Burhanettin Can:'Küresel güçlerle ciddi pazarlıklar yapıldı'


Burhanettin Can:'Küresel güçlerle ciddi pazarlıklar yapıldı'

A+ |Normal |A-

Son güncelleme: 05 Şubat 2016 Cuma 11:56


Milli Gazete Yazarı Prof. Dr. Burhanettin Can, bugünkü yazısında 7 Haziran'dan 1 Kasım'a giden süreçte Ak Parti ile küresel güçler arasında pazarlık yapılarak uzlaşma sağlandığını belirtti.

Küre Medya / Haber Merkezi
Milli Gazete Yazarı Prof. Dr. Burhanettin Can, bugünkü yazısında 7 Haziran'dan 1 Kasım'a giden süreçte Ak Parti ile küresel güçler arasında pazarlık yapılarak uzlaşma sağlandığını belirtti.

"Joe Biden'in Gelişinden Çıkarılacak Dersler: Akrep Kıskacı" başlıklı yazı şöyle:

Taksim Kadife Darbe Sürecinin 7 Haziran 2015 Genel Seçimler aşamasında, AKP’nin tek başına iktidar yapılmaması ile başlayan 1 Kasım 2015 genel seçimlerine kadar devam eden süreçte, Türkiye-Irak-Suriye düzleminde vuku bulan olaylara bağlı olarak Türkiye’nin arka odasında, küresel güçlerle Türkiye arasında çok ciddi pazarlıkların yapıldığı ve kısmı bir uzlaşmaya varıldığı söylenebilir. Siyasi iktidarın çok anı bir değişiklikle, “2002 Fabrika ayarlarına döndüğünü” ilan ederek, NATO üslerini açması, AB sürecini yeniden başlatması, Çin füze ihalesini iptal etmesi ve İsrail devletini dost ilan etmesi, böyle bir sürecin sonucu olmalıdır. Rus uçağının düşürülmesi, İran üzerindeki ambargonun kaldırılarak önünün açılması, İslam coğrafyasındaki satranç oyununun bir parçasıdır. Rus uçağı düşürülerek Türkiye, Suriye denkleminden saf dışı edilmeye çalışılırken; Başika kampındaki askerlerin ABD tarafından çekilmesinin ısrarla istenmesi ile de Türkiye, Irak denkleminden devre dışına çıkarılmaya çalışılmaktadır.

Bunların ardından Sultanahmet canlı bomba vakası ve bununla hemen hemen aynı zamana denk düşen, Türkiye’yi meşgul eden, küresel baskıların Türkiye üzerine yoğunlaşmasına sebebiyet veren, bir sosyolojik savaş ürünü olan “Akademisyenler Bildirisi”, Küresel Şer İttifakın Türkiye’den çok daha başka şeyler istediğini göstermektedir. Uluslararası kariyere sahip olan ve içerisinde hukukçuların da yer aldığı bir akademisyenler grubunun, tek yanlı olarak devleti, hükümeti suçlanması, tehdit ve tahrik etmesi, akla mantığa aykırı olduğuna göre “Akademisyenler bildirisi” başka bir amaca hizmet etmek üzere hazırlanmıştır (önceki yazımızda bu konu tartışıldı).

Gerek Güneydoğuda olayların şiddetlenmesi, gerek Sultanahmet canlı bomba olayı ve gerekse Akademisyenler bildirisi, ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden’in gelişinin hemen öncesine denk gelmesi, arada çok ciddi bir ilişkinin var olduğunu göstermektedir.

Bölgede Çatışan Projeler

ABD Başkan yardımcısı Biden’in gelişindeki zamanlama, yaptığı görüşmeler ve açıklamalar, daha uzun vadeli hedeflere dönüktür. Öncelikle bu noktanın göz ardı edilmemesi gerekir. Uzun vadeli hedefler nedir? Ne olabilir? Sorularının cevaplarını bulabilmek için bölgede çatışan, iç, bölgesel ve küresel dinamikler ile bunlarla ilişkili çatışan projeleri göz önüne almak gerekir. Hem bölgemizde hem de dünyada vuku bulan olaylar, rastgele, tesadüfen meydana gelmiş olmayıp birbiri ile bağlantılı, bazen uzlaşan bazen çatışan projelerin sonucudur. Bütünü gözden kaçırırsak, olaylar arasında bağlantı kuramaz, olayların meydana getirdiği anaforda savrulup dururuz. Bununla beraber “şeytanın ayrıntıda gizli olduğu” düsturunu unutursak, bu kez de tuzağa düşmüş oluruz. O nedenle ayrıntıda boğulmadan bütünü yakalamak, basiret ve ferasetle hareket etmek mecburiyeti vardır.

Biden’in Türkiye’ye gelişini, yaptığı görüşmeleri ve açıklamaları bu coğrafyada çatışan projelerle bağlantılı olarak değerlendirmek ve yorumlamak gerekmektedir. İslam coğrafyasında çatışan projeler, şunlardır:

* “21. Asır ABD Yüzyılı Olacak Projesi” (PNAC) (ABD)

* “Gizli Dünya Devleti Projesi” (Siyonizm)

* “Büyük Ortadoğu Projesi” (BOP; ABD-İsrail–İngiltere-Küresel Sermaye): PNAC projesinin bir alt projesidir

* “Büyük İsrail Projesi” (BİP; İsrail-Siyonizm, ABD destekli) Gizli Dünya Devleti Projesinin bir alt projesi

* “2. Sevr Projesi” (AB)

* “Büyük Ortadoğu’nun Hıristiyanlaştırılması” (‘Dinler Arası Diyalog’) Projesi (Vatikan)

* ‘NATO’nun Evrenselleşmesi Ve İslam Coğrafyasına Yerleşmesi Projesi’ (ABD-Siyonizm-Küresel Sermaye)

* “Serbest Piyasa” ve “Özelleştirmenin Yaygınlaştırılması Projesi” (ABD-Siyonizm-Küresel Sermaye-AB)

* Etnik-Mezhepsel Fay Hatları oluşturma Projesi- “Kaos Projesi” (ABD/AB/Rusya/Çin/Siyonizm): Vekâlet Savaşları

* Sıcak Denizlere İnme- Eski Müttefikleri Kazanma Projesi (Rusya)

* Düşmanla/Rakiple Güvenlik Alanının Dışında Hesaplaşma Projesi (ABD/Çin/Rusya): Vekâlet savaşları

* “İslam’ın İslam’la Savaştırılması Projesi” (Siyonizm-ABD-İngiltere-AB)

* Türkiye-İran-Suud-Irak-Suriye Savaşı Projesi (Siyonizm-ABD-İngiltere-AB)

* “Yeni Osmanlı Projesi”-Bölgesel Güç Olma Projesi (Türkiye)

* Türkiye ile birlikte Büyük Ortadoğu’yu Değiştirme Projesi-Türkiye’nin Patronluğu (Şimdilik rafa kaldırılmıştır.). BOP’un bir alt projesi idi.

* Şia Savunma Hattı Projesi (İran-Irak-Suriye-Lübnan)

* Şia Eksenini Parçalama, Yayılmasını Engelleme ve Sünni Bir Eksen Meydana Getirme Projesi (Birinci Eksen: Suudi Arabistan/Katar/ Türkiye/Mısır; İkinci Eksen: Sünni Arap Yönetimleri + İsrail).

 * İran-ABD-AB Yakınlaşması Projesi: İran’ı Küresel sistemi Entegrasyon Projesi (Siyonizm-ABD-İngiltere-AB)

* İran’da Kadife Devrim Şartlarını Hazırlama Projesi (Siyonizm-ABD-İngiltere)

yy Çok Kutuplu Ortadoğu Projesi: Bölge Güçlerinin (Türkiye, İran, Mısır, Suudi Arabistan) Birbirlerini Dengelemesi Projesi–Ayrı, Dengeli Güç Odakları Oluşturma (ABD-İngiltere-Siyonizm)

Bütün bu projelerin çatıştığı İslam coğrafyasında, Tunus, Libya, Mısır, Suriye, Irak ve Afganistan kuzey hattı ile Pakistan, Yemen, Somalı, Sudan, Nijerya, Çad güney hattı boyunca kan gövdeyi götürmekte, yığınla taşeron yapı ve istihbarat örgütlerinin organize edip yürüttüğü, kimin elinin kimin cebinde olduğunun belli olmadığı, çok kirli, pis bir askeri savaş/sosyolojik savaş/psikolojik savaş yürütülmektedir.

ABD-İngiltere-AB-Siyonizm- Rusya-Çin-Vatikan-Küresel Sermaye (Şer İttifakı) destekli olan yukarıdaki projelerin çoğunluğu, birbirleri ile çatışmış olsalar bile, bu coğrafyanın bölünmesini ve yeniden paylaşılmasını öngörmektedir. Proje sahiplerinin aralarındaki ihtilaflar, sürenin uzamasına sebebiyet vermektedir. Biden’in Türkiye manevralarını bu süreçle birlikte değerlendirmek gerekmektedir.

türkiye’nin ab üyeliğine kıbrıs şartı

Uzun zamandan beri ABD’nin başını çektiği şer ekseninin Türkiye ile ilgili üst düzey ziyaretlerinde altı boyutlu çok garip bir ilişki söz konusudur: Birincisi, Türkiye’nin önünde, Türkiye’yi, bölgeyi ilgilendiren bir görüşme ya da toplantı vardır. İkincisi, ABD’nin başını çektiği şer ekseninin üst düzey yetkililerinin gelişinden önce mutlaka Türkiye’de kanlı veya kitlesel büyük olaylar olmaktadır. Üçüncüsü, olaylar üzerine, önce bir kısım iç medya ve STK’lar geniş bir kampanya açmaktadırlar; sonra şer ekseninin Türkiye’deki büyükelçilikleri; daha sonra da ABD, AB, BM üst düzey yetkilileri, Türkiye’yi kınamakta, eleştirmektedirler. Dördüncüsü, ABD Başkan Yardımcısı, Genelkurmay Başkanı veya Dışişleri Bakanı gibi üst düzey yetkililer, Türkiye’yi ziyaret etmekte, açık, gizli yığınla görüşme yapmakta, kamuoyunu meşgul etmekte ve bir kamuoyu oluşturup gitmektedir. Beşincisi, bu görüşmelerde bir mutabakat sağlanamadığı takdirde Türkiye’de olaylar tırmanmakta/tırmandırılmaktadır. Altıncısı, Türkiye’nin eli zayıflatılmış olarak toplantıya girmesi sağlanıp belli isteklerinden geri adım atması kendisinden istenmektedir.

Türkiye’nin önünde her önemli toplantıdan önce bu mekanizmanın işlemiş olması, ABD’nin başını çektiği şer ekseni ile Türkiye’de vuku bulan olaylar arasında çok ciddi bir ilişkinin var olduğunu göstermektedir. ABD, Türkiye’deki olayları bizzat ya da dolaylı olarak organize ederek pazarlık konusu yapıp kendi pazarlık gücünü artırmakta; Türkiye’nin elini zayıflatmak istemektedir. 7 Haziran 2015-1 Kasım 2015 seçim döneminde, Türkiye’nin karanlık odalarında yapılan pazarlıkların sonucunda Türkiye, “2002 Fabrika ayarlarına döndürülmüştür”. Buna karşılık Şer ekseni, PKK’yi satışa çıkarıp Türkiye’nin önüne atarak Irak-Suriye Hattına müdahale etmemesini ve ABD projelerine karşı çıkmamasını istememektedir.

Biden’in gelişinden önce Güneydoğuda olaylar tırmanmış şehit sayısında artış meydana gelmiştir. Sultanahmet meydanında canlı bir bomba, Alman Turist kafilesinin arasına girerek 10 civarında Alman turistin ölümüne, bir o kadarının da yaralanmasına sebebiyet vermiştir. Bu olayla hemen hemen eş zamanlı “Akademisyenler Bildirisi, yayınlanarak, Türkiye devleti ve hükümeti, “katil” olarak dünya kamuoyuna ilan edilmiştir. Dünyanın farklı ülkelerinden farklı üniversitelerinden ve farklı akademik kariyerli insanların böyle tarafgir, kasıtlı tahrife dayalı bir bildiriyi imzalayıp yayınlamakla Biden’in pazarlık gücünü kuvvetlendirmişlerdir. Biden Türkiye’ye geldiğinde öncelikle farklı kişilerle görüşmüş, yaptığı açıklamalarla bir kamuoyu meydana getirmiş; ardından Başbakan Davutoğlu ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’la görüşmüştür.

 Sultanahmet Meydanında Canlı Bomba, Merkel, Biden ve Kıbrıs Denklemi

Sultanahmet meydanında canlı bomba eylemcisinin Alman Turist kafilesini hedef almış olmasının özel bir nedeni olmalıdır. Eylemci, bombayı çok daha kalabalık ortamlarda patlatarak, çok daha fazla insanın ölmesini sağlayabilir ve daha büyük bir psikolojik şok meydana getirebilirdi. Bunu yapmayıp küçük bir Alman Turist kafilesini seçmesinin özel bir nedeni olmalıydı. Bu tür olayların bir psikolojik harekât boyutu, bir de ilgililere özel bir mesaj boyutu vardır. Olayın bir boyutu Türkiye ile ilgili iken diğer boyutu da Almanya ile ilgili olmalıdır. Alman Turistleri hedef almış canlı bomba eyleminden sonra Almanya Başbakanı Merkel’in, “Türkiye’nin AB üyeliğini Kıbrıs şartına” bağlaması, Sultanahmet operasyonunun bir arka planının var olduğunu ortaya koymaktadır. Alman turistler üzerinden Almanya’ya bir mesaj verilmiş, Merkel de, yaptığı konuşma ile bu mesajı aldığını ve gereğini yapacağını ifade etmektedir:

“(AB)…Görüşmelerin iki taraf açısından ucu açık olduğunu söyledik. Bu süreçte yeni bir fasıl açtık. Yeni fasılların açılması mümkün. Ancak burada gidilmesi gereken çok uzun bir yol bulunuyor. Görüşmelerin yeniden sıklaşmasını olumlu buluyorum. Umarım bizi kaygılandıran bir konu olan Kıbrıs konusunda ilerleme kaydedebiliriz.” (1)

 Görülebileceği gibi Merkel, Türkiye’nin AB’ye girme şartını, Kıbrıs’tan vazgeçilip Kıbrıs’ın Rumlara bırakılmasına bağlamıştır.

Biden geçtiğimiz yıl Mayıs’ta, John Kerry ise Aralık ayında Kıbrıs’a gidip görüşmelerde bulunmuşlardır. Biden, Türkiye gelmeden önce Davos’ta Kıbrıs için ilgili taraflarla görüşmeler yapmıştır. Biden Türkiye ziyaretinde, medyaya yansıdığı kadarıyla, Türkiye’den Kıbrıs sorununun çözümüne destek vermesini istemiştir (2,3). Biden’in de Kıbrıs konusunu ele alması, Türkiye’yi sıkıştırma operasyonunun bir parçası olarak görülmelidir.

Sonuç

Bu coğrafyada vuku bulan olayların dışarıdan bakıldığında görülmeyen bir arka planı vardır. Ana mesele, gösterilmek isteneni değil gösterilmek istenmeyeni görebilmek ve ona göre tedbir alabilmek ve hamle yapabilmektir.

Yukarı Dön



Etiketler:

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Kategoriye Ait Diğer Haberler



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat