Cezaevi Röportajı - 'Bedeli Zindanda Ödenen Sözler' üzerine


Cezaevi Röportajı - 'Bedeli Zindanda Ödenen Sözler' üzerine

A+ |Normal |A-

Son güncelleme: 15 Eylül 2017 Cuma 16:28


"Acılarımı, neşelerimi ilahi vahiy mikroskobu altında tetkiklerden geçirdikçe, ortaya yeni anlam katmanları, dolayısıyla da meyveler çıkıyor. Binlerce sayfayı çoktan aşan mektuplarımda da hep bu yeni tespitlerimi açmaya koyuldum." Necdet Yüksel, 'Bedeli Zindanda Ödenen Sözler' kitabı üzerine Mehmet Ali Başaran'ın sorularını cevapladı.

Küre Medya / Haber Merkezi
17 yıldır cezaevinde bulunan Necdet Yüksel ile 2014 yılında yayınlanan ilk kitabı Bedeli Zindanda Ödenen Sözlerüzerine konuştuk. Kitabın yanı sıra, dışarıya hayli kapalı bir alan olan cezaevinde ortalama bir gününün nasıl geçtiğini, dışardaki hayata dair nelerin özlemini çektiğini sordum. 90’lı yıllardan bu yana cezaevinde kalan pek çok Müslüman siyasi tutsakla aynı kaderi paylaşıyor: Varlığının yanıbaşında “unutulmuşluğu” taşıyor. Kendisiyle yapılmış ilk röportajı ilginize sunuyorum.

Bedeli Zindanda Ödenen Sözler’in muhataplarınıza yazdığınız cevabi mektuplar içinden çıktığını belirtiyorsunuz Önsöz’de. Bunu biraz açar mısınız? Kitap, siz kimlerle ne sıklıkla mektuplaşırken olgunlaştı?

Bedeli Zindanda Ödenen Sözler’in temeli aslında 2000 yılında cezaevine girişimle atıldı.

Ben, 17 yıllık cezaevi hayatımın ilk günlerinden bugüne ve şimdi de, çok geniş yelpazeli bir yazışma ağı içindeyim. Başta kendi eşime, kızıma, kardeşlerime, akrabalarıma, akabinde de cezaevindeki kardeşlerime uzun metrajlı mektuplar yazmaktayım.

İlahi kulluk ahdimin hakkını vermede elimdeki fırsatları doğru kullanmadıkça, kendime de, sosyal iletişimde bulunduğumuz muhataplarıma da faydamın dokunmayacağının bilincindeyim. Mademki Rabbim beni böylesi bir yerde, vakitte, şartta sınamakta, öyleyse bunlar bana, İslam’ı doğru anlayıp anlatmada, birer emanettirler düşüncesine bağlı hareket ediyorum.

Acılarımı, neşelerimi ilahi vahiy mikroskobu altında tetkiklerden geçirdikçe, ortaya yeni anlam katmanları, dolayısıyla da meyveler çıkıyor. Binlerce sayfayı çoktan aşan mektuplarımda da hep bu yeni tespitlerimi açmaya koyuldum. Bir zaman sonra da yoğunca yazdığım mektuplarımı süzgeçten geçirerek, ileride daha kalıcı bir eserin döşemesi olabilecek yerleri kayıt altına aldım.

Yıllar süren böylesi bir ele, seç ve bütünlükleri yerine oturt yöntemi nitekim ortaya, Rabbimizin inayetiyle, “Bedeli Zindanda Ödenen Sözler” isimli ilk kitabımı çıkardı elhamdülillah.

“Yazmak şuurlu bir ruh halinde kalemin rehberliğinden yararlanarak insanın kendisini derinlemesine kazması ve kazanmasıdır” diyorsunuz. Yaşamak ile yazmak arasındaki ilişki, hapsedilen insan için ilave anlamlar ihtiva ediyor olsa gerek. Yanılıyor muyum? 

Cezaevinin insan üzerinde oluşturduğu mekânsal basınçtan ahirete hazırlık namına güzel bir formda yararlanmak gerekir. “Dört duvar arasındayım” söylemini melankolikliği arttırıcı yönde dillendirenler kısa bir sürede erozyona uğrayarak pasifleşmekte ve ardından da hayata yük olmaktalar.

Ben, yaralarımın yüreğimi, aleyhime olabilecek şekilde ele geçirmesini engelledikçe ufkumun açıldığını nice hadiseler aracılığıyla belirledim. Şeytansa, bütün insanlık için en büyük düşman ve de açıklarımızı arayıp bulmanın peşinde. Yazmak bu manada, benim imanımı hep gözden geçirmeme, var olan kusurlarımı tespite, iletişim kurduğum insanların bana, benim de onlara, Allah’a dönüp hesap vericiler olduğumuzu hatırlatmamıza vesile olmakta.

Cezaevinde ortalama bir gününüz nasıl geçiyor?

Cezamın statüsü gereği tek kişilik odalarda kalmaktayım. Dolayısıyla daha rahat hareket edebilmekteyim.

Güne, gece 03:30-04:00 arası başlamaktayım. O vakitte uyanmanın rahmet dolu esintisinden payıma düşenleri almaya cehd edip akabinde de kahvaltımı yapmaktayım.

Sabahları 10:00-12:00 saatleri arasında koşmaktayım. Koşu faaliyetimin devamındaysa, Kuran’ı Kerim’le alakalı okuma ve ezberlerimi icra etmekteyim.

Avlu kapılarımız 13:45 ila 18:00 saatleri arasında açık kaldığı süre boyunca da, bitişik odalarda kalan kardeşlerimizle sohbet ediyor, yaz mevsiminde birlikte antrenman yapıyor, çay ikramları etrafında buluşuyor ve ilgili vakti iç-dış gelişmelere/dünyamıza-ahiretimize dair paylaşımlarda bulunuyoruz.

Avlu kapısının kapatılmasının ardındansa, akşam yemeğimi yiyip, tekrar, okuma listemde yer alan kitaplara yöneliyorum. Yoğunluklu devam eden yazışmalarım nedeniyle günümü, gece 23:30 civarında tamamlıyorum.

Dışarıdaki hayata dair en çok nelerin özlemini duyuyorsunuz?

En çok özlediğim, öncelikle başkalarının benim yanımda olmaksızın ve anahtarları, tanımadığım, bana külliyen yabancı kimselerin elinde bulunduğu kilitli kapıların var olmadığı bir ortamda özgürce dolaşıp, istediğim kişilerle sınırsız, süresiz konuşabilmek.

Diğer bir özlediğim husussa, ailemle özellikle annemle babamla baş başa güzel bir birlikteliği teneffüstür.

Araba kullanmak, yüzmek ve tekvando antrenmanlarımı salonda kalabalık bir platformda yapmak da özlemlerim arasında.

Sizlere çalışmalarınızda üstün/bereketli başarılar diliyor ve ilginize mukabil çok teşekkür ediyorum.

Röportaj: Mehmet Ali Başaran

*Kitaba ulaşmak isteyenler Mekân Kitabevi’ne müracaat edebilirler.

Yayına Hazırlayan: Yusuf Şanlı.

(Atatürk Bulvarı 88/1 Kızılay / Ankara _ 0312 418 64 88)

Kaynak: Dünya Bizim

Yukarı Dön



Etiketler:

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Kategoriye Ait Diğer Haberler



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat