Ercümend Özkan'ın "Laiklik-Demokrasi ve İslam" kitabı üzerine-2


Ercümend Özkan'ın "Laiklik-Demokrasi ve İslam" kitabı üzerine-2

A+ |Normal |A-

Son güncelleme: 16 Mayıs 2016 Pazartesi 18:35


Ercüment Özkan'ın son çıkan Laiklik-Demokrasi ve İslam adlı kitabından günümüzün önemli gündem konusu haline gelen meselelere ışık tutacak paylaşımların 2. bölümünü ilginize sunuyoruz.

Küre Medya / Haber Merkezi
Ercüment Özkan'ın son çıkan Laiklik-Demokrasi ve İslam adlı kitabından günümüzün önemli gündem konusu haline gelen meselelere ışık tutacak paylaşımların 2. bölümünü ilginize sunuyoruz.

“Biz başından beri kendimizi İslam'la yenilemeye ve yeni tutmaya elimizden geldiğince gayret göstermiş, İslam dışı kültürlerden bir bekerellik bir kirliliğin bile üzerimizde kalmaması için çok çaba sarf etmişizdir. Bu cümleden olarak bugün İslam'ın kendisinden öğrenilmesinin katkı sağlayacağına inanılan nice insanlar gibi, ne vaktiyle esen sosyalizm rüzgârlarının etkisinde kalmış ve az bile olsa sürüklenmişiz, ne de içinde yaşatıldığımız laik-demokratik rejimin etkisinde kalmış ve onun pisliklerini İslam'la karıştırmışızdır. Bunu bilerek hiç yapmadığımız gibi bilmeden de yapmamaya, İslam'ı kendimizde bir bütün olarak bulundurmaya gayret etmişizdir…

…Batı'da meydana gelen teknolojik, askeri, ekonomik, siyasal gelişmeler karşısında, bu toplumun İslam diye bildiği şeylerin tümüne duyulan güvenin sarsılmaya başladığı asırlardan bugüne kadar, toplum ve fert üzerinde özellikle ve öncelikle Batı kaynaklı dünya görüşlerinin, kavramların, davranış ve düşünüş şekillerinin etkisi olmuştur. Bu çatışma süregeldikçe galibiyet Batı lehine tezahür etmiş ve sonuçta müslümanların esas itibariyle İslami rejimlerini temsil eden devletleri yıkılıp dağıtılmış, bunlar üzerinde 40'a yakın devletçik, krallık, sultanlık ve bir adet de laik cumhuriyet kurulmuştur. Kurulan bu devletlerin hiçbiri İslami bir devlet olamamış, bazı kanunları ve hatta anayasaları bile "...İslam Devletidir" ibaresini taşısa da,

İslam'ın adından ve devir alageldikleri birtakım örflerden öteye İslami bir devletle uzaktan yakından bir ilişkileri bulunmamıştır. Bu devletçiklerin arkasından gelenler, Türkiye Cumhuriyeti gibi alenen kendilerini İslam'dan koparmamış, bunu açıklıkla ifade etmemişlerse de gerek kendi halkının gerek dünyanın · gözüne baka baka bir yalanın üzerine oturan bu devletçikler, sultancıklar ve kralcıklar utanmadan şeriat devleti olduklarını söyleyebilmişlerdir...

 …İnsanın İslam'a duyduğu güven(iman)den şüphesi bulunduğunu gösterecek boyutlara varan kavram kargaşası, yüzeyselliğin ne denli yaygın olduğunun belirgin örneklerindendir.

Şükür ki en azından laikliğin İslam'la bağdaşmadığı söylenmekte, yazılmaktadır. Zira laikliğe aykırılıktan cezalandırılmış müslüman sayısı hiç de azımsanacak miktarlarda olmamıştır. Bu cezalandırmanın daha çok etkili olması sonucu olsa gerek, müslümanların laikliğe, örneğin ikiz kardeşi gibi olan demokrasiye baktıkları gibi bakmasını engellemektedir.(Bu gün gelinen noktada bu yorum geçersiz görünmektedir.) Hâlbuki demokrasi olmadan laiklik, laiklik olmadan da demokrasinin bulunmasının mümkün olmadığını idrak gerekmektedir. Zira bu ikisi ancak birbirleriyle yaşayabilirler. Birinin yokluğu diğerinin hayatım söndürür ve sona erdirir. Diğerinin de yokluğu aynı sonucu doğurur öbürü için…

 …Bütün bu kısa açıklamalarımızda belirttiğimiz sebeplerle demokrasinin, laikliğin bir "hevaya uyma" olduğu Kur'an tabiriyle açıklanmaktadır. Müslüman kimse, Müslümanım diyen kimse kısaca, Allah' a ve O'nun elçileri vasıtasıyla kendisine gönderdiğine inanan ve bütün bunlara teslim olduğunu ifade eden kimse demektir. Teslim olmuş kimsenin, teslim olduğu makamca kendisine tanınan hukuku bulunabilir. Başka türlü düşünmek mümkün değildir. Kur' an' da "İnsan Hakları" diye adlandırılan herhangi bir kavrama rastlamak kabil değildir. Zira İnsan Hakları kavramının içeriği bu kuramı ortaya atıp geliştirenlerce içinde yaşadıkları ortamdan etkilenerek ortaçağ Avrupası'nın yaşam tarzına bir tepki olarak tespit ve tamim edilmiştir.

Kuramcıları, Hürriyet kavramını da bu cümleden olarak geliştirmişler, faraziyeler halinde ortaya koyup, tarifinde bile ittifak edilemeyen görüşlerini, çıplak uygulamalarının da sonucu olarak Allah' a teslimiyetin tam tersine, kişinin doğarken dünyaya beraberinde getirdiği uydurması ile açıklamaya çalışmışlardır…

…Demokrasiler zaten laik anlayışla birlikte var olagelmektedir. Laikliği demokrasiden, demokrasiyi laiklikten ayırabilmek nerede ise imkânsızdır. Laiklik-demokrasi koalisyonu, Fransız ihtilalinden bu yana gittikçe gelişip yayılmış ve uygulama alanı tevsi olmuştur…

…İslam, ancak kendi kaidelerine uygun olarak benimsenir, uygulanabilir. Demokratik, laik, liberal, kapitalist, Marksist metotlar kesinlikle onu bozar, kokuşturur. Zira her ideolojinin değer ölçüsü diğerinden farklıdır. Laik demokrasininki "fayda" iken, Marksizm’inki maddenin tekâmülünü sağlamaktır. İslam'ın değer ölçüsü ise Allah'ı razı etmektir. Herhangi bir düşünce veya amelin değeri, Allah'ı razı etmesi derecesindedir…

 İdeoloji, düşünce ve metottan meydana gelmiştir. Düşünce ve metot, bir ideolojide aynı cinstendir. Makyavelist metot nasıl laik-demokrasinin vazgeçilemez metodu olarak uygulanagelmiş ise, İslam düşüncesi de ancak İslami metot ile uygulanabilir. Metot tarifi göz önünde bulundurulmalı, unutulmamalıdır. Hiçbir peygamber diğerinden farklı bir metot kullanmamıştır. 

…Marksizm'de maddenin tekâmülünü sağlayan metot, maddede saklı çelişkileri harekete geçirmek ve bu suretle maddenin kemale ermesini sağlamaktır. Laik-demokrasilerde ise hâkimiyeti halka, yani insanların hevasına vermeyi sağlayan her düşünce ve davranış mübahtır ve metodun kendisidir. Laik-demokrasilerde doğrular değişmez değildir. İnsanların ya da temsilcilerinin ekseriyeti belli bir zaman kesitinde belli doğrular belirlerken, diğer bir zaman kesitinde yine aynı insanların ekseriyeti aynı doğrunun aksi istikametteki görüşü doğru olarak kabul edebilir. Demokrasilerin tarihi bunun yeterli bir ifadesidir. Laik demokrasilerin en temelde değişmez kabul edilen tek doğrusu vardır. Bu da, insanların “heva”Iarına uymalarını sağlamaktır. İnsanların hevaIarı hangi zamanda, hangi coğrafyada neyi doğru kabul ederse demokrasilerin doğruları bunlardan ibaret olur. Sürekli değişiklik temeline oturan ve nefislerin tatmini için devamlı olarak yeni ve sağlaması yapılmamış değerler peşinde insanlığı sürükleyen, fakat hiçbir zaman belli değerler üzerinde istikrar kazanmayan laik-demokrasiler insanlara tatmin vermek için vardır ve tek gerçek saydığı dünyanın nimetlerinden daha fazla pay almaya yönelttiği insanlığı birbirinin kurdu haline getirmiştir. Düşeni yemenin kaide olduğu kanunlarıyla demokrasilerin yegâne fazileti insanların ezilmesine yol açmaları olmuştur…

 …Hakkaniyet, adalet, merhamet, başkalarını görüp gözetme, hikmet gibi fıtri hasletler laik-demokrasilerin yitik malı olmamıştır hiçbir zaman. Ki onu bulabilmek için bir gayreti söz konusu olsun. Zulüm, adaletsizlik, eşitsizlik, merhametsizlik, aç gözlülük, başkalarını düşünmemek, ferdi ve kitlesel sömürü, yalan gibi insan doğasına ters düşen menfi değerler laik-demokrasilerin yitik değerleri olmuş ve hep bunları bulabilmek, bunlara kavuşabilmek için koşturup durmuşlardır...

 …Bizler inanıyoruz ki, insanlar rableri Allah'ın kendileri için uygun gördüklerini uygun görecek yapıda yaratılmışlardır. Doğru bulduklarını doğru bulacak, yanlış bulduklarını yanlış bulacak şekilde yaratılmışlardır. Ne var ki insan laik-demokratik rejimlerde fıtratı ile baş başa bırakılmamakta, fıtratından uzaklaştırılmaya, doğasına yabancılaşmaya sevk edilmektedir. İnsanları bu yola yedenler(sevk edenler) şeytanın hizbi(partisi) iken, bizler Allah'ın hizbi olarak insanları doğalarına uygun yola yedeceğiz. 

…Evet, insanımızın bu ve benzeri konular gündeme geldikçe bizi ne derece yanlış anladığının da ortaya çıktığını görüyor ve düzeltmeye çalışıyoruz. Biz ne dün söylediklerimizle bugün çelişiyoruz, ne de dün düşünmediğimizi bugün keşfettik. Ana meselelerde dün ne düşünüyor ve söylüyorsa bugün de yine aynı şeyleri, doğruluğuna inandığımız için söylüyor, yazıyor ve işliyoruz. Ne var ki bazı konularda da olsa yeniden yeniden düşünmenin gerekliliğine inanıyor ve öyle yapıyoruz. İnsan kendini sürekli olarak geliştirmeli ve yenilemelidir. Yenilemek ise doğruları terk etmek, onlardan vazgeçmek demek değildir. Bir doğru ancak, taalluk ettiği konuda kendisinden daha uygun olan bir doğru ile değiştirilebilir. Böylesi vaciptir. Bir doğrunun bir yanlışla değiştirilmesi ise kesinlikle caiz değildir. Biz de elhamdülillah bugüne kadar hiçbir doğrumuzu bir yanlış ile değiştirmedik. Sahibi bulunduğumuz doğruları, kendisinden daha doğru olanlarla değiştiriyor ve seviyemizi sürekli yükseltmeye çabalıyoruz.

Bütün müslümanların da böyle yapmasını öneriyoruz. Kimileri ise tutturdukları yanlış yollardan vazgeçmeyi nefislerine yediremiyorlar ve ısrarla üzerinde yürüyorlar yanlışlarının. Bunların, böylelerinin tutturdukları yolun cehenneme ulaşacağına inanıyoruz. Üzülüyor ve dua ediyoruz: "Ya Rabbi!. Bunlara sen acı!. Zira onlar bilmiyorlar! " diyoruz. Öğrenmelerini öğütlüyoruz. Peygamberimiz (s.a.)'in de buyurdukları gibi "nefislerini yenenlerin başkalarını yenenlerden daha güçlü pehlivanlar olduklarını" hatırlatıyoruz onlara. Doğru sözü işittiklerinde kulak verenlerden olmalarını diliyoruz. Ve duyuruyoruz doğru, hak sözü onlara ki dinlesinler ve uysunlar da kalpleri Allah'ın yoluna dönsün. Bu laik-demokratik ahiri kötü olan yoldan çıksınlar, dönsünler… 

…İnsan bilmesi gerekenleri doğru bilirse işin içinden çıkabilir. Laiklik, sokaktaki insanın anlayacağı şekilde ifade edersek, Allah'a "Ya rabbi sen tek büyüksün ama devlet diye bir başka büyük daha var. Bazı hükümlerini bırakıp devletinkine uyacağım. Hüküm sahihliğini aranızda bölüştüreceğim! " demektir ki, Kur'an'daki Allah buna rıza göstermez…”

(Devam edecek)

Yukarı Dön



Etiketler:

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Kategoriye Ait Diğer Haberler



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat