Fransa’nın Cezayir’deki Emperyal Kuşatması ve Katliamları – I


Fransa’nın Cezayir’deki Emperyal Kuşatması ve Katliamları – I

A+ |Normal |A-

Son güncelleme: 08 Ağustos 2016 Pazartesi 22:03


Afrika’nın sömürülmesi gayet kısa bir sürede olmuştur. O kadar ki 1870’te Afrika’nın ancak onda biri sömürge iken,1890’da Afrika’nın sömürge olmamış kısmı onda biri idi.

Küre Medya / Haber Merkezi
Afrika’nın sömürülmesi gayet kısa bir sürede olmuştur. O kadar ki 1870’te Afrika’nın ancak onda biri sömürge iken,1890’da Afrika’nın sömürge olmamış kısmı onda biri idi. Konumuz bir Kuzey Afrika ülkesi olan CEZAYİR. Cezayir’in yüz ölçümü 2.381.741 kilometrekaredir. Bugünkü Türkiye’nin üç katı yüzölçümüne sahiptir. Kıyılarındaki irili ufaklı adalardan dolayı ismine adalar manasına gelen Cezayir denmiştir. %80’i Arap’tır. Cezayir yerlilerine Berberi denir.

Mustafa Güldağı/ Fransa'nın Cezayir'deki Emperyal Kuşatması ve Katliamları – I

 Berberilerin Cezayir’deki nüfus oranı %21’dir. İsimleri muhtemelen Romalıların kendilerine taktığı ve “barbar” anlamına gelen “barbari” kelimesinden geliyor. Bu isimden esinlenerek İngilizler bölgeye “Barbar Sahili” adını vermişlerdir. Cezayir, Fas ve Tunus’un bulunduğu bölgeye Mağrib denmiştir. Büyük alanın çöl olmasına rağmen bölge özellikle petrol ve doğalgaz bakımından çok zengindir. Bunların dışında demir, magnezyum, fosfat, elmas da bulunmaktadır.

Kuzey Afrika’nın Müslümanlarla tanışması 710 yıllarına rastlar. Bu tarihten sonra İslam bölgeye hakim olmuştur. Mağrib dediğimiz Tunus, Fas ve Cezayir İslam halifesine bağlanmıştır. Emeviler ve ondan sonraki dönemlerde Cezayir’de kabile çatışmaları oldu. Tam bütünlük sağlanamadı. 1415 yılında Portekiz ve İspanyollar Mağrib topraklarını ele geçirmiştir. Yavuz Sultan Selim döneminde, Oruç Reis ve kardeşi Barbaros İspanyollarla savaşıp onları İslam diyarından kovmuştur. Cezayirliler, Oruç Reis ve kardeşi Barbaros’u yardım etsin diye çağırmışlardı. 1536’da tamamen Osmanlı eyaleti oldu. Osmanlı Devleti’nin atadığı vali tarafından yönetildi. Bunlara  Dayı denirdi. Dayılar bölgede örgütlenmesin diye üç senede bir değiştirilirdi.

1800’lü yıllarda Fransa buğday ihtiyacının tümünü Cezayir’den alıyordu. Zaten 1789 Fransız İhtilali’nden sonra Avrupa Devletleri, Fransa’ya karşı ittifak kurup savaş açtılar. Bundan sonra Fransa buğday için Cezayir’e daha fazla muhtaç hale geldi. Napolyon savaşlarından sonra nüfus artışı hızlanıp nüfusun büyük bir kısmı şehirlere göç edince Fransa’da buğday kıtlığı baş göstermişti. Hem yakın olması hem ucuz tarım ülkesi olması sebebiyle Cezayir’den buğday ithal etmeye başladı. Fransa 1825’te bu ticareti Cezayir’i işgal etmek için bir bahane olarak kullanacaktı. İngilizler, Afrika ve dünyanın bazı bölgelerindeki ülkeleri sömürmek için ele geçiriyordu. İngiltere’nin böyle hareket etmesi Fransa’yı tedirgin etti ve sömürgecilikte rekabet başladı. Bundan sonra Fransa da Kuzey Afrika’yı işgal etmenin yollarını aramaya başladı. 1830’da Fransa’daki en büyük sorun işsizlikti. Fransa Cezayir’i işgal ederek bu işsizlik sorununu çözmek istiyordu. Cezayir’i işgal ederek işsiz insanlara yeni iş sahaları ve topraklar bulacaktı. Yalnız askeri işgal için bir bahane bulması lazımdı. Şeytanca bir fikir üretti. Şöyle ki: Fransa işgalden önceki birkaç yıl Cezayir’e olan buğday borcunu ödemedi. 1830’a gelindiğinde Fransa’nın borcu büyük bir meblağ oluşturdu. Burada Fransa’nın hedefi, Cezayir’i Fransa’ya buğday satışını durdurmaya mecbur etmek ve bunu bahane ederek Cezayir’e asker çıkarmaktı. 1830 yılında Cezayir valisi Dayı Hüseyin Paşa, Fransız konsolosu Pierre Deval’i huzuruna çağırarak Fransa’nın buğday borçlarının bir hayli biriktiğini, bunun ödenmesi gerektiğini hatırlatıyor. Fransız konsolosunun ters bir cevap vermesi üzerine, Dayı Hüseyin Paşa elindeki yelpazeyi konsolosun yüzüne çarpıyor. Fransa, konsolosuna yapılan bu hareketi kendisine yapılmış sayarak Cezayir’e 37 bin kişili askeri güçle saldırdı. Kurt bir defa kuzuyu yemeyi kafasına koymuştu. Kuzuyu gözüne kestirmişti. Zira çoban (Osmanlı) ağır hastaydı ve kuzusunun imdadına yetişemezdi.

Fransa’nın işgali üzerine Emir Abdulkadir Fransızlara karşı ayaklandı. İlk bağımsızlık mücadelesini Emir Abdulkadir başlattı. 14 yıl mücadele etti. Emir Abdulkadir, Cezayir devletinin temelini atan din adamıdır. 1832’de kurulan Maskura emiriydi. Üstün zekası kibar davranışları, sade yaşamı, etkileyici söz söyleme gücüyle dindar ve aydın bir kişi olarak tanındı. Babası bir tarikat önderiydi. Adı Şeyh Muhiddin idi. Cezayir’de Osmanlı Dönemi’nin sonlarında Fransız işgali sırasında 20’den fazla tarikat vardı. 1897’de Fransızlar, 349 zaviyeye bağlı 293.468 tarikat mensubunun bulunduğunu belirtmiştir. Şeyh Muhiddin, Kadiriyye tarikatının mensubudur. Şeyh Muhiddin, Fransız birliklerine karşı yapılacak savaşta oğlu Abdulkadir’i savaşın başına geçirdi. Savaşın komutanı oldu. Cezayir’de Müminlerin komutanı unvanını aldı. Birçok toprağı Fransızların elinden aldı. Emir Abdulkadir, 2 yıl içinde devlet kurmayı başardı. Devlette adalet ve eşitlik vardı. Kurduğu ülkenin iç kesimlerinde askeri donatım fabrikası, ambarlar ve atölyeler açtı. Eğitimi yaygınlaştırdı. Bağımsızlık kavramının halk arasında güçlenmesini sağladı. Emir Abdulkadir Fransızları perişan etti. Fransa daha sonra güçlü bir orduyla Cezayir’i her yerden kuşattı. Abdulkadir karşılık verdi. Ama ordusu hem Fas hem Cezayir’de büyük darbe aldığı için zayıf düştü. Emir Abdulkadir Fas’a sığındı. Fas sultanı, kendisini tehlikeye soktuğu Emir için Abdulkadir’i desteklemedi. Çünkü Fransızlar tehdit ediyordu. Emir Abdulkadir Cezayir’e dönmek zorunda kaldı. İyice sıkıştı. Daha sonra Osmanlı topraklarına gönderilme sözü verilince Fransa’ya onurlu bir şekilde teslim oldu. Ancak Fransa sözünü yerine getirmedi. Emir Abdulkadir bir süre Fransa’da tutuklu kaldı. Ancak Fransa İmparatoru 1852’de Abdulkadir’in Bursa’ya gitmesine izin verdi. Emir Abdulkadir, Bursa’dan Şam’a geçti. Orada bazı eserler yazdı ve Şam’da öldü. Örnek bir hayat sürdü. Ümmete mücadeleyi, direnişi ve dirilişi öğretti. Cezayirliler, Emir Abdulkadir’i büyük bir halk kahramanı olarak görürler.

Fransa Cezayir’i daha iyi kontrol etmek için 1858’de Cezayir ve Sömürgeler Bakanlığı kurdu. Fransa tarafından bu bakanlığın başına adam atandı. Emir Abdulkadir’den sonra 1900-1945 arasında Fransızlar Cezayir’de tam bir sömürge idaresi kurdular. Kendisine isyan eden kabile, grup, tarikat ve insan -kim varsa-  işkence edip katletmekten çekinmedi. Birçok kabilenin kökünü kurutuncaya kadar soykırıma tabi tuttu. Medenileşme kılıfı altında işgalle beraber bugüne kadar toplam 3 milyona yakın Cezayirliyi katledecekti. Bu durum Cezayir halkında büyük bir yara oluşturacaktı. Cezayir’le ilgili en iyi eserlerden birini yazan Frantz Fanon, Cezayir Bağımsızlık Savaşının Anotomisi adlı eserinde şu bilgiyi aktarır: İsviçreli bayan gazeteci Christiana Lilliestierna, bir kampta binlerce Cezayirliden bazılarıyla görüşür. Yaptığı röportajından bir bölümünü sunalım:

“Şimdi yedi yaşlarında bir erkek çocuğuyla beraberim. Vücudu yara bere içinde. Anasını, babasını ve kız kardeşlerini önce tartaklayan, sonra da öldüren Fransız askerleri, onu da tellerle sımsıkı bağlamışlar. Bir teğmen de, görsün ve gördüğü şeyleri uzun süre hatırlasın diye, çocuğun gözlerini elleriyle açık tutmaya çalışmış. Dedesi de bu kampa getirilmek için beş gün beş gece sırtında taşımış onu. Çocuk diyor ki: ‘Bir tek şeyi istiyorum: Fransız askerlerini küçük parçacıklarına kadar kıtır kıtır doğramak!’ Yedi yaşındaki bir çocuğa siz zanneder misiniz ki, bir yandan ana-babasının katliamı, diğer yandan da içindeki büyük intikam hissini unutturmak kolaydır? Kapkaranlık bir dünyada büyüyen hem öksüz hem yetim bir çocukluk. Bu mu Fransız demokrasinin bırakacağı bütün mesaj?”

İşgalden sonra on binlerce işsiz güçsüz serseri Fransız, Cezayir’e doluşmaya başladı. Cezayir’in en güzel yerlerine Avrupalıları yerleştirerek sömürge yerleşim birimleri oluşturdular. Cezayir halkının varını yoğunu ellerinden almaya başladılar. Avrupa’dan gelen göçmenlere yerli kabilenin ellerinden alınan araziler bedava dağıtıldı ve Avrupalı insan nüfusu artış gösterdi. 1841-1850 arasında 115.000 hektar arazi dışarıdan gelenlere dağıtıldı. 1847’de ülkedeki Avrupalı sayısı 104.000 iken 1872’de 245.000’e, 1911 yılında 752.000’e yükseldi. Aynı şekilde ellerindeki arazilerin miktarı da 1930’da 2.345.000 hektar oldu. Yerli halk tamamen köle oldu. Fransa zengin maden kaynaklarını kendi işleterek Fransa’ya aktardı. Sömürge döneminde Fransa Cezayir’e karayolları açtı, demir yolları yaptırdı, köprüler inşa ettirdi. Ulaşımı geliştirdi. Çünkü sömürdüğü madenleri ve tarım ürünlerini götürmek için hem hava hem kara hem deniz yolunun iyi olması gerekiyordu. Cezayir’i çok sevdiklerinden ulaşımını geliştirmediler. Bu tip sömürge modeli Cezayir’e faydalıydı. Hiç olmazsa ulaşım gelişiyordu. Ama bu Fransa için masraflı oluyordu. Sömürgeci ülkeler için bu masraflıydı. Yeni sömürge dönemi farklı olacaktı. Yerli halktan insanlar devşirilip Cezayir’in başına getirilecekti. Böylece Fransa için daha masrafsız olacaktı.

1931 yılına gelindiğinde “Cezayir Ulema Birliği” kuruldu. Bu kuruluş kurtuluş mücadelesinin alt yapısını hazırladı. Cihad şuurunu aşıladı. Kitleleri örgütledi ve bağımsızlık için uyandırdı.

İlerleyen yıllarda 2. Dünya Savaşı patlak verdi. Hitler öncülüğündeki Almanya, Fransa’yı işgal etti. Tüm Cezayirliler Fransa’yı destekledi. Fransa’nın saflarında yer aldı. Almanya savaşı kaybetti. Fransa halkı kutlamalar yaptı. Cezayirliler de Cezayir bayraklarıyla sokağa dökülüp kutlama yapmak istediler. Cezayir bayraklarını çıkarmaları Fransa’yı rahatsız etti. Cezayirliler Fransa’ya yaptıkları fedakârlıklarının karşılığında kendilerine bağımsızlık vermelerini istediler. Fransa kabul etmedi. Çatışmalar başladı. Bu çatışmaların sonucunda Fransız askerleri 8 Mayıs 1945’te Setif’te 45 bin kişiyi kurşun yağmuruna tutup katletti. Bunun üzerine cihad hareketi hızlandı. Cezayirliler buna çok kızdı. Bu katliam sırasında Birleşmiş Milletler’de Cezayir için oylama yapıldı. Türkiye, bu oylamada Fransa’nın yanında oldu. Cezayir’in bağımsızlığından yana olmadı. Türkiye, Cezayir konusunda Batı’dan yana tutum sergilerken bir yandan da Cezayir’e askeri yardım yapmıştır. 17 Kasım 1957’de Libya üzerinden Cezayir’e bir şilep dolusu silah göndermiştir. Türk kamuoyu da Cezayir’in yanında durdu. 1789’da yapılan Fransız İhtilali ile her türlü hürriyetlerin yayıldığı ülke olduğu yıllarca söylenen Fransa, Cezayirlilerin hürriyetlerini tanımadı. Fransa içindeki Haçlı ruhunu Cezayir’de göstermiştir, kitle katliamı yapmıştır.

1954’te FLN (Milli Kurtuluş Cephesi) kuruldu. Müslüman alimlerin öncülüğünde kuruldu. Alimler destek verdi. FLN İslami prensiplere göre yönetilen bağımsız bir devlet kurmak için halkı savaşa katılmaya çağırdı. Bildiriler dağıttı. 1 Kasım 1954 günü Cezayir’de sabah ezanları okunurken müezzinler “Hayyalel cihad hayyalel cihad vallahu ekber” diye ezanı okudular. 8 yıl süren bağımsızlık savaşında bir buçuk milyon Cezayirli Müslüman, işgalci Fransa tarafından öldürüldü. Fransa baş edemeyeceğini anlayınca FLN (Milli Kurtuluş Cephesi) ile bir anlaşma imzalayarak Cezayir’i terketti. Bu terkediş sinsi bir şekilde hakimiyet kurmak için atılmış bir adımdı. Cezayir 1962 yılında “Cezayir Demokratik Halk Cumhuriyeti” adıyla bağımsızlığını ilan etti. Fransa bundan sonra Cezayir’in başına Batı kafalı birinin geçmesi için uğraştı. İşbaşına geçen şahıslar zafere kadar  “Kuran, şeriat, İslam” dediler. Alimleri el üstünde tuttular. Zaferden sonra yaptıkları ilk iş Ulema Birliği mensubu hocaları hapsetmek ve sürgüne göndermek oldu. Türkiye’nin yakın tarihine ne kadar da çok benziyor değil mi? FLN tıpkı CHP gibi. CHP kadrosu savaş zamanında Şeriattan, Halifeyi kurtarmaktan bahsediyordu. Savaş bitince ilk iş alimlerin etkisini kırdılar, tamamen Batıya yöneldiler. Kur’an’ı rafa kaldırdılar, Batı’nın hukukunu aldılar. İslamcıları ve İslam’ı tasfiye ettiler. FLN de Cezayir’de aynısını yaptı. Batı tarzı bir devlet kurarak halkı aldattı. Anlayacağınız Cezayir’in verdiği Kurtuluş Savaşı bizdeki gibi hiç de kurtuluşa benzemiyordu. Fransa’nın egemenliğinden değil de İslam’ın egemenliğinden kurtuldular ki buna kurtulma denirse tabi. Cezayir’in Kurtuluş Savaşı’ndan(!) sonra Seçilen ilk Cumhurbaşkanı Ahmet bin Bella Genelkurmay Başkanı olan 1965’te Bumedyan tarafından darbeyle indirildi. Cezayir uzun süre FLN tarafından tek parti rejimiyle yönetildi. Bumedyan tam bir sosyalist ve sekülerdi. Müslüman Kardeşlerin Cezayir kolu olan “İrşad ve Islah Cemiyeti” bünyesinde toplanan gençler de İslami çalışmalar yapıyordu. Ülke genelinde yüzlerce cami açıldı, üniversitelerde örgütlenildi. Halk arasında dini eğilimler arttı. Bunun üzerine rejim İslami çevreyi ezmeye baladı. Dindarları ezdi ve tasfiye etti. Bumedyan keyfi bir düzen kurdu. Müslümanlara aşırı baskı uygulayınca Müslümanlar tepki gösterdi. Bumedyan, Müslümanların gösterilerini başta dikkate almadı ama daha sonra almak zorunda kaldı. Yeni bir anayasa yaparak kısa aralıklarla kumarı yasakladı, hafta tatilini Cuma gününe çevirdi, radyodan Kuran okutmaya başladı. Böylece Müslümanların gazını almak istedi ama Müslümanlar Bumedyan’ın verdiği bu tavizlere kanmadı. Bumedyan 1978’de öldü. Devlet başkanlığına Şadli bin Cedid geldi.

Devam Edecek…

Genç Birikim Dergisi

Yukarı Dön



Etiketler:

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Kategoriye Ait Diğer Haberler



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat