Kavmime Bayram Mesajıdır*


Hüseyin ALAN, Kavmime Bayram Mesajıdır*

Hüseyin ALAN


A+ |Normal |A-


Allah Nahl Süresi 112’de bir şehri, şehirde yaşayan toplumu misal verdi. Onlara her taraftan nimetler verilmişti. Güvenlik ve huzur içinde yaşıyorlardı. Güçlüydüler. Benzerlerinde olduğu gibi çoklukla övünmeye başladılar. Bu sebeple azgınlaştılar. Bütün bunları kendi bilgileri ve becerileri ile elde ettiklerini iddia ettiler. Nankörlük ettiler, kibirlendiler. Sonra Allah onlara yakın dünya azabını tattırdı. Yoksullaştırdı. Zayıf düşürdü. Parçalandılar. Tıpkı Ad ve Semud kavmi gibi, Musa(s)’nın, Muhammed(s)’in kavimleri gibiydiler.

 Allah bu şehir ahalisine bir uyarıcı gönderdi. Gelen elçi onlara Allah’ı hatırlattı. Kulluğa çağırdı. Küfürden ve şirkten vazgeçmelerini istedi. Başlarına gelenlerden dolayı onları tevbeye çağırdı. Dua etmelerini, yakarmalarını istedi. Azgınlaşan her toplumda olduğu gibi onlar da bu daveti reddetti. İnkara devam ettiler, peygamberlerini yalanladılar. Ona tabi olmadılar. Bunun yerine liderlerine (1) tabi olmaya devam ettiler. Ve Allah o kavmi helak etti. Şehirlerini metruk bıraktı. Oradan geçenler ibret alsınlar istedi. Oysa Yusuf(s)'un ve Yunus(s)'un kavmi dönmüştü.

 Allah Tin süresinde emin belderinde yaşayan Yahudi halkını, Kureyş süresinde Mekke’de yaşayan halkı da aynı o şehir halkı gibi misal verdi. Bunlarda kendilerine verilen nimetlerle güvenlik içinde yaşıyorlardı. Güçlüydüler. Çevrede liderdiler. Fakat bunlar da azmış, nankörlük etmiş, kibirlenmişlerdi. Allah bunlara da peygamberlerini yolladı. Onlar da Allah’ı hatırlattılar. Küfürden ve şirkten dönmelerini, yalnızca Allah’a kulluk etmelerini istediler. Diğerleri gibi bunlarda yalanladılar. Peygamberlere düşmanlık ettiler. Allah bunlara da önce yakın dünya azabını verdi. Dönmediler. Bu seferde helak oldular.

 Şehir ve şehir ahalisi deyimi bu gün ülkeye, devlete ve ülkede yaşayan topluma karşılıktır. Şehrin ileri gelenleri; kabile reisleri, servetinin çokluğu ve erkek evlat çokluğuyla övünenler, nesep olarak soyuyla övünenlerdi. Bunlar topluca liderler takımını, grubunu oluştururdu.

 Bu gün bunların yerini ilk başta devlet ve kurumları, demokratik ve laik ilkeler, yasalar, kurucu atalar, ulusal liderler almıştır. Bütün bunların ardında ekonomi/sermaye vardır. Çünkü bu günkü devletler yapısal olarak burjuva sınıfının kurduğu siyasi örgütlenme aşamasıdır. Dolayısıyla devletin yanında şirketler, sivil toplum örgütleri, siyasi partiler, sendikalar, üniversiteler, medya, ruhbanlar, güçlü ordu, kalkınmış ekonomi gelir. Sayısal olarak nüfus fazlası vardır. Dikkat edilirse bunlar soyuttur. Tüzel kişiliktir. Hukuken vardır. Ama bunları ayakta tutan, yaşatanlar vardır. İşte bunlar tarihtekiyle özdeş liderlerdir.

 Her toplumda olduğu gibi bu günde saptıranlar liderlerdir. Kurumsal soyutluğa, sistematik mekanizmaya, görkemli binalara, ürkütücü üniformalara, karar verici meclislere sığınsalar, mevzuatı öne sürseler de emredenler, itaat isteyenler bunlardır. İster atanmış, ister bir şekilde seçilmiş olsun liderlerdir. Çünkü çağdaş tanrıları/totemleri ve onların kurallarını/tabularını ayakta tutanlar liderlerdir.

Ahaliyi çekip çevirenler, yol gösterenler, yönlendirenler bunlardır. Atalarından/ulus tarihinden referans gösterip gittikleri yolu doğru yol gibi gösterenler bunlardır. Toplumda sosyal statüleri dağıtanlar, egemen kültürü yaşatan ve üretenler bunlardır. Bu referansa uygun değerler sistemini yüceltenler ve yayanlar bunlardır.

 Ahaliyi ikna etmek, kurumsal liderliğe ve değerler sistemine rıza sağlamaksa akademiye, medya ve ruhbanlara aittir. Bunlar yetersiz kalınca şiddet kullanma tekeline sahip kurumlara aittir. Bu durum tarihsel zamana, şatlara ve toplumlara göre sadece şeklen, görüntü ve isim olarak değişti ama muhteva olarak hiç değişmedi.

 Bu liderlere itaat edenler, bunların yolundan gidenler, bunlara tabi olan yığınlar da değişmedi. Dünkü aşiret, kabile, kavim ve krallık bağlısı ve ahalisi bu gün ulusal kimlik bağıyla bağlı yurttaşlar, vatandaşlar, sivillerdir. Halktır. Ulusal dili, kültürü, tarihi, değerleri ve bunları destekleyip meşrulaştıran ulusal dinleri, ideal olarak benimseyip liderlerinin yolundan gidenler bunlardır.

 Kuran, bunlar için enteresan bir değerlendirme yapar: Bu zayıflar, güdülenler, tabii olanlar, halk, şayet iktidar-itaat ilişkisini değiştirmez, liderleriyle bağlarını çözmez, dünya hayatında da rab olarak Allah’a yönelmezlerse, liderleriyle beraber cehennem ateşindedir. Allah onların “bizi saptıranlar bunlardı” mazeretlerini geçersiz sayar. Çünkü liderler “sizi saptıranlar biz değildik, siz zaten sapıktınız” diyeceklerdir...

 Ey kavmim! Çanakkale’de İla-yı Kelimetullah için çarpışırken yurdunda ve milletinde İslam’ın üstünlüğü için bir savaş verenler, bu belde de ezanlar hep çınlasın diyenlerdi. Onlar bu gün yoklar. Onların verdiği mücadele hatırına Allah bu ülkeye, burada yaşayan topluma acıdı. Savaş sonrası onların evlatları zorluklar çekti, suni sıkıntılara katlandı. İstismar edildi ama yıkılmadı. Arkadan gelen neslin hafızasıyla oynandı. Değerleri aşağılandı. Dinleri saptırıldı. Son olarak Çanakkale’de şehit olan ceddin soyu kesilmek istendi ama Allah buna izin vermedi.

 Ey kavmim! Bu memleketin, bu milletin doğal gazı yoktu, petrolü yoktu, birikmiş paraları ve kurulmuş fabrikaları yoktu. Bankaları, altını ve döviz stoku da yoktu. Neyi mi vardı? Sulayamadığı arazileri, ekip dikemediği bahçeleri, kullanamadığı ırmakları ve denizleri vardı. Zulmeden zorba liderleri vardı.

 Elinde sadece Allah’a olan inancı vardı. İyi bilmese de, dinini pratikleştiremese de, ibadetini tam olarak yapamasa da Allah’a güveni vardı. Her zorluktan, başına gelen her sıkıntıdan sadece ona sığınırdı. Böylesi bir değer sistemi vardı. Başka? Bunun yanında öküzü, kadını ve erkeğiyle işlediği yarı verimli tarım arazileri vardı. Yarı çürük meyve veren bahçeleri vardı. Kendi ihtiyacını gören imalatları ve ihtiyaçlarını gideren ahlaklı ticareti vardı. Başkalarına muhtaç değildi... Yetmez mi?

 Bunlarla huzurluydular. Birliktiler. Dayanışırlardı, paylaşırlardı. Çünkü Allah’ı vardı. Sadece ona inanıyor ve güveniyorlardı. Bildikleri o kadardı. Daha doğrusunu bilmedikleri için daha iyi olamıyorlardı. Önlerine düşecek doğru liderleri bekleyip durdular hep. Ama olmadı çünkü kendilerinin iman ve imani unsurlarla toplumsal hayatı bütünleştirme konusunda sorunları vardı.

 Ey Kavmim! Ceddimizin Allah’a yakarışı, karşılık bulmuştu. Yüce Rabbim bize her taraftan nimetler gönderdi. Rızkımızı bollaştırdı. Güvenliğimizi sağladı. Beldemizi emin kıldı. Fakat Allah’a kullukta sorunlar vardı. Liderler yine devreye girdi ve Allah’ı unuttular, unutturdular. İbrahim(s)’i yolu yol edinmeye adanmış ceddine ihanet ettiler, azgınlaştılar, kibre kapıldılar. Bu memleketin, bu milletin sahip olduklarını sahiplendiler. Bunları kendi bilgileri ve becerileri sayesinde sana verdiklerini iddia ettiler, seni etkilediler. Biz varsak varsınız dediler. Seni de bunlara inandırdılar.

 Ey kavmim! Bu memlekette okunan ezanlar günde beş vakit Allah’ın ismini yüceltiyor. İnsanları Allah’a teslimiyete, onun için, onun değerleri için kıyama çağırıyor. Küfrü ve şirki terk etmeye, sadece Allah’a itaat etmeye davet ediyor. İslam inancı temelinde beraberliğe, salih önderlerimizin arkasında birlikte saf tutmaya çağırıyor. Namaz çıkışı, kıyamda zikrettiğimiz hükümleri ve yasakları toplumsal işlerimizde uygulamamızı istiyor. Dünya hayatında da sadece Allah’ı rab edinin, küfre karşı iman tarafında yer alın diyor.

 Ey kavmim! Liderler burada da devreye giriyorlar. Akademiyayı, medyayı, ruhbanları devreye sokuyorlar. Kendilerini, yapıp ettiklerini, sapkınlıklarını gizlemek için sivil örgütlerle senin arana giriyorlar. Farkında mısın ezan okunduğunda içi titreyen seni sivilleştirdiler, sekülerleştirdiler, şirke bulaştırdılar. Ahireti unutturup hesap gününü anlamsızlaştırdılar.

 Ey Kavmim! Liderlere tabi olan bu memleket, bu millet Allah’ı unuttu. Böylesi durumlarda Allah kendisini unutan topluma kendini hatırlatır. Bir şekilde hatırlatır. Başlarına dünya azabı verir. İbret alın, beni hatırlayın, yanlıştan dönün der. Şimdi sıra sende. Sana da hatırlatıyor, farkında mısın?

 Ey Kavmim! Farkında mısın, yakın dünya azabı geldi başına. İç savaşa girdin. “Haksız” yere birbirini boğazlıyorsun. Böyle giderse azaptan sonra helak gelir. Afganistan, Irak, Suriye’den almadınsa kendi içine düştüğün durumdan olsun ibret al. Nahl Süresinde, Tin Süresinde ve Kureyş süresinde hatırlatılanlardan ibret almayanlar gibi olma.

 Allah hiç bir milleti içlerinden bir uyarıcı göndermeden helak etmez. O sebeple bu azap henüz helak değildir. Senin şu an elinde nass var. Önünde peygamber var. Tarihte salihleşmiş Müslüman ceddin var. Önce buraya dön. Dön ve bak. Allah tüm kavmi saptırmaz. Senin içinde de Allah’tan gelen mesajı hatırlatanlar olmalı. Seni hak yola gel diye uyaranlar olmalı. O seslere kulak ver. Sen bunları diğerlerinden ayırt et yeter. Unutma kurtuluş yine sana bağlı.

 Ey kavmim! Şayet ibret almaz, liderlere uymaya devam edersen daha fazla birbirine düşecek, birliğini parçalayacaksın. Güvenliğin elden gidecek. Belden parçalanacak, kurda kuşa yem olacaksın. Bunu fark ediyor musun? Henüz yolun bir yerindeyken dön. Tevbe et. Allah’a yakar. İzzetini kuşan. Allah bağışlayıcıdır. İkram edicidir. Aksi halde helak kaçınılmazdır!

 Ey Kavmim! Allah İbrahim(s)’ı insanların atası, lideri olarak gösterdi sana. Onda güzel örneklikler var bakın ve alın dedi. Bilirsin o, tevhidi şirk unsurlarından ayıklayan, hanif tevhidi yeniden öğretendir. Bu sebeple inkardan dönmeyen kavmini uyaran, dönmeyip şirkte ısrar eden kavminden ayrışandır. Kavmini terk edendir. Bu Kurban bayramında olsun İbrahim’e bak. Onu düşün. Tefekkür et. Böylece önüne düşenlere, seni saptıranlara iyi bak. Kulak verme artık onlara. Onları İbrahim’le kıyasla. Hangisi ona beziyorsa düş peşine. Neyi neyle kıyaslayacağını bil yeter. Ve unutma, niyetini değiştirirsen, Allah’a yönelirsen, Allah sana bir yol gösterir. İçinden salih liderler çıkartır. Ümitsizlik yoktur. Bunları unutma ey kavmim!

Dinotlar
 (*) “Ey Kavmim” ifadesi gerçekte peygamberlere aittir. Ülkemizde bu başlıkla geçmişte bir yazı kaleme alan ama peygamberlere uymayan Ahmet Altan’a da bir gönderme olsun. 
 
 (1) Lider terimi, Kuran’in ifadesiyle “zorba” olanlar için kullanılmıştır. Zorbalık, fiziki güç kullanarak başkalarının elinde ve yanındakileri zorla almak değildir. Bu yolla “Haksızlık” etmektir. Haksızlık ve dolayısıyla zorbalık, Allah’dan gelenleri kabul etmemek, heva ve hevese uymak manasınadır. Zorba, Allah’dan korkmadığı, hesap gününü inkar ettiği için zorbalık edendir. Nankörlük, kibir, haddi aşmak, nefsine zulmetmek vs ifadeleri bu çerçevede anlamlıdır. Her toplumda zorbalığı liderler yapar, onlara tabi olanlar yapar. 




Yukarı Dön

Yorum yapyorum

Yorumlar

Muradi
24.09.2015 02:54
Çanakkale!
Güzel bir yazı olmasına rağmen Çanakkale Savaşından İlay-i Kelimetullah için yapıldı diye bahsedilmesi biraz tuhaf geldi. Yani İttihatçıların liderliğinde ve Almanlarla beraber yapılan bir savaşın böyle bir niteliğe sahip olması pek mümkün değil. Dahası, Osmanlı devleti her ne kadar cihad fetvaları yayınlasa da, cihad yapabilecek bir devlet olma özelliğini de çoktan kaybetmişti. Her ne kadar askerlerin İslami bir amaçları olduğu söylenecek olsa da komuta kademesinin böyle olmadığı bir gerçektir. Esasında 1. Dünya Savaşı emperyalistler arası bir savaşken Osmanlı'nın bu savaşa sokulması asıl amaçların İslam'la bir alakasının olmadığını gösteriyor.
Yorum yapyorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat