Hakemlik Müessesesi Ümmetin Neyi Olur?


Hakemlik Müessesesi Ümmetin Neyi Olur?

A+ |Normal |A-

Son güncelleme: 02 Temmuz 2015 Perşembe 14:10


Bu çalışmamızın bir davet çalışması niteliğinde olması ve konunun da önemine binaen konsantremizi sağlayabilmek adına Allah’ın yüce hitabından biz müminler ile ilgili bazı ayetleri hatırlatmanın yerinde olacağı kanaatindeyiz.

Küre Medya / Haber Merkezi
Hakemlik Müessesi Ümmetin Neyi Olur?

Bu çalışmamızın bir davet çalışması niteliğinde olması ve konunun da önemine binaen konsantremizi sağlayabilmek adına Allah’ın yüce hitabından biz müminler ile ilgili bazı ayetleri hatırlatmanın yerinde olacağı kanaatindeyiz.

Gerçek müminler ancak o müminlerdir ki, Allah anıldığı zaman yürekleri ürperir, âyetleri okunduğu zaman imanlarını arttırır. Ve bunlar yalnızca Rablerine tevekkül ederler. (Enfal/2)

Bütün müminler kardeştir. O halde, [her ne zaman araları açılırsa] iki kardeşinizin arasını düzeltin ve Allah'a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun ki O'nun rahmetine nail olasınız. Hucurat 10

Hep birlikte Allah'ın ipine sımsıkı tutunun ve birbirinizden kopmayın. Ve Allah'ın size verdiği nimetleri hatırlayın: Siz birbirinize düşman iken kalplerinizi nasıl uzlaştırdı da O'nun lütfu ile kardeş oldunuz ve ateşli bir uçurumun kenarında [iken] sizi ondan [nasıl] korudu. Bu şekilde Allah mesajlarını size açıklar ki hidayet bulasınız. Ali İmran 103

Ve kendilerine beyyineler (açık deliller) geldikten sonra, fırkalara ayrılıp ihtilafa düşenler gibi olmayın! Ve işte onlar, onlar için “azîm azap” vardır. Ali İmran 105

Allah'a ve onun Resulüne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin. Sonra içinize korku düşer ve kuvvetiniz elden gider. Bir de sabırlı olun. Çünkü Allah, sabredenlerle beraberdir. Enfal 46

Kâfir olan kimseler birbirinin dostlarıdır. Onu yapmazsanız (birbirinizle dost olmazsanız) yeryüzünde fitne ve büyük fesat olur. Enfal 73

Onlar bollukta ve darlıkta sarf ederler, öfkelerini yenerler, insanların kusurlarını affederler. Allah iyilik yapanları sever. Ali İmran 134

Müslümanlar peygamberimizden sonra Cemel'le, Nehrevan'la, Sıffın'la imtihan olmuşlardır. Bugün hemen hemen istisnasız bütün Müslümanlar bu vakıaları olumsuzlarken kendi içlerinde bu vakıaları yaşatıyor olmaları büyük bir çelişki teşkil etmektedir. Enaniyetin, bu vakıaların temelinde yatan etmenlerin en önemli sebeplerinden biri olduğu su götürmez bir gerçekliktir. Öyleki bu enaniyetimizi dinin aslı olarak görüp insanlarla bir araya gelmekten imtina etmek ve birşey yapılacaksa "buyrun benim kapım açık" diyerek kendi ayağımıza beklemek herhalde Kur'an'a uygun bir profil olmasa gerektir. Ve böylesi bir durumda ısrarcı olmanın  bizi Kerbela’ya götürmeyeceğinin garantisini kim verebilir!?

Müminler kardeşse onların aralarındaki sorunları düzeltmedikçe Allah’ın rahmetine nasıl nail olacağız!? Yukarıdaki ayetleri hepimiz biliyor ve tefsir derslerinde okuyoruz, görünen o ki, yaşama pratize edilmeyen bir okuma ile okuyoruz sadece... Mümin olma iddiamızın samimiyeti elbette ki bu olamaz. Bu ayetlere karşın soğuk bir tavır içerisinde ısrarcı olmak bize izzeti kazandırmayacağı gibi, zilletten de kurtarmayacaktır.

Müminler bu denli ayetleri işlevsizleştiren hatalara düşemez. Dinimiz İslam; bizlerin “ene”lerinden, gururlarından ve şahsiyetlerinden çok çok üstündür. Mümin olan hiç kimse bu tür konularda nefsine uyup, yenik düşemez, bu ancak şeytanın amacına ulaşmak istediği bir şeydir. Allah’ın bizlerden istediği gibi amel etmek, şeytanlara ve şeytanın avanelerine fırsat vermemek bizlerin imani bir görevidir.

Resulullahın bize emanet olarak bıraktığı Kur'an eğer bizi tefrikaya yani ayrılığa götürüyorsa bizler okumalarımızı, amellerimizi gözden geçirip, Resulullahın nebevi metodunu yeniden yaşamımıza aksettirmemiz gerekmektedir. Bu doğrultuda Kur'an’da müminlerin özelliklerinden, konu ile alakalı birkaç ayeti hatırlatmakta fayda görüyoruz.

Hakkı bile bile gizlemezler. Bakara-44-İnananlara ‘sen mü’min değilsin’ demezler. Nisa-94-Dillerini eğip bükerek (geveleyerek) konuşmazlar. Nisa-135-İnsanların kusurlarını affederler. Ali-imran-134-Kızdıkları zaman öfkelerini yenerler. Ali- imran-133-Allah’ın ayetlerini az bir pahaya satmazlar. Ali-İmran-199-Kafirlere karşı sert, birbirlerine karşı merhametlidirler. Fetih-29-Yeryüzünde alçak gönüllü olarak yürürler. Furkan-63-İnsanlar arasında adaletle hükmederler. En’am-151-Allah’ın ahdini yerine getirirler, anlaşmayı bozmazlar. Ra’d-20-İnsanlara iyiyi emreder, kötülükten de alıkoyarlar. Enfal-71-Yapacakları işlerde kendi aralarında danışırlar. Şura-38

Müslümanların hemen hemen her kesiminin cemaat ve tek bir ümmet olma istek ve söylentileri maalesef bir ütopyadan ileri gidememekte, herkes ya kendi gurubuna çağırmakta ya da kendi gibi düşünmeyenleri ötekileştirmektedir. Üstelik bu tutum zamanla bireyselleşme temayülleri artan Müslümanlarda maalesef yes’e, buhrana ve bunalımlara kadar gidebilmekte, yalnızlaşan Müslümanları şeytanların çepeçevre kuşatması daha da kolaylaşmaktadır. Hatta o denli bir kuşatma ki “bundan sonra yeryüzünde Müslümanların tek bir ümmet olamayacağının” ümitsizliğini aşılamaktadır. Allah’ın iman edip, salih amel işleyenlere teklif ettiği devlet (Halifelik/Hâkimiyet) nimetinden  ümidini kaybedenler maalesef konjektürel olarak içerisinde bulundukları durumdan “azami derecede nasıl istifade ederim” i kendilerine hedef edinmektedirler. Prakmatist bir hayatı tercih etmek ve bu tercihlerini muhafaza etmek adına Kuran’ın ahkâmından tavizler vermek sureti ile temel bir ayrışmanın baş müsebbipleri olmuşlardır.

“Hep birlikte Allah'ın ipine sarılın, fırkalara bölünüp parçalanmayın; …”

Eğer ki bu ayetlere iman ediyorsak -ki iman ettiğimizi iddia ediyoruz- o halde imanımızı amele / eyleme dönüştürme zorunluluk ve sorumluluğumuz vardır. Şimdi herkes kendisini sorgulamalıdır; biz bütünden parçalara nasıl ayrıldık ve parçaları tekrar nasıl bütünleştirip cemaatleşerek tek bir ümmet olup izzet kazanabiliriz? Eğer bunu gerçekleştirmek için biran evvel bir çaba göstermezsek, yarın mahşerde Allah’ın huzuruna “sorumluluğunu” yerine getirmemiş kullar olarak çıkacak ve kaybedenlerden olacağız.

Mü'minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup düzeltin ve Allah'tan korkup sakının; umulur ki esirgenirsiniz.

Hucurat suresinde “Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup düzeltin…” emrinin muhatabı kardeş olan müminler bizler değilsek, kimler olacaktır!? Halipürmelalimiz de ayeti kerimelerin açıklığı da ortada. Öyleyse artık "mümin kardeşlerin arası nasıl bulunup düzeltilir, dahası bu dağınıklık nasıl birleştirilir, bu birleşme nasıl korunur?" gibi soruları sormak kendisini mümin gören her kardeşin sorması ve ameli/fiili cevap araması gereken sorulardır. İşte bu soruları soran iki kardeşiniz olarak sizlere bir teklif ile geliyoruz. Gelin mümin kardeşler arasında bir hakemlik müessesesi kuralım. Gelin kardeşliğimizi perçinleştirip dosta güven düşmana korku salalım. Peki, nedir hakemlik müessesesi? Bu konu için hakem ve tahkim olmak üzere iki temel kavramın bilinmesi gerekir;

Hakem: “Sözlükte “hüküm vermek, menetmek” gibi mânalara gelen hükm kökünden türemiş bir isim olup örfte ve hukuk dilinde, aralarındaki uyuşmazlığı çözmesi için tarafların kendi ihtiyarlarıyla başvurdukları şahıs veya mercii ifade eder. Bir ihtilâfı bu şekilde hakeme götürmeye tahkîm denildiği gibi hakeme (çoğulu hükkâm) daha teknik bir terim olarak muhakkem adı da verilir.”

                Tahkim: Her ne kadar Müslümanların tarihinde Sıffîn Savaşı’nda hilâfet meselesinin Kur’an’a göre çözülmesi için hakemlere başvurulması olarak meşhur olmuşsa da, “Sözlükte “bir konuda hüküm ve karar vermeyi bir kişiye bırakmak” anlamındaki tahkîm fıkıh terimi olarak “aralarında hukukî ihtilâf bulunan tarafların bu ihtilâ-fı çözüme bağlaması için üçüncü kişiyi ya da kişileri hakem tayin etmesi ve bu hususta yaptıkları sözleşme” demektir. Tahkîmin taraflarına muhakkim, uyuşmazlığı çözmesi istenen kişiye hakem (muhakkem) denir.”  Tahkimin meşrûiyeti kitap sünnet ve sahabe uygulamasıyla sabittir. Aralarında anlaşmazlık çıkan karı kocanın arasını düzeltmek için, her iki tarafın ailelerinden birer hakem tayin edilmesini emreden ayet, bu uygulamanın Kur'an'dan delili niteliğindedir.  Hz. Peygamber aleyhisselam Sa'd b. Muaz'ı Benî Kurayza ile olan anlaşmazlıkta hakem tayin etmiştir.  Bir hadiste ise: "Birisini hakem tayin edip de, hükmüne razı olmayan mel'undur." buyurulmuştur.  Hz. Osman ve Hz. Talha, aralarındaki bir arazi davasında Cübeyr b. Mut'im'i hakem tayin etmişler ve onun hükmüne razı olmuşlardır.  Bu da tahkimin gerekliliğinin sahabe uygulamasından delilidir.

                Bazı rivayetlerde ihtilaflar için hakem seçmenin ve hakeme gitmenin tarihinin İslam öncesi dönemlere kadar kadîm bir geçmişi olduğu söylenir. Peki bu denli köklü bir geçmişi olan ve  Rabbimizin Kuran’ında biz mümin kardeşler için ıslah olmamız noktasında emretmiş olduğu, bizim “Hakemlik Müessesi” olarak dillendirdiğimiz  hakem seçme, ve hakeme başvurma anlamında tahkim, neden gündemimize hiç gelmez!? Yoksa ihtilaflarımızdan, ayrılıklarımızdan ve parçalanmışlıklarımızdan mesrur muyuz? Rabbimiz Mu’minun suresi 52. ve 53. ayetlerde “Sizin de bir parçasını oluşturduğunuz şu ümmet, tek bir ümmettir, ben de sizin Rabbinizim. Öyleyse sırf benden korkunuz. Fakat insanlar bu inanç birliğini yıkarak çeşitli gruplara ayrıldılar. Her grup kendi inanç sistemi ile övündü.” buyurmaktadır. Bu ayetler bize hiç tedirginlik vermez mi oldu yoksa?

"Allah'a ve Resûlü'ne itaat edin ve çekişip birbirinize düşmeyin, çözülüp yılgınlaşırsınız, gücünüz (rüzgarınız) gider. Sabredin. Şüphesiz Allah, sabredenlerle beraberdir."Enfal-46

                Müslüman bir toplumun inşası Müslüman öncülerin birlikte hareket etmesine bağlıdır. Müslümanların öncülerinin bu noktada ihtilafa düştükleri konuları sürüncemede, havada, tabiri caizse akışına bırakmış olmaları maalesef Müslümanlara değil bilakis İslam düşmanlarına yaramaktadır. Zira birlikte hareket etmedikleri her bir gün Müslümanların rüzgarı ellerinden gitmekte ve fitne ve fesad toplumda daha da kendisine yer edinmektedir. Bu gidişe dur denilmemesi bozuk düzenin toplum tarafından meşru görülmesine hatta bizzat toplum tarafından savunulmasına ve korunmasına yol açmaktadır. Sorunlarımız o kadar çok artmıştır ki, artık karşımızda yıkılması ve geçilmesi imkansız bir dağ yığını haline geldiğine inanmaya başlayanlarımız da yok değildir.

İşte Allah’ın rahmetinden ümidini kesmemiş  olan Müslümanlara çağrımız; Müslümanların aralarındaki ihtilafların ve müşkiliyatın giderilmesi, küslüklerin sonlandırılmasıdır. Böylece birlikte hareket etmenin sonucu olarak topluma hitabetmek noktasında güçlü bir temsiliyet kazanmak adına Hakemlik Müessesesini tekrar hayatımıza geçirmemizdir. Allah'ın rızasını kazanmak, zilletten kurtulmak ve yeniden izzete kavuşmamız için "ene"lerinden vazgeçip sorumluluklarını yerine getirmek üzere kendini vazifeli görebilecek her bir Müslüman hakemlik müessesesinin kurulması için birbirlerine bir vesile ile ulaşmalı ve istişare etmek noktasında çaba ve gayret sarfetmelidirler.

Ey iman edenler! İman edin.  Ve’s-selamu ala men ittebea’l-huda.

Şahin YETİK - İlyas METİN

  Dipnotlar

 1-Nûr 55 Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara vadetmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl 'güç ve iktidar sahibi' kıldıysa, onları da yeryüzünde 'güç ve iktidar sahibi' kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir. Onlar, yalnızca bana ibadet ederler ve bana hiç bir şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan sonra inkâr ederse, işte onlar fasıktır.

 2-Ali -İmran 103

 3- Hucurat 10

4-İslam Ansiklopedisi, Hakem Maddesi.

5- İslam Ansiklopedisi, Tahkim Maddesi.

 6- Nisâ 35

7- Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 3/51.

 8-İbnKudâme, el-Muğnî, XI, 485; Ali Haydar, Dureru'l-HukkâmŞerhuMecelleti'l-Ahkâm, IV, 80

9- el-Merğınânî, el-Hidâye, III, 33: İbnKudâme, a.g.e., XI, 485

 10-Bknz. Hucurat 10.

Yukarı Dön



Etiketler:

Yorum yapyorum

Yorumlar

Olcay Durgun
13.07.2015 18:36

Selamun aleykum;

İki güzel insandan bir güzel çalışma....

Allah razı olsun.

Bu dert ile dertlenen şahsiyetler olarak böyle bir sorunu gündeme getirmiş olmanızın yanında, problemlere yönelik yapıcı fikir ve düşüncelerinizin olacağını tahmin ederken, özelikle İlyas METİN ağabeyin yaşı itibari ile, aynı minvalde düşünüp ayrı yada beraber hareket eden, müslümanlar arasında, nefsani(kibir, hased v.s) olarak ortaya çıkan yada çıkacak sorunların çözüme kavuşturulmasında, sonuca etki edecek kararların verilmesinde faydalı rol alabileceği inancındayım....
Şahin Yetik
04.07.2015 05:54
Selam ile...
Değerli kemal ağabeyime kıymetli açıklamaları ve destek veren yorumları hasebiyle teşekkür ederim. Güzel insan yakup döğer size de değerli ve kaygılı düşünceleriniz için teşekkür ederim. Belki bir hülasa olur babında hatırlatılmalıdır ki teşbihimi mazur görün lütfen, aile içerisinde kardeşler arasında cerayan eden olumsuz bir durum nasıl ki akşam olunca babanın huzurunda beraber akşam yemeği yemeyi küslüğe rağmen iktiza ettirirse ve araya babanın girmesi ile barışmaya mucbir olunursa ailede istenilen huzur için işte öyle de müslüman kardeşler (küs olan) için her iki tarafında sözüne itibar edeceği bir hakemlik ile ümmetin vahdet olmasına katkı sağlamayı arzu ediyoruz. Zira tıpkı evli olanlar arasında vuku bulan hadiseden önce bireyler birlikteys ve artık değilse, küs olan kardeşlerimizde küs olmadan önce birlikteydi ve belki artık değiller bize düşen hucurat 10 a göre aralarını bulmaktır.
Yakup Döğer
01.07.2015 03:01
Öncelik sırası 2
Bu gün Müslümanların üçü bir araya geldiğinde en basit konularda bile aynı düşünemediğini hepimiz aynel yakin olarak biliyoruz,bu haldeyken Müslümanlar hangi hakemi kabul edecekler?Aynı düşünmek zorunda değiliz bu bir gerçek ama sorun,aynı düşünmemenin bizi ayrıştırmasında. Kemal abinin de dediği gibi fotokopik değiliz ama böyle olmamızın bizi ayrıştırmaması gerektiğini daha öğrenemedik. Çok şey öğrendik ama ayrılmamayı öğrenemedik maalesef.

Enaniyet ve nefisler terbiyeden geçmeli,şu an ümmetin en büyük belası olan HASET sürekli bir yerlerden bizi dürtüyorsa, öncelikle bu tedavi edilmelidir.

Bunları size muhalefet olsun diye demiyorum,sakın yanlış anlaşılmasın,bu konuda aynen sizin gibi düşünüyorum, şerhim sadece öncelik sırasına göre ilerlemek.Öncelikle bir araya gelmenin yolları aranmalıdır,birbirimize kardeşlik hukukuna uygun davranılmalıdır,bulunduğumuz şehirde,köyde kentte bizim gibi düşünmeyenlerle ilişkilerimiz onarılmalıdır.Hayır işlerinde yarışılmalıdır velev ki aynı düşünmesek bile.

Rabbimiz,gönlü ümmetin dertleriyle dertlenenlere mutlaka bir yol gösterecektir.Yeter ki bir gereği gibi ceht ve gayret edelim.
Yakup Döğer
01.07.2015 02:46
Öncelik sırası
Selamün aleyküm.

Şu bilinen bir gerçek ki, Allah kullarına hak etmediğini asla vermemektedir. Kul hak edecek Allah'da verecek.

Ben şöyle düşünüyorum ki; Hakemlik meselesi gerçekten önemli bir konudur ve ümmet arasında işlevi olamsı gereken bir müessesedir. Lakin, hakemlik müessesinden önce,gerektiğinde aralarında hakem seçebilecek bir topluluğun olması, bu müessesenin işlemesi için ilk şarttır.Bir araya gel(e)memiş,bir cemaat ol(a)mamış Müslümanların hakemlik müessesini işletmeleri sanırım olası bir amel değildir. Yani demem o ki, öncelikle Vahdet olmak, bir araya gelmek gerekmektedir.

Henüz nefislerini terbiye edememiş Müslümanların her iki konuyu da gündeme getirmeleri,sizinde taktir edeceğiniz gibi bir fayda sağlamayacaktır.

Müslümanlar, öncelikle ve özellikle önde olan, öncü olanlar kendilerine dikkat edecek, kuşatıcı bir yapının inşası için gereken fedakarlıkları yapacaklardır.

Aynı şehirde yaşayıp,armudun sapı, üzümün çöpü misaliyle birbirini bile görmeyen görmezden gelen Müslümanların,öncelikle kendilerini sorgulaması gerekir.

Sizinde ayette belirttiğiniz gibi, evlenmiş çiftler arasında bir problem olursa,iki taraftan hakem tayin edilir,ama dikkat edelim,evlenmiş bir araya gelmiş çiftlerden bahsediyor Kur'an.Yani hakemlik müessesi için öncelikle bir araya toplanmış olmak gerekiyor,bir cemaat olmak gerekiyor.Bundan sonra sorunlar olursa zaten bütün olan bünye kendi içerisinde bunu çözecektir.
Kemal Songür
01.07.2015 02:21
selam ile -6-
Ya tolere edilebilir farkın farkındalığı ile, daha açık ifadeyle bariz/net/yalın/tevili mümkün olmayan bariz küfrü kuşananlar dışında kalan ve kendilerini aidiyet/teslimiyet olarak İslam gören ve de hayatıyla/hayat tarzıyla bunu yansıtan "yerel ve genel" bütün Müslümanlarla yardımlaşmanın/dayanışmanın yolları aranacak, iletişim köprüleri her daim açık tutulacak, ortak payda olan İslam üst kimliği öncelenecek, ümmet şuuruyla hareket edilecek..
YA DA Müslüman olma iddiasını taşıyanların eliyle "ümmetin intiharına" neden olunacaktır.
Seçim Müslümanlarındır ve bu seçimleriyle ahrette hesaba çekileceklerdir.
sözün sonu; vahdet/ümmet/kardeşlik/yardımlaşma/dayanışma ve sizin de belirttiğiniz ''hakemlik müessesesi'' gibi konuları dile getirenler bu kuşatıcılığı dikkate almak zorundadırlar diye düşünmekteyim. selam ve dua ile..
Kemal Songür
01.07.2015 02:20
selam ile -5-
Vahiyde belirtilen iman umdeleri ve bunun titizlikle korunması her Müslüman’ın ertelenemez önceliğidir, bundan sonra gelecek ikinci öncelik ise "farkın farkındalığında" olunması ve yine vahyin yönlendirmesiyle Müslümanların kardeşliğini tesis etmeleri, yardımlaşmaları ve zulme karşı ümmet cephesi oluşturmak için her şeylerini ortaya koyarak cehd etmeleri zorunluluğudur.
(Furkan 25/31) ilahi beyanı bize/Müslümanlara zalimlerin/kafirlerin fasılasız düşmanlık edeceklerini bildirmekte ve (Enfal 8/46, Ali İmran 3/103) ilahi uyarılarıyla da tolere edilebilir farklılıkların farkındalığında olan ümmetci bir bilinçle kardeşler olmamızı ve dayanışmamızı emretmektedir.
Her Müslüman nefsini muhasebeye çekmeli ve aynaya bakmalıdır, söylediklerim ve yaptıklarım Müslümanların kâr hanesine mi yazılmakta ya da kafirlerin/zalimlerin kâr hanesine mi yazılmakta!!..
Kemal Songür
01.07.2015 02:19
selam ile -4-
Müslümanca aklediş; haza insan teki olan ve İslam’ı seçen Müslüman’ın tarihsel serüvenini dikkate alan ve buradan hareketle; farklı idrak ve algı kapasitesi, aklın farklı düzeylerde işletilmesi ve bilgilenmeye yönelik gösterilen cehdlerin aynı düzeyde olamaması, temayüllerin çeşitliliği, etkileşimin çeşitli havzalardan oluşu, hayat serüvenindeki önceliklerin ve zor(unlu)lukların farklılığı, içine doğulan şartların çeşitliliği, doğru bilgiye ulaşımda ailevi/kültürel/sosyal şartların rolü ve bu rollerin çoğu kez dezavantaj oluşturabildiği gereçeği, parmak uçlarına kadar farklı yaratılan Müslüman tekinin ruhi/kalbi/bedeni farklılığı ve bunun hayata yansıması, kısaca, fotokopik zihinlerin ve davranışların olabileceği beklentisi içine girmenin eşyanın tabiatına aykırı olacağı gerçeğini bilen, farkın farkındalığında olan ümmetci yönelişin temsilcisidir.
Kemal Songür
01.07.2015 02:17
selam ile -3-
Müslüman’ca aklediş; vahyin vaaz ettiği dinin emir ve nehiyleriyle yetinmeyip 'dini enflasyona tabi tutan' ruhbanlar gibi (Hadid 57/27) olmaktan sakınan ve "Ey iman edenler, size açıklandığında sizi üzecek/sizi zora sokacak şeyleri sormayın" (Maide 5/101) ilahi uyarısını dikkate alarak dinin arı duruluğunu/yalınlığını detaylara indirgeyip boğmayan ve de "De ki: Siz Allah'a dininizi mi öğreteceksiniz? (Hucurat 49/16) ilahi beyanıyla ürperen, din'de tenzilata girerek 'adeta' amelle ispatı olmayan kuru/soyut bir inanca indirgemekten de şiddetle sakınan, gayba yönelik bütün konularda nasla bildirilen ile yetinen ve "racmen bilgayb/gayba taş atmayın" (Kehf 18/22) mesajıyla haddimizi bildiren Allah'a boyun eğen ve bu uyarılarla haddini bilen yaklaşımın adıdır.
Müslüman’ca aklediş; İslamın/Müslümanların bugününü/yarınını düşünen ve topyekün savaş halinde olan müstekbirlerin fitneye-fesada dair fasılasız tuzaklarını öngören, Müslümanlar arası yardımlaşmanın/dayanışmanın hayatiliğini fıkheden kişiliğin adıdır.
Müslümanca aklediş; karşılıklı kıskançlığın, hizipçiliğin, ben merkezciliğin, menfaatperestliğin, batıla-zulme göz yummanın ehl-i kitabın/yahudi-hıristiyanların felaketine neden olduğu gerçeğini bilen ve buradan dersler çıkarabilen kimliğin adıdır.
Kemal Songür
01.07.2015 02:16
selam ile -2-
Kardeşlik ve yardımlaşma kriterleri olarak şunları söyleyebiliriz;
Kur'an'ın belirlediği ve zorunlu kıldığı iman umdelerinin mü'mini olan (Bakara 2/177), helal ve haramların belirlenmesinde hükme dair referansı yaratıcıya tevdi eden (Yusuf 12/40), kulluğu/ibadeti şeriksiz olarak Allah'a has kılan (Nisa 4/36), vahyin bütün zamanlara müdahil ve hayat kurtaran mesaj olduğu ve de ondan/Kur'an'dan sorulacağımız hakikatine teslim olan (Zuhruf 43/44), Vahyin inşa ettiği (Şura42/52) ve vahye sadakatle elçiliğini icra eden(Maide 5/67) ve dahi usvetün hasenetün (Ahzab 33/21) olan rasul(lerin) a.s örnekliklerini rehber edinen, hısımlığı/kardeşliği Müslümanlara (Hucurat 49/10) ve hasımlığı zulmü meslek edinmiş kafirlere/zalimlere (Fetih 48/29) gösteren, kimlik tercihini/aidiyetini İslam/Müslüman olarak kabul eden ve Hududullah ile kendini/hayatını resmeden, ilahi öğretinin yeryüzü ölçeğinde yaşanılır olmasını ve adaletin kuşatıcılığını arzu eden/cehd eden her şahsiyet İslam ümmetinin müntesibidir/parçasıdır. Bu temelden hareket ederek kardeş olmaları/yardımlaşmaları ve İslam düşmanlarına karşı "ümmet cephesi" oluşturmaları ibadi bir sorumluluktur.
Kemal Songür
01.07.2015 02:15
selam ile -1-
Öncelikle İlyas Metin ve Şahin Yetik kardeşlerimizin ümmetin geleceğine yönelik duyarlılıklarını yansıttıkları mesajları için tebrik/takdir ediyoruz. Hakemlik müessesesi özelden genele bütün konuları içine alan ve her daim yürürlükte olması gereken ve de istişari yönelişin canlı tutulmasına katkı sağlayan işlevsel bir müessesedir. Allah'a ve rasulüne tâbi olan müslümanların kendi aralarında olası problemlerine çözüm üretebilecek/çözümsüzlüğü sonlandırabilecek işlevsel bir kurumdur, maalesef nice kurumlarımız gibi bu da modern/postmodern rüzgarlar karşısında ve dahi ben merkezci yaklaşımlardan kaynaklı olarak ötelenmiş durumdadır.
Farkın farkındalığını dikkate al(a)mayan ve indi yaklaşımlarla kardeşlik kriterlerini alabildiğine daraltan, ehemleri mühimlere kurban eden, değişkenleri sabitlemeye çokça meyyal olan meşrepçi-mezhepci kabullerden dolayı özlenen ''ümmet cephesi'' oluşamamaktadır. Müslüman/ümmet/kardeşlik/yardımlaşma tasavvurlarımızı tekraren vahye arzetmek ve onun gölgesinde yer bulabilen bütün müslümanlara gönüllerin/yüreklerin açılması gerektiği hakikati tartışmadan varestedir.
Yorum yapyorum

 

Kategoriye Ait Diğer Haberler



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat