Direniş sembolü Ömer Muhtar


Direniş sembolü Ömer Muhtar

A+ |Normal |A-

Son güncelleme: 16 Eylül 2016 Cuma 14:01


Libya'yı işgal eden İtalyanlara karşı büyük bir direniş başlatan Ömer Muhtar, esir düştükten sonra göstermelik bir mahkeme sonucunda idam edilmişti.

Küre Medya / Haber Merkezi
Libya'yı işgal eden İtalyanlara karşı büyük bir direniş başlatan Ömer Muhtar, esir düştükten sonra göstermelik bir mahkeme sonucunda idam edilmişti

Libya'da İtalyanlara karşı yürütülen direniş hareketinin önderi Ömer Muhtar, İtalyanlar tarafından esir edildikten sonra 16 Eylül 1931 tarihinde idam edilmişti.

İtalyanların ellerine düşen Ömer Muhtar’dan hayatı karşılığında bütün mücahitlerin teslim olmasını istendi. Ancak Ömer Muhtar, İtalyanların bu isteğini kesin bir diller reddetti. Bunun üzerine göstermelik mahkeme tarafından idama mahkum edildi.

Ömer Muhtar, mahkemenin hükmüne şu meşhur cevabı verdi: “Hüküm ve karar yalnız Allah’ındır. Sizin bu sahte ve uydurma hükmünüzün hiçbir geçerliliği yoktur. İnna lillah ve inna ileyhi raciun (Biz Allah’ın kullarıyız ve sonunda ona döneceğiz.)”

Libya Mücahidi, 16 Eylül 1931’de halkının gözleri önünde idam edildi.

ÖMER MUHTAR KİMDİR

Afrika’da, Osmanlılarla ortak hareket eden bölgenin en büyük ve etkin tarikatı Senusiyye’ye mensup liderler, bütün güçleriyle Fransa ve İtalya’nın emperyalist işgallerine karşı bir direniş başlattılar. Özellikle Ahmed Eş-Şerif Es-Senusi’nin liderliği ele almasından sonra dini, içtimai rollerle birlikte silahlı ve siyasi bir harekete de dönüşen Senusiyye tarikatı, Libya’daki mücadele ruhunu devamlı surette diri tutarak örgütledi.

Senusiler, 18 Ekim 1912’de Osmanlı Devleti ile İtalya arasında Uşi (Quchy) Anlaşması’nın imzalanmasından sonra ve I. Dünya Savaşı sırasında da cihada, Osmanlılar yanında devam ettiler. 1917 yılında Ahmed Eş-Şerif Es-Senusi’nin, Halife sıfatını da haiz Osmanlı Padişahı’nın çağrısını kabul ederek, harekete İstanbul’dan daha ciddi bir fayda sağlayacağı inancıyla buraya gelmesinin akabinde, yerine Muhammed İdris Es-Senusi geçti. Onun, İtalyan işgalini kısmen tanıyan bir anlaşma imzalaması ve tedavi gerekçesiyle 1922’de Mısır’a gitmesiyle birlikte bir süre duraksayan direniş, tarikat içerisinden yetişen başka bir isim etrafında yeniden güçlendi.

Mustafa Akkad’ın yönetmenliğini yaptığı ve Anthony Qiun’in başrolünü oynadığı, dönemin Libya lideri Muammer Kaddafi’den büyük destek gören, 1981 yapımı “Lion of Desert-Çöl Aslanı” filmiyle dünyaca tanınan bu isim, Muhammed İdris Es-Senusi’nin babası, Şeyh Muhammed Mehdi’nin yanında yetişen ve liderlik vasıflarıyla öne çıkan Ömer Muhtar’dı.1862 yılında doğan ve Libya’daki en büyük Arap kabileleri arasında sayılan Menife’ye mensup Gays ailesinden olan Ömer Muhtar, İtalyan işgaline karşı, Kufra’da mücadele kararının aldığı toplantıya da iştirak etti ve kurduğu 1000 kişilik mücahit birliği ile İtalyanlara karşı ilk kurşun sıkanlar arasında yer aldı. Komutan olarak birçok baskını idare ederek çatışmalara katıldı ve İslam’ın emrettiği cihad ruhundan en sıkıntılı zamanlarda bile taviz vermedi.

1923 yılına gelindiğinde, İtalyanlarla anlaşma yaparak işgali tanıyan Muhammed İdris Es-Senusi ile görüşmek için Mısır’a giden Ömer Muhtar, buradan olumlu bir sonuç alamadı ve aynı günlerde İtalyanların kendisine mücadeleden vazgeçmesi karşılığında yaptığı cömertçe teklifleri reddederek Libya’ya döndü. Artık, Libya’daki cihad hareketinin tüm liderliğini üstlenen Ömer Muhtar, “Ahmed Şerif Es-Senusi’ye Şubat 1924 tarihinde bir mektup gönderdi. Sitem dolu bu mektubunda: İtalyanlar’ın daha önce İdris Es-Senusi ile imzaladıkları anlaşmaları iptal ettiklerini, Trablusgarp halkının başsız bırakıldığını, askeri bir düzeni olmayan birliklerle Cebelü’l-Ahdar’da cihada devam edeceklerini bildirdi; kendilerine para, silah ve erzak göndermesini talep etti. Bu arada bütün bölgeleri gezerek Berka, Trablus ve Fizan’daki güçleri tek bir idare altında topladı. İtalyanlara karşı yeniden ve büyük bir direniş başlattı.

Senusi tarikatının irşad ettiği, korkusuz ve gönüllü olarak cihada iştirak eden kabile mensuplarına, Müslüman halktan sağlanan vergi, zekat, öşür, bağış gibi gelirlere, düşmandan alınan ganimetlere dayanılarak gerilla güçleriyle sürdürülen başarılı mücadeleyi durdurmak isteyen İtalyanlar, zulüm, zorbalık, tehdit ve rüşvet dahil her yola başvurmaya başladılar. İşte bu dönemlerde İtalya’da Benito Musollini liderliğinde iktidara gelen faşist yönetim, daha önce Libya’ya gönderdiği Bongiovanni, Mombelli, Teruzi, Sicilliani ve Pietro Badoglio gibi valilerin kıramadığı direnişin, şiddetle ezilmesi kararını aldı. Bu iş için de o güne kadar tayin edilenlerin en acımasızı olarak bilinen Rodolfo Graziani görevlendirildi.

Ömer Muhtar kuvvetlerinin halktan yardım almalarını engellemek için hayvanlar, mahsuller, ürünler telef edildi. Ormanlar yakıldı. Libya’ya zırhlı araçlar ve uçaklar sevk eden işgal kumandanlığı, Müslümanları içlerinden bölmek için algı operasyonlarına başladı. Ömer Muhtar’ın çocukluk arkadaşı Şerif El-Giryani’yi yanlarına çeken İtalyanlar, Senusi hareketinin önde gelenlerinden Muhammed Rıza aracılığı ile Ömer Muhtar ve mücahitlere teslim çağrıları yaptılar. Fakat istedikleri neticeyi elde edemeyince bu sefer mukavemeti destekleyen halkı toplama kamplarına hapsetmeye başladılar. Bu kamplarda tutulan on binlerce Libyalı Müslüman açlıktan, hastalıktan can verdi. Birçoğu da idam edildi. “Direnişe en büyük destek Mısır’dan geldiği için yeni Vali Graziani, Akdeniz sahilindeki Sellum yakınında deniz kıyısından güneydeki Cağbub’a kadar uzanan yaklaşık 270 kilometrelik bir mesafeyi 2 m. yüksekliğinde ve 3 m. genişliğinde dikenli tellerle kapattırdı.

Böylece mücahitlerin yardım temin ettikleri tek yön de kesilmiş oldu. Bunların ardından düzenlenen saldırılarda Ömer Muhtar’ın birbirinden değerli silah arkadaşlarının şehit olması ve Kufra’nın düşmesi, mücadeleyi oldukça sıkıntılı bir duruma soktu. Bütün bu olumsuz şartlara rağmen savaşı azimle sürdüren ve cihattan vazgeçmeyen Ömer Muhtar, 11 Eylül 1931 tarihinde adamlarıyla birlikte sahabeden Seyyid Rafi‘in kabrini ziyarete gittiklerinde İtalyan çemberi içinde kalarak esir düştü. Asi bir İtalyan vatandaşı olarak yargılandığı mahkemede o sırada 74 yaşında bulunan Ömer Muhtar şunları söyledi:

“Savcı: Kime karşı savaştın?

Ömer Muhtar: İtalyan hükümetine karşı savaştım.

Savcı: Kaç muharebede bulundun?

Ömer Muhtar: Birçoğunda, tam olarak sayısını bilemem. Bizzat katılmadıklarımda ise benim emrimle harekât yapılmıştır.

Savcı: Teğmen Beati’nin öldürülmesi emrini sen mi verdin?

Ömer Muhtar: Tutsak edilmişti. Bir gün ben yokken İtalyan birlikleri bizimkilere çok yaklaşmış bunun üzerine savaş hali bu ya, onu öldürmüşler.

Savcı: Bütün tutsak düşürdüklerinizin öldürülmesi emrini verdin mi?

Ömer Muhtar: Hayır, ben böyle bir emir vermedim.
Savcı: Kasr Beni Kadem mevkiinde, telefon hatlarını tamir edenlerin öldürülmesi ve İtalyan birliklerine karşı akınlar yapılması emrini sen mi verdin?

Ömer Muhtar: Evet. Bu emirleri ben verdim.”

Bunun ardından “Hakimin: “İtalya sıkıyönetim mahkemesi idamına karar verdi”. Diye hitap ettiği Ömer Muhtar: “Hüküm ve karar yalnız Allah’ındır. Sizin bu sahte ve uydurma hükmünüzün hiçbir geçerliliği yoktur…İnna lillah ve inna ileyhi raciun”..diye cevap verdi ve 15 Eylül 1931 yılında Suluk kampında 20.000’i bulan bir halk topluluğu önünde idam edildi. Hayatı ve mücadelesi birçok araştırmaya ve bir filme konu olan Ömer Muhtar, Libya’daki direnişin sembol ismi olarak tarihe geçti.

MUHAMMED ESED CİHADIN SON GÜNLERİNDE ONUNLA BULUŞMUŞTU

Türkiyeli okuyucular tarafından da Mekke'ye Giden Yol kitabıyla ve Kuran Mesajı adlı meal tefsiriyle tanınan Muhammed Esed, Libya'da İtalyanlara karşı yürütülen cihadın son aylarında Ömer Muhtarla buluştu. Onunla geçirdiği iki gece bir gündüz süren görüşmesini ve Libya cihadına olan duyarlılığını gösteren hatırasını Mekke'ye Giden Yol'un  407-443. sayfalarında anlatmıştır.

Esed'in  Ömer Muhtar'la ilgili  ifadelerden biri şöyle: "Benim için İslâm bir yoldu, üzerinde sonsuza kadar yürünecek bir yol. Bir son, ya da bir durak değil. Ve Ömer Muhtarın mücahitleri de, tıpkı on üç yüzyıl önce Peygamber (s.a.v.) ve sahabilerinin yaptığı gibi, özgürlük tutkusuyla canlarını ortaya koyarak işte bu yolu yürümeye çalışıyorlardı. Onlara bu çetin ve zorlu mücadelelerinde yardım etmek, sonucu ne  olursa olsun benim için bir görev, namaz gibi terk edilmez bir ibadetti."

Yukarı Dön



Etiketler:

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Kategoriye Ait Diğer Haberler



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat