Habbab Çetin Akdeniz ile röportaj


Habbab Çetin Akdeniz ile röportaj

A+ | Normal | A-

Son güncelleme: 11 Aralık 2012 Salı 21:45


Guantanamo Pakistan Kitabının Yazarı Habbab Çetin Akdeniz: “Pakistan istihbaratı CIA'ya çalışıyor."

Küre Medya / Haber Merkezi
Afgan direnişinin efsane ismi Molla Dadullah’ın kardeşi Mansur Dadullah’la kalan Akdeniz, Dadullah’ın Türk askerlerinin Afganistan’da NATO ile birlikte olmasına çokça sitem ettiğini, kendilerinin Kurtuluş Savaşı’nda Türkiye için savaştıklarını ifade ettiğini naklediyor.

Akdeniz: “Esaretimin bitmesine az kalana değin hücre içinde bile ayaklarımız ve ellerimiz zincirliydi.”

Pakistan İstihbaratı ISI’nın işkence dolu hapisanelerinde 173 gün geçiren Habbab Çetin Akdeniz Pakistan’ın Guantanamo’sunu İslam Dünyası’na anlattı. “ISI’nın hapisanelerinin yerlerini Pakistan devleti bile bilmiyor” diyen Akdeniz, ISI’nın İngilizler tarafından kurulduğunu ve ISI ajanlarının CIA’dan beter olduğunu vurguladı. İşte işkence dolu 173 günün anlatıldığı o röportaj:

-Habbab bey, Doğu Bilgeliği üzerine bir kitap yazmak için gittiğiniz Pakistan’da Pakistan İstihbarat Teşkilatı (ISI) tarafından tutuklandınız ve 173 gün işkence altında kaldınız. ISI nasıl kuruldu ve amacı nedir?

-İngiliz sömürgesindeki Hindistan yaşanan kanlı çatışmaların ardından 1947′de Pakistan adında yeni bir devlet doğurdu. Daha sonra bu yeni devlet de batısı bugünkü Pakistan doğusu da Bangladeş olmak üzere ikiye ayrıldı. Hindistan’ın ayrışarak üç devlete bölünmesi İngilizlerin de çok arzuladığı bir şeydi. Kanaatimce bu ayrışmaların derinleşmesi ve bu günkü Pakistan’ın kurulması İngilizlerin kurdurduğu ISI’nın eliyle olmuştur. ISI, ittihat ve terakki benzeri bir zihniyete karşılık geliyor. Özellikle de Bangladeş’in ayrılmasında büyük rolü olan Zülfikar Ali Butto döneminde gücünü pekiştirmiştir. Bu örgütün tepesinde Muhammed Ali Cinnah olduğu söyleniyordu. Kısacası ISI’nın İngilizler tarafından kurulan bir gizli servis olduğu konusunda tüm mahkûmlar hemfikirdiler.

Bundan 13-14 yıl önce Keşmir mücahitleri Hindistan’ı Keşmir’den çıkmaya zorlayacak önemli bir kontrol noktasını ele geçirmişti. Fakat nasıl olduysa Keşmir mücahitleri bu stratejik noktayı Hindistan yönetimine terk etmek zorunda kaldı. Zindandaki hemen hemen her Pakistanlı, General Pervez’in bu ihanetini İngiliz ajanı olmakla açıklıyordu.

Bu günlerde ise ISI yükselen İslami mücadeleye karşı görev ifa etmektedir.

“AMERİKAN JETİYLE CEZAEVİNE GÖTÜRÜLDÜM”

-ISI sizi nasıl tutukladı ve ne ile suçladı? Onların suçlamalarına karşı herhangi bir hak arama girişiminde bulunmadınız mı?

-Çevre yolu üzerinde bulunan bir kontrol noktasında durduruldum. Rutin bir arama gibi görünüyordu. Fakat üzerimize tutulan güçlü ışığın etkisi kısa bir süre sonra azalınca çevremi bir düzine askerin sardığını fark ettim. Kısa bir süre tutulup gerekli kontroller yapıldıktan sonra bırakılacağımı düşünmüştüm. Fakat ellerim kelepçelenip, başımdan belime kadar bir çuval geçirildiğinde tutuklandığımı anladım.

Beni Afgan cihadına katılmak için gelen El Kaide mücahitlerden biri olmakla suçluyorlardı.

Birinci açlık grevimin sekizinci gününde iyi Türkçe konuşan üst düzey bir Pakistan subayı bana, “seni biz almadık, buraya da biz getirmedik” demişti. Doğruluk payı vardı. Zira Kuetta’dan Rawal Pindi’deki zindana bir Amerikan askeri jetiyle nakledilmiştim. Kanaatimce o bölgede CIA en az ISI kadar aktif ve işbirliği halinde faaliyet gösteriyor.

Tamamen illegal bir yapılanma içinde ve tam bir mafya gibi çalışan bir örgüt tarafından hapsedilmiş, sorgulanmış ve işkence görmüştüm. Rawal Pindi de ikinci kez hastaneye kaldırılışım sırasında gözümdeki bant gevşeyince kısmen de olsa etrafı algılayabilmiştim. Hapsedildiğim zindanın aslında çeşitli hayvanlarında bulunduğu harika bir parkın altında olduğunu fark ettim. Mahkûmlar, ISI’nın hapishanelerini devlet bile bilmiyor diyorlardı.

Hayır hiçbir hak arama girişimim olmadı. Kimden hak talep edebilirim ki? Sıwat da yüzyılın katliamını yapmış Zerdari hükümetinden mi yoksa kadın ve çocuk katili bir istihbarat örgütü olan ISI dan mı…
“TIRNAKLARIMIZI ISIRARAK KISALTIYORDUK”

-ISI’nın cezaevleri ile normal cezaevleri arasında nasıl bir fark var? Kaldığınız koşullar nasıldı?

-Toplama kampları tarzı filmlerde gördüğümüz zindan ve hücreler gibi, hatta daha kötü… Normal cezaevlerinde ranza, döşek, battaniye, havalandırma, yeteri derecede yemek imkânı, temizlik ve temizlenebilme imkânı, gün ışığı vs olduğunu tv ve basından biliyorum. Normal ceza evleri ile Pakistan Guantanamoları asla kıyas edilemez…

Kaldığım hücrelerin hiçbirinde üzerinde yatabileceğimiz bir şey yoktu. Küften sıvaları dökülmüş bir hücrede, kışın buz gibi betonda, yazın ise kırk derecenin üstünde bunaltıcı sıcakta biz ve dört duvardan başka hiçbir şey yoktu. Temizlenmek için asla yeterli temizlik malzemesi olmazdı. Özellikle soğuk kış günlerinde buz gibi su ile banyo yapmak zorunda kalırdık. Haftada bir kez sabun getirilir ve o da mahkûmların yarısına bile yetmez, birkaç saat içinde biterdi. En özel eşyamız biri namaz saatlerinin dışında küçük tuvaletimizi yapabileceğimiz diğeri ise pis kokan depo suyunu doldurduğumuz içme suyumuzun bulunduğu iki pet şişeydi.

Kurbağa, karınca, kertenkele, örümcek, hamam böceğimiz eksik olmazdı. Her öğünde en fazla yarım çay bardağı kadar çorba suyu ve küçük bir lavaş ekmeğimiz olurdu. Tırnaklarımızı çoğu kez ya ısırarak kısaltır, ya da duvarlara sürterdik ki bu çoğu kez günlerce süren yaralara neden olurdu.

“CIA AJANLARI SORGULARA KATILIYOR”

-ISI ile CIA’in ilişkileri var mıdır? Varsa neden kendi halkını koruması gereken ISI, CIA ile işbirliği yapıyor? Siz mahpus olduğunuzda hiç CIA ajanı gördünüz mü?

-ISI ile CIA’nın işbirliği içinde olduğuna kesinlikle inanıyorum. Mahkûmların tamamı da aynı kanaatteydi. Zaten işkenceli işkencesiz tüm sorgulara CIA ajanları da katılırdı. Hükümet olmadan önce darbeci mason Eyüp Han’a dışişleri bakanlığı yapmış Zülfikar Ali Butto batıda yetiştirilmiş, tamamen batı zihin ve düşünce biçimiyle dünyayı ve İslamı yorumlamış ve Pakistan siyasetinde bir döneme adını yazdırmış bir politikacı. Bu ve kısaca Muhammed Ali Cinnah ekolünden gelen tüm politikacılar ile ISI arasındaki açık/gizli hukuk tencereyle kapak misali gibidir. Demek istediğim şu ki Pakistan hükümetleri Yahudi ve İngiliz gizli servislerinin kıskacından asla kurtulamamıştır. ISI’nın da provokatif ve ihanet yolunu tutması, halkının (aslında halk ISI’nın halkı değil, zira ISI Pakistanlı değil) çıkarlarını görmezden gelmiş olması ekstra bir şey değil…

Taftan’dan Kuetta’ya götürülürken yarım saatlik mola yerinde gördüğüm bir askerin, Türkiye’ye döndükten sonra internet ve televizyonda bir mücahidi sorgularken işkence yapan bir ajanın görüntülerini izledim. Haberde işkence yapanın CIA ajanı olduğu söyleniyordu. Ayrıca Rawal Pindi’deki ilk sorgumda da Amerikalı bir ajan vardı.

-Sizce Pakistan’daki hapishaneler ile Guantanamo arasında benzerlikler var mıdır? Bir tercih yapmış olsanız hangisi insan haklarına daha uygun?

-Küba’daki Guantanamo tüm dünyanın gözü önünde. Yani bir açıdan bakıldığında yakınlarınızın sizden haberdar olma ihtimali var. Fakat Pakistan Guantanamosunda onlar istemedikçe hiç kimse sizin nerde olduğunuzu öğrenemez. Belki bu açıdan bir fark vardır. Fakat Küba’daki Guantanamoda da psikolojik işkencenin dayanılmaz noktada olduğunu duymuştum. Yine de Küba’daki Guantanamo görevlilerinin tamamı hristiyan, Yahudi ya da en azından Müslüman olmadıklarını ifade edenlerden oluşuyor. Fakat Pakistan Guantanamosunda size işkence yapanların ısrarla gerçek müslümanın kendileri olduğunu söylemesi gerçekten kahredici…

“MOLLA DADULLAH’IN KARDEŞİ MANSUR DADULLAH GERÇEK BİR VATANPERVER VE MÜCAHİT”

-Afgan direnişinin efsane ismi Molla Dadullah’ın kardeşi Molla Mansur Dadullah’la aynı hücrede kaldınız. Mansur Dadullah hakkındaki izlenimleriniz nelerdir?

-Mansur Dadullah ile bitişik hücrede kaldım. Kısmen Urduca ve çoğunlukla da Arapça karışık bir tarzancayla konuşurduk. Safvan isminde Yemenli bir mücahit ikimizide duyabilecek yakınlıkta bir hücrede kalıyordu. Safvan İngilizce, Arapça, Urduca ve daha önceki tutukluluğu yıllarında birlikte kaldığı iki tatar mahkûmdan öğrendiği kısmi tatarca karışık bir tarzancayla sohbete dâhil olur, Dadullah’ı anlamakta zorlandığım anlarda araya girerdi.

Dadullah gerçek bir mücahit. Hakiki bir iman ehli… İbadetlerine olan düşkünlüğü ve ilmi birikimi gerçekten etkileyiciydi. Zikir ve ibadetleri kendisine hayran bıraktıracak kadar derinden ve kalptendi. Kuran okuyuşu ve namaz vakitlerinde tüm darp ve hakaretlere rağmen ısrarla ezan okuyuşu hala kulaklarımda… Öyle içten, öyle acı, öyle kederli ve özlem dolu bir sesle okurdu ki, onun sesini duyduğumda her şeyi bırakır onu dinlerdim. O okudukça kalbimin pası silinir, dua ve yakarışları sürdükçe gözlerim dolar dolar boşalırdı. Gerçek bir vatanperver ve cesur bir müslümandı.

Mücahitlerin Türk askerlerine ateş etmediğini söyler bunu da Türk askerinin muharip olmayışlarına bağlardı. Fakat yine de vaktiyle kurtuluş savaşı vermiş bir ordunun bu gün aynı düşmanla yan yana Afgan topraklarında işgalci güçlerle hareket etmelerine içerlenir, üzülürdü. “Hâlbuki biz Türk ordusunun kurtuluş savaşını verdiği yıllarda elimizde ne var ne yok onlara göndermiş, onlar için dua etmiş ağlamış ve kahrolmuştuk. O gün onları kuşatan orduyla bu gün bizi kuşatan ordu arasında ne fark var” diye sitem ederdi.

-Kaldığınız cezaevinde hiç Türkiyeli var mıydı? Varsa ne ile suçlandırıldılar?

-Evet, vardı. Onlar da El kaide militanı olmakla suçlanırdı. ISI bir Yahudi kafası ve kalbiyle düşündüğü için, onlara göre her Türk El Kaide’lidir.

“AFGAN MÜCAHİDİN HANIMINI GÖZLERİNİN ÖNÜNDE TİMSAHLARA YEDİRDİLER”

-Kitabınızda acıklı hikâyesini verdiğiniz Esedullah’tan daha sonra haber alabildiniz mi? Bir kadını timsahlara diri diri yedirecek kadar vahşileşen ISI subayı için herhangi bir uluslar arası mahkemeye müracaat etme durumu olamaz mı?

-Hayır, bir daha Esedullah’ı ne gördüm ne de haber alabildim. Akıbetinin ne olduğunu bilmiyorum. Rabbim onu rahmetiyle kuşatsın. Âmin… Onun hanımı gözleri önünde timsahlara yedirildi. Allah ona büyük bir sabır vermişti.

Rus döneminde Afgan cihadını çıkarı için destekleyen Amerika bu gün aynı mücahitleri terörist ilan ettiği için ağız değiştiren kimi İslamcılar bilsinler ki asıl İslam düşmanı, Amerika ve onun dâhil olduğu her türlü oluşumdur. Binaenaleyh bizim olarak addettiğimiz mahallede bile Amerikalı işkenceciye yan gözle bakılamazken uluslar arası bir mahkemeye ne yüzle müracaat edilebilir ki… Pakistan da yaşanan dram sadece benim, ya da benim gibi mağdur olmuş birkaç kişinin meselesi değildir. Müslümanların tutulup işkence edildiği her hapishane İslam ümmetinin hedefi ve birinci meselesi olmalıdır.

-Türkiye konsolosluğu sizin durumunuzla ilgili hiçbir girişimde bulunmadı mı?

-İslamabad havaalanında bizi uğurlarken olağan üstü bir çaba sarf ettikleri imasında bulunmayı ihmal etmemişlerdi. Kim bilir belki de çabalamışlardır… Müminlere Allah’tan başka dost yok…

Röportaj: Osman Akyıldız

İslam Dünyası Dergisi

Yukarı Dön



Etiketler:

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yap yorum

 

Kategoriye Ait Diğer Haberler



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat