Devletin ve toplumun dini


Devletin ve toplumun dini

A+ |Normal |A-

Son güncelleme: 11 Ağustos 2015 Salı 21:56


Ali Bulaç, Devletin ve toplumun dini üzerine yazdığı yazısında, devletin dini hiç bir şekilde hayata müdahil kılmadığı halde, kendisinin dine sürekli müdahale ederek, dini kontrol altında tutmakta olduğunu söylüyor.

Küre Medya / Haber Merkezi
Ali Bulaç, Devletin ve toplumun dini üzerine yazdığı yazısında, devletin dini hiç bir şekilde hayata müdahil kılmadığı halde, kendisinin dine sürekli müdahale ederek, dini kontrol altında tutmakta olduğunu söylüyor.

Ali Bulaç, "Türkiye'de din, Diyanet (DİB) kanalıyla devletin kontrolü altındadır, ajandasındaki kayda göre din devletin izin verdiği çerçevede yaşanır. Din'i “inanç, ibadet, muamelat ve ukubat” olarak sıralamak mümkünse, devlet akaid ve ibadeti ehl-i sünnet mezhepleriyle sınırlandırmış, muamelat ve ukubatı ise fiilen neshetmiştir. Yasamada dini referans almadığı halde Cuma hutbelerini kendi adına okutmakta, imamlara “Allah devletimizi her türlü tehlikeden korusun” duası yaptırmaktadır. Devlet DİB'i tek referans alınca, dinî hayatın sivil alanı da etkin olmaz." diyor.

Ali Bulaç'ın ilgili yazısı:

Devletin ve toplumun dini

“Din-devlet ilişkisi” modern zamanların en önemli problemlerinden biridir. Batı dünyası kendi tarihinde yaşadığı tecrübeyi yeryüzü ölçeğinde genelleştirerek dini özel, izafi ve marjinal alana çekti ama ortaya çıkan durum, İslam dünyasında kargaşa, Batı'da devletin hukuku temellük etmesi ve kültürü nihilistleştirmesi oldu.

Türkiye'de din, Diyanet (DİB) kanalıyla devletin kontrolü altındadır, ajandasındaki kayda göre din devletin izin verdiği çerçevede yaşanır. Din'i “inanç, ibadet, muamelat ve ukubat” olarak sıralamak mümkünse, devlet akaid ve ibadeti ehl-i sünnet mezhepleriyle sınırlandırmış, muamelat ve ukubatı ise fiilen neshetmiştir. Yasamada dini referans almadığı halde Cuma hutbelerini kendi adına okutmakta, imamlara “Allah devletimizi her türlü tehlikeden korusun” duası yaptırmaktadır. Devlet DİB'i tek referans alınca, dinî hayatın sivil alanı da etkin olmaz.

Kişisel ve grup hayatında dini referans alanların (İslamcı, cemaat veya tarikat) devlete karşı tutumlarını belirlerken, verili olan devletin bir İslam devleti olmadığı bilincinde olmaları önemlidir. Müslümanların alim ve mütefekkirleri, öncelikle modern bağlamında devletin ve iktidarın yapısıyla ilgili kelami ve fıkhi kriterler yaparken, pratikte ne hasmane ne teslimiyetçi tutum takınmak gerekir. İslam tarihinin istikrarlı dönemlerinde tarikatlar genellikle devletin hasmı olmadıkları gibi toplumdaki uzantıları da olmamışlardır. Devletin organik ilişki halinde olduğu tarikatlar yok değildi, (Osmanlı'da Bektaşiliğin, sonra Nakşiliğin devlet tarikatı olması gibi) fakat arzuya şayan olan tarikat ve cemaatlerin görece özerk oldukları sivil alanlara sahip olmalarıdır. Sivil alanda kalması gereken tarikat ve cemaatler, bir yandan inançlarını ve pratiklerini yaşama özerkliğine sahip olurlarken, öte yandan kamu otoritesinin Hukuk'a riayet etmesini sağlayan baskı unsurları olma görevini üstlenirler. Bu devlet içinde iktidar kavgasına girişmekten veya devleti diğerlerinin aleyhine olmak üzere ele geçirmeye çalışmaktan farklı şeydir ve doğru olandır.

Çağımızın en çetrefilli sorunu iktidardır. Modern devlet güç temerküzüne dayanır ve klasik yönetimlerin üstlendiği tabii fonksiyonların çokça üstünde fonksiyonlar ve roller üstlenir. Modern zamanlarda devlet yasama, eğitim ve temel ekonomi politikalarında karar alma tekelini sivil toplumla paylaşmadıkça güç temerküzü daha da katmerleşecek, “hukukun üstünlüğü, uluslararası sözleşmeler, azınlık hakları vb.” retoriklere rağmen devlet küreselleşerek yeryüzü ölçeğinde canavara dönüşecektir. Şimdiden BM dünya parlamentosu, NATO küresel jandarma olmaya adaydır.


YAZININ DEVAMI İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZ>>>>>

Yukarı Dön



Etiketler:

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Kategoriye Ait Diğer Haberler



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat