Halkın iktidar demek,iktidarın göklerden yere indirilmesidir


Halkın iktidar demek,iktidarın göklerden yere indirilmesidir

A+ |Normal |A-

Son güncelleme: 30 Mayıs 2016 Pazartesi 18:21


Sosyolog yazar Abdurrahman Aslan' kendisiyle yapılan bir röportajda, "Bugün halkın iktidarından bahsediliyor. Siyasi iktidarın kaynağı nedir yahut kaynağı ne olmalıdır?" diye soruluyor.

Küre Medya / Haber Merkezi
Sosyolog yazar Abdurrahman Aslan' kendisiyle yapılan bir röportajda, "Bugün halkın iktidarından bahsediliyor. Siyasi iktidarın kaynağı nedir yahut kaynağı ne olmalıdır?" diye soruluyor. Abdurrahman Arslan sorulan soruya; "iktidarın, meşruiyet kökeninin göklerden yere indirilmesi ile ilgilidir. Eğer bu noktayı gözden kaçırırsak, bir Müslüman olarak çok yanlış mecralara akıp gidebilir düşüncelerimiz." diye yanıtlıyor.

Abdurrahman Arslan'la yapılan röportajın ilgili bölümünü paylaşıyoruz.


Hocam bugün halkın iktidarından bahsediliyor. Siyasî iktidarın kaynağı nedir yahut kaynağı ne olmalıdır?

“Halkın iktidarı” kavramı, Jean-Jacques Rousseau ile birlikte gelmiş, bilindiği üzere Avrupa’daki aydınlanma döneminde ortaya çıkmış bir kavramdır. Bu kavramın gündeme gelmiş olmasının en büyük sebeplerinden bir tanesi; iktidarın, meşruiyet kökeninin göklerden yere indirilmesi ile ilgilidir. Eğer bu noktayı gözden kaçırırsak, bir Müslüman olarak çok yanlış mecralara akıp gidebilir düşüncelerimiz. Onun için özellikle de aydınlanma döneminden, yani toplum sözleşmesi dediğimiz sözleşmeci kuramdan itibaren iktidarın kaynağının ne olmadığı sorusunun yanıtlanması gerekir. Biliyorsunuz tanrısallığı dinde meşrulaştıran bir iktidar anlayışı vardı kilisenin. Kilise, sadece bir dinî kurum değil aynı zamanda bir iktidar temsilcidir. Dolayısıyla sorun, göklerde meşruiyetini bulan iktidar anlayışının değiştirilmesiydi. Burada halkın, iktidarın kaynağına dönüştürülmesi, aynı zamanda tanrısal iktidarın meşruiyetinin halka indirilmesiyle de ilgilidir. Yani halkın isteklerinin siyasette yansıması oluyor. Klasik anlamda “temsili demokrasi” dediğimiz bir yönetim biçimini meydana getirmiştir. Bu yönetim biçiminin mantığına göre –demos kendi temsilcilerini seçer ve seçilenler de –demos’u temsil etmek için meclise giderler. Dolayısıyla mecliste çıkartılan yasalar aynı zamanda da –demos’un bir bakıma arzularının yansıdığı neticelerdir. Batı’nın modern zamanlardaki mantığı açısından onlara göre doğrudur ama biz Müslümanlara geldiğimizde, biz de böyle bir teori pek mümkün değildir ve yoktur.  Batı dışı toplumlarda böyle bir şans yoktur. Çünkü hiçbir zaman İslâm’da temsil kavramı yoktur. Eğer İslâm’ı söz konusu edersek, yönetim meselesi, iktidar meselesi, siyaset meselesi üzerinde konuşacaksak naçizane fikrim, Müslümanlar bu meseleleri yeniden düşünmelidirler. İslâm’da temsil kavramı yoksa o zaman İslâm bize nasıl bir siyasî yönetim önermektedir, ya da nasıl bir siyasî yönetime işaret etmektedir sorusuna bir yanıt aramamız icab eder. Batı’dan edindiğimiz kopyalarla kendimize bir sistem getiremeyiz.  Zaten Batı da gitmiyor artık, sistemlerinin tıkandığı ortada. Müslümanlar açısından da bizi çok ileri seviyelere götürecek bir sistem değildir. Tabii, bazı baskılara karşı bir panzehir olarak kullanılabilir ama hepsi bu kadar.  

Demokrasi çıkışının Avrupa tarihiyle bir bağı var, kültürleriyle özdeşleşmiş. Fakat bizde böyle bir durum söz konusu değil. Birebir alınmış, taklit edilmiş. Uygulanabilir bir sitemimiz yok. Peki, hocam bizim yönetim şeklimiz ne olmalıdır? İslâm’da yönetim şekli mi vardır, yönetim ruhu mu vardır?

Hayır, İslâm’da bir kere bir yönetim şekli vardır. Uzun zamandan beri hep aksi söyleniyor. Şekil ve ruhu birbirinden ayırmıyor İslâm. Dolayısıyla kendine inanan insanları kendi başlarına bırakmıyor, onların ilişkilerini düzenliyor. Bu bir yönetim biçimidir. “Ulus devlet” ile başlayan süreçlere baktığımızda bu emsali görürüz zaten. Yani yeni devlet modeli sadece bir iktidar değildir, aynı zamanda kendi mantığı-ideolojisine göre toplumu örgütleyen bir mekanizmadır. Batı’da bu tür normlar oluşurken ortaya koydukları sisteme uyacak bir mantık geliştirdiler kendilerine. Bütün mesele de Kilise’nin yönetimine, iktidar biçimine karşın alternatif oluşturulmasıydı. Bu mantalite Batı’da neşrü neva buldu. Sonra Batı dışı toplumlara, bir bakıma istemeyerek de olsa ihraç edildi. Bu konuda benim fikrim şudur; Batı dışındaki hiçbir toplum devlet kurmamıştır, devlet ithâl etmiştir.


 Röportajın tamamı için tıklayınız

Yukarı Dön



Etiketler:

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Kategoriye Ait Diğer Haberler



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat