Cumhuriyet


Hüseyin ALAN, Cumhuriyet

Hüseyin ALAN


A+ |Normal |A-


1923'de Cumhuriyet devleti, idaresi, yönetim biçimi ilan edildiğinde bir şey daha ilan edildi: Reis-i Cumhur'luk makamı. Daha önce olmayan bu ifade sadece ilk reis Mustafa Kemal Paşa için kullanıldı, ondan sonrakiler için Cumhur Başkanı ifadesi kullanıldı. Oysa o güne kadar meclis vardı, meclisten seçilen ve meclise hesap veren hükümet vardı, meclisi yöneten meclis başkanlığı da vardı.

Cumhuriyet ilan edildiğinde devletin dini, anayasa maddesi olarak 'dini İslam'dı. Halife varken meclis başkanı ona vekalet ediyordu. Meclis şeri hukuk sistemine dayalı yasalar çıkartıyordu. Cumhur Reisi üstü örtük Halife'yi temsil edecekti zira halife işgal altındaki İstanbul'da esir hükmündeydi. Bu düzen ne zamana kadar sürdü, hılafet makamı kaldırılana, halifeliğin meclisin şahs-i manevisine aktarılmasına kadar.

Cumhur o tarihte; Rumlar, Ermeniler, Süryaniler gibi dini azınlıkların mübadele veya değişik yollardan Anadoludan gönderilmesi, Balkanlardan ve değişik yerlerden dışarda dini azınlık sayılan Müslüman unsurların Anadoluya getirilmesinden sonra, yerlisi ve getirilenler dahil Anadoludaki millet topluca homojen 'Müslüman bir milleti' ifade ediyordu.

Kürtler Müslüman oldukları, dil, toprak, kültür gibi etnik yapıyı ifade eden aidiyet unsurları henüz bilinmediği ya da dini ölçüye uymadığı için kabul etmediklerinden dolayı azınlık sayılmıyordu. Zira o zamanlar (ve hala da) buradaki yasalar ve siyasi norm, azınlık tabirini etnik bir ulus yapısına değil dini inanç farkıyla Müslüman olmayanlar olarak tarif ediyordu. Dolayısıyla Türkler ve Kürtler ve aleviler ve diğer muhacirlerle birlikte burada yaşayanların hepsi Müslüman milleti oluşturuyorlardı. Yani Anadolu ezici çoğunluk olarak Müslüman bir milletten oluşuyordu.

Cumhuriyetin ilanında cumhur Müslümanların toplamını, İslam devletin dinini, cumhurun oyu ile seçilen meclis şeri hukuk sistemine göre yasa çıkartan şurayı, hükümet ümmetin işini görmekle yetkili idari vükelayı, Cumhurreisi de Müslüman milletin başkanını ifade ediyordu.

Aradan zaman geçti, hilafet kaldırıldı, harf ınkilabı oldu, devlet dinini İslam olmaktan çıkarttı laiklik geldi yani devlet her dine eşit mesafede duran bir siyasi organizasyona dönüştü, cumhurun niteliği değişti, Cumhurun reisi de cumhur başkanı oldu.

Bu zaman içinde asıl değişiklik cumhur denilen milletin kendisinde, milleti oluşturan ve tanımlayan unsurlarda oldu. Batıdan aynen tercüme edilen 'Natıon' kavramı bizde halk, ulus, millet olarak tanımlandı. Bu tanımda İslam belirleyici değil belirlenen oldu, hukuken diğer dinlerle eşit sayıldı, İslam ile siyaset birbirinden kopartıldı. Yani din ile devlet, din ile meclis, din ile yasama, din ile hükümet, din ile yönetim ayrıştı.

Artık millet aynı İslam inancına sahip topluluğu, dünya işlerini de İlahi nizama göre düzenleyen toplumu, seçimlerde kullanılan reyler de şeri kurallara göre yasama yapan meclisin teşekkülünü ifade etmiyordu. İslam kategorik olarak laikleştirildi.

Yeni içeriğiyle tanımlanan Ulus/Halk/Millet, dili, kültürü, tarihi, ulusallaşmış olmak kaydıyla dini, aynı vatanda yaşayanlar ile bir olan, bu değerler çerçevesinde bütünleşmiş bir yeni toplumu ifade ediyordu. Bu toplumu toplum yapan unsurlar seküler tanımlamayla tanımlanmıştı. Dolayısıyla cumhur nitelik olarak değişmişti.

Bu halk doğal olarak laik olacaktır veya laiklik esasına göre varsayılacaktır dolayısıyla yönetim biçimi de laik olacaktır. Yani dini inanç vicdani tercihe, bireyselliğe, ahlaka ve ibadete dönüşecek, siyaset ve iktidarla alakasını kopartacaktı. Dolayısıyla bu cumhurun dini siyasete, ekonomiye, örgütlenmeye karışmayacak, kamusal işlerden uzak tutulacaktır. Laiklik gereği devlette kendini herhangi bir din ile ifade etmeyecek, kamusal işlerde be yönetim kademelerinde din ile bağ kurmayacak, her dine ve inanca eşit mesafede duracaktır. Daha doğru ifadeyle devlet dini yeniden tanımlayıp biçimlendirecektir...

Cumhuriyet ilan edileli çok oldu, Türk dili 'Türk dil kurumu' vasıtasıyla İslam bağlantılı yabancı(!) kelimelerden arındırılıp öztürkçeye dönüştürülecek, dolayısyla nesillerin hafızası, zihni yeni kelimelere ve seküler değerler sistemine göre yeniden kurulacaktır. 'Türk tarih kurumu' aracılığıyla da yeni bir ulus tarihi yazılacak, İslam tarihi ile bağlar kopartılacaktı. Tek tip eğitim sistemi ile de din, ulus, tarih yeni anlayışa göre belletilecek, yeni bir kültür oluşturulacaktır.

Bizi en fazla ilgilendiren tarafıyla bu günkü Türk dili, kelime yapısı, gramer kuralları ilahi bağlamdan, İslami referanstan ve dinle bağından bağımsızlaştı, onun yerine seküler içerikli oldu. Tarih bilgisi de benzer şekilde oluşturuldu. Bunun sosyal ve siyasi hayatta ilk göstergesi Kürtlerin ayrı bir halk olduğunu ifade etmesiyle ortaya çıktı. Türklerin Kürt yoktur derken anlamadığı da buydu. Oysa yeni tanımlamaya göre en azından bazı Kürtler artık kendilerini Müslüman olarak ifade etmiyor, etnik, kültürel ve siyasi ulus haklarını yani otonom statülerini talep ediyor.

Bu gün artık Türkiye'de birlikte yaşayan ve topluca birliği temsil eden cumhur başka şeyi, cumhurun iradesi başka şeyi, seçim başka şeyi, meclis başka şeyi, yasama faliyeti başka şeyi, hükümet başka şeyi, cumhurbaşkanı da başka şeyi ifade ediyor. Bu sebeple bu sistem, bu düzen, bu toplumsal yapı ve siyaseten, iktisaden ve hukuken işleyen mekanizma bütünüyle seküler, bütünüyle akla, bilime, çağdaş şartlara dayalı olarak işliyor.

İnsanlar ya da toplumsal gruplar dinsiz değiller, herkesin bir dini var lakin hiç bir din siyasi olarak hükümranlığa, belirleyici ve düzenleyici güç olmaya hak talep edemez. Zira laiklik ilkesi gereği her din hukuken eşittir. Modern çağ, modern algı ve değerler nedeniyle dinler böylesi bir iddiada bulunamaz. Dünya sistemi de öyle işlemiyor. Bu sebeple toplumsal ve kamusal işlere dinlerin müdahale etmemesi kaydıyla herkes inandığı dinini bireysel planda, vicdani alanda yaşayabilir. İnancını ahlaki ve ibadi sınırlarda olmak kaydıyla yaşayabilir.

Alevilerin inanç ve kültürleri ile ilgili yaşanan gerginlik ise geleneksel sunni anlayışın hala etkin olmasından, laiklik prensibine ters olmasına rağmen devletin bekasının ve bu ülkeye has bazı hassasiyetlerin gözetmesindendir. Bu konudaki gelişmeler ve uzlaşı da gidişata göre zamana içkindir.

Bu süreçte gerçekleşen esas değişikliklerden biri, cumhurun/halkın/ulusun/milletin homojen veya çoğunlukla Müslüman olan bir milleti ifade etmediği onun yerine aynı topluluk içinde sosyalisti, ulusçusu, milliyetçisi gibi ideolojik tanımı; Kürdü, Türkü, Çerkezi, Pomakı, Boşnakı vs gibi etnik tanımı; Hıristiyan, Ermeni, Yahudi ve Müslüman, Alevi gibi inanç tanımını ifade ettiği, cumhurun/ulusun/halkın/milletin bunların toplamından oluştuğunu, laik, demokratik, sosyal bir hukuk devlet içinde cumhurun oyları ile seçilen hükümetin La-dini yasalarla ülkeyi yönetmesinin esas alındığıdır. Cumhurun oylarıyla belirlenen mecliste yasama faaliyetini akla, bilime, çağdaş şartlara dayanarak yapacağı için zaten La-dini bir yasama meclisidir.

Bu haliyle milleti oluşturan unsurların hepsinin laik ve cumhuriyetçi olduğu; akılcı ve bilimsel değerlere itibar ettiği; cumhurun oyuyla oluşan meclisin yasa çıkarırken aklı, bilimi ve çağdaş şartları referans yaptığı; meclisten çıkacak yasalarla bürokratik mekanizmaya dönüştürülen adli sistemin adalet dağıttığı; cumhurbaşkanının da tüm bu mekanizmayı temsil ettiği gerçeği ortadadır.

Bu gün kullanılan kelimeler ve söylemler cumhuriyetin ilanındaki günlere göre bambaşka bir içeriğe, anlama ve toplumsal ve siyasal karşılığa, pratiğe sahiptir. İmla olarak aynı kelimeleri konuşuyor veya kullanıyor olsakta mana ve mefhum, anlam ve içerik, toplumsal karşılık ve pratik çok farklıdır. Reel durum da budur.

Buna rağmen hala cumhurdan, cumhurun iradesinden, seçimden, cumhuriyet meclisinden, meclisin çıkarttığı yasaların kaynağı ve dayanağından, o yasalarla işleyen adli mekanizmadan, hükümetten, güçler ayrılığından, denetimden, devleti temsilen cumhurbaşkanından vs bahsederken bazıları, hakikati ya anlamıyorlar ya da gerçeği bildikleri halde işlerine öyle geldiği için İslam'ı istismar ediyorlar. Tarihte örneği bolca görüldüğü üzere.

Cumhuriyetin ilanının 93. yıldönümü vesilesiyle olsun bu tür bilgilerin bilinmesinde ve anlaşılmasında yarar var. Bu millet hala kavram kargaşası yaşıyor, kültürel farklılıkları çatışmaya dönüştürüyor dolayısıyla hala birbirini doğru dürüst anlamıyor ve normal ilişkiye geçemiyorsa, hala yukardan aşağıya düzenlemeler devam ediyor ve ha birem partı pırtı farkını bir şey sanıp aralarında siyasi rekabeti husumete dökerek sürdürüyorsa, boşuna değil diyelim!

Bu gidişat hayra alamet değil. Cumhuriyetin ilanıyla gelinen İslam milleti ve ilahi düzene dayalı siyasi, sosyal, iktisadi ve hukuki yapı bir kez bozuldu, modern verilerle yeni bir yapı ve düzen kuruldu. Lakin bu gün gelinen yer itibarıyla görülüyor ki toplumsal ve siyasal yapının bu haliyle yürümediğini, bölgedeki gelişmelerin de bu çözülmeyi tetiklediğini işaret ediyor. Yeni anayasa arayışı da zaten bunu gösteriyor...

Tarih keskin bir dönemeci daha getirip sürdü bu milletin, bu ülkenin önüne. Önceden olduğu gibi atı alan Üsküdar'ı geçmiş mi diyeceğiz. Yoksa geçmişten ders çıkartarak doğrusunu mu bulacağız. Birileri bu kargaşada müşteri kapacağım diye ülkeye, nesillere ve geleceğe zarar verme pahasına kayıkçı kavgası sürdürmeye devam ediyorsa kişisel ve grupsal menfaatlerini öne sürüp herkesin geleceğine zarar verme pahasına, bu işte iyi niyetten, çaplı siyasetten, hakkaniyetten, tarihe, kültüre ve şartlara uygun siyasetten bahsedilemez.

Neden buraya geldiğimizi düşünenler ve doğru çözümü akledenler gidişata yön veremezse, akıbet, cumhuriyetçilerin yaptıklarının da beterine gidişatı gösteriyor. Bu dönemde en büyük zaafın Müslüman entelijansıyanın, entellektüel birikimin, Kelami ve usul-i fıkhi derinliğin, en temelde usuld'dinin alabildiğine fakir ve sığ olması, hayattan ve toplumdan soyutlanmış bir dini telakkinin etkin durmasıdır. Milletin kaderini tayin edecek günler yaşanıyorken bunun olması kadersizlik midir, takdir midir bilinmez! Tüm suçu cumhuriyetçilere atarak rahata erdiğini düşünen, bununla var olmayı sürdüren, ülke, bölge gerçeğinden ve dünya sisteminden yoksun bir fikriyata bühtanlar olsun! Hala düşünmeyelim mi!


Yukarı Dön

Yorum yapyorum

Yorumlar

Muradi
04.11.2016 22:57
Cumhuriyet Öncesi
Her ne kadar Cumhuriyetle birlikte din tamamen terk edilmiş olsa da, öncesini de unutmayıp bütün suçu buraya bağlamamak gerekir.
Saltanat dönemlerinde Allah adına yalanın benimsenmesi, Tanzimat ve Meşrutiyet dönemlerinde de Cumhuriyetin alt yapısının hazırlanması geçmiş asırlardaki günahları da hatırlamayı icap ettiriyor.
Huseyın Şaşmaz
31.10.2016 13:45
Çözüm.
Neden buraya geldiğimizi düşünenler ve doğru çözümü akledenler gidişata yön veremezse, akıbet, cumhuriyetçilerin yaptıklarının da beterine gidişatı gösteriyor. Bu dönemde en büyük zaafın Müslüman entelijansıyanın, entellektüel birikimin, Kelami ve usul-i fıkhi derinliğin, en temelde usuld'dinin alabildiğine fakir ve sığ olması, hayattan ve toplumdan soyutlanmış bir dini telakkinin etkin durmasıdır. Milletin kaderini tayin edecek günler yaşanıyorken bunun olması kadersizlik midir, takdir midir bilinmez! Tüm suçu cumhuriyetçilere atarak rahata erdiğini düşünen, bununla var olmayı sürdüren, ülke, bölge gerçeğinden ve dünya sisteminden yoksun bir fikriyata bühtanlar olsun! Hala düşünmeyelim mi!
Doğru çözümü akledenler gidişata şu fikir doğrultusunda yön vermesi lazım.onun için fikrin üzerinde yoğunlaşarak çalışmak gerekiyor.
Asıl olan. vakanın eşyadaki özellikleri ile olan ilişkileridir.
İNSANDAKİ HALLER..(EŞYADAKİ ÖZELLİKLER.) DEN BAZILARI.
Yorum yapyorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat