi budur. İnsanın moderniteyle kuşatıldığını hatırlarsak modern hayatta nasıl düşüneceğini, nasıl davranacağını da öğreten bilginin nelere kadir olduğunu görebiliriz burada!  O halde iktisat diliyle konuşan, ekonomik ilkelere göre düşünene bir akıl, bu kavramları elbette iktisadi değerlere göre yeniden tanımlayacak. Bu doğru mudur, elbette hayır.

Şimdi Müslüman bir kul, bu kavramlara nasıl bakar, bakmalıdır? Allah’ın bildirdiği sistematik total bilgi ve dini açıklama çerçevesinde, değil mi? Doğal olanı bu olmalı değil mi? O halde diyebiliriz ki rızkı veren, az veya çok veren, bu konuda ölçüyü koyan Allah’dır. Dolayısıyla dünya hayatı, bizim için zenginlikte ve yoksullukta imtihan edildiğimiz bir alandır. Allah, her an hayata müdahale edendir, her an iradesini koyandır. Dolayısıyla burada edindiklerimiz, kendi becerimizle elde ettiklerimiz değil Allah’ın iradesi ve takdiriyle bize verdikleridir. Biz bir Müslüman olarak böyle düşünürüz. Bunun tersi ise modern iktisadi akılla okunmuş ayetlerin yorumudur, ya da modern bireyi yönlendiren bilgiyle insanın kendi kaderini belirlediği bir açıklamanın bağlantısıdır.

İsraf konusu da böyledir. Allah kullarından, verdiği nimetlerin yine onun gösterdiği yerlerde harcanmasını ister. Verilenlerin sadece mali olmadığını düşündüğümüzde şükrün karşılığı olarak da ifade eder bunu. Allah’ın gösterdiği yerlere harcanmayan her nimet gerçekte israf edilmiş olur. Müslüman’ca düşündüğümüzdeyse israf, matematiksel kategoriye sıkıştırılmamalıdır. Yani, israf her kula, kazancına ve çevresine göre değişken olabilir.

Bu kavramlardan hareketle Müslüman aklı, kitabi bilgiler ışığında ama bu çerçevede kendini sınırlayan, amacını ve hedefini ahirette göreceği mükafata göre ayarlayan bir kulluğa ve davranışa tekabül eder. Bunun için Müslüman, Allah’ın bildirdiği hadleri aşmayandır. İnsan, kazandıklarında ve harcadıklarında ben irade ve hak sahibiyim derse ne olur? Ölçüsüzce davranır, keyfince harcar, müstağnilik eder, israfa dalar. Allah’dan gelenlere göre değil kendi yanından ürettiklerine göre davranmış olur. Hani birey kimseye hesap vermeyecekti ya, şimdi o bilgiyi burada somutlaşmış olarak görmüş olduk, değil mi?  

Bu açıklamalardan insanın sayi ve gayretini, çabasını ve didinmesini göz ardı etmemeliyiz. Bu olması gereken bir şeydir ama elde ettiklerim benim çalışmalarımın ve bilgimin karşılığıdır manasına da içermemelidir. Buradaki ince çizgiye dikkat edilmeli.

Küre Medya: Bir çok sosyolog, Modernizmin hayatı yeniden yorumladığından bahsediyor. Sizce kısaca “Modernizmin Hayatı yeniden yorumlaması” ne anlama gelmektedir?

  H.Alan: İnsan denen varlık gerek tek başına ama çoğunlukla toplu biçimde bir hayat yaşar. Hayat dediğimiz şey doğumdan ölüme kadar süren zaman aralığıdır, kişisel ye da toplum halinde. Bu süreçte davranışlarımızı belirlediğimiz doğru ve yanlışın, iyi ve kötünün, dost ve düşmanın ölçüsünü koyan bir bilgiyle hareket ederiz. Bu bilgi vahye dayanırsa adımız Müslüman, modern bilgiye veya salt akla dayanırsa adımız başka bir şey olur. Kuran’ın heva dediği de budur.

Geleneksel dönemden modern döneme geçiş, hayatın modern akla ve bilgiye göre yeniden yorumlanması ya da açıklanmasıdır aslında. Bu sebeple insan tanımından başlayarak toplumsal hayata kadar her alanda ve her düzeyde kurulan ilişkiler hangi değer ölçüsüne göre işliyorsa onunla tasvir edilir. Modern dönemde yaşanılan hayat sosyo ekonomik, siyasi, kültürel, mesleki, sanat, edebiyat ve müzik dahil her alan modern bilgiye göre işlemektedir. Dolayısıyla o söz doğrudur.

O halde soru şudur: Müslümanlar bu hayatta nasıl yaşıyorlar? Cevabı basittir. Müslümanlar da dinlerini “religion” manasına indirgediler yani bireysel inanç ve vicdan özgürlüğü çerçevesiyle sınırladılar. Hayata, topluluk hayatına yansımayan bir inanç biçimi bu. O nedenle sözgelimi bu gün İslam dini bu hayatı yönlendirmiyor, yorumlamıyor.  O halde Müslümanlar bu dünya hayatının neresinde ve nasıl yaşıyorlar sorusunu ciddiye almalı.

Küre Medya: Bu sorumuz başlı başına bir konu belki, ama kısaca değinecek olursak; Modernizme karşı, Müslüman’ca bir hayatı yeniden nasıl inşa edebiliriz, tavsiyeleriniz nelerdir?

 

H.Alan: Bence çok güzel ve yerinde bir soru. Burada öncelik mevcut hayatı doğru tahlil etmekte yatıyor. Hemen ardından biz nasıl bir hayat talep ediyoruza gelmek kaydıyla.

Müslüman’ca hayat ulaşılması mümkün olmayan bir talep veya hülya değil, tersine istendiğinde kolayca tatbik edilebilir bir hayattır. Mevcudun içinde, mevcuda rağmen farklı bir hayat yaşamak veya o hayatı üretmenin elbette zorlukları vardır ama işin doğası budur. Peygamberlerin işlerini doğru anlayabilirsek soruya doğru karşılık verebiliriz diye düşünüyorum.

Bence mevcut bilgiye değil vahyi bilgiye döndüğümüzde işe başlamış oluruz. Bunun için usule, sosyolojiye, pikolojiye, iktisada, tarih bilincine, siyasete ihtiyacımız var. Toplumu çekip çevirecek, organizasyon işlerini yürütebilecek yetenekli ve becerikli dostlara gerek var. Bunlar gökten zembille gelmeyecek ama eksiğimiz neyse onu tamamlayacak iradeye sahip olmak yeterli. Başlamak işin yarısını çözmekmiş, öyle bakarsak işimizi kolaylaştırmış oluruz.

Bu konuda kısaca bir şeyler söylemek gerekirse, Mekke’de ilk yıllarda nazil olan şura süresi 38-39. Ayetler bize yol gösterir diye düşünüyorum. Peygamber liderliğinde oluşan, Kureyş’e rağmen oluşan bir yapısallık var. Ayetler bunu tasvir ediyor: “rablerinin davetine icabet edenler, namazları aralarında topluca kılanlar, kendi içinde iktisadi işlerini çözenler, kendi işlerini istişare ile yürütenler, içlerinden birine yapılmış haksızlık karşısında onun hakkını savunanlar”. Bu hal, yol haritasını vermektedir.

Kureyş’in siyasi aidiyetine, ekonomik işleyişine, değerlerine, amaçlarına ve hedeflerine karşı ayrışan ve kendi yollarını çizenlerin hikâyesi bu. Ben-biz Müslümanı(z)m demenin hayattaki karşılığı bu. Orada ikili bir toplumsallık-vatandaşlık oluştuğu için sosyal çatışmalar başladı ve nihayet hicrete kadar giden süreç gelişti. Tek silahı ittika ve sabır olanların yaşadığı o hayat örnekliği bu günde uygulandığında sorunlarımız çözülmüş olur.

Bu konuda sanırım şunu belirtmelidir: O gün Müslümanlık kökten bir değişimi, metodik bir değişimi ve her şeye rağmen bir kişisel dönüşümü ifade ediyordu. Bu günse sanki bir miras veya kültür meselesi gibi anlaşılıyor İslam. Bu farkı anlayabilirsek işin özünün yakalamış oluruz diye düşünüyorum. Aidiyet bağının ne olduğunu, bu günkü anlayışta olduğu gibi salt siyasi politik alanda değil de hayatın içindeki her alanda ve her düzeyde Allah’dan gelenlerle iktidar ilişkilerini kendi aramızda kurduğumuzda felaha ereriz. Zannım bu benim kısaca.  

Küre Medya: Bize vakit ayırdığınız için Allah razı olsun. Sanırım okuyucularımızda genel olarak Modernizm hakkında malumat sahibi olmuştur. Ekleme, katkı ya da itirazı olan okuyucularımızın yorum ve eleştirileri ile döndüklerinde sizin gerekli açıklamayı yapacağınızı biliyoruz. Allah’a emanet olun.

H.Alan: Sizden de Allah razı olsun. Elbette, ben herhangi bir katkı, eleştiri, itiraz olursa gereken açıklamayı yapacağımı değerli okuyucularımıza bildireyim.  Sizde Allah’a emanet olun.                           
Küre Medya

Yukarı Dön



Etiketler:

Yorum yap yorum

Yorumlar

Harun Görmüş
14.11.2014 13:12
İmtihan
"...diyebiliriz ki rızkı veren, az veya çok veren, bu konuda ölçüyü koyan Allah’dır. Dolayısıyla dünya hayatı, bizim için zenginlikte ve yoksullukta imtihan edildiğimiz bir alandır. Allah, her an hayata müdahale edendir, her an iradesini koyandır. Dolayısıyla burada edindiklerimiz, kendi becerimizle elde ettiklerimiz değil Allah’ın iradesi ve takdiriyle bize verdikleridir. Biz bir Müslüman olarak böyle düşünürüz."

Yazı genel anlamda güzel bir modernizm eleştirisi olmakla beraber, başlığa aldığım kısımdaki yazılar da İslami değil, yine modern düşüncenin dayatmış olduğu düşüncelerdir.

İki insan örneği verelim: Bunlar 80-90 yıl yaşıyorlar diyelim, biri 90 yıl zenginlikle imtihan olacak, diğeri de 90 yıl fakirlikle mi imtihan olacak? Hatta bu kişilerin çocukları da aynı imtihanla imtihan olacaklar, çünkü zenginleşme fırsatı bulamayacaklar büyük ihtimalle. Bu nedenle bu düşünce İslami bir düşünce değildir, "modernist kader" anlayışıdır. Allah hiç kimseyi böyle uzun imtihanlara sokmaz. Eğer zenginlikle ve fakirlikle imtihan olunacaksa bu imtihan ancak belli bir zamanı kapsar. Zaten müslüman toplum bu imtihanın bir ömür boyu uzamasına razı olamaz. O kişi de olmamalıdır. "İnsanlara ancak çalışmasının karşılığı vardır" ayeti mucibince, İslami bir toplumda herkes çalıştığı/emek verdiği sürece bir ömür fakirlikle imtihan edilemez. Aksi halde fakirlik meşrulaşır. Allah bir insana emeksiz rızkı sadece miras yoluyla vermiştir ki onu da olabildiğince paylaşmasını emretmiştir. Vesselam..
Hüseyin Alan
13.06.2014 01:48
Elif kardeşime
1-Kendi hesabıma konuşursam, beceremedik desem kızmazsınız değil mi? Sorunlarımız var, aşamıyoruz. Donanımımız yeterli değil. Okumalarımız da sorunları çözmeye ayarlı değil. Bu nedenle fedakarlık ve samimiyet eksikliği ile açıklayıp işi kilitlemek sorunu çözmüyor.

Evet çağa böyle cevap vermeliydik. Müslümanlık budur demeli ve göstermeliydik. Biz farklıyız demenin gereği bu. Olması gereken de buydu. Ama biz de uyduk kalabalığa gidiyoruz işte, akıbetimiz hayrolsun!

Mekke'de kendi içinde, Mekkelilerle Medineliler arasında, Medine'lilerle kendi içinde örneklenen kardeşlik ilişkisi, tarihte kalmış vaka değildir. Hangi çağda olursa olsun isteyenlerin kalplerini telif eder Allah. Kafayı buralara yoralım, umutsuz da olmayalım derim.

2-Allah, vahiy, din, elçi, kitap, ahiret telakkimizde sorunlar oluştu. Vahiy okurken işitip itaat etmeye değil, anlamaya, çözümlemeye devam ettikçe çıkış çok zor. İlacımız, gaybi bilgiyi yeniden tefekkür etmede yatıyor.

Varlık gerekçemiz ve imtihan bilincimiz zaaflı olunca kurduğumuz ilişkilerin karşılıklı olmasına ayarlandık sanki. Oysa yapıp etmelerimizin karşılığını Allah'dan bekleyerek hareket etmeliyiz. Burada salt kitabi, fazlaca kuralcı olmaya gerek yok

Dinimizi, aklımızı ve neslimizi korumanın tek yolu cemaat diyorum. Ama bunu tüketeli çok oldu. Form ve muhteva olarak cemaati ihya etmeliyiz. Neden cemaat sorusu ayrı bahis ama ben böyle düşünüyorum.

Röporajı iyi anlamışsınız, tebrik ederim. Selamlar.
Elif Karabacak
12.06.2014 07:36
kardeşlik hukuku hayatımızın neresinde?
Tesbitleri itibariyle çok faideli bir söyleşi olmuş.Allah razı olsun
Benim aklıma 2 nokta takıldı:
1-Modermizmin birey ya da postmodernizmin özne algısına karşı "müslüman kuldur,
Salih kul"
Kul sıfatlı müslümanların birbiriyle olan hukukunu belirleyen şey kardeşliktir
Rabbimiz Hucurat Sûresinde böyle tanımlar.
Hal böyle iken bu kardeşlik vurgusu ve hukuku gerçek manada işletilebilmekte midir?
Yani modernizmin bireyci mantığına,hesapçı mantığına rağmen biz Rabbimizin buyruğuna sarılıp kardeşliği işletmeli ve müslüman olarak çağa böyle bir cevap vermeli değil miydik?
2-Eşyaya bakışımızı modernizmin kuşatmasından ve ama'lardan arındırarak nasıl düzeltebiliriz,nasıl müslümanca kılabiliriz?
Yorum yap yorum

 

Kategoriye Ait Diğer Haberler



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat