Ekran Hegemonyası


Ekran Hegemonyası

A+ |Normal |A-

Son güncelleme: 22 Mayıs 2015 Cuma 18:39


Küresel hegemonya anbean insanoğlunu bir ahtapot gibi sarıyor. Şer odakları her yönden çirkinliklerini etrafa saçıyor. Bu atmosferde çok boyutlu şiddet, estetik bir formda cezbeden bir maskeyle sunuluyor. Cinnet ve şiddet kültürü tüm çirkinliğiyle tekrar tekrar üretiliyor.

Küre Medya / Haber Merkezi
Küresel hegemonya anbean insanoğlunu bir ahtapot gibi sarıyor. Şer odakları her yönden çirkinliklerini etrafa saçıyor. Bu atmosferde çok boyutlu şiddet, estetik bir formda cezbeden bir maskeyle sunuluyor. Cinnet ve şiddet kültürü tüm çirkinliğiyle tekrar tekrar üretiliyor. Burada kastedilen şiddet zorbalık anlamında kullanılmamıştır. İnsan izzetine yöneltilen saygısızlık, hakikat fikrine uzatılan dil, fıtratı bozmaya yönelik her şey şiddet olarak görülmelidir. Böylece psikolojik şiddet sosyolojik bir olgu olarak her yerde hüküm sürüyor. Bu yakıcı ve yıkıcı atmosfer, bir şekilde insanı etkiliyor. Aklıselim sahibi her insan bu zor durumu hayra çevirmek için bir çaba gösterir. Bu durumdan en az yarayla kurtulmak için kesintisiz çalışır, çalışmalıdır.

Globalizim, egemen ideolojisiyle yeryüzünde küresel hegemonya kurmak için çalışır. Elindeki imkânları kullanarak tüm gücünü ifsat için harcar. Bu imkânların etkin gücü hiç şüphesiz medya. Bu gücün en ön sıralarında “ekran” yer alıyor. Çünkü ekran, aldatıcı propagandalarda bulunur. Kimlik ve kişilikler üzerinde tahakküm kurarak pasifize eder. Sistemli olarak uygulanan psikolojik savaş projeleriyle insanı baskı altında tutar. Geleneği, örfü, âdeti, kültürü tahrip eder. Duygu ve düşünceleri yozlaştırır. Zihinleri ve gönülleri işgal eder. Manevî değerleri yıpratarak sosyal yapıda gedikler açar. Yaşam tarzını istedikleri forma sokmak için bin bir suratla şov yaparlar. Bunun sonucu olarak evlerde, sokaklarda, bulvarlarda devasa ahlâksızlık tufanı boy gösterir. İşte bu kaotik durum insanı esir alır. Fıtrata özgü olan ne varsa değersizleştirerek mahveder.

Büyük ölçüde sekülerizmin şekillendirdiği dünya her gün biraz daha ilginç bir hal kazanmakta. Teknohayat tarzlarının revaçta olduğu bu dönemde dijital teknoloji jet hızıyla ilerliyor. Bu baş döndürücü hıza adaptasyon arzusu insanı çok boyutlu etkiliyor. Özellikle bu değişim kitle iletişim teknolojilerinde büyük bir hızla sürüyor. Medya ve teknoloji arasındaki doğru orantılı bağ her gün biraz daha kuvvetleniyor. Merak, görünür olmak, kabul görmek, çağın gerisinde kalmak gibi kaygılar insanı teknolojik yenilikleri adım adım takibe zorluyor. Teknolojik gelişimin üstünlüğünü ilan ettiği, içinde yaşadığımız bu zamanlar çok ilginç görüntüler ortaya koyuyor. Bu çağ bilgiyi de aşarak iletişim çağı olarak adlandırılıyor. Bilgi ve teknolojinin egemen olduğu, interaktif iletişimin hız kazandığı bu dönem teknomedyatik bir dönemdir.

Teknohayatın bir adım ötesi olan, daha doğrusu doğal bir sonucu olan teknomedyatik dönemde, teknoloji çılgınlığı toplum olarak bizi ister istemez etkiliyor. Aileyi, ev içi yaşantısından zihniyet yapısına kadar her şeyi kuşatıyor. Hayatı şekillendirerek her şeyi belirliyor. Modern teknolojiyi kültürden bağımsız düşünmek mümkün değil. Kültür insanın duygularını etkiliyor, düşüncelerini düzenliyor, hayat tarzını formatlıyor. Yaşamda kullanılan araç ve gereçlerin toplumun genel kültürünü etkilediği öteden beri bilinen bir gerçek.

Dünya günbegün ahlâkî ilkelerini kaybediyor. Dünya, insanın ana omurgası olan, onu ayakta tutan fıtrî özelliklerinden uzaklaşıyor. Erdemle, doğrulukla ilgileri olmayan, çıkarlarına yardım edecek her şeyi mubah gören pragmatist/faydacı/çıkarcı bu güruh, ürünü bozmak, nesli yok etmek için hiçbir zahmetten çekinmez. İnsan onuru onlar için bir anlam ifade etmez. Küresel ifsadın aktörleri bu güruhtur. Emperyalist küresel ifsadın en etkin silahı kitle iletişim araçlarıdır. Bu araçlar ekran ortak paydasında toplanır. Televizyon ekranı, bilgisayar ekranı ve akıllı telefon ekranı dünyayı egemenliği altına alıyor. Bu da insanlığı ekran bağımlılığına mahkûm ediyor. Böylece insanoğlu ekran ehli ve gönül ehli olarak iki gruba ayrılıyor. Bir ortamda gözler birbirinden uzaklaşarak ekranlara kilitlenmişse orada gönül ehli bir dost bulmak çok güçleşir. Aynı evi paylaşan aile üyeleri arasında bile böyle bir durumun olduğuna bir çırpıda çok örnek verilebilir. Muhatabınızın hangi cenahtan olduğunu anlamak için konuşma esnasında gözlerinin nerde olduğuna dikkat edin, siz de mi yoksa ekranda mı? Ekran bağımlısı olan muhatabınızın sizi görme ve duyma ihtimali çok düşüktür. Göz seviyesiyle gönül seviyesi arasında kuvvetli bir bağ vardır. Gözler kalbe açılan penceredir. Gönül ehli olmayanlarla gönülleri ihya etmek adına bir çalışmaya girişmek çok da mümkün değildir.

Ekran krallığının hâkim olduğu bir dönemde, üçlü ekran hortumuna tutulmuş modern dünyada var olma biçimi “görünür” olmaktır. Bu müzmin marazın sonucu olarak da bir imaj ve estetik krallığı kurulur. Bir şekilde var olmanın peşinde olanlara, sanal var olma biçimleri armağan eder modern dünya. Artık imaj ve mesaj/reklam devrindeyiz. Her gün her saat neredeyse her saniye “Sen her şeyin en iyisine layıksın.” diyen reklam sloganlarıyla karşı karşıyayız. Ekranın büyüsüne kapılanlar imaj devrinin takipçileri olarak “takva” ya karşı duyarsızlaşırlar, ne yazık ki. Düşünelim bir kere; iman, ahlâk duygu/his olmazsa insan ne kadar insan kalırdı? İslâm, Müslüman’a hayata değer kat diyor. Bu noktada yozlaşma ve ifsat ateşine odun taşıyan ekran hâkimiyetine karşı bilinçli olarak gardımızı almamız acilen gereklidir. Tüm yönleriyle kapsamlı bir “ekran” kritiği yapıp ekranın dünya için ne anlam ifade ettiğini bilmemiz gerekiyor. Televizyon, radyo, sinema, tiyatro vb. kitle iletişim araçlarının yüklendiği dil ve mesajının iyi tahlil edilmesi önemli bir zorunluluk. Yazılı ve görsel basının, sosyal medyanın, dizilerin, filmlerin bizi nasıl etkilediğinin farkında olmak zorundayız. Küresel hegemonyanın kültürel emperyalizmi devamlı kılan en etkin silahı olan kitle iletişim araçları hakkında İslâmî bir bakış açısı geliştirerek, Müslüman’ca bir duruş ortaya koymalıyız. Postmodern çağın en önemli silahını en etkin biçimde kullanmalıyız.

Ekran hegemonyası kadın programlarında, dizilerde, yarışma programlarında kullandığı yozlaştırıcı dil ve reklam sloganlarıyla her fırsatta kendisine yeni köleler kazanır. Modern zamanlarda kölelik, gurur ve ayrıcalık payeleriyle, kendini aşmak, önemli olmak, toplumda görünür olmak ve bir yer edinmek olarak tezahür eder. Her şeyin ego ve imaj ekseninde döndüğü bir dünyada “kölelik” insana bahşedilmiş bir payedir, adeta. Bugünün köleleriyle geçmiş zamanların köleleri arasında belirgin bir fark var. Dünün köleleri, köle olduklarını biliyordu. Ama çağdaş köleler, köle olduklarının şuurunda değil, maalesef. Her gün cazip bir etiket köleyi gözde ve görünür kılarak, kibir ve gurur körlüğüyle köleliği körükler.

İşgal ve kuşatılmışlık sadece fiziksel ve coğrafî olarak açıklanamaz. Bugün zihinsel ve psikolojik bir kuşatılmışlık hüküm sürmektedir. Asıl işgal, yaşadığımız yerin bizim yaşam ilkelerimize ters düşmesi, değerlerimize savaş açılması, ilkeli yaşama alanlarımızın daraltılmasıdır. Asıl kuşatılmışlık medya savaşları arasında kalarak kültür emperyalizmini kanıksamaktır. Ekran baskısı karşısında gaflete dalarak, servis edilen/empoze edilen bilgiyi fıtrî filtreye tabi tutmadan şuursuzca kabul etmektir. Silahların işgali bir gün mutlaka biter. Fakat zihinsel işgal fikri donuklaştırır. Kalp/ruh ölür, insan tepkisizleşir. Zihinsel çöküş, eylemlerin yozlaşmasına yol açıyor. Medya hegemonyası ve ekran bağımlılığının bir sonucu olarak ortaya çıkan popüler kültürün etkisiyle gerçekleşen kültürel ve zihinsel kuşatmaya karşı mücadeleyi kesintisiz olarak sürdürmek zorundayız. Eğer bu yönde bir çaba ortaya koymazsak, susuzluğunu seçtiğimiz hakikat medeniyetiyle aramıza engeller koymuş oluruz. Biz Müslümanlar ekran karşısında oyalanırken/uyurken İslâm’ın altı oyuluyor. Kelime ve kavramların içi boşaltılıyor. Müslüman kimliği dört bir yandan saldırıya uğruyor. Çocuklarımız bizim olmaktan çok egemen ekran kültürünün kuklası oluyor.

Modernizmin esas gayesi, çıkarları gereğince insanlığın kontrolünü sağlamak, Batı uygarlığının hegemonyasını kesintisiz kılmak ve seküler ve kapitalist bir dünyaya tüketim köleleri üretmektir. Bu kapsamda insanların duyguları, üçlü ekran egemenliği (tel-tv-bilgisayar) karşısında korumasız bırakılarak yozlaştırılır. Ekran tutkunu nesiller çeşitli şekillerde kontrol altında tutulur. Böylece varlık şuuruna yabancılaşan, sorumluluklarına duyarsızlaşan, bireyselleşen, yalnızlaşan bir insan profili ortaya çıkar. Fıtratın güzelliklerine yabancılaşan bu insan tipi ekran eksenli bir yaşam sürdürür. Çağdaş hurafelerin taşıyıcısı ve servisçisi olan ekran ile göz ve gönül bağı kuranlar devasa bir yanılgı ağının içine düşerler. Asla unutulmamalı ki, insan biyolojik anne babasından çok, içinde yaşadığı kültürün çocuğudur.

Küresel ekranlar, küresel emperyalizmi evlerimizin kalbine, en derinine kadar ulaştırır. Evin hürmetine dil uzatır, mahremiyetine leke sürer. Ekran hegemonyası kadın ve erkeğiyle genç yaşlı ayrımı gözetmeden insanın haysiyetine/izzetine el uzatarak evi işgal etmiştir. Üçlü ekran kuşatması aileyi çok boyutlu etkiler, bozar, mahveder. İfsat ateşini tutuşturarak aileyi felaketlere sürükler. Bu bağlamdaki oyununu öyle sinsice kurar ki, çirkinlikleri illüzyon maharetiyle evlerimizin baş köşesinde sahneler. Bu büyünün etkisiyle akıl donuklaşır, kalp örtülür, gözler kör, kulaklar sağır olur. Böylece medyanın etkisi altında, bir yönüyle sosyal alana açılan evin “yuva” özelliği çeşitli tehlikelerle karşı karşıya kalır.

Teknomedyatik bu çağda, çok boyutlu emperyalizmin en güçlü silahlarından biridir medya. İnsanlığa yöneltilen bu silahın etki alanını daraltmak ve olumsuz etkilerini azaltmak için her Müslüman’a önemli görevler düşmektedir. Bu işgale direnmek ancak medeniyet köklerimize dönmekle mümkündür. İstikbal köklerdedir. İzzetle ayakta kalabilmenin şartı değişim ve yenilenmeyi iyi değerlendirmek gerekiyor. Yoksa kültür emperyalizmini, yanlış bir algıyla “değişim” olarak adlandırabiliriz kolayca.

İslâm, insanı kibir, gurur ve egoizm gibi ahlâkî düşüklük alameti olan durumlardan kuvvetle sakındırır. Müslüman’ı kendini ilgilendirmeyen şeylerden uzak durmaya çağırır. Ya hayır söylemesini ya da susmasını öğütler. Gözünü, dilini, elini, belini haramdan korumasını ister. Nefsin hevâ ve hevesine karşı uyanık olmasını söyler. Vaktin kıymetini bilerek ilahi rızaya uygun olarak planlamasını emreder. Maruf olan her şeyi yaymayı, münker olan her şeyden de sakındırmayı ferdî, ailevî ve toplumsal huzuru tesis etmek için önemli bir mükellefiyet olarak insana verir. İnsanın kelimelere muhatap kılınıp “halife” olarak dünyada bulunması ve emaneti yüklenmesi yozlaşmaya “Dur!” demesini gerekli kılar. Fıtratı bozmayı amaçlayan odaklarla mücadele etmesi, onun birinci görevidir.

“Ey bürünüp sarılan (Rasûlüm)! Kalk ve (insanları) uyar. Sadece Rabbini büyük tanı. Elbiseni tertemiz tut. Kötü şeyleri terk et. Yaptığın iyiliği çok görerek başa kakma. Rabbinin rızasına ermek için sabret.” (Müddessir, 1-7)

“Üç şey helak edicidir: itaat edilen cimrilik, uyulan hevâsât ve kişinin kendini beğenmesi.” (Taberani)

“Rabbimiz! Bize tarafından rahmet ver. Bize şu durumumuzdan bir kurtuluş yolu hazırla!” (Kehf, 10)

Hayriye Bican/Medeniyet Vakfı 


Yukarı Dön



Etiketler:

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Kategoriye Ait Diğer Haberler



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat