Edille-i Şer'iye Üzerine


Hüseyin ALAN, Edille-i Şer'iye Üzerine

Hüseyin ALAN


A+ |Normal |A-


Müslümanların sosyal ve toplumsal hayatlarını Müslümanca yaşamak ve hayatla ilgili sorunlarını Müslümanca çözmek için müracaat edecekleri referans kaynakları "Kuran, Sünnet, İcma" ve "Kıyas"tır. Hemen tüm mezheplerin ittifak ettikleri ve hemen tüm Müslümanların ezbere saydıkları Şer'i deliller bunlardır.

Kuran, beşeriyet için, Allah'dan Cebrail aracılığıyla Hz. Muhammed'e gönderilen mesajların bütünü ve hak olarak korunan vahiylerin toplamından oluşan Mushaftır/Kitabdır.

Sünnet, peygamberin ahlakı Kuran'dı deyimiyle ifade edilen, Kuran'ı açıklayan otorite, sosyal ve toplumsal hayatta uygulayan rehberlik ve sahih/orijinal örnekliktir.

İcma, Peygamberin vefatından sonra ortaya çıkan her türden meselelerde, özellikle dört halife devrinde sahabenin kendi döneminde farklı görüşlerden birinde ittifak etmesidir. Halifelerin seçimi, Müslüman ümmetin siyasi birliği icma ile sağlanmıştır.

Kıyas, Dört halide devrinden sonra ortaya çıkan siyasi ihtilafların ve benzeri meselelerin çözümü için, Kuran'da, Sünnette ve İcmada olmayan ama bunlara dayanarak üretilen delil türü/içtihaddır. Hadis ekolü ve Maliki mezhebi hariç diğer tüm mezhepler kıyası delil olarak kabul ederler. Hadis ekolü, hadisleri tahlil edip yorumlamadan aynen kabul ederken Malikiler hadisleri ve Medine ahalisinin uygulamasını delil kabul ederler. Diğer mezhepler hadisleri ve Medine ahalisinin uygulamasını tasnif ederek, yorumlayarak kıyaslarında kullanırlar...

Şimdi: Sahih anlayışta ve uygulamada sünnet Kuran'dan, İcma da sünnetten bağımsız değildi. Kıyas ise Kuran'a, sünnete ve icmaya bağlı kalarak yapılan içtihattı. Yani bunlar birbirinden kopuk ve bağımsız değildi.

Fıkıh/hukuk iki türe ayrılmıştı. İlki Für'ü fıkıh. Doğrudan hükümleri yani haramları, farzları, mekruhları, mübahları, bütün olarak ibadetleri vs belirtir. Yeme içme, barınma, kazanç, ibadetler ve şeri hükümler ile miras gibi sosyal ve siyasi hayatı düzenleyen normlardır. Burada, temel olarak fıkhi bir mesele vardır ve bu meselenin hükmü, kuralları belirtilir. Fıkhın für'ü kısmı bunları kapsar... İkinci fıkıh, usuldür. Fıkhın bu kısmı da geniş açıdan delilleri kapsar...

Çağımız modern bir çağdır. Müslüman ümmet siyasi birliğini ve bütünlüğünü kaybetmiş, buna bağlı olarakta sosyal ve toplumsal hayatını Müslümanca düzenlemekten mahrum kalmıştır. Bu sebeple İslam, kişisel alanın, kişisel ibadetlerin ve uygulamanın dışında günlük hayattan çıkmıştır.

Modern çağın Müslümanı, yaşadığı hayatı İslamlaştırmak için fıkhın usul tarafını değil doğrudan hüküm tarafını gündem edip tartışmaya açmıştır. Dolayısıyla burada büyük bir sorun ortaya çıkmıştır. İslam fıkhının ortaya çıktığı ya da İslam fıkhını ortaya çıkaran İslam toplumu ortada olmayınca, modern toplumun sorunları ve hayata dair modernizmin çözümleri İslamlaştırılarak taklit edilmektedir.

İslamcı akımın Kuran ve sünnete dönüş çağrısı gerçekte modern çağın Müslümanını yeniden ama sahih temeller üzerinde toplumsal olarak inşa etmek içindi. Bunu yaparken fıkhın ikinci kısmını terk ettiğini fark etmedi. O sebeple ilk elde kıyası, sonra icmayı terk etti. Ardından sünnete sıra geldi. Elde kala kala Kuran kaldı.

Sanıldı ki, kıyas, icma, sünnet Kuran'dan ayrı, Kuran'dan bağımsız delillerdi. Bu sebeple olsa gerek Fıkhın usul tarafını yeniden yorumlayarak, sağlam deliller üzerine yürüyerek hükümleri yeniden ihya edecek veya yorumlayacakken işe tersten başlayıp doğrudan hükümleri tartışmaya başladı. Çünkü İslamın hükümleri yaşanılan hayatta karşılık bulmuyordu. Bu sebeple modern toplumsal hayata uymayan hükümleri yeniden yorumlayarak modernizm lehine telif etmeye çalıştı. Bunu delillendirmek içinde sünneti, icmayı terk etmek durumunda kaldı ve sadece Kuran'a sarıldı.

Dememiz o ki: Çağımızın Müslümanı yaşadığı ortamı, sosyal ve toplumsal hayatı Müslümanlaştırma çabasına girerek İslam'ı yeniden tanımlamak, Kuran'ı yeniden tefsir etmek yerine, usule müracaat ederek Müslümanca bir sosyal hayat inşasına yönelmeli. Bu perspektif, sahih İslam anlayışını ve sahici Müslüman toplum inşasını yeniden gerçekleştirebilir. Bunun için sünnete, icmaya dönmeli. Bozulmuşluğu temsil eden mevcut hali İslamlaştırma hatasından dönmeli. Kıyası da bu temeller üzerine yeniden yapmalı.

Müslümanlar, ahirette işine yaramayacak çözümlerden ve edimlerden vazgeçmelidir. Sıradan dünyalılar gibi salt dünyevi hayatını düzenleyecek yaşam biçimini terk etmelidir. Bu dünyada lehimize gözüken çözümler ahirette bizleri perişan edebilir. Hatırlayalım: Ölüm var. hesap var. Ve hesap günü çok yakın.


Yukarı Dön

Yorum yapyorum

Yorumlar

Yakup Döğer
28.06.2015 23:50
Selam ile
Günümüz modern düşünce, geleneği ayıklayıp sahihleştirmek yerine, kolaycılık olan toptan redde gidince, hayatın pratiğine dair çözümleri de göremez oldu. Bulanık olanın arıtılması gerekirken tamamen sıhhatsiz olduğu görüşü, mekanik dünyanın Müslümanlara attığı en büyük kazıktı.

Aslında her şeyin Kur'anla çözülmesi temel anlayış olarak kesinlikle doğru bir yaklaşımdı, ama bu yaklaşım diğer değerlerin terk edilmesini gerektirmiyordu ki, Müslümanlar kendi ufkunu açacak olan bütün yollara da arkasını döndü.

Zaman içerisinde usulün terk edilerek yapılan Kur'an okumaları Kur'anın kast ettiği asli anlamından çıkarak birer metin tahliline, cımbızla ayetler içinden kavram çekmelerine döndü. Usulün terki aslın terki anl[küfür] da geliyordu aynı zamanda.

Bin yıllık birikimlerin, bir çırpıda yok sayılması, yeni yetme anlayışları birer fikir teatisine, sahiplerini de birer teorisyene dönüştürerek köksüz birer yapı haline getirdi. Her biri birer müçtehid, her biri birer müfessir vasfını edinen Müslümanlar türedi.

Hayatta karşılığı olmayan tartışmalar, gelip hayatın merkezine yerleşti. Artık her gün Kur'an okuyan Müslümanlar, Kur'an okumalarına rağmen, aralarındaki problemleri Kur'an ve Müslümanlara getirerek çözüm üretemez oldular. Tarihselci yaklaşım, Kur'anın hayata müdahil olmasının önünü kapatarak, problemlerin modern hukuk ile çözülebileceği kanısını hayatla bütünleştirdi.

Müslümanların sırtını döndüğü değerler,aslında Müslümanların sırtını okşuyor,sıkıntı yok ben buradayım diyor.
Hüseyin Alan
28.06.2015 23:40
-3-
Müslümanların çağdaş ulus toplum içinde yaşarken sadece Kuran demeleri, sadece itikadi unsurlar ve inanç ilkelerini tartışıyor olmaları yukardaki sebeplerle kayıtlıdır.

Kuran'ın toplumsal hayatla bağ ve bağlantısının kopartılıp kelam ve inanç konularıyla sınırlanması, Kuran'ın pratik örnekliği demek olan sünnetin devreden çıkartılması, Kuran'a ve sünnete uygun olarak yeni meselelerde Müslüman ümmetin birliğinin ve bütünlüğünü sağlayan icmanın unutulması da bu sebepledir.

İslam fıkıh kuralları dediğimiz şeri hukukta var olan, söz gelimi "kadının şahitliği, çok evlilik, miras, tesettür, faiz, el kesme, laiklik, demokratik seçimler, kapitalist ekonomi, bireysel hak ve özgürlükler, modern kentler ve kent kültürü..." gibi kurallar, bu gün yaşanılan hayata uymadığı, Müslümanların önünde engel olarak durduğu için tartışılıyor.

Bütün mesele, Müslümanların verili şartlarda ve toplumsallıkta yaşanan hayat itiraz edeceğine, kendini bu hayata uyarlamaya çalışırken önünde engel olan fıkhi kurallara itiraz etmesidir.

Müslümanlar, şer/fıkhi kuralları tartışacağına, usule yönelip yeni bir İslam toplumu inşasına yönelmelidir. Sadece Kuran derken kendini mevcut hayata nasıl entegre ettiğini, bu sebeple sürekli iman unsurlarıyla uğraştığını fark etmelidir. Bu yol, kendini vicdanen rahatlatabilir ama kapitalist ve Calvinist insan türü olmaktan kurtarmaz. Verili laik ulus toplumun yani cahiliyyenin bir parçası olmak neden sadece Kuran demekle mümkündür, bunu anlamalıyız.
Hüseyin Alan
28.06.2015 23:14
-2-
İnsan kalabalıklarının İslam dini ölçülerine göre değil de modern ölçülere göre birey veya vatandaş teki olarak ulus toplum şeklinde birlik olması, siyasi liderliği çoğunluk iradesine göre belirlemesi, çağdaş hukuk kurallarının laiklik esasına göre belirlenmesi, Müslümanların akıllarını karıştırmış durumdadır.

Çağdaş modern toplumlarda işleri düzenleyen laik hukuk kuralları, İslam fıkhının kurallarıyla doğrudan çelişmektedir. Evvele referans olarak, sonra da dünya hayatında güdülen amaç ve ulaşılması istenen hedef olarak çelişmektedir. Çünkü modern ulus toplumlarında toplumsal hayat, ahiretle, ahirette verilecek hesapla hiç bir bağlantısı olmayan, salt dünyevi amaçlar ve hedefler için yaşanan bir hayattır. Bu bakımdan Müslümanın inancıyla yaşadığı hayat farklıdır.

Bu bakımdan inanç unsurları sadece inanç unsurlarıdır ve hayatla bağlantılı değildir. İnancın kişiselleşmesi, kişisel ibadetlerle sınırlanıp özelleşmesi de bu sebepledir.

Müslümanların, ulus toplumlar içinde, ulusun bir parçası olarak yaşıyor olmaları, İslam fıkhının ürettiği şeri kuralları geçersiz kıldığı, şeri kuralların toplumsal hayatta bir karşılığı olmadı için, çelişkiye düşen Müslüman ne yapıyor, şeri kuralları tartışmaya açıyor ve hayatını yaşarken kendisine ayak bağı olan şeri kuralları modern hukuk kurallarına göre uyarlıyor. Yeniden tefsir ediyor. Değiştiriyor, tadil ediyor. Böylece rahatlıyor.

Yaşadığı hayata ve laik kurallara itiraz edeceğine laik kuralları İslamlaştırıyor.
Hüseyin Alan
28.06.2015 22:43
konunun anlaşılması için
Müslüman toplum, İslamın tam olarak yaşandığı, şeriatin yönlendirici olduğu toplumdur. İslam fıkhı/hukuk, bu toplumdan çıkar, hükümlerin toplumda bir karşılığı vardır. Toplumsal işler dediğimiz sosyal, ekonomik, siyasi, kültürel ve mesleki işler İslam'a göre düzenlenir, sorunlar da İslam'a göre çözülür.

İşlerin düzenlenmesi ve sorunların çözümü, Kuran'ın belirlediği çerçevede sırasıyla sünnete, yoksa icmaya ve bu üç kaynağa dayanarak yapılan kıyasa/içtihada müracaat edilerek yapılır. Müslüman toplumun lideri varken ihtilaf yoktur çünkü farklı görüşlerden ve yorumlardan birini tercih eden liderin beyanı, herkesi bağlayan kurala dönüşür.

Müslüman toplumun itaat toplumu olması, sosyal sözleşmeye, çoğunluk görüşüne, ulusal iradeye dayalı olmaması bu sebepledir. Her ne kadar istismara yol açsada bu fark, Müslüman toplumla diğer toplumlar arasındaki ayırıcı bir farktır ve çok önemlidir.

İcma, Müslümanların siyasi birliğini sağlayan ve liderliğini belirleyen bir kuraldır. Aynı kuralla itaat ilişkisini istismar eden liderin azledilmesi de mümkündür. Yeter ki Hz. Ömer'e "yanlış yaparsan seni şu kılıçlarımızla düzeltiriz" diyebilen yetkin, faris, güçlü ve ileri gelen adil insanlar olsun, icmayı tesis etsin.

Hz. Ali'nin kendi dönemindeki olumsuzlukları Hz. Ebu bekir ve Hz. Ömer dönemleriyle kıyaslayanlara karşı söylediği "onların yanında ben gibiler vardı, benim yanımda siz gibiler var" diyerek değerlendirmesini ve Hz. Ömer'in altı kişiden birini tavsiye etmesini iyi anlamalıyız.
İlyas Metin
28.06.2015 22:25
Selamun aleykum
Geçmişte Edille-i şer'iyeyi dörtten bire Kur'ana indirirken tekrardan aslına rücu etmemize kendimize gelmemiz yönünde yerinde bir hatırlatma.
Sünnet, İcma" ve "Kıyasta Kur'anı esas aldığımız müddetçe çözülemeyecek sorunumuz yoktur.
Eyvallah abim Allah razı olsun
Yorum yapyorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat