Çölün Rehberi: "Hadi"


Çölün Rehberi: "Hadi"

A+ |Normal |A-

Son güncelleme: 12 Temmuz 2015 Pazar 12:17


Çölün korkutan, doğru yolu bulmayı neredeyse imkansızlaştıran özellikleriyle ilçe yaşayan risalet çağı insanları için “hadi” çok önemliydi, hayati öneme sahipti. Bu nedenle günlük hayatlarında sık sık kullandıkları ne anlamını çok iyi bildikleri bir kavramdı.

Küre Medya / Haber Merkezi
“Allah, iman edenlerin velisi (dostu ve destekçisi)dir. Onları karanlıklardan nura çıkarır; inkâr edenlerin velileri ise tağut'tur. Onları nurdan karanlıklara çıkarırlar. İşte onlar, ateşin halkıdırlar, onda süresiz kalacaklardır.”(Bakara Suresi 257)

“Allah, müteşabih (benzeşmeli), ikişerli bir Kitap olarak sözün en güzelini indirdi. Rablerine karşı içleri titreyerek-korkanların O’ndan derileri ürperir. Sonra onların derileri ve kalpleri Allah'ın zikrine (karşı) yumuşar-yatışır. İşte bu, Allah'ın yol göstermesidir, onunla dilediğini hidayete erdirir. Allah, kimi saptırırsa, artık onun için de bir yol gösterici yoktur.” (Zümer Suresi, 23)

Çöl risalet çağının Arapları için, içinde yaşadıkları coğrafyanın en önemli özelliğini oluşturuyordu. Çöl onlar için hayatlarının tamamını etkileyen ve yaşantılarının birçok özelliğini kendisine göre ayarlamak zorunda kaldıkları temel unsurdu. Zira onlar çölde doğar, çölün her türlü özelliklerini bizzat yaşayarak hayatlarını sürdürür ve çölde ölürlerdi. Çölün en önemli özelliği, sürekli değişen yapısı gereği, kalıcı bir şeye imkan sağlamamasıdır. İzler silinir, yollar kaybolur, yön tayin etmekte kullanılan tepeler yok olur ve her ana her şey değişir. Çöl doğru yolu bulmada işe yarayacak sabit bir şeyi kendisinde bulundurmaz. Orada her şey aynıdır, her tarafta bir birinin aynısı tepeler ve uçsuz bucaksız kum denizi vardır. Bütün bu özellikleri nedeniyle, çölde yaşayan insanlar için, çölden geçmek zorunda olan doğru yolu bilmek veya bulmak sürekli sahip oldukları hiç değişmeyen bir problemi teşkil ediyordu. Yerleşim merkezlerinin hemen yanında bulunan ve oldukça dar bir alanı kapsayan bölgeler hariç bütün çöl, doğru yolu bulabilme ve menzile ulaşabilme probleminin yegane kaynağını ve zeminini oluşturuyordu.

Çölün korkutan, doğru yolu bulmayı neredeyse imkansızlaştıran özellikleriyle ilçe yaşayan risalet çağı insanları için “hadi” çok önemliydi, hayati öneme sahipti. Bu nedenle günlük hayatlarında sık sık kullandıkları ne anlamını çok iyi bildikleri bir kavramdı. Zira onlar hadiler aracılığı ile çölün bilinmezlikleri içerisindeki doğru yollarını buluyorlardı. Hadi, sıcaktan ve susuzluktan ölmeye neden olacak sayısız çöl yollarının arasından doğru olanını bulup, böylelikle gereksiz sıkıntılara katlanmayı engelleyerek menzile varmayı sağlayan rehberin ismiydi. Hadi, Araplar için çölde geçen hayatları süresince, paha biçilmez bir değeri ve önemi ifade ediyordu; onsun bir yere kıpırdayamazlardı. Kıpırdayacak olsalar, kaybolup çölün sıcağında ve susuzluğunda helak olurlardı. Kıpırdamayacak olsalar bu seferde açlıktan ölürlerdi.  Çünkü en önemli geçim kaynaklarını ticari faaliyetler oluşturuyordu ve ticaretlerini gerçekleştirebilmeleri için çölü aşmaları gerekiyordu.

Risalet çağındaki Araplar için hadi önemliydi, özellikle de Mekkeliler için. Onlar hem günlük hayatlarının gereği olan yolculukları için hem de ekonomilerinin, siyasetlerinin, toplumsal konumlarının ve toplumlar arası imtiyazlarının selameti için çölü iyi bilen rehbere ihtiyaçları vardı. Zira zenginliklerinin kaynağı olan ticaret kervanlarının menzile gidebilmesi için “yolu bilen” gerekliydi, ekonomik gelirlerin ve toplumsal prestijlerin kaynağı olan hac ve panayırlar için diğer insanların Mekke’ye gelebilmeleri “yolu bilen”lere bağlıydı. “Yolu bilenler” olmayacak olsa her şey alt üst olurdu. Yol bilenler Mekkelilerin her şeyiydi, zira her şeyleri onlara bağlıydı.

Fakat bütün bunlara rağmen, hadilerin de yolu şaşırdıkları olurdu. Çölün her yerinde hadilere güvenmek mümkün değildi. Sonuçta onlarda birer insandı ve çöl çok büyük olmasının yanı sıra, ayrıca sürekli değişen bir yapıya sahipti. Bu durum çöl rehberleri için en büyük sorunu teşkil ederdi. Ayrıca çölde birçok yehma vardı. Buralar yolculuk etmeye korkulan bölgelerdi, o bölgelerin uzmanları yoktu. Hadiler dahi yehmalarda yolculuk edemezlerdi. Zira o bölgeler yön tayin etmeyi imkansız kılacak kadar hızlı değişkenliğe ve çok daha fazla tekdüzeliğe sahipti. Bazen birisi yehmada yolculuk yapmaya kalkardı da kendisinden bir daha haber alınamazdı. Ancak küçük çocukların, aptalların ve bunakların kalkışabileceği böylesi bir yolculuğun akibeti baştan belliydi; kaybolmak. Çölde kaybolmak iseölüm demekti.

Bilinmezlikler karşısında insan

Çöl insanlarının yaşadıkları coğrafya ile ilgili problemleri bir yana, esasen insanın bireysel ve toplumsal hayatı da çöl gibidir; bilinmezliklerle doludur. Her insan bu bilinmezlikleri aşmak ister; bunu gerçekleştirebilmek için de bilgiye ihtiyaç hisseder. İnsan her şeyden önce biyolojik varlığına uygun olan ve olmayan şartları bilmek ve uygun şartlarda varlığını devam ettirmek ister. İnsan sadece biyolojik varlığı için değil, başka durumlar ve şartlar için de bilgiye muhtaçtır. Psikolojik dünyasını dengede tutacak, kişiliğini her türlü olumsuz etkilerden koruyacak imkan ve şartları da bilmek ister. Toplumun bir üyesi sıfatıyla, diğer insanlarla olan her türlü ilişkisini en uygun, en güzel, en doğru şartlarda ve biçimde sürdürmeyi arzular. Bunların yanı sıra insan, düşünen, inanan, soran ve sorgulayan, var oluş nedenini bilmek isteyen, geçmiş ile geleceği arasında irtibat kuran bir varlıktır. Bu konularda da bilgi sahibi olmak, bu alanlarda açığa çıkan problemleri çözmek, sorularını cevaplamak, durumunu anlamak, gidişatını doğru kılmak, kişiliğini karakterini en güzel, en doğru şekilde inşa etmek ister.

İnsan sadece bu konularla ilgili bilgi edinmek istemez, ayrıca varlığı ve hayatı anlamak ister. Varlığın e hayatın failini amacını bilmek ister. Bu nedenle evrende sürekli gözlenen mükemmelliğin faili kimdir? Ben niçin var oldum? Eğer bir amaç için var oldumsa, bu amaç nedir? Varlığımın bir amacı yoksa, neden varım ve amaçsızım? Varlığımın oluşmasının bir amacı olabileceği gibi, ölümün de bir amacı olabilir mi? Eğer doğumun ve ölümün bir amacı varsa,  bunlar birbirleriyle ilgili midir?... gibi uzayıp giden bir  yığın soru, her insanın düşüncesinde bazen bir şekilde de olsa açığa çıkar. İnsan bu soruların cevabını bilmek ve buna göre varlığına anlam kazandırmak, gidişatını amaçlı kılmak ister.

Bu sorular cevaplanmadığı veya cevaplansa dahi doğruluğundan emin olunmadığı zaman, En iyi yaşam biçimi hangisidir? Gerçek saadet ne tür bir yaşantı sonunda elde edilebilir? Bir yaşantı türünün doğruluk veya yanlışlığının ölçüsü ne olmalıdır?, Doğru bir yaşam tarzı hangi ilkelere dayanmalıdır?... şeklindeki diğer bazı soruların doğru cevabına ise hiçbir şekilde ulaşılamaz. Bu soruları cevaplayamamak, hayatı çekilmez kılar, hayat anlamını yitirir.

……………………………………………….

Fakat bütün bunlara rağmen insanlık çaresiz değil, umutsuzluğu bir kader olarak kabullenmesi gerekmiyor. Çünkü Yüce Allah insanlığı çaresizlik içinde bırakmadı ve bırakmıyor. Gönderdiği elçileri ve elçileriyle sunduğu kitaplarıyla, insanlığın yaşanabilir bir dünya, dosdoğru inanç ve hayat tarzı özleminin gerçekleşmesini engelleyen problemlerin çözümü için gerekli bilgiyi ve yöntemini bildirdi. Kur’an ise İlahi yardımın son kitabını oluşturdu.

İslam Davetiyle ilan edildi ki, insan için bütün bir hayat yolculuğunda gerçek anlamda rehber/hadi olan sadece Allah’tır (Leyl, 92:12). Çünkü O, yaratılış ve varoluş gereklerini kendi başına bilme imkanına sahip olmayan insana, dünyadan ahirete uzanan yolculuğu sırasında en doğru tarzda rehberlik yapar (Furkan, 25:31). Yardım ederek yolların en doğrusunu, “Sırat-ı Mustakim”i gösterir.(Enam, 6:153, Bakara 2:38, 257). Yalnız şurası son derece önemlidir ve bu ayetlerle birçok kez bildirilmiştir ki, Allah, Araplar için hayati önem ifade eden kendi aralarından çıkmış insan hadiler gibi değildir. İnsanların inanç ve hayat tarzları için rehberlik yapan filozoflar, bilim adamları, düşünürler, devlet adamları... isimlerine sahip olan fakat insanlar için rehber oldukları iddialarına rağmen doğru yolu bilmeyen ve kendileri de doğru yolu bilenin rehberliğine ihtiyacı olanlar gibi hiç değildir.

Onların binlerce yıldır yapageldikleri gibi insanları sıkıntıların, zorlukların, bilinmezliklerin içerisinde bırakmaz. Zira Allah öyle hadidir ki, hiçbir şeyi şaşırmaz. Zira O’nun bilemediği hiçbir şey yoktur.  O’nun için hiçbir şekilde “yehma” ve “muamma” söz konusu değildir, çünkü O her şeyi yaratan ve yönetendir. O’nun bilgisi dışında var olan hiçbir şey yoktur, olamaz. Zira O, eşi, ortağı, benzeri olmayan yegane Halık, İlah, Rabb, Melik’dir. O’nun bu sıfatları ise, insanlar için inançta, düşüncede ve hayat tarzında gerçek hadinin sadece O olduğunun bir başka ifadesi ve teminatıdır. İnsanlar O’nun hadiliğinde doğru yol üzerinde olurlar. “Allah’tan başka ilah yoktur” çağrısı ise bu mutlak rehberin (El Hadi) varlığını ve sıfatlarını formüle eden bir söz, o mutlak rehberi kabulü tasdik eden bir ifade olarak anlam kazanmaktadır.

 
Celalettin Vatandaş - Hz. Muhammed’in Hayatı ve İslam Daveti c.1 shf: 237

Yukarı Dön



Etiketler:

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Kategoriye Ait Diğer Haberler



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat