"Cahiliye" bütün zamanlarda"Hakikate karşı tutum alışın adıdır"


"Cahiliye" bütün zamanlarda"Hakikate karşı tutum alışın adıdır"

A+ | Normal | A-

Son güncelleme: 01 Eylül 2015 Salı 01:07


Kavramlar düşüncenin ve hayatı okuma biçiminin yapı taşlarıdır, varlığa, eşyaya, hayata, insan ilişkilerine/siyasete dair bir anlam dünyası ve yaşam biçimi oluşturmak için kavramlar üretilir ve bunun üzerinden hayat inşa edilir.

Küre Medya / Haber Merkezi
"Kavramlar düşüncenin ve hayatı okuma biçiminin yapı taşlarıdır, varlığa, eşyaya, hayata, insan ilişkilerine/siyasete dair bir anlam dünyası ve yaşam biçimi oluşturmak için kavramlar üretilir ve bunun üzerinden hayat inşa edilir.Hayatı inşa eden, istikamet belirleyen, bâtılı tanımlayarak sakındırıp hakikate yönlendiren ve akîbetlerin hayır olmasına dönük işlevleri olan Kur'an'i kavramların doğru anlaşılması  hayati öneme sahiptir."  diyen Kemal Songür, önemli bir konu olan "Cahileyenin hakikat kaşısındaki tutumunu izah eden makalesini siz Küre Medya okurları çin kaleme aldı.

Kemal Sogür'ün makalesini ilginize sunuyoruz:

Kavramlar düşüncenin ve hayatı okuma biçiminin yapı taşlarıdır, varlığa, eşyaya, hayata, insan ilişkilerine/siyasete dair bir anlam dünyası ve yaşam biçimi oluşturmak için kavramlar üretilir ve bunun üzerinden hayat inşa edilir.
 
    Hayatı inşa eden, istikamet belirleyen, bâtılı tanımlayarak sakındırıp hakikate yönlendiren ve akîbetlerin hayır olmasına dönük işlevleri olan Kur'an'i kavramların doğru anlaşılması  hayati öneme sahiptir.
 
    Allah, yoktan var ettiği varlık alemine hükmeden-düzenleyen ve her an/her daim yaratmakta (55/29) olan bir ilah olduğu gibi, imtihana tabi tutmayı murad ettiği insanların da nasıl düşünmesi-inanması-yaşaması gerektiğini bilen-belirleyen-bildiren-emreden bir ilahtır.
 
    Yaratılışımızın nedeni imtihan edilmektir(67/2), insanlığın varoluşundan son saate kadar denenmeye tabi tutulacağı ve denenme konusunun kulluk-tuğyan, tevhid-şirk, iman-küfür, salihat-seyyie, adalet-zulüm, hakikat-cahiliye üzerinden yapılacağı ve bunların neliği-nasıllığı konusunun da ilahi vahiyle ve imtihana tabi tutulacak insan tekinin kendi türünden seçilen elçilerle bildirildiği, buna göre akıbetin ne/nasıl olacağına dönük seçimin imtihana mebni olarak insana bırakıldığı gerçeğidir. 
 
    İnsanlığa gönderilmiş bütün vahiylerin özü ve sonu olan Kur'an'ın yarısına tekabul eden peygamber kıssalarının aktarılışındaki hikmeti şöyle okuyabiliriz; kıssaların konusu-içeriği-mesajı hayatın düşünsel-eylemsel bütün alanlarını kapsayan/kuşatan imtihan çeşitlerini kapsaması, hayatın saha/safhalarına dönük yaşanmış-yaşanılabilir-yaşanılabilecek örneklerle ve ibretlerle dolu olması, anlatımlarını insan olan nebiler ve onlara itiraz eden "insan" olan sapkınlar üzerinden aktarması insan tekinin hem ikna olmasına hem şimdiye taşınılabilir olacağı gerçeğine hem de kaçınılmaz akıbetlere yönelik uyarılardır. İnsanlığın imtihanı ve aidiyetler üzerinden mücadele nedeni şöyle özetlenebilir; kıssaların öznesi olan nebilerin ve onlara itiraz eden inkârcıların mücadelesinin temel noktası, yeryüzünde hayatı-hayat tarzını, hayatın işleyişini (bireysel-toplumsal-siyasal) Allah mı? İnsan mı? bilecek-belirleyecek-önerecek-emredecek, bütün mesele bu sorudan ya da kabulden kaynaklı olduğu-olacağı hakikatidir.
 
    Konumuza cahil/cahiliye tanımıyla başlayacak olursak;
 
   Kur’an'ın cahil tanımı; cehl kökünden gelen 24 kullanımın 20’sinin farklı kalıplarda, 4’ünün ise doğrudan cahiliyye olarak geçtiği görülür. Cahiliye tanımına yönelik dört ayet şöyledir: 1. Zann’el-Cahiliyye/Cahiliye Zannı/bilgi kaynağının değersizliği (3/154) 2. Hükm’el-Cahiliyye/Cahiliye hükmü/zulüm-zillet düzeni (Maide 5/50) 3. Hamiyyet’el-Cahiliyye/Cahiliye Taassubu/gurur ve soy asabiyeti (48/26) 4. Teberruc’el-Cahiliyye/Cahiliye taşkınlığı/süslerini açığa vurma (33/33).
 
    Goldziher (ö.1921); cehl’i ilm’in değil, hilm’in zıddı olarak yorumlarken,Toshihiko Izutsu  (ö.1993) ise cehl’in fiili tezahürünün zulüm olduğunu söylemektedir. Büyük Arap dil âlimi Ragıp el-İsfehanî (ö.1033) cahiliye kavramına 3 temel anlam verir: 1- İnsanın ilimden ve bilgiden yoksun olması. Bu zaten cahilin en temel ve en bilinen manasıdır; İsfehanî’de bundan dolayı bu manayı ilk sıraya yazmıştır. 2- Gerçek olmayan, hakikat ile alakası olmayan bir şeye gerçekmiş gibi inanmak. 3- Bir şeye hak ettiğinden öte, hak ettiğinden fazla ya da az değer vermektir.
 
    Sözlüklerde; "cehl" kökünden türetilen cahil kavramına verilen genel anlam; ilm’in zıddı olarak, bilgisiz ve bilgiden mahrum olma şeklindedir. Aslında bu tanım eksik ve Kur'an'ın bütünsel cahiliye yüklemini resmetmeyen bir tanımdır."Gavurun aklı olsa müslüman olur" deyiminden hareketle nice bilim dallarında yetkin-bilgili olan proflar/akademisyenler/mucitler  bilginin/hakikatin mutlak kaynağı olan ve yaratılış gayesini-gerçeğini bildiren, kevni ve hitabi/kitabi ayetleriyle varlık alemini ve onun nadidesi olan inasanı tanımlayan vahiyden bihaber ya da kör inatlarıyla gerçeği örten kafirler ve mutlak pişmanlık içinde olacak olan CAHİLLERDEN olmazlardı!!. 
 
      Ayetlerdeki içerik yüklemine bakıldığında; bilgi kaynağının değersizliği, zanniliği, yüzeysel düşünüş, isyan/tuğyan ve bunu diğer insanlara digta etmek olan tağutlaşmak, Allah’ı ve ahiret gününü yalanlamak, putperestlik, körlük/sağırlık/fıkhedememezlik, zorbalık, şirkin sonucu olan zulüm, meşru olarak kullanılmayan haz/şehvet ve kibir-gurur-müstağnileşme vurguları ağır basmaktadır. Olumsuzlanan ve şiddetle sakınılması gerektiği emredilen cahiliyeye karşılık önerilen-emredilen ise; vahiy/kat-i delil, teslimiyet, fıkhetmek/akletmek, hikmet, yaratıcıya mutlak/şeriksiz kulluk, itaat, tevazuu, ihsan, adalet-kısd, tövbe ve halimliktir. 
 
    "Cehl" kavramının yükleminde/vurgusunda kişi(lik) olarak cahil, siyasal/sosyal/ekonomik hayat tarzı olarak cahiliye ilişkisi kurulmakta ve bunun karşılığına Müslim kul ve İslam ümmeti ilişkisi konmaktadır. Cahiliye; hem bireysel bir tavrı hem de toplumsal/yönetsel bir yapıyı/düzeni içine alan kuşatıcılığı ifade eder.
 
      Literatürde; "cahiliye" tanımı; genel olarak modern öncesi insan ve topluluklar, geleneksel, arkaik, cahil olarak niteleniyor ve tarih dışı addediliyor, özelde ise; İslam öncesi Arap putperestliğine-ilkelliğine-kabalığına-bedeviliğine-cehaletine  ve hülasa "cahiliye devri"ne gönderme yapılmakta ve yaşanılan çağdan bağımsız tutulmaktadır. Bu da aslında içinde tarihsel doğruları barındırmakla beraber çok eksik ve hatta yanlı/gerçekliği gizleyen bir tanımlamadır. Kur'an'ın tanımına göre cahil-cahiliye; hem İslam öncesi kişisel-toplumsal tutum alışı hem de kıyamete kadar dinulkayyım olan İslama karşı kişisel ve toplumsal tutum alışı ifade etmektedir. Yani en genel anlamıyla cahil-cahiliye; İslam dışı kişisel/toplumsal/siyasal bir tutum alıştır.
 
    "Arap cahiliyesi'’nden "modern cahiliye'’ye uzanan çizgide insanlık hep hüsrandadır: 
 
   Risalet öncesi cahiliye insanının bilgi kaynağı; kabile asabiyesi, atalar yolu, gelenekler ve Eyyam-ül Arap’dır. Cahiliye adamı bu bilginin ve değerlerin dışında başka şeye önem vermezdi. Davranışlarını ona göre ayarlar, ilişkilerini de ona göre kurardı. Onun için otorite, kavmiydi. Onun kavmi diğerlerinden üstündü. Dolayısıyla kavmi dışında başka bir yapıya bağlılık göstermez, başka bir otoriteye itaat etmezdi. Cahiliye toplumu bu nedenle cahili bilgi ve ilkeler üzerine bina edilmiş bir yaşam biçimi ve siyasi ve toplumsal bir yaşam tarzıdır. Bu nedenle cahilliye kişisel bir sıfat olduğu gibi cahiliye inanışlarından oluşan toplumsal bir evreyi de kapsamaktadır. 
 
     İslam öncesi Araplar; Arabistan yarımadası üç kıtanın kavşağında yer alması ve ticaretin ön planda bulunması sebebiyle dünyanın her tarafıyla kolay ilişki kurabilen, bağımsız kabileler hâlinde yaşayan, Hicaz ve Yemen’de bazı şehirler kuran, nufus yoğunluğu olarak göçebe yaşayan, Hicaz’ın üç önemli şehri Mekke, Yesrib (Medine) ve Tâif’te yerleşik olan, kabileler arasında kan davası ve savaşı eksik olmayan, yılın dört ayında buna ara veren ve bu aylarda güvenlik sorunu en aza indiği için ticari faaliyetlerini/panayırlarını zirveye taşıyabilen,  uluslar arası ticaret yapabilen, Kureyşlilerin ayrıcalıklarından dolayı yılın her mevsiminde diledikleri yere gidebilmelerine zamanın iki süper gücü olan Bizans ve İran'dan izinli olan, sözlü aktarımı, şiiri/edebiyatı olan, dini rantiye olarak kullandıkları Kabe'ye sahiplik eden, putperestliğin merkezi (öne çıkan 360 put)olmasının yanısıra Musevîlik, Hıristiyanlık, Mecusîlik (ateşe tapınmak) ve Sabiîlik gibi dinlere de tâbi olanların yaşadığı bir coğrafyadır, bir de Hz. İbrahim’in tebliğ ettiği dine inanan çok az sayıda “Hanîf” olduğunu ilave edelim.
 
    Arap cahiliyesinin özellikleri; cömertlik, konukseverlik(Hilfü’l-fudûl örneğinin de gösterdiği gibi İslam öncesi Arap toplumunda da fazilet sahibi insanların ve güzel ahlâkî değerlerin bulunabildiği), sözünde durma, düşmanları bile olsa kendilerine sığınanları himaye etme, hürriyete düşkünlük, kabile geleneğinin ürettiği kurallara uyma, cesaret gibi hasletlerinin yanısıra, putlara tapmak (cahiliye arapları Allah’ın varlığını kabul etmekle beraber putlara taparlar; onların Allah katında kendilerine şefaatçi olacaklarına inanırlardı(39/3), içki mütelalığı, kumar alışkanlığı, faiz/tefecilik, fuhşun yaygın oluşu, kız çocuklarının öldürülmesi (en korkunç cahiliye âdeti bu idi, namuslarına halel getirmemek, sakat ve çirkin kız çocukların getirisi olmayacağı kabulü v.s 16/58-59-43/17-81/8-9), kavmiyetçilik (genel olarak arube/arapçılık ve özel olarak soy-sop-kabile ve Kureyş asabiyeliğidir. 


YAZININ DEVAMI İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZ>>>>>

Yukarı Dön



Etiketler:

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yap yorum

 

Kategoriye Ait Diğer Haberler



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat