Gezi Parkı olayları üzerinden toplum değerlendirmesi


Hamza ER, Gezi Parkı olayları üzerinden toplum değerlendirmesi

Hamza ER


A+ |Normal |A-


Mısır darbesi ve Ramazan ayı dolayısıyla gündemden düşmüş gibi gözüken Gezi olayları üzerine gecikmiş bir değerlendirme yazısı...

Gezi parkında ağaçların sökülerek Topçu Kışlasının inşa edilmesi ve özellikle bu yeni binada AVM açılacak olması iddiaları üzerine başlayan tepkiler kitlesel gösterilere dönüştü.

Gösterilen tepkilerin ilk gerekçeleri haklı da görülse, polisin kameralara yansıyan insaftan uzak bazı yaklaşımları hiçbir ölçü ve kurala uygun olmasa da, Başbakan Erdoğan otoriter, tek adam görüntüsüyle kışkırtıcı, tahrik eden açıklamalar yapsa da olayların sadece görünenden ibaret olmadığını görebilmeliyiz.

Manzaraya baktığımızda meselenin Gezi Parkı meselesi olmadığı, ağaç kesmekle, Topçu Kışlası'nı yeniden inşa etmekle, içine AVM yapıp yapmamakla alakası olmadığı aslında çok açık.

Batı başkentlerinin açıklama üstüne açıklama yapması, dünya medyasının, haber ajanslarının olayları günlerce canlı yayın vermesi, yaşananları 'Türk Baharı' gibi kavramlarla servis etmesi, El Cezire, Guardian, New York Times, BBC gibi yabancı ajanslarının ‘Türkiye'de Mısır Devrimi yaşanıyor, iç savaş yaşanıyor’ feryatları Gezi olaylarının merkezi bir proje olduğu kanaatini güçlendiriyor.

Yabancı basında yer alan; Taksim’deki protestonun hükümetin giderek artan baskıcı yönetiminin bir sonucu olduğu, hükümetin kısa bir süre önce alkol tüketimine yasak getirdiği, Taksim Meydanı’na Osmanlı çağından bir kışla inşa edileceği, laikler ve gençlerin Erdoğan'a karşı olduğu, isyan ülkenin kurucusu Atatürk'ün kenti Ankara'da da başladı ve bir savaş sahnesine döndü ifadeleri, laik Türkiye'nin sembolü Taksim Meydanı'ndaki eylemler, Erdoğan'ın büyüyen otoritesine karşı bir özgürlük mücadelesine dönüştü gibi iddialı metinler ve Türkiye'de yönetim her geçen gün daha fazla otoriteleşiyor, ılımlı siyasi İslam Türkiye'yi ılımlı şeriata götürüyor beyanatları konunun uluslararası boyutunu gözler önüne seriyor.
Bölgeyi daima dizayn etme çabası içerisinde bulunan, kontrolü elden çıkartmak istemeyen Batılı aktörlerin projelerinin bir parçası olan AKP iktidarı bu eylemlerle uyarılmış, kendisine adeta gözdağı verilmiştir.

Bizim oğlan olarak gördükleri Erdoğan’a daha fazla muhafazakârlaşmaya doğru bir yönelime girmemesi hatırlatılmıştır. Yaşananlar, karşılıklı hesapların uyuştuğu ve böylece yolların kendisine açıldığı iktidarın 11 senesinin sonunda Avrupa ve ABD başkentlerine yansıyan, halkı rahatsız eden, tehlike olarak görülen yaşam haklarına müdahale algısının düzeltilmesi için balans ayarı girişimidir.

Yapılan tahrikler, İslami yaşam biçimine karşı gösterilen öfke dolu saldırılar ve Batı medyasının ortak manşetlerle hazırlanmış haberleri, Demokrasinin, ilahi değerlerin değil kendisine, tonlarına, motif, desen olarak sunulan biçimine bile tahammül edemeyeceğinin açık bir göstergesiydi aslında…

Ama benim açımdan işin en önemli kısmı iç içe yaşadığımız insanları tanıyabilme, sınırlarını keşfedebilme, muhtemel temayüllerini görebilme imkânına sahip olmamızdır. Bu olayla birlikte topluma yönelik ciddi değerlendirmeler yapma fırsatını elde ettik. Ailelerimiz, komşularımız, iş arkadaşlarımız içerisinde sürekli birlikte olduğumuz kişilerin sinelerinde neleri tuttuklarını, gizlediklerini gözlemledik. Bazıları için şaşırdık, bazılarına üzüldük, bazıları içinse öfke biriktirdik.

Hangi kesimler nasıl bir tavır içerisine girdi:

Ulusalcı, Kemalist, darbelerle barışık, askeri müdahale taraftarları: Bunlar ağızlarından düşürmedikleri Demokrasiye anında ihanet edebilecek kadar gözü kara insanlardır. Demokrasi sadece kendileri gibi kadrolara imkân tanırsa onlar için değerlidir aslında…  Bunlar sermayedarlarla ve toplumun elitist tabakasıyla uyumlu hareket ederler. İstikrarı hiç sevmezler. Mevcut iktidarın sandık yoluyla düşürülemeyeceğini iyice anladıklarından, önümüzdeki yıl yapılacak seçimlerin sonuçlarının kısmen belli olmasından rahatsızlık duyduklarından durumdan vazife çıkarmaya çalışmışlar, yaşanan olayları acaba bir darbe olabilir mi heyecanıyla desteklemişlerdir.

İslam’i motiflere bile asla tahammülleri olmayan iman yoksunu lâikler: Batı değerlerine göre bir yaşam modeli benimseyen bu kesimin, din adına olan, dine dayanan hiçbir fikir ve uygulamaya tahammülleri yoktur. Dini, sembol ve motiflere indirgeyen geleneksel yaklaşımlar bile bu kesimi rahatsız eder. Ülkenin temel değerleri korunsa da, Başbakan ve ekibi sürekli laiklik ve demokrasi garantisi verse de, bu kesimin huzursuzluğu giderilemez. Cumhurbaşkanlığı köşkünde asla tesettür diyemeyeceğimiz ucube kıyafetler tercih eden first leydi’nin, dini bir kuralı hatırlatan başörtülü hali bile bu kesimin öfkeden parmaklarını ısırmasına sebep olur.

Başbakan’ın “Hamd olsun” vurguları, “Ya Allah Bismillah” başlangıçları, gündeme getirilen Çamlıca’ya ve Taksim’e cami projeleri bu topluluğun öfkelerinin derinlerde birikmesini sağlamıştır. Ramazan ayında toplumda değişen havadan bile homurdanan, ezanlara alerji duyan, her yerde içki içebilme, istediği şekilde giyinebilme ve hareket edebilme arzusunda olan bu güruh, bu davranışlarına yönelik bir yasaklama olmamasına rağmen bazı küçük düzenlemelerden bile rahatsızlık duymuştur. “Bedenim benim, istediğimle yatar, karnımdaki çocuğu da öldürürüm” kontrolsüzlüğüne sahip bu imandan yoksun kesim için ailenin önemi ve üç çocuk teklifleri gibi muhabbetler bile tahammül edilemeyecek yaklaşımlardır.

Şiddet, yıkım ve yağmadan zevk alan hasta ruhlu topluluk: İçerisinde sürekli başkalarına zarar verme arzusu taşıyan bu kesim, mevcut karışıklık ve çatışma ortamını fırsat bilmiştir. Huzur, saygı, paylaşma gibi duygulara yabancı olunduğundan, bu kitle tarafından başkalarının zararından mutlu olunacak tahribatlara girişilmiştir.

Her sabah aile fertlerini iş yerlerine taşıyan, kardeşlerini okullara götüren toplu taşıma araçlarını yakma, çevredeki dükkânlara ve araçlara saldırarak kullanılamaz hale getirme ruh hali üzerinde oturulup düşünülmesi gerekmektedir. Bir insanın anlamsız zarar verme dürtüleriyle sağa sola saldırmasının altında birçok neden aranabilir. Çevresinden ilgi ve sevgi görememiş olabilir. Hayata tutunamayıp, bilgi, beceri gibi özellikleriyle gündeme gelemediğinden, kendisini bir ifade biçimi olarak bu tür şiddete yönlendirmiş olabilir. Hedefsiz, amaçsız bir hayatın olumsuz sonucu olarak da bu sadistçe tepkileri göstermiş olabilir. Ama sebebi ne olursa olsun gezi parkı olaylarıyla fark ettik ki, bir akrabamızın, kapı komşumuzun, mahallemizdeki bir ferdin içerisinde hiçbir meşruiyeti olmayan kontrolsüz şiddet eğilimi bulunmaktadır. Adalet ölçülerini içerisinde barındırmayan bu eğilim ise puslu, bulanık koşullarda kendisini göstermek için fırsatını beklemektedir.

Çevre duyarlılığı taşıyan, ağaç ve yeşil üzerine hassas olan idealistler: Büyük Alışveriş merkezlerinin soğuk duvarlarından rahatsızlık duyan, yeşile, ağaca, çevreye sahip çıkılmasını savunan kesimde gezi parkı olaylarının içerisinde bulunmuştur. Azınlık olan bu topluluk zamanla, darbeci, Kemalist ve şiddet eğilimi içerisinde olan kesimlerin arasında etkisini kaybetmiş, kullanılan bir figür haline gelmiştir. Belki iyi önerilerle katıldıkları eylemlerde zamanla sesleri kısılmış, belirleyici etkileri kaybolmuştur.

Kıyıda köşede kalmış fikirlerini gündeme getirebilme telaşına düşenler: Gezi parkı eylemleri, üzerinde ittifak edilmiş tek bir problemi gündeme getirme özelliğini daha ilk günden kaybetmiş, gösteriler, din karşıtlığı, hükümet aleyhtarlığı üzerinde yoğunlaşmıştır. Bu kontrolsüz ortamda medyanın yoğun ilgisini fırsat bilen romantik devrim hayali kuranlar ve anti-kapitalist teori sahipleri, kendilerini gösterip taraftar bulabilme telaşına düşmüşlerdir. Bu kesim, normal şartlarda prim yapmayan, tutmayan görüşlerinin reklamlarını yapabilme fırsatı olarak alanları kullanmışlar, alanların derin sahipleri de onları kullanmıştır.

Hükümetin varlığı sayesinde sermayenin yeni temsilcileri olan yandaşlar: AKP ile birlikte değişen sermayenin yeni sahipleri, ekonomik istikrarın kaybolması endişesi taşımış, gezi parkı eylemlerinin aksi istikametinde tepkileri organize etmişlerdir. Artık uğruna mücadele edecekleri bir davaları olmayan, kimliklerini kaybeden, hükümetin dibinde ihale kovalayan bu izzetsiz güruhun korku ve endişesinin temelini sonradan gördükleri paranın kaybı oluşturuyordu. Bunu açıkça söylemeleri beklenmeyen bu kesim, darbe karşıtlığı ve özgürlük söylemleri kamuflajıyla kendilerini ifade etmeye çalışmışlardır.

Bu yeni yandaş sınıfın 11 yıllık AKP iktidarı boyunca oluşmasından dolayı sevindikleri özgürlük ortamından hangi alanda istifade ettiklerinin gündeme getirilmesi gerekmektedir. Cemaatlerine, gençlerine hatta kendi evlatlarına bu süreçte gram faydası olmayan bu topluluk rahat, serbest ortamlar olarak tanımlanan dönemin hesabını ağır bir biçimde vereceklerini maalesef düşünememektedir. Çünkü serbest ortamda gelişen, değişen sadece zenginlikleri ve yaşam tarzları olmuştur.

Hükümetin güçlü çekim alanından etkilenerek onu desteklemeye yönelenler: Gezi parkı eylemleri, İslami kesim içerisinde12 Eylül referandum süreciyle başlayan evrilmenin had safhaya çıktığı sonuçları da doğurmuştur. Hükümet karşıtlığına dönüşmüş Taksim gösterilerine karşı Yeşilköy’de Başbakan’ı karşılamak için toplanan kalabalıklar içerisinde bu kesimin temsilcileri de yer almıştır. Daha önceleri sessizce desteklenen demokratik işleyişin unsuru olan partiler için açıkça destek mesajları yayınlanmış, tıpkı referandum çağrısı gibi İslami kuruluşların mensupları AKP mitinglerine dönüşen etkinliklere davet edilmiştir.

Toplumun Taksim ve Yeşilköy(Kazlıçeşme) arasında tercihe zorlanmasına karşı, adil bir duruş ve tavır sergileyerek örnek olması gereken Müslümanların kendi görev alanlarını terk ederek kimliklerini lekeleyecek saflarda gözükmesi onarılması zor sonuçlar doğuracaktır.

Yaşanılan olaylar, Allah’ın dininin davetçileri için toplumu tanımlama, davet dili ve yaklaşımı geliştirme açısından önemlidir. İlahi direktifler doğrultusunda toplumu tevhidi yönde dönüştürmeye talip Mü’minler, esen rüzgârların peşinde sürüklenmeden işlerini yapmaya devam etmelidir. Taraf olmaya zorlanılan safların üstünde bir konumda bulunmanın özgüveni inşallah onları istikamet üzere sabit tutacak, hedeflerine bir adım daha yakınlaştıracaktır.


Yukarı Dön

Yorum yapyorum

Yorumlar

Muhammet Timsağan
11.08.2013 01:23

...............batının emellerine hizmet ediyorsunuz onlarda çok sevdiğim başbakanımdam rahatsız sizlerde acaba ne sizi birleştirdi yoksa aynımısınız


kuremedya.com cevabı:


Yorumunuzla yazarı tanımadığınız ve yazıya tam odaklanmadığınız anlaşılıyor. Lütfen ön yargısız okuyarak düşüncelerinizi yazarın özel maline gönderebilirsiniz. Bu arada kişi sevdiğiyle beraber olacak. Allah sizi de sevdiklerinizle haşretsin.
İbrahim Baktemur
02.08.2013 07:35
Selamun Aleykum
Müslümanların kendi görev alanlarını terk ederek kimliklerini lekeleyecek saflarda gözükmesi onarılması zor sonuçlar doğuracaktır.
Rabbimiz daima tevhid safında sabit kadem kılsın bizleri duasıyla

Teşekkürler Hamza Abi çok faydalı bir yazı daha kaleme almışsınız. Allah razı olsun

Yorum yapyorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat