Siyasetimiz Özgün ve Özgür Olmak Zorundadır


Fikri AMEDİ, Siyasetimiz Özgün ve Özgür Olmak Zorundadır

Fikri AMEDİ


A+ |Normal |A-


Genel olarak siyasal hareketler, hakkın ve halkın hakkını gözetenler ile kurulu düzenin, devletin, belli sınıfların çıkarını, menfaatini ve hakkını gözetenler olmak üzere ikiye ayrılır.

     Hakkın ve halkın hakkını gözeterek siyaset yapan hareketler; değerler ve ilkeler üzerinden siyaset yaparlar. Değerler siyaseti, toplumsal ve yüce değerlere hizmet için yapılır. Değerler siyasetinde; muhasebe, murakabe, yaptıklarını ve yapacaklarını denetleyen hesaba çeken, hizmet etme ahlakı ve erdemini taşıyan bir anlayış mantığı ile yapılır. İlkeli hareketler bütün zorluklara, yokluklara ve esen rüzgarlara gögüs gererek ilkeli rotalarında ısrar ederler.

     Çıkarlar siyaseti ise günlük, bireysel çıkarları önceleyen, belli sınıfları ve bireyleri gözeten bir zihniyetle yapılır. Bu siyaset tarzında tüm yüksek değerler ve erdemler göz ardı edilir, bireysel çıkarlar, yandaş ve gurup menfaatleri öne çıkarılır. Değerlerin içi boşaltılarak günün siyasetine kurban edilir. Çıkarlar siyasetini önceleyenler genel olarak toplumun güncel-dönemsel eğilim ve teveccühlerini gözeterek siyaset yaparlar.

     Siyasetlerinin merkezine gücü, iktidarı, hegomonyayı koyan ve bunun için hiç bir şaklabanlıktan çekinmeyen opürtünist ve pragmatist hareketler için bu problem olmadığı gibi onlar açısından bir avantajdır da. Fakat ilkeleriyle anlam kazanan ilkelerini ve prensiplerini her şeyin üstünde tutan, siyasetlerinin merkezine İslami ve insani değerleri yerleştiren hareketler için mücadele ateşten gümlektir. Bir taraftan popülist siyasetin çekiciliği diğer taraftan da ilkeleri koruma, ilkelere sadakat refleksi hareketler için çetinbir sınavdır.

     Maalesef günümüzün en büyük problemi siyasetten korunması gereken değerlerin ve ilkelerin, siyasî ve şahsî çıkarlar uğruna zarara ve tahribata uğratılmasıdır. Bu aşınma ve tahribatlar neticesinde farkılılık yaratamayan, özgür ve özgün bir kimlik oluşturamayan  İslami cemaatler ve hareketler büyük sorunlarla ve problemlerle boğuşmaktadır. Farklılıkların ve renklerin büyük oranda aşındığı, ideolojik farklılığın yavaş yavaş ortadan kaybolduğu,  İslamcıların sekülerleştiği, seküler ve laik kesimlerin siyasi çıkarlar için dine el attığı bir ortamda siyaset yapmak takdir edersiniz ki bir hayli zordur.

     Fakat bütün bu zorluklara ve sıkıntılara rağmen İslami hareket, ilkelerinden ve değerlerinden taviz vermeden, davasını günlük siyasetin gelgitlerine kurban etmeden siyaset yapmakla yükümlüdür.  Allah rızası temelinde adalet, eşitlik, özgürlük ve hakça paylaşımı merkezine alan ve siyaseti bu değerler üzerinden tüm insanları muhatap alarak yapan hareketler hem mensuplarını hem de toplumu özgürleştirecektir.

     Zorluklar ve engeller olmuştur ve olacaktır.  Bütün renklerin iç içe geçtiği farklılıkların ve farkındalığın basit siyasi hesap ve çıkarlara kurban edildiğ bir ortamda İslami hareketin her mensubu bu farklılığı yaratmakla mükelleftir.

     Siyasetimiz, birilerine yaranmak, bir yerlerden makam ve mevki kapmak, özgürlüğümüzü ve özgünlüğümüzü basit çıkarlara ve hesaplara kurban etmek, değerlerimizin içini boşaltarak politik ve siyasi başarılar elde etmek değildir. Yaranmak isterseniz birilerini mutlaka bulursunuz. Siyaset yaranmak için değil, etkilemek ve devamını getirmek için yapılır. Yaranma ihtiyacı doğalında yamanmayı da getirecek ve hiçliği beraberinde getirecektir. Bizler biryerlere yaranmak için değil biryerleri İslami ve insani değerler ekseninde etkilemek, gittiğimiz ortamlarda İnancımızın ve ideolojimizin farklılığınıı yansıtmakla mükellefiz.

     İslami hareketin ölçülerini belirleyen, onun sahip olduğu temel ilkelerdir. Hareket bu temel ilkelere göre şekillenir, yol haritasını bu temel ilkelere göre oluşturur. İslami hareketin ilkeli olması onun bir iddia sahibi olmasından kaynaklanmaktadır. İlkeli olmakla iddialı olmak, birbiriyle bağlantılıdır. İlkelere hayat veren onun iddiası ve geleceğe yönelik uzun vadeli bakış açısıdır. İddiası  olmayan İslami hareket, sırtında yumurta küfesi taşımayanlar gibidir. Onlar için günü kurtarmak önemlidir. Bu yüzden ilkesiz hareketler sahip oldukları geleneksel değerlerini çok rahat çiğnerler. Uzun vadeli bakmayıp günü birlik hareket ederler, kısa vadeli sonuçlar peşinde koşarlar. Kısa vadeli hesap yapanlar doğal olarak ilkeli de olamazlar. Kısa vadeli hesap ve planlar, pragmatik politikalar, ilkesizliğin boy verdiği ortamlardır. İddiasızlık, ilkesizlik,  davaya olan inançsızlıkla ve gayesizleşmeyle paralel gelişir. Davaya olan inanç, geleceğe yönelik gaye kaybolduğu için, her şey anlık, günlük çıkarlara bu kadar kolay ve rahat kurban edilebilmektedir.

     İlkesiz hareketler menfaat devşirmek için ilkelerinden taviz vererek geçici başarılar elde edebilir, kurumsal ve bireysel olarak varlıklı ve zengin de olabilirler. İktidarlarla ve hegemonik güçlerle dirsek temasına girerek iç ve dış politikalarının borazanlığına soyunabilirler Gittiği her ortamda nabza göre şerbet verebilirler, önüne gelenle selamlaşıp ve her devrin adamı ve hareketi olabilirler!

     Siyasi ilkelerine sahip çıkmayan, bukalemun gibi her renge giren, nabza göre şerbet dağıtan, her türlü ortamın insanı ve hareketi olanlara, ilkesizliği, oportunistliği, karaktersizliği, yaşamlarının ve siyasetlerinin odağına oturtanlara, bir o yana bir bu yana şaşkın şaşkın gezenlere, yalakacılara bir diyeceğimiz yok elbette.

     Bugün cemaatlerimiz, tarikatlarımız, partilerimiz ve İslami şahsiyetlerin her biri, ilkeli bir duruşa, Kur’ani bir duruş’a muhtaçtır. Bugün böyle bir duruşa şiddetle ihtiyaç vardır. Olayları, kişileri, tarihi, coğrafyayı, siyaseti, ekonomiyi, bilimi, hayatı, geçmişi ve geleceği değerlendirirken böylesi İslâmî bir duruşa zaruri bir ihtiyaç hissedilmektedir. 

     Cemaatlerimiz herhangi bir toplumsal hedefi olmayan, iktidarı sırf sistemin nimetlerinden yaralanma kapısı olarak gören, muhafazakar, Müslümancı siyaset üreten merkezlere dönüştü. Toplumsal talep ve siyasal ilkelerin yerine sessizce ikame edilen renk belli etmeyen bir siyasal tutuma dönüştü.  AKP ve HDP savunuculuğu aşiret mantığıyla herhangi bir ilke ve prensibe tabi tutulmadan yapılabilmektedir.  

     İslami cemaatler, hareketler tarikatlar ve partiler, Çoğu zaman ilkeli olmakla başarılı olmayı birbirine karıştırmaktadır. Başarı ve başarısızlık her zaman inanmış olduğunuz ilkelerin türevi olmayabilir. Dolayısıyla her­hangi bir düşünce ve davranışın doğruluğunu ya da yanlışlığını belirleyen faktör, başarı veya başarısızlık olamaz.
 
     İslami hareketler ve cemaatler  İslami olmayan bir iktidara özlem duymamalı. İktidarın nimetlerinden faydalanıp statükoyla olan derdini unutarak sistemle bütünleşmemelidir. Fakat Türkiye’deki  İslamî muhalefet sistemle hesaplaşmamış, hatta politik hamlelerle parti siyaseti içinde boğulup sistemle bütünleşerek, AKP ile yenilenen resmi ideolojinin en önemli dinamiklerinden biri olmuştur.

     İslami Hareket perspektifini yakalayamayanlar çarçabuk savrulurlar. Birtakım kavşaklarda çizgilerini koruyamazlar. Pragmatist siyasetin en belirgin öznesine dönüşürler. Günü birlik, mevsimlik ve dönemlik politikalar kaosunu yaşarlar. Böyle yapılar İslami Hareketin iradesi ve ilkeleri ile değil de daha fazla "kar" güdüsü ile çalışırlar. Yersiz ve ilkesiz kitleleşme talepleri savurganlığı büsbütün besler. Gelişmeler karşısında İslami Hareketin hanesine olumluluklar devşirilemez ve habire ondan parçalar feda edilir.

     Halbuki İslami hareket telakisi, salt dünyevî telakkîlerin çok ötesine giden, özünde maneviyat temelli bir sosyal inşâ örgütlenmesidir. İslami hareket sahip olduğu ilkeleriyle, omuzlarında taşıdığı misyonu ile tarihi sorumluluk bilinci ile ve akidesinin kendisine yüklediği prensiplerle bir farkılılık ve özgünlük yaratmak zorundadır. İslami hareket ve fertleri sıradan bir hareketten beklenen dayatmalara ve şartların zorunlu akışına kendini bırakamaz.  

     İslami hareketin mensupları, farklılık yaratan işin kendisi ile uğraşır. Kendisini işe dönüştüren uğraşların içinde yer almaz. Farklılık yaratarak, özgünlüğünü koruyarak kendine ait projeleri hayata geçirerek çalışır ve iş üretir. 

     Farklılık yaratan hareketlerin ve mensuplarının yetenekleri vardır bu yetenekleri doğrultusunda kendine has bir duruş, söylem ve siyaset geliştirir. Oysa farkındalık peşinde olan, popüller siyaset üreten, kısa ve ucuz yoldan hedeflerini gerçekleştirme peşinde olan hareketler; gücün, olanaklarınını kullanarak emeksiz ve cefasız bir başarının peşine düşerler. Unutulmamalı ki bu tür hareketler tıpkı saman alevi gibi parlarlar ve kısa bir süre içinde sönerek tarihteki yerlerini alırlar. Tarih bu tür hareket ve grupların enkazı ile doludur.

     Farklılık yaratan hareketler; ürünle, eserle uğraşır.  Ortaya koyduğu, tarihe not düştüğü fikirleriyle ve eserleriyle varolurlar. Oysa kısa süreli başarı peşinde olan hareketler ve bireyler farkındalık yaratma adına değerleri ve erdemleri kendi reklâmına dönüştürmekle uğraşırlar. Bugün sorunlarımıza kaynaklık eden büyük preoblemler de bu zihniyetin eseridir.  Bir çok cemaat ve hareket İslami değerleri kendi siyasi çıkarlarına kurban ederek içini boşaltmışlardır.  

     Farklılık yaratan bir hareket ve mensupları tarih sahnesinden çekilse bile insanlığa bıraktığı hayırlı bir miras ile her zaman diri ve canlı olarak varlıklarını devam ettirirler. Eserleri ile yaptıkları ile, insanları ve hareketleri etkilemeye devam ederler. Afgani, Abduh, Mevdudi, El Benna ve Seyyit Kutup halen milyonlarca insanı etkiliyorsa mücadelelerindeki samimiyet ve davalarına olan sadakatlerinden dolayıdır.  Oysa tarihte nice hareketler kendi dönemlerinde toplumlar üzerinde büyük bir tesir bırakmalarına, milyonları harekete geçirmelerine rağmen bugün esameleri okunamamaktadır. Nedeni de farkındalık peşinde koşmaları, davayı kendi çıkar ve menfatleri için kullanmalrı ve geçici zaferin sarhoşluğuna kendilerini kaptırmalarından dolayıdır.

     İslami hareket, mücadelesinin her aşamasını idare ederken de, hareketi sevk ve idare ederken de, legal ve şefaf örgütlenmesini biçimlendirirken de  İslami hareketin ruhuna ve İslami değerlerin İstikametinde kendine özgü özgünlüğünü korumak zorundadır.  İslami hareket  özgün bir harekettir. Bu özgünlük; "yalnız kendine özgü nitelikler taşıyan, orijinal, nitelikleri bakımından benzerlerinden ayrı ve üstün olan bir hareket olmak zorundadır. Yoksa sıradanlaşır. Sıradanlaşan bir hareketin de varlığını devam ettirmesi zordur. Ya da hareket birilerinin peşine takılarak hiçleşir.  Özgünlüğün bir hareket için oldukça sıkıntılı, zor ve bıçak sırtı bir durum olduğunun farkındayım. Kendine has bir tarzı tutturup kitlelerce kabul görmek başlıbaşına zorken, bu zorluğa “devamlılık” gibi beklentiler de eklemek sürekli bir çalışma, çabalama ve yenilenmeyi gerektirmektedir. Yoksa tüm hareketleri bekleyen bir tekrarlama girdabına girme tehlikesi var ki bu hareketler için yok olma tehlikesini getirmektedir.  

     Bir İslami Hareket, Örgütlenmesi ile, fikir ve düşünce dünyası ile, hareket metodu ile olaylara ve olgulara karşı belirlediği tavrı ile, kendi gündemi ile, kullandığı dil ve ıstılahları ile  kendine has duruşunu ortaya koymalıdır. Bir hareketin her mensubu önce kendisi olmayı öğrenmelidir. Sürekli başkalarının gündemi ile oyalanmak, kendi gündemini oluşturamamak, bir hareket için büyük bir hendikaptır. Bir hareketin mensupları eğer başka bir hareketin ve partinin propagandasını yapıyorsa, kurumlarını ve kuruluşlarını bu yapıların ileri karakolları gibi kullanıyorsa, siyasi ve politik duruşlarını bunlar üzerinden değerlendiriyorsa hele hele bunlar üzerinde birbirlerini itham etme gafletine ve sorumsuzluğuna düşüyorsa buralarda ciddi bir zihinsel savrulmanın olduğunu, kendine inanmışlığın kalmadığını aynı zamanda bu bireylerin zihinsel olarak tükendiğini de göstergesidir.  

     Özgün İslami hareketlerde başka yapıları taklit etme ve onlardan birebir etkilenme yoktur. Aslında bir hareketi taklit etmek, bilerek veya bilmeyerek o hareketi  en samimi duygularla methetmektir. Bilinçsizce mensuplarını oralara yönlendirmektir. Kendi varlığının gayesini anlamsızlaştırmaktır. Birileri taklit edileceğine, hareket öz benliğine dönerek sorunlarına çözüm aramalıdır. Taklit sadece iyileri taklit etmekle sınırlı değildir. Bazen kötü hareketler, geçici başarılarının büyüsüne kapılarak da taklit edilirler. Kötü hareketleri taklit etmek bazen o hareketin bıraktığı olumsuzluklardan daha kötü sonuçların ortaya çıkmasına sebebiyet verir.  İyi bir hareketi taklit edenler ise hiç bir zaman taklit ettiği hareketin sevyesine ulaşamaz. Çünkü taklitçiler başarının ve başarısızlığın sebeplerini bilmeden bir taklit etme yoluna gittiklerinden taklit ettikleri hareketlerin sahip oldukları ilkeleri anlamakta zorluk çekerler. Şu kesinlikle unutulmamalı ki hiç bir hareket taklit yolu ile bir başarı elde edemez. Bir hareket için en iyi yol kendi ilkeleri istikametinde kendi ihtiyaçlarına göre özgün bir yapı oluşturmasıdır.

     Bir hareket birilerinin yürüyüşünü taklit edeceğim derken kendi yürüyüşünden de olabilir.  Dikkat edilmezse özenti ve taklitçilik bazen farkında olmadan bireylerimizi başkalarının kafesine, beşeri ve çıkarcı grupların ağına düşürebilir. İnsanlarımız onların gönüllü ve ücretsiz yardakçısı olabilirler. O halde akıllı olmak, özenti ve taklit illetinden uzak durmak gerekir.  Bugün özellikle Kürdistandaki hareketleri bekleyen en büyük tehlike AKP ve HDP propagandalarına tesim olmuş cemaatlerimizin içinde bulunduğu çıkmaz sokaktır. Birçok cemaat iyi niyetle başlattığı bu propagandalarının birer esiri olarak varlıklarını tartışılır hale getirmiştir. Oysa İslami hareketler; evrensel İslami hareketlerin ve beşeri hareketlerin tecrubelerinden istifade etmeli deneyimlerinden kendilerine ders çıkarmalıdır. İslami hareket Özgür ve özgün yapısı ile var olan hiçbir yapının, cemaatin, örgütün, partinin, devletin uzantısı, ya da yedek gücü olmamalıdır.  Bu anlamda bağımsız bağlantısız ve özgün olmalıdır. Allahu Teala bu konuda şöyle buyurmaktadır:  “Kim kendisine 'dosdoğru yol' apaçık belli olduktan sonra, elçiye muhalefet ederse ve mü'minlerin yolundan başka bir yola uyarsa, onu döndüğü şeyde bırakırız ve cehenneme sokarız. Ne kötü bir yataktır o!”(Nisa;115)

     İslami hareket ve mensupları, bir sanatçı kimliği ile kendine has, kendi dünya görüşü doğrultusunda başka yapılardan farklı bir değer ortaya koymak zorundadır. Kendi hareketini tanımlama biçimi ve dünyayı yorumlama  şekli, kullandığı dil kendine özgü nitelikler taşımalıdır. Yani bir hareketin kendisine özgü olma durumudur. Kendi olma halidir. Dolayısıyla meydana gelecek olan hareket kendi istediği, düşündüğü, hissettiği, inandığı, ulaştığı, savunduğu, yürüdüğü, ortaya koyduğu  hayatının bizzat kendisi olacaktır. Eğer biz bunu becerebilirsek bizim bir amacımız olacaktır. O zaman amacımız için elimizden gelen bütün gayreti ve fedekarlığı yaparız. Özgün olmayan bir hareket, bir düşünce ve metod tad vermez, bireylerini ortak bir hedef etrafında organize edemez. Olsa olsa çin malı gibi kötü bir taklitten öte bir anlam ifade etmez.

     Türkiye’deki (aynı zamanda Kürdistan’daki) İslami hareketlerin genel olarak bir özgünlük sorunu vardır. Yıllardır İslami grup ve cemaatler İslami aleminden kopyaladığı yöntem ve usullerle çok kötü örnekler meydana getirdiler. Bu yüzden de toplumların dertlerine çare olamadılar. Özgün fikir veya düşünce üretmeyen bir hareket, taklit olanakları kesildiğinde yaşama şansını kaybeder. Bugün yaşadığımız sorunların nedeni İslam aleminde kendimize örnek aldığımız hareketlerin yaşadığı kriz, bunun bir yansıması olarak bizim de yaşıyor olmamızdan kaynaklanmaktadır.

     Özgün olan hareketler, özgür olur. Fikrini özgünleştiren hareketler, toplumları da özgürleştirir.

     Tarih boyunca başarılı olmuş, hareketleri değerlendirdiğimizde; özgün  olan hareketlerin,  uğruna mücadele verdiği değerlere değer kattığını, toplumlarının kurtuluşuna vesile olduklarını bunlara öncülük eden liderlerin insanlık tarafından kendilerine gıpta ile  bakıldığını görüyoruz., Gandhi, İmam Humeyni, Hasan El Benna, Nelson Mandela vb. bir çok liderin bugün bile milyonlarca insanın hayatını etkilyor olması bu özgünlüklerinin eseridir.

     Geçmişe oranla bugün Müslümanlar’da  bir kimlik krizi veya mensubiyet sorunu yaşanmaktadır. İslami olmanın anlamını kaybetmeye başladığı ve buna bağlı olarak da itibarını hızla düşürdüğünü son yıllardaki duruşularından gözlemleyebiliyoruz. Bu durum İslami hareketin içinde bulunduğu ideolojik krizin veya tükenmişliğin bir yansımasıdır. Bugün bir çok İslami cemaatin, Muhafazakâr AKP ile Sosyalist HDP’nin çekim merkezlerine girmesi yaşadığı krizin ve tükenmişliğin bir sonucudur.  

     İslami hareketin yeniden bir çekim merkezi haline gelmesi islami düşüncenin toplumun önemli sorunları karşısında ikna edici çözümleme kabiliyetine sahip ve topluma bir “gelecek” sunabilme gücüne bağlıdır. İslami hareketin yeniden çekim merkezi olması” öncelikle İslami hareketin özgün bir kimlik sahibi olması ile mümkündür. Bu “özgünlük” içi boş bir ifade değildir. Özgünlükle kastettiğimiz İslami hareketin yeni bir dünya görüşü olarak kendini yeniden üretmesi ve mensupları arasında güçlü bir “cemaat karakterinin” ortaya çıkarmasına bağlıdır.

Ufkumuz.com


Yukarı Dön

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



    Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat