Elif Çakır:'Bize böyle bir Türkiye vaad edilmemişti'


Elif Çakır:'Bize böyle bir Türkiye vaad edilmemişti'

A+ |Normal |A-

Son güncelleme: 18 Mayıs 2016 Çarşamba 16:10


Karar Gazetesi yazarı Elif Çakır, Ak Parti’nin kurucularından Bülent Arınç’ın Turgut Özal Üniversitesi’ndeki konuşmasının Ankara Emniyeti’nce ‘güvenlik nedeniyle’ iptal edilmesini eleştirdiği yazısında, ‘Erdoğan ve arkadaşları, bize böylesi bir Türkiye vaad etmemişlerdi’ ifadelerini kullandı.

Küre Medya / Haber Merkezi
Karar Gazetesi yazarı Elif Çakır, Ak Parti’nin kurucularından Bülent Arınç’ın Turgut Özal Üniversitesi’ndeki konuşmasının Ankara Emniyeti’nce ‘güvenlik nedeniyle’ iptal edilmesini eleştirdiği yazısında, ‘Erdoğan ve arkadaşları, bize böylesi bir Türkiye vaad etmemişlerdi’ ifadelerini kullandı.

İşte o yazı:

Sene 1930. “Halkın kendi haline bırakılmaması gerektiğine” şiddetle inanan Atatürk, halkı asla kendi haline bırakmayacak bir “tek partili rejim”in başındadır.

Yok, Atatürk, ülke “kurtuluş mücadelesi” verdiği ve başkaca bir alternatifi olmadığı için “tek partili” rejim kurmuş falan değil.

Bilakis, çocukluğundan bu yana “üstün insan” olduğuna inanan Atatürk ideolojik olarak “tek partili rejim”e inanan birisiydi.

“Kuvvetler birliğini” şiddetle, ısrarla ve büyük gururla savunması da, “kuvvetler ayrılığını” savunanları “deli, mecnun, çılgın” olarak tanımlaması da bu yüzdendir…

Atatürk hem “tek adamlık” ister, hem “tüm yetkiler kendisinde toplansın” ister hem “kendisinden habersiz kuş uçmasın” ister…

Hem de kurduğu rejimin “otoriter rejim” olarak anılmasından rahatsızlık duyar, tarihe de “otoriter adam” olarak geçmek istemez.

Ancak…

Batı medyasında yavaştan yavaştan Atatürk’ün “otoriter”, “diktatör” olduğu yönünde haberler yer almaya başlar.

Durumun ciddiyetinin farkına varır.

***

Takvimler 1930 Temmuz’unu gösterir. Atatürk, Paris Büyükelçisi olan Fethi Okyar’ı çağırır ve “Bugünkü manzaramız aşağı yukarı bir “dictature” manzarasıdır. Vakıa bir Meclis vardır. Fakat dahilde ve hariçte bize ‘dictature’ nazarıyla bakıyorlar” der.

İkinci bir partinin kurulmasını istemektedir. Fethi Okyar sorar, “Demokraside sert tartışmalar, eleştiriler olacaktır. Peki, bu nasıl olacak? Siz buna tahammül edebilecek misiniz?”

Atatürk’ün cevabı kısa ve nettir: “Başka çaremiz yok.”

Ağustos ayında tamamen Atatürk’ün kontrolünde, Fethi Okyar’ın Genel Başkanlığında Serbest Cumhuriyet Fırkası kurulur.

İsmet Paşa durumu önce kavrayamaz. Atatürk, İsmet Paşa’nın endişelerini ise şu sözlerle giderecektir: “Ben babayım. İkiniz de benim çocuklarımsınız. İkinizin bana göre hiçbir farkı yok.”

Atatürk’ün Yalova’da kurdurduğu SCF İstanbul’a da uymaz, Ankara’ya da… Anadolu’ya da… Halk SCF’ye büyük önem atfedip “beklenen kurtarıcı” gibi görür.

Oysa istenen, arzulanan bu değildir.

SCF bir tabela partisidir. Batı’ya karşı göstermeliktir.

Fakat, Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın kuruluşu ülkede büyük bir heyecan oluşturur, halkın Cumhuriyet Halk Fırkası’ndan memnuniyetsizliği belirgin bir şekilde açığa çıkar. Halk yoğun bir şekilde SCF’ye katılmaya başlar. Yoğun talepleri gören Okyar, İzmir’e bir ziyaret düzenlemeye karar verir.

Atatürk’ün “kendi mizacına göre oluşturduğu medyası” ve CHF’ye yakın diğer basın organları, SCF ve Okyar’a yönelik ciddi itibarsızlaştırma haberleri yaparlar. Tepki gösterirler. CHF’nin yöneticileri, Fethi Okyar’ın İzmir’e gitmesini engellemeye çalışırlar. Ancak nafile!

Fethi Okyar ve arkadaşları İzmir’e doğru yola çıkarlar. Mustafa Kemal Paşa da İzmir valisine bir telgraf çeker: “Fethi Bey İzmir’e gelecek, halk Fethi Bey’e karşı tepki gösterebilir, fena muamelede bulunabilir, emniyeti için tedbir alınsın.”

İzmir Emniyeti tedbirin en mükemmelini alır ve Okyar’a “güvenlik nedeniyle” programı iptal ettiklerini bildirirler!

Güvenlik! Tedbir!

Okyar buna inanmak istemez ancak yine de konuşmayı önce ertesi güne erteler, sonra 7 Eylül’e…

Sonrasında da zaten çiçeği burnunda SCF’yi kapatırlar.

***

Bu hikayeyi nereden hatırladım?

Dün, AK Parti’nin kurucularından Bülent Arınç’ın Turgut Özal Üniversitesi’ndeki konuşmasının Ankara Emniyeti’nce ‘güvenlik nedeniyle’ iptal edilmesi...

Yargı eliyle engellenmeye çalışılan MHP kongresinde devreye Ankara Valiliği’nin girerek ‘kongre yapılmayacak’ açıklaması yapması…

Özetle…

Son dönemde, muhalefete, eleştiriye hiçbir tahammülü olmayan “tek parti” dönemini anımsatan olayların bugün yaşanıyor olması…

Beni geçmişe ‘tek parti’ dönemine götürdü.

Oysa..

Bizim bildiğimiz, tanıdığımız, oy verdiğimiz, aynı zamanda statükocu, ceberrut devlet anlayışının mağduriyetini yaşayan kadrolardan AK Parti’nin vaadi bu değildi. Erdoğan ve arkadaşları, bize böylesi bir Türkiye vaad etmemişlerdi.

İnşallah AK Parti, içine sürüklendiği bu durumun ve yanlışlarının farkına varır ve zaman kaybetmeden fabrika ayarlarına döner.

Yukarı Dön



Etiketler:

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Kategoriye Ait Diğer Haberler



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat