Hikmet Ertürk: "Müslüman bir duruşa sahip olunmalıdır"


Hikmet Ertürk: "Müslüman bir duruşa sahip olunmalıdır"

A+ |Normal |A-

Son güncelleme: 12 Mayıs 2015 Salı 14:40


"Siyaset" üzerine soruşturma dosyamız devam ediyor. Hikmet Ertürk; "Müslüman olmak: Bir gruba dahil olmak değil, bir duruşa sahip olmaktır. Bunu unutmayalım." diyor.

Küre Medya / Haber Merkezi
Kavramlar: Siyaset, İdeal Siyaset, Reel Siyaset

Küre Medya: Siyaset İslami anlamda neye karşılık gelmektedir, yani Müslümanlar, “Siyaset” denince ne anlamalıdır? Tabi aynı zamanda modern devlet, yani laik-seküler manada neye tekabül etmektedir.?

Hikmet Ertürk: Siyaset sözlüklerde: Devlet işlerini düzenleme ve yürütme sanatıyla ilgili özel görüş veya anlayış olarak tanımlanıyor. Köken olarak ise: Arapçada siyaset seyislik, at bakıcılığı, ayrıca devlet yönetme, yönetim demek oluyor. Politika ise sözlüklerde;  Devletin etkinliklerini amaç, yöntem ve içerik olarak düzenleme ve gerçekleştirme esaslarının bütünü, davranış biçimi, düşünce yapısı olarak bahsediliyor. Politikanın tanımını günümüzde görülen kısmı ile yapar isek; Bir hedefe varmak için karşısındakilerin duygularını okşama, zayıf noktalarından veya aralarındaki uyuşmazlıklardan yararlanma vb. yollarla işini yürütmenin adı Politika oluyor.

Siyaset sözcüğü 14. yüzyıldan sonra kullanılmıştır. Eş anlamlısı olan politika sözcüğü ise 20. yüzyıl itibariyle yaygınlaşmıştır. Bizde siyaset denince daha çok Politika anlaşılmaktadır. Bu iki tanım biraz iç içe kullanılmaktadır. Eğer siyaset devlet işlerini düzenleme ve yürütme sanatı ise bunu pek tabi ki Müslümanlarda yapabilir. Fakat bugün bunun önü kapatılmıştır. Müslüman toplumda buna ikna edilmiş gibi görünüyor. O yüzden bizde siyaset denince bu İslam’ın dışında bir şey gibi algılanmaktadır. Hatta siyasetten şeytandan kaçar gibi kaçtığını söyleyenler bile olmuştur.

Günümüzde dinin siyasetten ayrı olmasını savunan en tanıdık iki unsur var. Biri laikler, diğeri ise "Şeytandan ve siyasetten Allah'a sığınırız," sözünü söyleyen Said Nursi’dir. Tabi konuyu asıl bağlamından koparmıştır. Said Nursi, Kur’an-ı Kerim’den aldığı dersle Nur Talebelerini şiddetli bir surette siyaset aleminden men etmiş ve “Eûzü billahi mineşşeytani vessiyase” (Şeytandan ve siyasetten Allah’a sığınırız) bu bizim düsturumuzdur diyebilmiştir. Oysa din/İslam tamamen siyasettir. Ahlaka dair prensiplerde siyasi bir duruşun sonuçlarıdır. Oda Müslüman bir kimliğin dışa yansıyanıdır. Arapçada seyislik anlamına gelen siyaseti Peygamber Hz Muhammed’ten (s.av.) daha güzel yapan birisi de çıkmamıştır. O Medine’ de devlet başkanlığı yapmış, toplumunu Allah’ın O’na gönderdiği vahye göre yönetmiştir, yani siyaset yapmıştır.

 Günümüzde ki siyaset tabi ki vahye dayanmıyor. Bu manada her toplumun inançlarına saygı göstermeyi, bunlarında yaşanırlığının sürdürülmesini şarta bağlıyor. Çoğunluğun desteğini alan temsilcileri bu toplumun mozaiğine uygun kurallar belirliyorlar. Ve İslam buralara hiç karıştırılmıyor. Yani Laiktirler ve Laiklik din dışında kalan alanı temsil etmektedir. Avrupa’da uzlaşmanın olmadığı dönemde ferdi ve toplumu yönetip yönlendirenin kime ait olması gerektiği ile ilgili ortaya çıkmıştır. Çünkü bu iş Hıristiyanlığın yani Ruhbanlığın elinden alınmış ve bir yasama boşluğu ortaya çıkmıştır. Bu uzlaşıdan da demokrasi doğmuştur. Çıkan sonuca göre dinin var olduğu kabul edilmiş fakat hayata müdahalesi ret edilmiştir. Bu hali ile demokrasi ya da laikliğin Müslümanlar tarafından kabul görüyor olması bir aldanıştır. Bu olayın kabul edilmesinin bu bağlamda laiklerin yaptığı gibi bir siyasetinde içselleştirilmesinin anlamı; Allah’ın yasaklarına rağmen İslam’ı hayatlarından uzaklaştıran, O’nu bir yaşam kitabı gibi görmeyen, karşı duran, bunun için mücadele eden, hakkı örten kesimler ile ortak bir yaşam için uzlaşılmış olmasıdır. Ve bu asla İslam değildir.

Zaten buralara hiç gitmeye de gere yok. Modern manada Politikanın tanımı günümüzde görülen siyaset anlayışını ortaya koymaktadır. Bir hedefe varmak için karşısındakilerin duygularını okşama, zayıf noktalarından veya aralarındaki uyuşmazlıklardan yararlanma vb. yollarla işini yürütmenin adıdır politika. Bu hali ile yapılacak olan siyasetin Müslümanlar ile bir bağı olamaz. İslam ve O’nun siyasi anlayışı çok ayrı şeylerdir.

Küre Medya: İdeal Siyaset denildiğinde Müslüman zihinlerde ne canlanmalıdır? Müslüman’ın pratik hayatındaki amel olarak karşılığı nedir?

Hikmet Ertürk: İdeal Siyaset tabi ki kuralları İslami olan siyasettir. Kur’an ve sünnete dayanan siyasettir. Her şeyden önce zihinlerin Peygamberin (s.a.v.) ideal bir siyasetçi, devlet başkanı olduğunu bilmesi gerekir. O Allah’tan aldığı vahiy ile yani dini siyasete alet ederek devlet yönetmiştir. Din ve devlet işlerini birbirinden de ayırmamıştır. Yine ondan sonra gelen temsilcileri de aynı şekilde Kur’an ile hükmetmişler, Kurân’ın ilkelerini belirleyici yaşam kuralı olarak görmüşler bu minvalde siyaset yapmışlardır. Buradaki ayrıntı tabi ki Müslümanların mevcut yaşadıkları düzenlerdeki cahili sistemlere bakış açıları ve cahiliye ile bir arada olup olmama hususundaki net tavırları ile ilgilidir. Müslümanlar günümüzdeki modern siyaset gibi siyaset yapamaz politikacı olamazlar. Çünkü bu düzen kötü bir düzendir. Hani şöyle bir söz vardır ya; “Önemli olmak kötü düzende kötü olmak anlamına geldiğinden insanın güzel tarafları hiçbir şey olmaya çalışır.” Müslümanlar böylesi bir sistem içerisinde siyaset yapmaya başlarlar ise İslam’dan almış oldukları iyi güzel tarafları da görünmeyecektir yani hiçbir şey olacaktır. O yüzden model olmak görünür olmak için; çirkin, kötü, İslam’ın karşısında olan böylesi yerlerden uzaklaşıp bunun dışında bir siyasetle, tevhidi bir dik duruşla, İslam’a ait olan kimliklerini göstermeli görünür olunmalı. Yoksa buralardan çıkan şeyin adı İslam olmaz. Maalesef bizlerin şuanda bu toplumda düşüncelerimizin somut göstergeleri izleri toplumda görünür değildir.

Küre Medya: Aynı şekilde yukarıdaki sorunun benzerini Reel Siyaset hakkında da sorarsak, nasıl bir anlam ortaya çıkar? Yani bir Müslüman, Reel Siyaset denilince ne anlamalı, zihin dünyasında nasıl bir karşılık bulmalıdır?

Hikmet Ertürk: Sanırsam sorular iç içe yukarıda da değinilmişti. Bu günün siyaseti kötü olandır. Dini dışlayan din dışı bir siyasettir. Ve çok kötü bir kopyadır kendi içinde bile tutarlı değildir. Müslümanlar bu kötü olandan ayrışmak zorundadırlar. Yoksa bu toplum Müslümanların güzel taraflarını hiçbir zaman göremeyecektir. Görmedikleri şeye de tabi olmazlar. Haytalarında iyiye doğru bir değişim olmaz.

Sistemin yapısı bellidir. Ve bu sistem kendi yapısına, işleyişine uygun siyaseti üretmektedir. Yani sistem Laik bir yapıdadır.

“Laik; Yunanca Laikos, yani halktan olan, din adamı olmayan, Latince Laicus’tan Fransızca Laic veya Laiiue kelimelerinin Türkçe telaffuz şeklidir. Eski çağlardan beri din adamı olmayan, ruhanî bir sıfatı ve dinsel bir işlevi bulunmayan kişi, kurum ve nesneleri, kısacası, dinin dışında kalan alanı belirtmek için kullanılır.

 Fakat İslam bu alanı birbirinden ayırmıyor. Hele ki Müslüman olmayanların yönetici olmalarına izin vermiyor. İslam siyaset tarihinde hiçbir fakih kâfirin yöneticiliğini tartışmamıştır. Çünkü Kur’an’la sabittir ki kâfirlerin müminler üzerinde velayet hakkı yoktur. “Allah kâfirlere müminler üzerinde asla velayet hakkı tanımamıştır.”(Nisa,141)

Şimdi Müslümanlar bu hüküm gereği reel siyaseti nasıl kabullenecekler. Bu inançları ile çelişecektir. O zamanda yorumlar başlayacak. Ödünç kavram diye bir şey üretecekler. Şimdilik kullanalım daha sonra aslına döner kavramlarını geri iade eder kendi kavramlarımızı kullanırız. Böyle bir anlayış Peygamber(a.s.v.) örnekliğinde bulunmamaktadır. Bizler Allah’ın varlığına, O’nun yardımına inanıyoruz. Öteki dünyada yeni bir yaşam var. Ve ilkelerimiz ile bedel ödeyerek oranın sahibi olacağız. Müslümanlar böyle olmalı böyle düşünmeliler.

Küre Medya: Üç kavramın anlam dairesinde ortaya çıkan tanımın, total olarak Müslüman kimliğindeki pratik etkisi nedir, kendisini Müslüman olarak vasıflandıran kişinin mevcut laik-seküler düzenlere karşı duruşu nasıl olmalıdır?

Hikmet Ertürk: Bir kez İman edenler egemenliğin mutlak olarak "vahye ve Resul’e (s.a.v.) uymayı gerektirdiğini bilmeliler. Bu günün insanı dünyevileşmiştir ve olayları dinin dışından değerlendirmektedir. O yüzden çıkarlar belirleyicidir. Bunların hayatında Allah asla belirleyici olamıyor. Hayatın içinde değil. Zaten bir kişi için bundan daha çirkin bir davranış Allah'a karşı bundan daha küstahça bir tutum olamaz.

Müslüman olmak: Bir gruba dahil olmak değil, bir duruşa sahip olmaktır. Bunu unutmayalım.

İslam’ın öngördüğü bir duruşa sahip olunmadan oluşturulan toplulukların herhangi bir toplumsal değişime katkı sağlaması mümkün değildir.

Şu günlerde kimi İslami çevrelerin cahili sistemlere payanda olarak varlıklarını sürdürmeye çalışmaları İslam adına çok utanılacak bir durumdur. Allah’ın egemenliğini ölçü almayan tüm sistemler Allah’ın hükümlerini dışlayan sistemlerdir. Bunu da böyle anlayalım.

O yüzden Yüce Allah; “Allah dışında başka dostlar, başka dayanaklar edinenlerin durumu; “ ağdan örülmüş bir yuva edinen örümceğin durumuna benzetir. Hiç kuşkusuz en dayanıksız ev, örümcek yuvasıdır der. Keşke bunların bilincinde olabilsek.”(Ankebut–41)

Ne yazık ki, bazı çevreler zaman zaman bu gerçeği unutuyorlar. Bu yüzden, tüm değerlere ilişkin ölçüleri karışmakta, bütün bağlarla ilgili düşünceleri karmaşık hale gelmekte, ellerindeki tüm kriterler bozulmaktadır. Ne tarafa gideceklerini, neyi alıp neyi bırakacaklarını bilmez hale gelmektedirler: Bu hepimizin problemidir.

Karşımızda kendi güçlerinin farkında olmadan hareket eden ödünç kimlikler ile toplumda var olan büyük bir kalabalık var.

 “Bu kesimler iktidar sahiplerinin ellerindeki caydırıcı güce aldanmaktadırlar. Bu otoriteyi yeryüzünde dilediğini yapabilen tek egemen güç sanıyorlar. Bu yüzden korku ile ümitle bu güce yöneliyorlar. Ondan korkuyor endişeleniyorlar. Vereceği zarardan korunmak ya da onun koruyucu (!) kanatları altına girmeyi garantilemek için onları hoşnut etmeye çalışıyorlar.

En azından bilinçli olanlarımızın böylesi iktidar sahiplerine karşı yumuşak tavırlar sergilemesi olmamalıydı. Bu kesimler yalancıdırlar, hayra engel olmaktadırlar, saldırgan ve günahkârdırlar, mal yarışına girmişler ve kazançları ile övünmekte caka satmaktadırlar.

Yüce Allah Kalem suresi 8-15. ayetlerde şöyle söylemektedir.

"Öyleyse yalanlayanlara itaat etme. Onlar istediler ki, sen onlara yumuşak davranasın / müdahene edesin de onlar da sana yumuşak davransınlar. Şunların hiç birine itaat etme: Yemin edip duran aşağılık, herkesi kınayan, söz getirip götüren, hayra engel olan, saldırgan, günahkâr, kaba, sonra da soysuz, alçak, mal ve oğullar sahibi olduğu için, kendine ayetlerimiz okunduğu zaman "eskilerin masalları" dedi. Biz yakında onun burnuna damga vuracağız." (Kalem, 68/8–15)

Ayette geçen “Müdahene” kavramının anlamı; “Yağ çekmek, ovmak, okşamak, müşriklerin taptıklarına, alçak garazlarına, haksızlıklarına ilişmemek, yalancılıklarına göz yummak, lüzumsuz yere yumuşak davranmaktır”. Laik ve seküler bir hayatı içselleştirmiş vahyi dışlayan böylesi kişilere karşı mücadele etmemiz ve onlardan ayrışmamız emredilmekteyken onlarla aynı havayı soluyabileceğimizi söylemek onların oluşturmuş oldukları sistemlere sahip çıkmak ya da böylesi bir sistem içerisinde İslami yaşantımızı sürdürebileceğimizi düşünmek, Kur’an’ın emirlerini anlayamadığımızı gösterir. Allah’ın “soysuz ve alçak” olarak nitelendirdiği kimselerle ortak noktalarımız olamaz. Eğer böyle bir şeye yelteniyorsak bu onlara kendi adımıza vereceğimiz tavizler sebebiyle oluşabilir. Halbuki böylesi devlet ya da sistemleri güçlü görüp buralara sığınmamız gerçekte aldatıcı bir şeydir.

Bizler Ankebut Suresi 41. ayette geçtiği üzere; “Gerek fertlerin, gerek toplumların, gerekse devletlerin ellerindeki bu güçlere sığınmanın tıpkı örümceğin ağdan örülü yuvasına sığınması gibi olduğunu unutmamalıyız. Bu zayıf, güçsüz ve çaresiz örümceği, gevşek yuva koruyacak değildir. Bu zayıf eve sığınmakla tehlikelerden korunması mümkün değildir.

Allah'ın himayesinden başka bir himaye, O'nun güvenilir korusundan başka bir sığınak, O'nun sarsılmaz gücünden başka bir destek yoktur.

Tek güç, Allah'ın gücüdür. Biricik dostluk Allah'ın dostluğudur. O'nun dışındakiler istediği kadar büyüklük taslasın, azgınlaşıp zorbalaşsın, istediği kadar zulüm, baskı ve işkence araçlarına sahip olsun kesinlikle zayıftırlar, güçsüzdürler, önemsizdirler. Bunu gerçekten düşünelim. Allah yokmuş gibi davranmayalım.

Bizler bizden olmayan birilerinin payandası/sistemlerinin işletmecisi, kölesi olamayız. O yüzden kendi toplumumuzu inşa etmek kendi değerlerimizi batıldan ayrıştırarak topluma sunmak zorundayız. Yaşadığımız hayatta net kimliğimiz ile gerçekleri saklamadan görünür olmalıyız. Tüm bunları topluca örneklendirmemiz gerektiğini de unutmayalım.

Küre Medya: Bize zaman ayırıp sorularımızı yanıtladığınız için teşekkür ederiz, Allah razı olsun.

Hikmet Ertürk: Ben teşekkür ederim. Allah razı olsun çalışmalarınızı da bereketlendirsin inşallah.

Yukarı Dön



Etiketler:

Yorum yapyorum

Yorumlar

Yusuf
13.05.2015 19:06
cesaret
Günümüz siyaseti kişilerin firavunlasma çabalarına sahne olmaktadır.hükmetme makamı asli düşünüldüğünde göğsündeaatıp duran bir kasa bağlı olan ve küçük bir mikroba dahi karşı duramayan insanoğlunun cesaretini göstermektedir.tüm acziyetine ragmen
Yasin Dimli
12.05.2015 15:54
Seçimlerden önce okuyun mutlaka!!
Okuyup ta ders çıkaranlar için iyi bir söyleşi olmuş. Kaynağı da Kuran olunca tam bir isabet. Allah razı olsun emeği geçen herkesten.
Yorum yapyorum

 

Kategoriye Ait Diğer Haberler



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat