"Doğru hedeflerimiz ve meşru adımlarımız olmalı"


"Doğru hedeflerimiz ve meşru adımlarımız olmalı"

A+ |Normal |A-

Son güncelleme: 25 Nisan 2016 Pazartesi 18:05


Özgür Yazarlar Birliği, "İslami Mücadelede Zaaflarımız ve İmkânlar" konusuyla Yazar Hamza ER'i misafir etti.

Küre Medya / Haber Merkezi
Yazar Hamza ER, "Kurucu İslami Siyasi İrade" tartışma dizisinin bir devamı olarak Özgür Yazarlar Birliği'nde "İslami Mücadelede Zaaflarımız ve İmkânlar" başlıklı bir konuşma yaptı.

Konuşma boyunca öne çıkan tespitler şu şekilde:

– Mücadele, hareket, bir fikrin egemenliği için verilen çabadır.

– Her düşünce, ideoloji, kendi doğru bildiklerini yaymak için var olur.

– İlahi, aşkın olandan kopuk hareketler soğuktur, güdüktür. Oysa İslami mücadele çift dünyalı bir hedefi merkezine alır. Dünyada Allah'ın emri gereği yeryüzünü inşa etme ameli ve bu amelin gerçekleşmesi için yürütülen mücadeleden ötürü Ahiret kazancı. Bizler, mücadelemizi Allah'a iman ve kulluğun gereği olarak, Rabbimiz bizden istediği için yaparız.

– Hareket, tevhit inancını merkeze alan, bireysel ve toplumsal hedefleri olan, buna dönük programları, projeleri olan, belli bir zamana ait olmayan bir mücadeledir.

– Mekki bir ayet olan Furkan Suresi 52. Ayetinde gördüğümüz gibi İslami Mücadele Cihat kavramıyla ilişkilidir. Ayet, "Kur'an'la büyük cihat et!" der. Cihat, cehd, çaba, azim, kararlılık gibi unsurları içinde barındırır. Bu sebeple hayatın her anında yürüttüğümüz Cihad, İslami Mücadelemizin temel kavramıdır.

– 28. Şubat ve 11. Eylül yerel ve küresel darbeleri Müslümanları maalesef sindirmiştir ve onları dizayn etme gerekçesi olarak kullanılmıştır. Bugün Müslümanların önemli bir kısmı üzülerek söylememiz gerekir ki kendilerine sopa gösterenlerin rengine bürünmüşlerdir.

– Bugün İslami camiaların içerisinde bir samimiyet sorunu yaşanmaktadır. Bu dönemde, Müslümanların en temel Tevhidi ilkelerden mahrum olduğunu, yetersiz ve bilinçsiz olduklarını gördük. Belli bir planı ve programı olmayan yapılanmalar olunduğu ortaya çıktı.

– Müslüman kitle, ya ılımlılık, tavizkarlık ya da kör şiddet yanlışına sürüklendi. Müslümanlar olarak Vasat ve dengeli düşünüp hareket etmesi gereken merkezi inşa edemedik. İmhacı veya çıkar peşinde koşan iki tür sapma durumu görüldü.

– Geçmiş dönemin idealist Müslümanları bu durum karşısında küskünlüğe kapıldılar. Ruhen bir kurtarıcı beklentisine girdiler. Bazı liderlere bu anlamı yüklediler, çünkü buna açlardı.

– Zaaflarımızın ilkini "doğru bir hedef tanımımız yok." Şeklinde ifade edebiliriz. Müslümanlar, deklare ettikleri net açık hedefleri olmadığından bahsettiğimiz olumsuz tablo ile karşılaştılar.

– Kimi kısmî özgürlüklerin kazanımının hedeflenerek merkeze alınmasıyla sığ ve geçici projelerle karşılaştık. Bu türden özgürlük alanlarının açılması sağlandığında, ne yapacağını bilemeyen bir hale sürüklenildi. Bizim mücadelemizin temelinde, kısmi özgürlük açılımları, soframızda bir kap yemeğin artması gibi talepler tek başına olamaz. Tüm çarpıklıkların arkasında mecut cahili şirk düzeninin olduğu belirtilmeli ve Tevhidi mesaj açıkça ortaya konmalıdır. Taleplerimiz Peygamberlerin ortak talebidir: "Yalnız Allah'a kulluk edin, çünkü sizin O'ndan başka ilahınız yoktur."

– Allah mikrodan makroya geniş bir hedef önümüze koymuştur. Zariyat Suresi 56. Ayetiyle varlık gayemizi kendisine kulluk olarak belirten Rabbimiz, Mülk suresi 2 ve 3. Ayetleriyle de hangimizin hayırlı işler, salih ameller ortaya koyup koymadığımızı görebilmek için ölümü ve hayatın var edildiğini bizlere söylemiştir.

– Bireysel sorumluluğun fark edildiği anla birlikte "ben"den bize geçiş olmakta, mücadelenin cemaatsel boyutu gündeme getirilmektedir. Allah, Al-i İmran Suresi 104 ve 110. Ayetleriyle, kötülüğe karşı koyacak, iyiliği emredecek bir topluluğun var olmasını bizlere emretmektedir.

– Bu mücadelenin ilk erleri Peygamberlerdir. Onlar, kavimlerini baskı altında tutan, zorba, müstekbir egemenler ve onların kurduğu sistemle mücadele etmişlerdir.

– İslami Mücadelenin temel özelliklerinden birisi de toplum önünde temel imani, ahlaki örnekliğin ne pahasına olursa olsun ortaya konmasıdır. Hacc suresi 78. Ayetiyle birlikte Resulün bizlere bu dinin nasıl ADAM gibi yaşanılabileceğini öğretmekle görevlendirildiği anlatılmakta, biz Müslümanlardan da diğer insanlığa bu şahidlik, tanıklık vazifemizi somut bir şekilde gösterebilmemiz beklenmektedir.

– Adaletin kendisine yakıştığı kişiler Müslümanlardır. Hadid Suresi 25. Ayetiyle vahyin ve mizanın Adaleti ayakta tutabilmek için verildiği belirtilmektedir. Müslümanlar bunu sadece bir devlet otoritesinin sağlandığı döneme hapsetmemeli, hayatın her aşamasında, her döneminde Adaletten ayrılmama durumlarını korumalıdırlar.

– Hedef zafiyetimiz vardır. Allah'ın ayetlerine muhatap olan bir mü'min nasıl atıl, tembel, miskin, şaşkın kalabilir. Allah makro planda bütün bir yeryüzünü bize hedef göstermiştir. Bu hedef merkeze alındığında bütün alanlarda mücadele devam etmelidir. Rabbimiz Bakara Suresi 193. Ayetiyle zulmün, fitnenin ortadan kalkıp din, söz sadece Allah'a ait oluncaya kadar, sadece Allah'ın sözü geçinceye kadar cihadı, mücadeleyi önümüze koymuştur.

–Bizlerin bu mücadele sürecindeki temel pusulası Kur'an'dır. Bu kaynağa yaklaşımdaki hatalarımız bazı zaaflar ortaya çıkarmıştır. Üretilmiş olanların Kur'an'ın önüne geçirilmesi, tarihselci anlayışla ayetlerin belli bir çağa hapsedilmesi, Peygamber kıssalarının o döneme aitmiş gibi kabul görerek mesajının gündemleştirilmemesi Kur'an'la dirilişi engelledi.

– İnsanlar hayatlarını Kur'an'a arz edeceklerine Kur'an'ı kendi hayatlarına arz etmeye başladılar.

– Şehid Seyyid Kutub'un, "Ashab Kur'an'a Allah bizden neyi istiyor hassasiyetiyle yaklaşmıştır." uyarısı bugünün Asr-ı Saadetini inşa edebilmek için dikkate alınmalıdır.

– Birçok ayet, yapılan yorumlarla ideolojik forma dönüştürülmüş, bağlamından kopartılan ayetlerle yeni manipülasyonlar oluşturulmuştur.

– Bu süreç de ciddi yöntem hatalarımız olmuştur. Oysa hedefi önümüze koyan Allah, bu hedefe giden yoldaki temel ilkeleri de bizlere öğretmiştir.

– Yöntemin temel işaretleri; 1) Yöntem Kitab'a bağlıdır. 2) Yöntem, tavizsiz ve uzlaşmasız olmayı bekler. 3) Yöntem hareketin temel değerleriyle çatışamaz. 4) Fertleri Ahiret merkezli bir sonuca odaklandırır. Başarı ölçüsü istikamet üzere kalınıp kalınmadığıdır.

– Resul(s), döneminin rahatsızlık veren sorunlarını gündeme taşıdı. Yetimi itip kakma, doyurmama, kadının değersizliği, ölçü ve tartıda haksızlık, zayıfların güçlüler tarafından ezilmesi, kız çocuklarının diri diri toprağa gömülmesi gibi sorunlar ayetlerle ortaya kondu. Ancak bunlar muhalefet ve mücadele sürecinin merkezinde yer almadı. Bu sorunları üreten cahili şirk anlayışı tenkit edilmiş, Tevhidi bilinçten yoksun toplumların böyle dengesiz, ölçüsüz yönelişlerinin olabileceği hatırlatılmıştır. Yani açık bir şekilde sistem eleştirisi yapılmıştır.

– Mücadele sürecinde insanlar tevhidi bilince yönlendirilmelidir. Lokal sorunlar tek başına sistemden bağımsız ele alınarak tuhaf, komik bir "anticilik" oluşturulmamalıdır.

– Net, açık bir İslami muhalefet dili üretilmelidir. Temel değerlerimiz üzerinden bir dil kullanılmalıdır.

–İş başında kim olursa olsun "Laik, Kapitalist, Demokrat, Irkçı, emperyalizm iş birlikçisi" gibi özelliklere sahip sistemin, açıkça cahili ve gayri islami olduğu ortaya konmalıdır. Ancak bizler muhalefet ederken bile adil yaklaşımdan bağımsız olamayız. Bu sistemin idaresinde olan abdestli, namazlı fertleri sırf islami geçmişleri ve görüntülerinden ötürü eleştiren, alçakça saldıran ulusalcı, Kemalist, PKK'li, Gülenist kesimler gibi çevrelerin korosuna katılamayız. Onlarla aynı karede gözükemeyiz, gözükmemeliyiz.

– Biz Müslümanlar Kur'an merkezli unvanlar dışındaki yakıştırmalardan, sentezlerden uzak durmalıyız. Kur'an bizi "Müslim, Mü'min, Muvahhid, Muttaki, Muslih" olarak tanımlandırmıştır. Herbiri kendi özel koşulları gereği türemiş ve birbirleriyle daima çatışma üzerinde bulunan ideolojiler üzerinden, bizimle benzeşen bazı küçük ayrıntıları sebebiyle "Kapitalist Müslüman, Feminist Müslüman, Sosyalist Müslüman, Demokrat Müslüman" yakıştırmalarını üzerimizde bulunduramayız. Tağutların bizlere dayattığı kimliklerden teberri etmeliyiz.

– İslami Mücadele, kendisini salt bir ideolojiye indirgememelidir.

– Sağlıklı bir İslami Mücadele, mensuplarını dava adamlığı bilinciyle yetiştiren hareketlerle yürütülebilir. Genç kadroların, salt aktivist, yardım gönüllüsü veya hayattan öc almak için bileylenmiş intiharcı şahsiyetlere dönüştürülmesine fırsat vermemeliyiz. Uzun soluklu bir toplumsal dönüşümü gerçekleştirecek bilinçli nesillere ihtiyacımız vardır.

– İslami mücadele bir kadro hareketidir ve sağlıklı kadrolarını kendi içerisinden yetiştirebilmelidir.

– "Hayâ imandandır, temizlik imandandır, güzel ahlak imandandır" hadisleri üzerinde düşünebilmeli, İslami Mücadele sürecinin erlerinin iman ve ahlak ayırımı yapmadan yetiştirilmesine çalışılmalıdır. Fertlerini "dosdoğru olmak, sözünü tutmak, aldatmamak, yalan söylememek, iftira atmamak, cimrilik etmemek, kötü, çirkin söz söylemekten kaçınmak, akrabaları gözetmek, sadık ve emin olmak vb." gibi vasıflara bağlı yetiştiren bir hareketin önü açılacak ve inşallah arzu edilen dönüşüme doğru yürüyüş hızlanacaktır.





Haber: Şeyma Doğan/Ö.Y.B.

Yukarı Dön

İlgili Videolar






Etiketler:

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Kategoriye Ait Diğer Haberler



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat