Başarısız Darbe Üzerine


Hüseyin ALAN, Başarısız Darbe Üzerine

Hüseyin ALAN


A+ |Normal |A-


Tarihler 15 Temmuz 2016 Cuma gecesini gösterdiğinde Türkiye'de ordu, ordu içinden bir grup silahlı darbe girişminde bulunup ülke yönetimine "el koymak" istedi. Mevcut iktidarı düşürmek, "sabık iktidar sahiplerini" ve kendince "hain", "suçlu", "düşman" gördükleri kimi çevreleri cezalandırıp yeni ve uydu bir hükümet kurarak ülke idaresini yenilemek, rejime ayar çekmek istedi.

9 Mart 1971 ayaklanmasına benzer bir sonuçla gergin geçen gecenin sabahında, darbecilere karşı çıkan askerler galip geldi, işe el koydu, diğerlerine kıyasla başarılı oldu ve darbeyi önleyip normale döndü. Bu girişimin sosyal, siyasi, ekonomik maliyeti ve toplumsal sıkıntısı daha sonra ağır şekilde halka yansıyacak.

Türk ordusu cumhuriyetçi, cumhuriyet değerlerine bağlı ve Atatürk ilkelerine sadık bir ordudur. Subay kadrosunun, kurmay aklının aldığı eğitim sistemi ve yetiştirilme tarzı temelde Prusya militarizmine dayanır. Tanzimat sonrası kurulan modern ordu, mektepli subaylar, eğitim ve kurumlaşma aşamasında Prusya tecrübesi modelini model aldı çünkü. Bu değişimde kurucu paşa da Prusyalı bir generaldir.

Birinci ve ikinci dünya savaşında yenilen Alman Ordusu, silahsızlandırılıp dağıtılır, ileri gelenleri ya intihar edip ya da mahkemelerde cezalandırılırken Amerikan işgalinden sonra iyice küçülüp demokrasiye, siyasi erke ve kurumsal dengeye bağlı ordu sistemine geçti.

Türk ordusu birinci savaştan yenik çıkmasına, ileri gelen paşaların yurt dışın kaçmalarına rağmen akabinde başlayan Yunan işgaline karşı sivillerle birlikte verilen topyekün savaş ve kazanılan zaferden sonra cumhuriyeti kurup milli ordu anlayışıyla yeniden kurumsallaştı. Artık ordu sultanın ve halifenin değil cumhuriyetin ordusuydu. 1960'lara kadar gelen bu milli ordu sistemi ondan sonra NATO ordusu hüviyetine büründü. Batı değerlerine, siyasi, ekonomik ve toplumsal sistemine, savunma ve saldırı konseptine bağlı, içerdeki rejimin bu yöndeki niteliğinin koruyan ve kollayan bir ordu oldu. Dün gece ihtilal yapma teşebbüsünde bulunan ve kendilerini "Yurtta sulh Konseyi" olarak ilan edenler dahi "Nato'ya, BM'ye, Batılı kurumlara" bağlılığını bu sebeple ilan etmişti.

Cumhuriyet dönemi sonrası veya Nato'ya bağlılıktan sonra Türk Ordusu, kuruluş feslsefesine ve millilik vasıfına bağlı kurumsallıkta iki görüntü verdi. Nato'ya bağlı kalanlar ve yerlici, millici olanlar. Bunlar temelde aynı anlayışa ve ilkelere bağlı olmasına rağmen ülke yönetiminde globallikten mi bölgesellikten mi yana olmak konusunda ayrışıyor. Millilikten yana olanlarda klasik emperyalizm karşıtlığı düşüncesi hakimdir. Bunların düşüncesi, cumhuriyeti nasıl kurdularsa yönetimi de kendi ellerinde tutmaktan yanadırlar. Sivillere güvenmezler. Atatürk ve İnönü'den sonra hangisi olursa olsun sivil idareden memnun olmadılar. Bunların fikri genetiklerinde, aldıkları eğitimde bu yatar. O sebeple dün geceki girişimin arkasında bu farklılığa dayalı millici kesimin olduğu tahmin edilebilir.

Bizim için akılda kalması gereken şudur: Türk ordusu dahil bütün ordular, modern çağda kurulan devlet modellerinde, devlete bağlı ordular olmuştur. Yani artık ordular eskisi gibi krallara, saraylara, monarşiye bağlı ordular değildir. Dolayısıyla ordu, doğru ifadesiyle subay kadrosu, genel kurmay fikri/sistemi, artık aristokrat sınıftan değildir. Subaylık, aristokratların tekelinden çıkmış, onun yerine halka dayalı sisteme geçmiştir. Her ne kadar kendi içinde sınıfsal bir yapı oluştursa da subaylık, halktan çıkan insanlardan, harp akademilerinde verilen derslerde başarı sağlayan insanlardan oluşmaktadır. Türk ordusunun "milletin bağrından çıktığı" ifadesi de özü itibarıyla bunu ifade eder. Yani subaylık artık belli bir sınıfın tekeli olmaktan, belli sınıfa ait bir imtiyaz olmaktan çıktığı manasınadır. Ama bu durum, kurmaylık zihninin milletten çok devlete bağlı olması gerçeğini değiştirmez.

Bizde eskiden var olan tartışmada mektepli alaylı çatışması, başıbozuk tabiri, ordunun eski ordu sisteminden yenilenen modern ordu sistemine geçiş sürecinden doğan sorunlardan kaynaklanmaktaydı. Eski subay tipleriyle mektepte okumuş subay tipleri arasındaki, bunlara bağlı erat arasındaki farklılıktan geliyordu. Dolayısıyla yeni ve modern ordu anlayış ve kurmaylık ve genelkurmaylık şeklindeki kurumsal yapılanması, sadece bize has bir şey olmayıp ilk kez halktan biririni generalliğini temsil eden Napolyon'dan beridir böyledir.

O halde orduların modern dönemde kurulan cumhuriyet devletlerine, cumhuriyet ilkelerine ve değerlerine bağlılığı, kurucu kadro, ilke veya kurucu atalara sadakati, kurumsal yapıya desteği, hem gördüğü modern eğitim sisteminden, hem de yeni ordu anlayışının kabulünden dolayı esastır. Dünyada geçen yüzyılın başından beri geçen süreç içinde yaşanan iki dünya savaşı, değişen dünya şartları ve yeni kurulan uluslararası ittifaklar, dengeler, savunma ve güvenlik anlaşmaları, bu esaslar üzerine yenilenmiştir. Bizde gerek bölgesele düzeyde kurulmuş olan Cento, Bağdat Paktı, Balkan ittifakı olsun gerekse global düzeyde kurulan Milletler cemiyeti ve onun yerine geçen Nato ve BM gibi kuruluşlara üye meselesi olsun, dünya sistemiyle kurulan, aynı sisteme bağlılığın ifadesi olan ittifaklardır.

Türk ordusunun Nato'ya bağlılığı demek, kapitalist serbest ticarete, bölgesel ticari işbirliklerine, serbest gümrük anlaşmalarına bağlılığı dolayısıyla laikliğe, Batılı değerlere, milliyetçilik/ulusallık üzerinden bağlılığı demektir. Demokrasiye de, bu gerekçelerle bağlıdır. Her ne kadar ülke içindeki iç siyasi çekişmelerle süreç bazen sıkıntılı geçse de ordu, ülkede demokrasinin işleyişine engel değil tersine katkı sağlaması gereken, demokratik anlayışın ve kurumların ileri seviye katetmesi için destek olması gerek bir vazifeyi üstlenmiş, yaptığı anlaşmalarla, dahil olduğu kurumsal ortaklıklarla da bunu teyid etmiştir. Yani ordunun varlık gerekçesi içerde savunmayı üstlenmek kadar dışarıda global değerlere, sisteme ve ilkelere bağlılıktır...

Dün gece Türkiye'de ordu içinde çıkan ihtilaf sebebiyle başarılamayan, iyi kide başarılamadı bu ayrı bir mevzuu, ihtilal girişiminde sokaklara çıkarak, ihtilale karşıyım tarzında gösteriler düzenleyerek "demokrasiyi", sivil iradeyi, milli iradeyi koruduğunu, buna karşılık "askeri diktayı", "cunta" girişimini gerilettiğini düşünenlerimiz olabilir hatta bu sebeple gece boyu bunun için ortalıkta "nara" atmayı başarı da saymış olabilir, ihtilal girişimini geriletmede kerameti kendilerinden sanmak gibi vahim hatalara düşmüş de olabilir. Bize göre bu çok yanlış bir iştir, yanlış bir yönlendirmedir. Bilgisizliğe ve cehalete dayalı olduğu kadar alttan alta bir tarafa taraftarlığın gereği de olabilir.

Çünkü dün gece olan bitenin, askerin iki tarafa ayrışarak global düzeyde aldığı ya da alamadığı destek yüzünden ve buna bağlı olarak kendi içindeki anlaşmazlık yüzünden bu şekle büründüğü ve böyle sonuçlandığı hemencecik kavranabilirdi. Bu kavrayış, ordunun ve ülkenin bağlı bulunduğu demokratik değerlerle, laik hukukla, özgürlükler ve demokrasi içinde kapitalist serbest ticaretle bağlantılı bir kavrayıştır. Türkiye'nin uluslararası bağlantılarıyla doğrudan alakalı bir kavrayıştır.

Ordunun kendi içinde anlaşmazlığa dayalı ihitlaf sebebiyle doğan boşlukta, gecenin bir yarısında, ordu içinde çıkan o krizde işler sarpa sarınca, olayın gerçek yüzünü değil görüntüye bakarak değerlendirenler, yani bir saatten sonra, yani ordu içindeki çatlaklar ortaya çıkınca, siviller tarafından yapılan çağrıyla meydanlara inenler, şayet işler tersine olsaydı, yani ihtilalciler ittifak etmiş olsaydı, iki tabur asker karşısında "çil yavrusu" gibi dağılır yahut evlerinden dahi çıkamazdı. Çıkmaya fırsat dahi bulamazdı, çıkanlarsa "kurşuna dizilirlerdi." Neden?

Dünyanın her yanında askerin aklı, mesleği ve aldığı eğitime dayalı olarak iki seçenekli çalışır, toplumu iki türlü düşünür. Toplum ya sivil ya da militaristtir. Siviller zayıftır, yetersizdir, donanımsızdır. Toplumda "dost-düşman", yahut "vatan haini, vatanperver" vardır. Dolayısıyla ihtilal girişimi, sıkıyönetim, seferberlik yahut savaş gerekçesiyle olsun işe bir şekilde el atan, atma gereği duyan, meşru ya da geyrimeşru olsun bir sebeplerle bir operasyona girişen asker, haklı haksız ayırdımı yapmaz, masum suçlu farkı gözetmez, hukuk yargılama düşünmez, vicdan ahlak gibi duyguların esiri olmaz. Onun için ölmek ya da öldürülmek seçeneği vardır ve gözünü kırpmadan silahını kullanır. Bu dünyanın her yerinde böyledir. Bu çatışma hep yaşanmıştır ama bazı yerlerde bitmemiştir. Bu sebeple demokrasilerde, Batıda, Amerika'da militarizm, yani ordu görüşü, disiplini, yönetimi ve hiyerarşisi karşısında yer alan sivil toplumun yani halkın askerlerce değil sivillerce yönetimi arzulanır.

Dünyanın Batı yakası iki dünya savaşıyla bunun bedelini çok ağır biçimde ödediği için demokrasi, onlar için vaz geçilmez bir değerdir. Demokratik ilkeler, hukukun üstünlüğü, özgürlükler, periyodik seçimler, iktidar muhalefet ilişkisi, seçilmiş hükümetler, anayasal güvenceler, azınlıkların korunması bu sebeple kazanılmış en yüce değerlerdir. Onlar bu kazanımları çok büyük bedeller ödeyerek elde etmişlerdir. O sebeple demokrasi, çağrışımlarıyla birlikte onlar için vaz geçilmeyecek bir değerdir...

Bizim için dün geceki olaydan sonra alınması gereken ibrete bakacak olursak: Şimdi, militarizme, ordu yönetimine, ihtilal girişimlerine karşı olurken, buna karşı hangi seçenekten yana olduğumuzu da enine byuna düşünme ve konuşma zamanıdır. Şayet demokrasiden, sivillikten, milli iradeden yana, buna karşılık askeri yönetime karşı isek sorun yok, söylenecek söz de yok. O sebeple sivil iktidarların, sivil yöneticilerin arkasında durabilir, onlar için meydanlara inebilir, onları savunabilir, onlar için naralar atabiliriz. Bu bir tercihtir.

Bu durumda iki seçenek arasında kaldığını, o sebeple militarizme karşı sivillikten, vesayet yönetimine karşı sivil iktidarlardan, askeri irade yerine milli iradeden yana tavır aldığını düşünenlere soracak bir iki sorumuz var:

Siz neden yanasınız? Siz kimsiniz? Sizin kendinize ait bir görüşünüz, duruşunuz, davanız var mı? Varsa nerede? Ne zaman böyle bir fikriniz ve davanız olduğunu açık edecek, kendi seçeneğinizi ve tarafınızı halka duyuracak ve bunun arkasında duracaksınız? Ne zamana kadar birilerinin arkasına sığınaraka var kalacaksınız?

Bu memlekette sürekli yaşanan ikili gerginlikten (despotik idare mi demokrasi mi, vesayet mi milli irade mi, saltanat mı cumhuriyet mi...) yana bir taraf değil de, her defasında değişik şekillerde önünüze sunulan bu iki seçenekten birine taraf değilde, kendinize ait bir taraf, kendinize ait bir seçenek olduğunu anlayarak ve bilerek, bağımsız bir iradeye, şartlanmamış bir seçeneğe ve reşit bir akla sahip olacaksınız?

Dün geceki gelişmelerden sonra gece sokağa çıkanlara, bu işi İslamcılık adına yapmaktan "mutlu" olan ve tamamlanamamış ihtilal girişimini geriletmeyi kendi kerametine bağlayanlara iki çift lafımız kaldı: Madem militarizme karşı sivil, vesayet yerine milli irade, cunta yerine hukuka dayalı seçimli demokrasiden yanasınız, o halde:

Marks'ın söylediği gibi bir dini anlayışa sahip çıktığınızın, onun tespitini tasdik ettiğinizin farkında mısınız? Marks, din, egemenlerin yoksulları, zayıf bırakılmışları, halkı uyuşturmak için kullandığı ve uydurduğu bir afyondur, diyordu da.

Sivillikte yana militarzime karşı olurken, sivil veya militarist vesayet yerine milli iradeden yana taraf olurken dolayısıyla demokrasiyi desteklerken kapitalizme, laikliğe, Batıcılığa, milliyetçiliğe de destek olduğunuzu, bu ilkeleri ve değerleri yüceltip yaşattığınızı biliyor musunuz? Birinden yana diğerine karşı olurken iki halde de, önünüze sürülenden birini tercih ettiğinizde, bu dünya sisteminin, burjuva medeniyetinin, kapitalist uygarlığın ve bunların yerel bağlantısının yapıp ettiklerine suç ortağı olduğunuzu düşünüyor musunuz? Dünya sistemi adına yapılan işgallerin, çıkartılan iç savaşların, yapılan katliamların, yıkılan şehirlerin, çaresiz bırakılan insanların, yerini yurdunu terke mecbur edilen mültecilerin sorumluluğuna hissedar olduğunuzu fark ediyor musunuz?...

Ey dost, buradaki kavga, bu topluma has, öteden beri süregelen bir iç iktidar kavgasıdır. Orduya dayalı seçkinlerle Batıcı milliyetçilerin yanında, onlara karşı global sisteme bağlılığını halka dayanarak yürütenlerin arasındaki bir iktidar kavgadır. Demokrasi ya da vesayet rejimi, militarist ya da milli irade ilkesi, bu kavganın görünen yüzü, görünmeyenlerin maskesidir.

Ey dost, sivil yada militarist tarafların, milli iradeci ya da vesayetçilerin kendi içinde sürdürdüğü bu imtiyaz ve iktidar kavgasında sen neredesin? Hangi taraftasın? Sivillerin namaz kılanlardan ya da kılmayanlardan olması, demokrasiyi, laikliği, kapitalist serbest ticareti savunanların elinde Kur'an'ı tutması ya da tutmaması, bizim açımızdan bu kavganın niteliğini ve sebebini değiştiriyor mu? Bu vesileyle elinde Kur'an sahifeleriyle duran Muaviye'yi, Kur'an'la desteklenen hanedanlıkları ve sarayları hatırlamalı, unutmamalısın derim. Unutma ki senin de tarafın belli olsun. Önüne sunulanlara değil kendine ait olan bir tarafın olsun. Varsa ve kaldıysa böylesi bir tarafın, bu vesileyle olsun açığa çıkmalısın. Varlık alemi, insanlar, melekler buna şahit olsun. Ahirette işine yarayacak olan, önüne gelecek olan da budur ve sen buna bakmalısın!


Yukarı Dön

Yorum yapyorum

Yorumlar

Kemal Songür
20.07.2016 18:55
selam ile.
bu konuda sözün sonu;
''Ortalıkta hiç bir soruşturma, mahkeme kararı, belge, delil vs yok. Sizin "özel" bilgileriniz mi var?'' yaklaşımınıza cevap veriyorum Hüseyin ağabey, sen de "ALLAH DİYELİM EVVELA." demektesin, her mü'min hayatın merkezine koyarak Allah demekle emrolunmuştur.
Facebook'unda şunları yazmaktasın; ''Bu vesileyle, kamuoyunda daha yenice dillendirilmeye başlanan "idam" cezası söylemi, toplumsal bazı tarafları konsolide edebilir ama o işin toplumda açacağı yaraların derinleşmesini önleyemez. Bu söylemin yasal, AB uyum süreci ve üye olunan Batılı kurumlar sebebiyle gerekleşmeyeceği umulur ama burası Türkiye, bazen anormal şeyler normal olabiliyor. Devlet aklının ve siyaset geleneğinin "siyaseten katl" uygulamasından dönmesini, bu konularla ilgili TCK'da yeterli ceza maddeleri olduğunu, onların devreye sokulmasını umalım. Cezaların ilgileleri kaplamasını, o alanla sınırlanmasını umalım. Bu konuda olsun normalleşelim!''
Yani evlatlarını tankların altında paramparça olmuş olarak kaybedenlere ve buna neden olan alçaklara verilecek cezalar için idam isteyenlere tavsiyen ''AB uyum süreci ve üye olunan Batılı kurumlar sebebiyle gerekleşmeyeceği umulur'' mu demektesin ve devamında da ''bu konularla ilgili TCK'da yeterli ceza maddeleri olduğunu, onların devreye sokulmasını umalım.'' diyerek bitirmektesin. Ne diyelim Allah hayrımızı versin.
Hüseyin Alan
20.07.2016 14:24

TÜRKİYE NEYİ TEMSİL EDİYOR, BUNA CEVABI OLANLARA VE CEVABINA KARŞI TARAF OLANLARA İKİ ÇİFT LAFIMIZ KALMIŞTIR:

NE ZAMANDIR UNUTTURULAN, GÜNDELİK HAYATIMIZDAN ÇIKARTILAN ŞU HAKİKATE HEP BİRLİKTE KULAK VERELİM:

"ALLAH DİYELİM EVVELA."
Kemal Songür
20.07.2016 12:46
...
Fetöcülerin darbeye iştirak ettiğine yönelik delil arayanlara duyurulur.
''Savcılık soruşturmasında konuşan Levent Türkkan, çarpıcı itiraflarda bulundu. Hürriyet'in haberine göre, Paralel yapı üyesi olduğunu kabul eden Türkkan ifadesinin bazı bölümleri şöyle:
EVET CEMAAT ÜYESİYİM
Paralel Yapı üyesiyim. Fetullah Gülen cemaatindenim. 1989'da Işıklar Askeri Lisesi sınavlarına girdim. Sınavdan önceki gece soruları getirip verdiler. Ve liseyi kazandım. Genelkurmay'da emir subaylığı görevine getirildikten sonra cemaat adına verilen görevleri yerine getirmeye başladım.
NECDET ÖZEL’İ DİNLEDİM
Necdet Özel Paşa'yı (Eski Genelkurmay Başkanı Necdet Özel) dinleme cihazıyla sürekli dinliyorduk. Cihazı Türk Telekom'da çalışan 'Abi' verdi. Haftada bir cihazları götürüp 'Abi'ye veriyordum. Necdet Özel Paşa, Hulusi Akar Paşa ve Yaşar Güler Paşa döneminde dinleme yapıldı. Ben darbeyi 14 Temmuz 2016 Perşembe günü saat 10.00 sıralarında öğrendim.
'KENAN EVREN OLACAK MISIN, OLMAYACAK MISIN?'
15 Temmuz öğleden sonra Tümgeneral Mehmet Dişli'nin odasına gittim. O da cemaatçidir. Bize 'Genelkurmay Başkanı'na sen Kenan Evren olacak mısın olmayacak mısın diye soracağım' şeklinde beyanda bulundu. Dişli, Akar Paşa'nın teklifi kabul edeceğini düşünüyordu. Ancak Akar teklifi kabul etmedi. Kuvvet Komutanları da ikna edilemedi.''
Kemal Songür
18.07.2016 17:22
selam ile 3
4- ''Sokaklara çıkma meselesine gelince, darbe başarılı olsaydı çoklarının darbeyi alkışlamak için çıkmış olacağını bilecek yaştayım.'' denilmekte, lakin zihin seksenlerde kalmış, seksen darbesini alkışlayan o zamanın halkı ile bu zamanın halkı bir midir? Darbeye elverişli ikna edici bir ortam var mıdır? Ayrıca, iki tabur/iki bin asker ile istenseydi bu halk çil yavrusu gibi dağıtılırdı demektesin, yine seksenlerde kalmış bir zihnin analizi olarak görmekteyim, halkı bu kadar hiçe indirgemek/yok saymak/küçümsemek ve hele son olaydan hareketle bunu söyleyebilmek abes ötesi bir şeydir.
Darbe girişimi başarılı olsaydı eğer, ilk önce mabadlarına kına yakacak olanlar ''düşman medya'' dediğin ve facebook'una taşıdığın alçaklar güruhu olacaktı, küçümsediğin halk bunu gördü ve onun için sokağa indi, zulmün en koyusuna itiraz etmek diğer zulümleri evetlemek manasına gelmez, ha kemalist/faşist general ha Tayyip Erdoğan yaklaşımı hem absürt hem çok acımasız/vicdansız/kör bir yaklaşımdır, bu kafa ile hiçbir doğru bu halka anlatılamaz biline.
Kemal Songür
18.07.2016 17:20
selam ile 2
3- ''Ben de ne olduğunu bildiğim ama seçici olduğum "düşman" medyadan benden gizlenen haberleri okurum'' denilmekte, düşman medya denilen sputnik-T24-sözcü, cumhuriyet, aydınlık gazeteleri- haberdar-rota haber-aktif haber-son dakika-CNN türk -Esedci alçaklardan Fehim Taştekin, Ahmet Altan, Mirgün Cabas gibi bir dolu kopuk sosyalist-kemalist-liboş elitlerin ellerinde viskileriyle/rakılarıyla fasılasız islama küfreden sefillerin düşmanlığı 'UNUTULMASIN Kİ' islamafobi üzerinden Tayyib'e höykürmektir, yani mesele salt Tayyib değildir, ellerinde imkan olsa seni-beni-müslüman ahaliyi bir kaşık suda boğacaklardır, çünkü zihinsel dölleri oldukları ataları da böyleydi. Kaldı ki merak buyurmayınız o güruhu ve diğerlerini de okuyan biri olarak bunları söylemekteyim, farkımız bunları ve yazdıklarını matah görüp görmemek ile ilgilidir, hele halka göbeğini kaşıyan-bidon kafalı diyerek kusmuğunu herdaim faş eden lanet sözcü ve yazarlarını facebooklarına taşımak akla zarar bir şeydir. Bir de şunu ilave edeyim, farklı düşündüğünüz AMA MÜSLÜMAN olanlardan pek alıntı görmemekteyim.
Kemal Songür
18.07.2016 17:18
selam ile 1
1- Fetöcü zihniyet demek herkesle yatağa girmek demektir, dolayısı ile bildiride onların omurgası olmayan zihniyetlerini aramak beyhudedir. Kimilerinin Tayyip paranoyası ile bu güruhu neredeyse savunur hale gelmesi gelinen miyopluğu göstermektedir. (o birilerini bildiğim için söylüyorum)
2- ''Ortalıkta hiç bir soruşturma, mahkeme kararı, belge, delil vs yok. Sizin "özel" bilgileriniz mi var?'' denilmekte, Fetöcülerin dillerine pelesenk ettiği cümlelerden hiç mi hiç farkı yok, bırakınız başka yayınları okumayı kendi yayınlarının/kalemşörlerinin ve de gülen dahil üst kademenin kusmukları delil olmaya yeter.
Ben bukalemunum diyen ve binlerce kez bunu ispatlayan gülen ve takipçilerinde zihin-ölçü aramak ve bunun üzerinden bildiride onların atıfları yoktur demek beyhudedir.
Zaten bu darbeyi salt bu güruh değil kendi yazımda belirttiğim gibi Tayyip paranoyası olan cenahların ortak girişimidir. Başta ABD'ye ve Batı'ya bir bak görürsün, bu darbe son şans diyerek destek verdiklerini.
Hüseyin Alan
18.07.2016 02:20

Farklı yorumlar olabilir, ithamlar o yorum kaynaklı olabilir. Olsun. Mesele anlaşılmaksa sorun yok.

Darbe teşebbüsünde bulunanların kim olduğu konusu "politik" izahlarla geçiştirilemez. Askeriye, söylendiği gibi "Fethullahçı sızmanın" ya hiç olmayacağı ya da komuta kademesine kadar ulaşamayacağı bir yapıdır. Normal kurumlara benzemez.

Yok eğer "sızma" oraya kadar ulaştıysa, o zaman şu sorulmalı: 15 yıldır yaş kararlarına imza atanlar kimler? Bu sızmaya "göz yumanlar" kimler?

Darbecilerin TRT aracılığıyla "Yutta Sulh Konseyi" adıyla yayımlanan bildirisini tekrar okuyun, orada Fethullahçı zihniyetini, fikrini, anlayışını yansıtan tek cümle var mı? O bildiri klasik ordu bildirisidir.

Ortalıkta hiç bir soruşturma, mahkeme kararı, belge, delil vs yok. Sizin "özel" bilgileriniz mi var?

"İkinci İstikal savaşı" başlığı atan ve bizi "aptal" yerine koyup "Doğu Perinçekle" aynı çizgiye getiren, "vatan savunması", "vatan hainleri" gibi manipulasyon politika izleyen medya, beni bilgilendirmek için yayın yapmıyor. Çoktandır yapmıyor. Ben de ne olduğunu bildiğim ama seçici olduğum "düşman" medyadan benden gizlenen haberleri okurum. Size de (isteyene tabii) tavsiye ederim, en azından kıyaslar, başka haberleri de okuyarak doğruya ulaşabilirsiniz!

Şu "zalim" laflarını kullanırken falan yazıyı bütünsel olarak değerlendirmenizi öneririm.

Sokaklara çıkma meselesine gelince, darbe başarılı olsaydı çoklarının darbeyi alkışlamak için çıkmış olacağını bilecek yaştayım.

Yakup Döğer
18.07.2016 01:32
Acaba öyle mi? 2
Yani bir zalime ve onun yapabileceği zulme karşı koymak,bazen sadece zalime ve zulme karşı koymak içinde yapılabilir.

İkinci husus da abi,ordunun kendi içinde ihtilaf yaşaması da Allah'ın bu millete bir lutfudur.Ordu içinde işlerin sarpa sarması,askeri darbeyi yapamaması,insanların sokaklara dökülüp darbecilere geçit vermemesi,bu darbenin yapılamaması, emin ol ki bizim şükür secdelerine kapanmamızı gerektirecek bir gelişmedir.Bu benim düşüncem.

Daha sonrası abi,meydanları dolduran herkesin,ilk çıkış gayesi baskıcı düzenin önüne geçmek, burası kesin.Bunların içinde,demokrasi yanlıları,kemalistler,kapitalistler,laikler,bu düzeni sahiplenenler var ama askeri darbeye karşı,askeri vesayete karşı çıkan Müslümanlar da var.Askeri vesayete karşı durmak,darbecilere direnmek için meydana inen Müslümanları da ayırmadan topyekün aynı kategoride değerlendirmek çok büyük hatadır.Bunu sen daha iyi bilirsin abi.

Ben öyle inanıyorum ve eminim ki,meydana inip naralar atan hiç Müslüman ne militarizmden ne de sivillikten yana tavır aldı.Meydanlara inen Mü’minlerin bir tek derdi vardı:Askeri cuntaya karşı koymak.

Müslümanlar,zalimlere ve zulme karşı koymak için,elinden ne gelirse yapmakla sorumludur.Şimdi şöyle düşünsek, Allah korusun dün akşamki girişim başarılı olsaydı,bugün sence senin ve benim gibilerin nerede olma ihtimali vardı?Allah’a hamd olsun ki gerçekleşmedi.Tamam başımıza geleceklere elbet sabredeceğiz,ama eğer engelleme gibi bir olanağımız varsa eğer,bunu da değerlendireceğiz.
Yakup Döğer
18.07.2016 01:10
Acaba öyle mi?
Hüseyin abime selam olsun.Gelişmelere farklı bir bakış açısı getirmeye çalışıyor sanırım. Lakin kanatimce değerlendirmesinde ve gelişen olayları yorumlamasındaki yaklaşımı hatalı.

Şöyle ki! Hangi türden gelişme olursa olsun,öncelikle bu gelişmelere sosyolojik,felsefik,ideolojik bakmaktan öte ümmice bakıp değerlendirmek gerekir.Yani,yapılmaya çalışılan darbe girişiminden yola çıkarak değerlendirecek olursak,bu darbeyi yapmaya çalışanlar zalimlerin önde gidenleri midir? Bunlar hak-hukuk-insanlık-İslam-Müslüman düşmanları mıdır?Bu zalimlerin eline en ufak fırsat geçse,ilk evlerine gece yarısı baskın düzenlenecek olanlar Müslümanlar mıdır? Evet,buna kim hayır diyebilir?İşte tam buradan bakarak,toplumun bu zalimlerin zulmünün önüne geçmesi için gösterdikleri gayreti,illaki de bir ideolojinin savunucusu olduklarına bağlamak anlamsızdır.

Şöyle düşün abi,çok yalın ve analitik olmaktan uzak düşün:Zalimler ortaya çıkıyor,onlara engel olmak isteyenler de meydanlarda karşı koyuyor.İlk öncelikle bu kadar yalın düşün.Senin gibi değerlendirmeye çalışırsak,zulme karşı bir hışımla ortaya atılanların,hem de bütün samimiyetiyle tankların üstüne çıkanların hepsini,mevcut düzenin savunucuları gibi görmeye kadar gider işin ucu.Oysa ki,senin de gördüğün gibi,tankların önünde duran herkes,egemen gücün savunucusu değiller.Adam haykırıyor,biz askeri yönetim istemiyoruz diye.Bir toplumun askeri cunta yönetimini istememesi, onların hepsinin,kapitalist,laik,sosyalist,kemalist,liberal olduğunu göstermez
İlyas Metin
17.07.2016 21:50
...
Kapsamlı bir yazı düşüncelerime tercüman olmuşsun teşekkürler abim
Kemal Songür
17.07.2016 21:36
selam ile 3
Bu düşüncelerini Konak meydanına gelip mikrofonu eline alarak hey ahali siz bu naralarınızla yeryüzünde işlenen bütün cinayetlere ortak oluyorsunuz/hissadarsınız diyerek tarafını/duruşunu haykırman gerekmez mi?
Facebook'unda sözcü gazetesinden cumhuriyete, haberdarından evrensel sitelerine kadar bir yığın alıntı yaparak birilerine gönderme yapmak ''nara'' atmak daha mı kolay geliyor diyeyim mi?
Kemal Songür
17.07.2016 21:24
selam ile 2
Hüseyin ağabey! sokağa inenleri nara atmakla istihza edip tiye almak hiç yakışmamış, darbe girişiminde bulunan Fetöcü/kemalist/faşist alçaklar güruhu ile darbeye itiraz eden bu halkı zımnen aynı kefeye koyarak, yeryüzünde olan bütün katliamların, yerini yurdunu terke zorlananların, yıkılan şehirlerin, çıkartılan iç savaşların hissadarı olduğu söylemek olacak şey değildir. Hamza, Bilal abim, ben ve tanıdığım yığınla müslüman sokaktaydık, şimdi bizlerde sayageldiğin pisliklere ortak mı olduk. Yoksa faşist-kemalist-fetöcü darbenin bu ülkeyi elli yıl öncesine götürmesine engel olmak için ses vermemiz, zulmün en koyusunu müslüman hanelere yönelik olacağı gerçeği tartışmadan vareste olan bu şerefsiz darbe girişimine engel olma sadedinde katılım göstermemiz hangi tevhidi ilkemize ters düşer merak etmekteyim.
Kemal Songür
17.07.2016 21:22
selam ile 1
Alıntıladığım paragrafını tekrar gözden geçirmeni öneririm.
''Sivillikte yana militarzime karşı olurken, sivil veya militarist vesayet yerine milli iradeden yana taraf olurken dolayısıyla demokrasiyi desteklerken kapitalizme, laikliğe, Batıcılığa, milliyetçiliğe de destek olduğunuzu, bu ilkeleri ve değerleri yüceltip yaşattığınızı biliyor musunuz? Birinden yana diğerine karşı olurken iki halde de, önünüze sürülenden birini tercih ettiğinizde, bu dünya sisteminin, burjuva medeniyetinin, kapitalist uygarlığın ve bunların yerel bağlantısının yapıp ettiklerine suç ortağı olduğunuzu düşünüyor musunuz? Dünya sistemi adına yapılan işgallerin, çıkartılan iç savaşların, yapılan katliamların, yıkılan şehirlerin, çaresiz bırakılan insanların, yerini yurdunu terke mecbur edilen mültecilerin sorumluluğuna hissedar olduğunuzu fark ediyor musunuz?...''
Yorum yapyorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat