Hayırlı Cumalar Sergisi


Hayırlı Cumalar Sergisi

A+ |Normal |A-

Son güncelleme: 02 Eylül 2018 Pazar 21:27


İsmail Kılıçaslan'ın Türkiye'deki sosyolojik değişime dikkat çektiği yazısını sizlerle paylaşıyoruz.

Küre Medya / Haber Merkezi
Yeri gelmişken söylemeden geçmek olmaz. Aslına bakılırsa Türkiye’deki İslamcılık ya da son derece yanlış bir tanımlamayla “siyasal İslam” tartışmaları bana neredeyse büsbütün yanlış bir yerden yapılıyor gibi geliyor. Bidayetinden bu yana muhafazakâr reflekslerle uzak yakın ilişkisi olmayan İslamcılık, bir ideolojik yönelim olarak Türkiye’deki raf ömrünü tamamlamış görünüyor. Daha doğrusu AK Parti iktidarı ile birlikte en çok da maslahat gereği temel iddialarının pek çoğundan vazgeçip “sisteme angaje” yeni argümanlar üreterek bir çeşit “zombi ideoloji” haline geldi.

İsmail Kılçaslan / Hayırlı cumalar sergisi

Küratörlük mesleğiyle iştigal etseydim yapmayı düşündüğüm en önemli sergi “Hayırlı Cumalar -Türkiye’de değişen muhafazakârlığın gündelik sembolleri-” başlığını taşırdı. Esasen 90’lı yılların ortalarından itibaren başlayan ve AK Partili yıllar boyunca tavan yapan hatırı sayılır bir sosyolojik dönüşümün serencamını meraklı sanatseverlerle buluşturmuş olurdum böylece.

Sergiye, devasa bir nargile enstalasyonunu geçerek ulaşılırdı. “Hayırlı cumalar hacı abi” diyen Rus kızların ve “hayırlı cumalar” diyen travesti videolarının izlenebileceği bir video-art odası mutlaka düşünürdüm. “Adayız nasipse” isimli bir oda daha olurdu. Standart bir AK Partili adayın adaylık serüvenini grafik sanatçılarına özgün olarak tasarlatırdım. O ileriyi gösteren parmaklar, o memleket sevdalısı biyografiler, o beyaz gömlekler ve kırmızı kravatlar oldukça ilgi çekici olurdu zannediyorum.

Kehribar taklidi yapan katalin 33’lük tespihler ve Kayı tamgalı fabrikasyon yüzükler önemli bir yer teşkil ederdi. “Şaldan feraceye, bez çantadan haşemaya instagramda muhafazakâr moda” başlıklı seçkinin de oldukça dikkat çekici olacağını düşünüyorum.

Hat sanatına dâhil etmekte oldukça zorlanacağımız, çoğunluğu kötü ebru zeminler üzerine son derece kötü yazılmış yazılardan oluşan bir küçük sergiye de yer verirdim. Bu serginin adı “Al ve Yükselmeyi Dene” olurdu.

Tabii, projeye adını veren asıl sergi yani “Hayırlı Cumalar Sergisi” oldukça şaşaalı olurdu. Onlarca hayırlı cumalar grafiğinin yer alacağı serginin en dikkat çekici parçası, Sultanahmet Camii fonuna photoshop ile yerleştirilmiş Trump’ın “hayırlı cumalar” dilediği tasarım olurdu.

Sosyolojik dönüşüm dedik değil mi? Şurasını hep atlıyoruz sanırım. Türkiye’de iktidarlar sosyolojinin dönüşmesiyle nadiren el değiştirirler ve fakat sosyolojinin dönüşümünde hep motor güç olurlar.

Karşısında ya da yanında olmanız çok bir şey ifade etmez. İktidar ülkenin ana rengini belirlerken siz de o ana rengin içinde yoğrulur, evrilip devrilirsiniz. Türkiye böyledir. Tek başına “hayırlı cumalar” cümlesinin yıllar içerisindeki yaygınlaşmasını takip etmek bile mesele hakkında bir fikir sahibi yapabilir bizi. Dikkat isterim: Seneler içerisinde Cuma namazı kılma alışkanlığının artış istatistiği ile “hayırlı cumalar” mesajlarının yaygınlaşma istatistiğini paralel olarak okumak çok ilginç sonuçlara götürebilir bizi.

Bile isteye “muhafazakar” kelimesini kullanmayı tercih ettiğimi izaha gerek yok zannediyorum. “Berbat bir statüko koruyuculuk” anlamında “muhafazakar” demiyorum fakat. Daha çok “dine diyanete ortalama duyarlılık taşıyan, piyasa ekonomisine iman etmiş, yarı milliyetçi yarı dindar insan teki” manasına gelen Türkçe anlamını tercih ederek kullanıyorum.

Yeri gelmişken söylemeden geçmek olmaz. Aslına bakılırsa Türkiye’deki İslamcılık ya da son derece yanlış bir tanımlamayla “siyasal İslam” tartışmaları bana neredeyse büsbütün yanlış bir yerden yapılıyor gibi geliyor. Bidayetinden bu yana muhafazakâr reflekslerle uzak yakın ilişkisi olmayan İslamcılık, bir ideolojik yönelim olarak Türkiye’deki raf ömrünü tamamlamış görünüyor. Daha doğrusu AK Parti iktidarı ile birlikte en çok da maslahat gereği temel iddialarının pek çoğundan vazgeçip “sisteme angaje” yeni argümanlar üreterek bir çeşit “zombi ideoloji” haline geldi, getirildi İslamcılık. Bunu bir bakıma “perestroyka sonrası temel iddialarından vazgeçen Avrupa merkezli sosyalizm” ile benzer şekilde düşünebiliriz.

Tabii, perestroyka sonrası ortaya konulan “sosyalizm, asıl şimdi” başlıklı açılımın bir benzerini Türkiye İslamcılığının da yapıp yapamayacağını zaman gösterecek. En büyük, en temel iddialarından aslında vazgeçip bir takım “maslahat durumlarına” sığmakla yetinen İslamcılık kendisine yeni uğraşı alanları, yeni tezler üretip entelektüel sürekliliğini sağlayabilir mi? Dahası bunu sağlarsa bu ne işe yarar? Elbette bunu da zaman gösterecek.

Şimdilik, “faizsiz ekonomik model, ortak İslam ordusu, ortak İslam pazarı” gibi devasa fikirlerinden ricat etmiş, piyasaya gayetle uyum sağlamış görünüyor Türkiye İslamcılığı. Bundan sonraki serencamını da doğrusu merak ve hayretle bekliyorum.

Hay Allah. Sergi fikrinden başlayıp nerelere ilerlettik yazıyı. Bu seferlik de böyle dağınık olsun madem.

Hayırlı cumartesiler.

Yukarı Dön



Etiketler:

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Kategoriye Ait Diğer Haberler



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat