Herkes herkesle borçlu-alacaklıdır


Herkes herkesle borçlu-alacaklıdır

A+ |Normal |A-

Son güncelleme: 05 Temmuz 2017 Çarşamba 07:04


İkili ilişkilere ve karşılıklı ahlakiliğe değinen değinene Lütfi Bergen, “çoğu kere emeğin sahibini biliriz ama emeğinin kıymetini vermek istemeyiz” diyor.

Küre Medya / Haber Merkezi
İkili ilişkilere ve karşılıklı ahlakiliğe değinen değinene Lütfi Bergen, “çoğu kere emeğin sahibini biliriz ama emeğinin kıymetini vermek istemeyiz” diyor.

Bergen, ikili ilişkilerde, emek-borç birlikteliklerinde asıl olanın helalleşmek olduğuna değindiği yazısından, karı-koca arasında, üst komşunun alt komşuya verdiği rahatsızlıkta, kaçınılmaz bir borçlu alacaklı halinin ortaya çıktığını ifade ediyor. “Üst komşu ufak bir ses yapsa, çocuk uyansa, bir saat uyusun diye ayağında sallasan bu bir borç olur. Herkes herkesle borçlu-alacaklıdır” diyerek önemli bir inceliğe işaret ediyor. Bu nedenle eskilerin, sırf tanış olmalarının sonucunda bile, “hakkını helal et” diyerek ayrılmalarının bile boşuna olmadığına değiniyor.

Ahlaki eylemin ne olduğuna da değinen Bergen, “ahlâkî eylem aslında “yapma eylemi” ile değil “yapmama” eylemi ile ortaya çıkar” demekte. İnsanların ahlaki niyetlerini istemeden de bozdukları da öne süren Lütfi Bergen, bunun bazı nedenlerinin olduğunu söylüyor.

Lütfi Bergen’in “Ahlaki Eylem ve Ahlaki Söylem-Kervan yolda düzülür mü? Makalesini sizlerle paylaşıyoruz.

Lütfü Bergen / AHLÂKÎ EYLEM VE AHLÂKÎ SÖYLEM-kervan yolda düzülür mü?-
Çoğu kere emeğin sahibini biliriz ama emeğinin kıymetini vermek istemeyiz. Helalleşmek zor bir iştir. İnsan kendini bağlamak istemeyebilir. Çeşitli bahanelerimiz vardır. “Zaten hayrına yapmıştı” diyen bir fısıltı içimizde dolaşır. “Bu işten o da faydalandı, hepimiz fayda gördük” de bir bahanedir. “İlerde telafi edeceğiz, bizde kimsenin hakkı kalmaz” da bir avuntudur.

İki kişi arasında emek-borç-birliktelik ilişkisinde helalleşmek asıldır. İki kişinin ilişkisi birgün ayrılıkla sonlanacak bir ilişkidir. Karı-koca arasında dahi emek-borç ilişkisi kaçınılmaz olarak kurulur. Bu nedenle eskiler sırf tanış bile olsalar “hakkını helal et” diye boşuna dil dökmemiştir. Üst komşu ufak bir ses yapsa, çocuk uyansa, bir saat uyusun diye ayağında sallasan bu bir borç olur. Herkes herkesle borçlu-alacaklıdır.

İki kişinin arasında mutlaka bir “zarar” doğar. Bir “zarar eden” vardır. Bunun giderilmesi gerekir.

Zarar giderilmeden alacaklıya-emek sahibine “hakkını helal et” denilirse muhatap yılların hatırına susmak zorunda kalabilir ya da istemediği halde “helali hoş olsun” diyebilir. Bunlar muhatabın vicdanına baskıdır. Muhatabı vicdanen zor durumda bırakarak yapılan helalleşme, helalleşme değildir.

Ahlâkî eylem kimsenin hakkına saldırmamayı üst tutar. Ancak ahlâkî eylem ortaya konulduğunda “borçlu” kişinin hayatı krize girebilecektir. Örneğin “alacaklıya para ödersem kredi kartımı ödeyemem” kaygısındaki bir borçlu nasıl davranmalıdır? Borcunu öderse kartı faiz sarmalına girecek ve işleri bozulacaktır. İşleri bozulursa bu kez başka alacaklılara borcunu da ödeyemez hale düşülecektir. 

Başkalarına borçlarını erteleyenlerin mutlaka kurumsal borçları vardır ve bu kurumsal-hukukî borçlar ödenmektedir.
Burada bir açmaz vardır. Ahlâklılık hukuken kayda bağlanmamış borçlar için yürümesin istenir. 
Ahlâkî eylem mesuliyet altına giren kişinin maddeten ve manen yapamayacağı bir borcu üstlenmemesi halinde ortaya çıkar. 

Yani ahlâkî eylem aslında “yapma eylemi” ile değil “yapmama” eylemi ile ortaya çıkar.


İnsanlar ahlâkî niyetlerini istemeden bozarlar. Bunun bazı nedenleri vardır.

İlk neden
 herkese “yaparım” demekle ilgilidir. Herkese “bu işi yaparım” demek bir süre sonra yapamamayı gerektiren bir kitlenme oluşturur. Yapamama haline düşmek insan için utançtır. 

İkinci neden
 bir işi kendi yapmayan kişinin işi kendi yapacakmış gibi söz vermesidir. Burada ahlâkîlikten daha başta kopulmuş olunur. Acaba kişi bu durumunun farkında mıdır? İşi başkasına yaptırmak durumunda kalan kişi şu soruların cevaplarını göze almalıdır: 1) Taşeron işi beceremezse ben işi başka taşerona yaptıracak maddi güce sahip miyim? 2) İşi taşeron yapamazsa tulumu giyip kendim yapabilir miyim?

Üçüncü neden işe başlamayı odağa alıp bitirme meselesini organize etmeyen söylemlerdir. İnsanlar çoğu kere yapamayacağı iş ve ilişkilerin mesuliyeti altına girerler. “Kervan yolda düzülür” derler. 

Bu söze dayanarak “başlamak bitirmenin yarısıdır” manasını kastedenler cahildirler. Cahillik ise Kur’an’da insan için kınama sıfatıdır ve “zalim”lik ile birlikte anılmıştır.

Bu sözün (Kervan yolda düzülür) manası “işe hele başlayalım nasılsa yolda düzelir” değildir. Sözün anlamı; “Kervanı oluşturan develerin konak yerinde biraradalığı yolda kalmaz, yola çıkınca develer tren katarı gibi olur, o dağınıklık-keşmekeş kaybolur” şeklindedir. Kervanın yolda düzülmesi-düzelmesi-dizilmesi deyiminin anlamı budur.

Ayrıca bu söz, kervan olmak için biraraya gelmemiş develerin yola çıkmakla da kervan olamaması durumunu da anlatır. Yani bir deve grubu kervan ise yola çıktığında düzülür-dizilir. 

Peki develer kervan olmak için birarada değilse? İşte bu halde yol dağılışın tarih şeridi olur.
Ahlâkî eylem, doğru bir çizgi üstünde yürür. Dürüst, emin, fedakâr, kuşatıcı bir eylemler toplamıdır. Kişiler vicdanî anlamda “Dürüst, emin, fedakâr, kuşatıcı” değerleri savunuyor olsalar bile bunu gerçekleştirmek her zaman mümkün olmayabilir. 

Ahlâkî eylemin sahibi ilişkiye girdiği muhatabı ile ancak benzer bir ahlâk eylemini karşılık olarak alıyorsa varlık alanını genişletir. 
Yukarıda ahlâkîliğin nasıl kaybedildiği hususuna değindik. “Ahlâk eylemi” kendi yürüyüşünde kaçınılmaz biçimde “ahlâk söylemi”ni açığa çıkaracaktır. 

Bir duruşun “ahlâk eylemi” mi yoksa “ahlâk söylemi” mi olduğunu eylemini ahlâkla ortaya koyanlar gösterebilir.
Ahlâk eylemi ortaya koyanların bir müddet sonra “sır” olması kaçınılmazdır. 

Çünkü onlar 

1.     Emaneti sahiplerine verirler, adaletle hükmederler:
“Muhakkak ki Allah, emanetleri sahibine teslim etmenizi ve insanlar arasında hakemlik yaptığınız zaman adaletle hükmetmenizi emreder” (4 Nisa 58).

2.     Yapmayacakları şeyleri söylemezler:

“Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük bir nefretle karşılanır” (61 Sâf 2-3).

3.     Marufla hareket edip başa gelene sabrederler:

“Ey yavrum, namazı ikame et (namaz kıl)! Ma’ruf ile emret ve münkerden nehyet.Ve sana isabet eden musîbetlere sabret. Muhakkak ki bu, azmedilen (min azmi) işlerdendir” (31 Lokman 17). 
Ahlâk eyleminin kişiyi toplumdan ayırdığı, tefrik ettiği, onu kitlelerin yürüyüşünden kopardığı reddedilemeyecek bir akıbettir.

Yukarı Dön



Etiketler:

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Kategoriye Ait Diğer Haberler



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat