Hadislere Ameli Yönden Yaklaşım


Hadislere Ameli Yönden Yaklaşım

A+ |Normal |A-

Son güncelleme: 09 Kasım 2016 Çarşamba 14:34


Mehmet Alagaş'ın kendisine hadislerle ilgili yöneltilen bir soruya verdiği cevabını, günümüzde bazı İslami kesimlerin hadislere bakış açısını yeniden değerlendirmelerine katlı sağlaması için paylaşıyoruz.

Küre Medya / Haber Merkezi
Mehmet Alagaş'ın kendisine hadislerle ilgili yöneltilen bir soruya verdiği cevabını, günümüzde bazı İslami kesimlerin hadislere bakış açısını yeniden değerlendirmelerine katlı sağlaması için paylaşıyoruz.

Mehmet Alagaş'a İnsandergisi.com sitesinde sorulan soru ve Alagaş'ın cevabı:

Selamunaleykum hocam. 

Kur'an-ı Kerim'deki abdest ile ilgili ayetlere bakıldığında yellenmek ile ilgili bir hususla karşılaşılmamasına rağmen yellenmenin abdesti bozacağı hükmüne nasıl varıldığını anlamaya çalışıyorum? Bazı hocalar bu hususta herhangi bir delil olmadığını ileri sürerek uykunun ve yellenmenin abdesti bozmayacağını söyleseler de içime sindiremediğim bu görüşe karşı bir delil ortaya koyamamaktan da rahatsız oluyorum. Bu husustaki görüşlerinizi siz de paylaşırsanız ufkumun biraz daha genişleyeceğini umarak saygı ve selamlarımı sunuyorum.  <<< Abdullah >>>


Ve aleykümselam Abdullah kardeşim

Benzer tartışmaları son zamanlarda ben de duyuyorum. Kur'an-ı Kerim'deki "Ey iman edenler, sarhoş iken ne dediğinizi bilinceye ve cünüb iken de -yolculukta olmanız hariç- gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz ayak yolundan (hacet yerinden) gelmişseniz yahud kadınlara yaklaşıp da su bulamamışsanız, bu durumda temiz bir toprakla teyemmüm edin, yüzlerinize ve ellerinize sürün. Şüphesiz Allah Afüvv'dür (çok affedendir), Gafur'dur (çok bağışlayandır)." (4-Nisa 43) buyruğunu ve aynı hususları zikreden Maide 6 ayetini esas alan bazı kardeşlerimiz, bu ayetlerde abdesti bozan diğer hususlar belirtilmediği için meseleyi sadece ayette zikredilenler çerçevesinde ele alıp, uyumanın veya yellenmenin abdesti bozmayacağı gibi sonuçlara ulaşmaktadırlar.

Oysa abdesti nelerin bozup-bozmadığı geniş çerçevede hadislerle açıklık kazanan bir meseledir. Ne var ki bu kardeşlerimiz konuyla ilgili hadislerle karşılaştırıldığında "Bunlar Kur'an'da yok, Kur'an-ı Kerim bu hadisleri tasdik etmiyor" diyerek söz konusu iddialarını sürdürmeye devam etmektedirler. Bu önemli meselenin söz konusu örnek üzerinden değil, hadislere yaklaşım usulü üzerinden değerlendirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Çünkü bu usul tartışılıp-değerlendirilmezse, aynı usulden kaynaklanan ve namaz, oruç, hac gibi önemli amellerimize de uzanan birçok yanlış istifhamı sorgulamak zorunda kalırız.

Ne yazık ki son zamanlarda Kur'an-ı Kerim'i öncelediğini söyleyen bazı çevrelerin hadislere karşı çok olumsuz yaklaştıklarına şahit oluyoruz. Oysa kısacık akıllarıyla -ki benimki de kısadır- bir çırpıda eleştirip-reddettikleri rivayetler, alemlere rahmet olarak gönderilen Efendimiz (s.a.v.)'e nisbet edilen rivayetlerdir. Bizler için açık bir örnek ve örneklik olan Resulullah (s.a.v.)'e verdiğimiz önemi ve gösterdiğimiz özeni, Efendimiz (s.a.v.)'e nisbet edilen rivayetlere karşı da göstermemiz ve bu rivayetler konusunda çok ciddi araştırmalardan sonra çok dikkatli konuşmamız gerekir.

Efendimiz (s.a.v.)'den bize ulaşan rivayetlere Kur'an ışığında yaklaşmamız ve Kur'an-ı Kerim'in tasdik veya tekzibine sunmamız elbetteki İslami bir mükellefiyetimizdir. Ancak bu çalışmayı yaparken haddimizi bilmemiz, sahip olduğumuz Kur'an anlayışının Efendimiz (s.a.v.)'in Kur'an anlayışının çok çok gerisinde olduğunu kabul etmemiz gerekir. Dolayısıyle "Kur'an-ı Kerim'in tasdik etmediği hadisleri kabul edemeyiz"diyen kardeşlerimizin bu cümleyi "Kur'an-ı Kerim'in tasdik ettiğini göremediğimiz hadisleri kabul edemeyiz"şeklinde kurmaları ve bu cümleleri üzerinde tekrar düşünerek çok dikkatli konuşmaları gerekir. Çünkü şahsım adına ifade etmem gerekirse, bazı hadislerin Kur'an-ı Kerim'le olan bağlantısını ancak onlarca yıl sonra farkedebildim.

Bu önemli hususa dikkat çektikten sonra meselemize dönecek olursak Kur'an-ı Kerim elbetteki bize ulaşan hadis rivayetlerinin birçoğunu tasdik ederken mevzu olanlarını da tekzip etmektedir. Ciddi araştırma yapan müslümanlar arasında bu konuda önemli bir ihtilaf yoktur. Meselenin konumuzla ilgili olarak konuşulması ve değerlendirilmesi gereken yönü, Kur'an-ı Kerim'de tasdik ve tekzibini görmediğimiz hadislere yaklaşım meselesidir. Nitekim yukarıda bahsettiğimiz kardeşlerimiz bu hususta hataya düşmekte ve "Kur'an-ı Kerim'in tasdik etmediği hadisleri kabul edemeyiz" demektedirler.

Kur'an-ı Kerim'de tasdik ve tekzibini görmediğimiz hadislere yaklaşım konusunu itikadi ve ameli olmak üzere iki ayrı boyuttan ele alabiliriz. Daha önce birçok çalışmamızda belirttiğimiz gibi Resulullah (s.a.v.)'e karşı imani bir mükellefiyetimiz olmasına rağmen bize o rahmet peygamberinden rivayette bulunan ravilere karşı imani bir mükellefiyetimiz yoktur. Dolayısıyle itikatta zan ve kuşkuya yer yoktur prensibinden hareketle Kur'an-ı Kerim'de tasdik veya tekzibini görmediğimiz rivayetlere "Allah-u alem" yani "Allah bilir"diyerek yaklaşmamızda ve itikadi düzlemde bu rivayetleri tasdik veya tekzip etmememizde bir sakınca yoktur. Tasdik veya tekzip dememizin nedeni "İtikatte zanna yer yoktur" diyen bazı kardeşlerimizin zanna dayalı olduğu için tasdik etmedikleri rivayetleri tekzip etme yanlışlığına düştükleri içindir. Oysa itikadımızı sadece tasdikler değil, tekzipler de oluşturur. Zanna dayalı tastiği yanlış gören bu kardeşlerimizin, zanna dayalı tekziplerden de sakınmaları gerekir.

Kur'an-ı Kerim'de tasdik veya tekzibini görmediğimiz rivayetlere ameli düzlemdeki yaklaşımımızda ise bu rivayetlere karşı Kur'an-ı Kerim'in açık tasdiğinin değil açık tekzibinin olup-olmamasına bakar ve Kur'an söz konusu sahih rivayetleri tekzip etmiyorsa, Resulullah (s.a.v.)'e itaatle ilgili ayetlerin evrensel boyutunu dikkate alarak bu sahih rivayetlerle amel ederiz. Çünkü evrensel bir Kitab'ta zikredilen ve Resulullah (s.a.v.)'in örnekliğiyle, ona itaatle ilgili bu buyruklar, sadece asr-ı saadet dönemiyle sınırlı olmayan evrensel buyruklardır.

Bazı kardeşlerimiz son sözlerimizden hareketle "Kur'an'ın tasdik etmediği bir rivayetle neden mükellef olalım, bu rivayeti zanni bir yaklaşımla niye yaşayalım?" sorusunu sorabileceklerdir. Bu soruya vereceğimiz en kısa cevap "Resulullah (s.a.v.)'e nisbet edilen ve Kur'an-ı Kerim'in tekzip etmediği bir buyruğu, zanni bir yaklaşımla tekzip etmemek için" olacaktır. Çünkü Efendimiz (s.a.v.)'e nisbet edilen ve Kur'an-ı Kerim'in tekzip etmediği bir buyruğu yaşamamak, bu buyruğu ameli düzlemde tekzip etmek anlamına gelmektedir ki, böyle bir yaklaşımdan Allah'a sığınmamız gerekir.

Sonuç olarak "Kur'an-ı Kerim'in tasdik etmediği hadisleri kabul edemeyiz" diyen kardeşlerimizin meseleye yönelik bu genel yaklaşımlarını gözden geçirmeleri, amelle ilgili rivayetlerde Kur'an-ı Kerim'in açık tasdiğinin değil tekzibinin olup-olmadığını araştırmaları ve herhangi bir tekzip yoksa söz konusu rivayeti 

ameli düzlemde özenle yaşamaları elzemdir. Meseleye bu ihtiyatlı ve güvenilir pencereden yaklaşmadıkları zaman Kur'an'ı öncelemek adına ameli düzlemde çok ciddi yanlışlara düşecekler ve Resulullah (s.a.v.)'e itaatle ilgili ayetlerin evrensel anlamından uzaklaşacaklardır.;

"Andolsun ki Allah'ın Resulünde sizin için, Allah'ı ve ahiret gününü (onlara kavuşmayı) isteyip-umanlar ve Allah'ı çokça zikredenler için güzel bir örnek vardır."(33-Ahzab 21)

Mehmet Alagaş

Yukarı Dön



Etiketler:

Yorum yapyorum

Yorumlar

Kemal Songür
09.11.2016 17:36
selam ile..
İtidali adres gösteren güzel uyarıları için Mehmed ağabeye teşekkür ediyoruz, ilmine ve ömrüne bereket olsun dualarımızla.
Yorum yapyorum

 

Kategoriye Ait Diğer Haberler



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat