Bu zilleti ne zaman fark edeceğiz?


Hamza ER, Bu zilleti ne zaman fark edeceğiz?

Hamza ER


A+ |Normal |A-


Ülke ABD toprağına döndü. Adana İncirlik üssünden sonra Malatya Küreciğe füze kalkanı yerleştirildi. Kahramanmaraş, Gaziantep ve Adana’ya Patriot bataryaları ve onların başına da yüzlerce asker konuşlandırıldı.

Başbakan Erdoğan, Bulgaristan’ın dik bir duruş göstererek kabul etmediği bataryalara onay verdiğinde Patriotların bölgesel savunma amaçlı olduğunu herhangi bir ülkeye istianen yerleştirilmediğini açıklamıştı. Abdullah Gül’de protokolde yazan İran tehdidi ifadesini terör tehdidi şeklinde değiştirmenin memnuniyeti ile olayı doğal bir savunma sistemi olarak ifade etme ihtiyacı hissetmişti.

Suriye’den gelecek scutların da işin içine çekilmesiyle gayet normalleşen NATO işgali, çağın yeni işgal konseptine uygun olarak kibarca yapılmıştı.

Erdoğan, önce haberim yok dediği bu füze rampalarına daha sonra uç söylemlerle sahip çıkmış, "Şu anda bizim topraklarımız aynı zamanda NATO'nun da topraklarıdır. Sayısal olarak ne kadar buraya NATO asker gönderir ve güvenlik elemanı gönderir, onu şu anda bilmemiz zaten mümkün değil. Önemli de değil. Ama bunun için NATO'nun bir şu anda uygulaması olacağı için de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nden herhangi bir izne de gerek yok." ifadeleriyle de, dünya üzerinde işgal ve katliamların sorumlusu olan bir örgütü yani NATO’yu ülke topraklarıyla ilişkilendirmişti.

AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik’in  “Patriotların mülk sahibi yani sistemin sahibi NATO’dur. Tabii ki diğer ülkelerden bu konuda uzmanlar gelecek. Bu uzmanlar asker uzman da olabilir. Yurt dışından asker gelecek mi gelecek. Uzman insanlar gelecek ama ‘bunun tetiği kimde olacak’ diye sorarsanız tetiği bizde olacak. Bizim Genelkurmayımızda olacak. Tetik bizim askerimizde olacak” sözleri cehaleti göstermiş, suçluluk psikolojisinin sebep olduğu gerçek dışı ifadeler savrulmaya başlamıştı. Tetiği olmayan, programlanan bir sistemi “tetiği bizde” ciddiyetsiz açıklamasıyla savunan Çelik’i daha sonra NATO genel sekreteri tekzip etmiş “Kontrol ve kumanda’nın NATO’da olduğunu” açıklamıştı. Zaten patriotlarla beraber ülkeye bini aşkın yabancı askerin giriş yaptığına baktığımızda mesele de daha iyi anlaşılmaktaydı.

Üs sayısı işgal altındaki Irak’tan çok daha fazla olan Türkiye, Adana'dan İzmir'e İstanbul'dan Konya'ya, Balıkesir’den Sivas'a, 40`a yakın noktasında NATO ve ABD’nin irili ufaklı üsleri ve radarlarıyla sarmalanmış bir durumda. Bu üslerde görev alan binlerce asker dışında CIA ajanlarının yoğun şekilde bulunduğu da tahmin ediliyor.

Bu zillet hali, halkı bir yana bırakın muhalif kimlikleri ile sisteme karşı net durması gereken Müslümanlar tarafından bile görülmemekte, Ankara, Davutoğlu merkezli dış politika anlayışıyla Suriye iç savaşını yönetmeye kalkışılmaktadır. Hadiselere Washington, Ankara, Davutoğlu ekseninde bakan İslami çevreler sağlıklı bir dil geliştirememekte ve tutarlılıklarını kaybetmektedirler.

Irak’ta savaşa hayır eylemleri ile sol çevrelerle ortak muhalefet gösteren çevreler, Malatya Kürecik füze kalkanı yerleşim projesi için başlatmayı vaat ettikleri eylemselliği gösterememiş, teşebbüs eden Müslümanları ise zamansız, hatalı adım atmakla itham etmişlerdi.

Irak’ta işgale karşı savaşan direniş gruplarına sürekli tereddütlerle yaklaşan, ölçüsüzlükle itham etmeyi eksik etmeyenler, Suriye konusunda dengeyi kaybetmiş, ölçüsüz şiddet görüntüleri ile toplumu yönlendirmeyi adeta kendilerine şiar edinmişlerdir. Yüzbin kişinin hayatını kaybettiği, milyonların yurtlarından edildiği, mezhepsel husumetlerin tohumlarının ekildiği Suriye’de en haklı taraf olan Müslüman Suriye halkı yalnız başlarına ortada bırakılarak ölmeye terk edilmiştir.

ABD’de ölen iki kişi kadar bile haber olamayan, ölümleri normalleşen yüz bin kişiye bir o kadarı daha katılması beklenmekte, harap olan ülkenin bağımlı, istikrarsız bir bölge haline gelmesi sağlanmaya çalışılmaktadır. Bölgede Müslümanları 100 sene geriye götürecek husumetlerin kanatılarak ortaya çıkarıldığı Ortadoğu’yla ilgili projeler, bugün emperyalistlerin bakanı Kerry tarafından basın önünde açıklanmış, Türkiye, İsrail ve ABD üçgeni açıkça deşifre edilmiştir.

Bir ayda üçüncü kez Türkiye’ye gelen Kerry, normalleşme yoluna giren Türkiye-İsrail ilişkilerinin önemi ve ABD’nin bölge politikaları ile ilgisi üzerine çarpıcı açıklamalarda bulunmuş ve şunları söylemişti: “Türkiye bir NATO ülkesidir ve bir NATO ülkesi olan Türkiye’nin bölge barışındaki katkısının büyük bir önemi vardır. Türkiye sınırına Patriot füze bataryalarını yerleştirmemizin nedenlerinden biri de bu ilişkidir. Açıkçası, birbiriyle farklılıkları olan müttefikler bu ayrılıkları bir kenara koyduklarında daha güçlü bir ittifaka sahip olursunuz. Aynı şekilde karşılaştığınız kaygı verici durumlara ve müşterek tehditler karşısında güçlü bir mesaj vermiş olursunuz. Söz konusu müşterek tehditlerden biri de İran. Hiç kuşkusuz ki, bu dostluk ve uzlaşma, İran nükleer programının sonuçları karşısında ayrılığa düşmemizi önler. Bizim Türkiye, İsrail ve Amerika olarak çok büyük ortak çıkarlarımız bulunmaktadır. (Türkiye-İsrail) ilişkilerinin normalleşmesinin getireceği faydalar noktasından bu sürecin en kısa zamanda tamamlanması hepimizin stratejik çıkarları için gerekli bir durumdur.”

Bu açıklamayı boynu bükük dinleyen, kendisine sıra geldiğinde düzeltmeyen Ahmet Davutoğlu ve takipçileri için bu zillet yetmez mi?


Yukarı Dön

Yorum yapyorum

Yorumlar

Kemal Songür
29.04.2013 09:37
Akleden kalplere/vicdanlara selam olsun...
Özelde Gazzeli iki milyon müslümana, genelde ortadoğudaki müslüman halklara ve daha geneli vicdanını peynirekmekle yemeyen insanların geneline sorulsa Mavi Marmara seferi, alınacak tepki hayra dönüktür.
Mavi Marmara saldırıya uğradığı esnada Gazzelilerin ellerinde Kur'an'larıyla sokaklara dökülmeleri ve Rablerine yaşlı gözlerle yakarışları, duydukları vefaları, ümmetçi ruhun yüreklerinde yankılanmaları (bak yine duygusala bağladım, ne yapayım elimde değil) az şey midir? Bu olaydan sonra kapıların kısmen de olsa açılması az bir şey midir?
Harici zihinlerin ne bu ümmete ne de insanlığa söyleyebilecek ve yankı bulabilecek sözleri olduğuna asla inanmıyorum. Duygularını akıllarından, akıllarını duygularından ayrıştıranların itminana ulaşabileceklerine de asla inanmıyorum.
Kemal Songür
29.04.2013 09:18
mavi marmara...
''Mavi Marmara'' olayını değerlendirirken maalesef kantarın topuzu hep kaçırılmaktadır. Bu gemiye biniş nedenleri ümmetçi ve müslümanca bir duyarlılıktan kaynaklandığı ortada olan, dokuz şehidiyle ve üç senedir komada hayatını sürdüren Uğur Süleyman Söylemez kardeşimizin ve diğer müslümanların salih amellerini hiçe indirgeyen yaklaşımlar sergilenmekte, sistemin bu olaydan fayda devşirmesi iddiasına kurban edilmektedir.
Sistemin bu olayı kullanması onların sorunudur, bu sefere katılanların kaygısı sistemi aklamak ve ona payanda olmak asla değildir, bütün kaygı Gazzeli müslümanlara yardım götürmektir. Örneğin; Suriye'deki direnişcilere/mazlumlara yapılan yardımlarla sistemin politikalarının örtüşmesi. sistemin muhaliflere yaklaşımıyla örtüşüyor endişesiyle yardımlardan geri durulmuyorsa, durulmaması gerekiyorsa, mavi marmara olayını sistem kullanıyor diye böylesi salih ameller barındıran bu seferi gözden düşürmek insafsızlıktır. İşin daha köüsü de bu tür yaklaşımları akıllılıkla ve insafla yaklaşanları duygusallıkla suçlanmasıdır.
Kemal Songür
29.04.2013 08:51
Duygusuz tepkimeler ve derin yarıklar...
Kur'an'ın makbul/salih saydığı insan prototipi kalbini/aklını, vicdanını, duygularını bütünsel olarak kullanabilenlerdir. Aslında insan olmak böyle birşeydir. Vahiy, insanların en salihleri olan nebiler üzerinden bunu örneklendirir.
Örneğin; ''yutkundukça yutkunuyordu ve ağardıkça ağardı'' (12/84) ilahi beyanı, bir nebi/insan/baba olan Yakup a.s'ın oğulcuğuna (Yusuf'una) duyduğu hasretin, özlemin neticesinde yaşadığı insanca bir üzüntünün, duygusallığın sonucuydu gözlerinin ağarması. Hz. Yakub'a dönüp! sen koca bir peygambersin, ölüm Allah'ın emri, bu ne duygusallık, Yusuf'un kokusunu duymak da ne demek, hele gözlerin ağaracağı kadar dugusala bağlamak bir nebiye hiç yakışıyor mu? sorusunu sormak vicdan taşıyanların, yürek/kalp taşıyanların sorusu olabilir mi acaba! asla hayır...
Keza rasulullah'ın oğulcuğu vefat ettiğinde sakalları ıslanıncaya kadar ağlamasına ne demeli ve daha binlerce örnek verilebilir salih kullar için...
Oysa, marksist, kapitalist, nihilist, sekülerist, kısaca tek dünyalı zihinlerin ürettiği/önerdiği insan prototipi, insan görünümündeki robotlardır, robotlar asla üzülmezler, hüzünlenmezler, acımazlar, göz yaşı dökmezler, umursamazlar, çünkü ruh taşımazlar, hayata/insana bakışları mekaniktir/matematikseldir, bu robotlaşan insanlar kalp/duygu/vicdan taşımazlar ve taşıdıkları beyincik de sadece ayakta durmalarını sağlar.
Vahyin tanımladığı/olumladığıı insan ile seküler zihinlerin tanımladığı/olumladığı insan prototiplerini kısaca böyledir.
Ebubekir
27.04.2013 10:58

Zalimlere kırmızı halılar serildiğini gördükçe -ne oldu bu insanlığa- demeden edemiyor insan.Bu basiret bağlanması hastalığı bir virüs gibi tüm toplumu nasılda sarmış ve nasılda sarmaya sarmaya devam ediyor inanamıyor insan.

Yerin dibine batsın bu pragmatist zihniyet ve bizden uzak olsun bu zillet.
Hüseyin Alan
26.04.2013 12:39
DERİN KAYGILAR
Diline ve yüreğine sağlık Hamza abi. Nezaketli, uyarıcı ama aynı zamanda olup biten gerçekleri de sorgulayıcı yazın güzel olmuş.

Müslümanlar, romantik heveslerden ve sofistike yönlendirmelerden azade oldukları zaman gerçeği görmeye başlayacaklar. ülkemizde ve bölgemizde olup bitenler, kendi tarihsel, sosyolojik, ideolojik, siyasal, ekonomik, insani şartları dikkate alınmadan yorumlanıyor ve dolayısıyla bunlardan hangisinin etkili olduğu düşünülmüyor. Küresel politikaları bilinmediği için olsa gerek sadece siyasi şartlara dikkat çekilip kilitleniliyor. Geleceğin kimin lehine sonuçlanacağı ise, zaten hiç hesapta yok.

Yazıdaki İsrail ve Nato ile ilgili açıklamaların, Davutoğlu tarzı İslamcılığın, başında aklı kalan herkese ne çok şey hatırlatıyor. Buraya "One munıte", "mavi marmara" gibi gelişmelerin duygu yoğunluklu ahaliye, gerçekleri örtmekte çok yararlı olduğunu eklemek belki gereklidir.

"Yeni Osmanlıcılık" rüyasıyla gerçekleri, uluslararası politikaları karıştıranlara bu yazı çok şeyler söylüyor. Hele uluslarası ilişkileri ve yeni gelişmeleri bilenlere, kendi tarihi hakkında tefekkür edenlere dolayısıyla duygusallıktan ve tepkisellikten arınanlara uyarı dolu.

Akılların iptal edildiği, kendi geleceği üzere bir hesabın dahi tutulamadığı acınası bir durum bu. "Aptal" yerine konulmak bu olsa gerek. Çünkü ümmetin kabuk tutmuş tüm yaralarını açıp kanatarak Müslümanları birbirine kırdırmak istenildiği bile görülemiyor. Gına getirse de devam abi. belki uyanan olur!
Ş. Hüseyinoğlu
24.04.2013 22:07
Zillet mü'minlerden uzak olmalı
Allah razı olsun Hamza kardeş. Çok önemli bir konuya temas etmişsin. "Davutoğlu İslamcıları"nın içerisine düştükleri zillet hakikaten içler acısı.
Yorum yapyorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat