Dış politikada önyargılar


Dış politikada önyargılar

A+ |Normal |A-

Son güncelleme: 23 Haziran 2016 Perşembe 16:27


Yeni Şafak yazarı Rasim Özdenören, bugünkü yazsında diplomatik ilişkilerde dostlukların veya düşmanlıkların değil, çıkarların etkin olması gerektiğini savundu.

Küre Medya / Haber Merkezi
slamî Analiz/Haber Merkezi

Yeni Şafak yazarı Rasim Özdenören, diplomatik ilişkilerde dostlukların veya düşmanlıkların değil, çıkarların etkin olması gerektiğini savunduğu yazısında, İsrail ile diplomatik ilişkilerin olağan düzeye getirilmesi durumunda diğer komşu ülkelerle anlaşmanın önündeki engellerin daha kolay aşılacağını iddia etti.

Yazının tamamı şu şekilde:

Ön yargıları bir kerede söküp atmak zor…

Durum hele de dış politika ile ilgili olursa, uzun yılların birikimi olarak oluşmuş bulunan önyargıları bir kerede söküp atmak ne mümkün!

Eğer bu önyargılar diplomasinin gerektirdiği esneklikler içinde değil de, düşmanlık ve vur kır üzerinden geliştirilmiş ise, onlardan kurtulmak zorun zoru… Çünkü bu düzlemde artık sağduyu yerine komplolar yürürlüğe giriyor.

Başbakan Binali Yıldırım'ın geçtiğimiz hafta dış politikada Rusya, İsrail, Mısır ve Suriye ile ilişkilerin düzelmesine öncelik verileceğine ilişkin açıklaması bazı kesimlerde işte bu önyargıların depreşmesine yol açtı.

Aslında bence, bu açıklama geç bile sayılabilir.

Biz, genelde diplomatik ilişki biçimi ile kişisel ilişki biçimimizi birbirine karıştırdığımızdan, üstelik kişisel ilişkimizi diplomatik ilişkilere bindirmek istediğimizden, uluslararası ilişkilerde de dostluk/düşmanlık ilişkisinin öncelik taşıdığı kanısını öne çıkarıyoruz.

Diplomatik ilişki biçiminde dostluk/düşmanlık değil, fakat çıkar ilişkisi ön alır.

Aksi takdirde hiçbir savaşın bitirilmesi söz konusu olmaz. Veya hiçbir barış anlaşması güvenli bir zemine oturtulmaz, oturtulamaz…

Komşu ülkelerle ilişkilerin bir biçimde sekteye uğramasını sürgit sürdürme çabası içine düşmek akla ziyan bir politik tutum olurdu. Bu ilişkilerin bir biçimde düzeltilmesi, olağan seyrine oturtulması gerekirdi. Daha önce başlatılmış olan bu iyileştirme politikasının yeni hükümet tarafından hızlandırılması ve sonuç almaya yönelik bir girişimin gerçekleştirilmesi olayın doğasında içkin bir durumdu.

Başbakanın açıklamasında her ne kadar dört komşu ülkenin adı anılmış olsa da, temelde asıl çıbanbaşının veya düğüm noktasının İsrail olduğunu kabul etmek gerekiyor. Eğer İsrail ile diplomatik ilişkiler olağan düzeye getirilirse diğerleriyle anlaşmanın önündeki engeller daha kolay aşılır.

Türkiye'nin komşularıyla sıfır sorundan sorunlar yumağına dönüşmesinin tarihi çok eskilere gitmiyor. 2009 Davos toplantısı bu değişimin miladıdır. Oradaki duygusal tepkinin hükümet politikasına dönüştürülmesi ve bu politikanın bazı çevrelerde aferinle karşılanması olayın düğümlenmesine yol açtı. Ama diplomasinin gerektirdiği pragmatizm (çıkar ilişkisini öne alma) bu düğümün bir biçimde çözülmesini istetiyor.

Türkiye halen şimdiki pozisyonda inisiyatifi elinde tutan taraf olarak görünüyor. Bu inisiyatifi kullandığı ölçüde oyun kuran taraf da o olur.

Diplomasi hasmın gücünü kendi lehine imale etme maharetinde ortaya çıkar. Bu da reel durumu nasıl tasarruf edeceğini bilmekten geçer. Kabul etmeli ki, kimseye bir şey vermeden kimseden bir şey almanın önü açılmaz.

İyice karmaşıklaşmış, kördüğüm haline gelmiş olan terör badiresinin çözümü de komşularla diplomatik ilişkilerin olağan hale getirilmesiyle doğrudan bağlantılıdır.

Yukarı Dön



Etiketler:

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Kategoriye Ait Diğer Haberler



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat