Birlikte İş Yapma Ahlakı


Birlikte İş Yapma Ahlakı

A+ |Normal |A-

Son güncelleme: 23 Ağustos 2015 Pazar 15:17


İnsanın yaratılışı, yapısı, fıtratı, tek başına, hiçbir şeye muhtaç olmadan yaşaması mümkün ve elverişli değildir. Sosyal bir varlık olan insan, hayatını devam ettirme ve çevre edinme için zemin hazırlar. Yemesi, içmesi, giyinmesi, barınması, insanî ve beşerî diğer ihtiyaçları için mutlaka birilerine ihtiyaç duyar.

Küre Medya / Haber Merkezi
İnsanın yaratılışı, yapısı, fıtratı, tek başına, hiçbir şeye muhtaç olmadan yaşaması mümkün ve elverişli değildir. Sosyal bir varlık olan insan, hayatını devam ettirme ve çevre edinme için zemin hazırlar. Yemesi, içmesi, giyinmesi, barınması, insanî ve beşerî diğer ihtiyaçları için mutlaka birilerine ihtiyaç duyar. Bu ihtiyaç onu başkasıyla iş tutmaya mecbur eder.

 Sosyal yapılar karmaşıklaştıkça ilişkiler de şekil değiştirerek mahiyet değişikliğine uğrarlar. Önceleri iş bölümü oluşur, sonra ihtisaslaşma başlar, daha sonra ittifaklar kurulur. İnsanlar kendi anlayışlarını yaymak için değişik yol ve yöntemler bulmuşlar, inandıklarını yaymışlar, hatta o kadar ileri gitmişler ki olmayan vasıfları var kabul ettirip ikna yolunu bile denemişlerdir.

Teknolojinin gelişmesi, iletişim araçlarının çoğalması ve yaygınlaşması hayatı hem daha rahat hale getirmiş hem de güçlerin birleştirilmesini zorunlu kılmıştır. Kimse tek başına ve istediği gibi hareket etme şansını taşıyamıyor. Bu hal bazı insanî taraflarımızı da köreltiyor. Buna karşı hem teknolojik imkânlardan yararlanmak, hem de mevcut despotik hegemonyadan korunmak zorundayız. Küreselleşen dünyada içine kapanarak iş tutmak akıl karı değil.

Genelde tüm insanların özelde Müslümanların beraber yürümeleri bazı temellere dayanması gerekir, bunları şöylece sıralamak mümkün; 

a- Hedefin net ve açık olması

b- Hedefe yönelirken kullanılan metodun belirlenmesi.

c- Hangi araçların kullanılacağının netleşmesi.

A- Hedefin Net ve Açık Olması

Hedef; kelime olarak: 1- Nişan alınacak yer, nişan noktası 2- Ulaşılmak istenilen şey, gaye amaç, maksat.

Hedef belirlemek; çok açık olmalı ve belli bir yer işaret etmeli, göstermelidir. Muğlâk ve herkesin kendine göre yorumlayabileceği hedef tam anlamıyla hedef değil. İşaret eden kendine göre işaret ediyor olabilir, fakat bu herkeste ayni anlaşılıyorsa o zaman açık ve anlaşılır demektir. 

Hedefin uzak veya yakın olması, netliğini etkiler. Uzak hedef gösterilirken insan çok gerçekçi olamıyor, bazen hayallere kapılabilinir. Hayal etmenin de bir netliği olmalı. Ana hedefe yönelirken ara hedefler seçmeli, seçilen ara hedefler ana hedeften, onun çizgisinden sapmamalı.

Müslümanların hedef tayin ve tesbitinde kullandıkları yol yöntem çok açıktır demek biraz güç. Temel hedef Allah rızası veya Allah'ın dinine hizmet, bu doğru bir tesbit ve fakat alt hedefler belirlenirken o ana gayeden genelde kopar. Allah rızası; hem net hem muğlâk ve indi. Allah rızasından kastın ne olduğu hiç konuşulmaz. Ara hedefler çoğu zaman ana hedefi unutturur onu yönlendirir. Ana hedef unutulur tali ve yan hedef öne çıkar ara hedef ana hedef haline gelir. Diyelim Allah rızasını kazanmak için bir vakıf, bir okul veya dershane kurarsın normalde o kurum ana hedefe yani Allah rızasına ulaştıracak bir ara hedeftir. Şartlar o hale gelir ki ara hedefi muhafaza etmek için ana hedef unutulur. Bakarsın ki o kurumun varlığı Allah rızasının dışına çıkma vesilesi oluvermiş. Ara hedefimiz olmasın mı tabiî ki olacak ama gerektiğinde ara hedefi ortadan kaldırmayı da göze almak gerekecek. O zaman ana hedefe zarar veren her şeyi yıkmaya kararlı bir irade lazım gelir.

Hedefe kitlenmek, inanmak ve hazım etmekle mümkündür. Hazım edilemeyen hedef, kişi ile davası arasına bazı barikatlar kurar, normal hayatla davayı birbirinden ayırır, hayattan ve gerçeklikten kopuk farazi bir durum ortaya çıkarır. 

Ana hedefte mutabakat şarttır. 

Ara hedeflerde farklılık ve ayrılık olabilir. Bu farklılıklar ana hedefe zarar vermedikçe tahammül edilebilinir farklılıklardır, bunlar aslında olmalıdır da, çünkü insanların öncelikleri her zaman ayni olmayabilir.

İnsanların gidilecek bir yeri varsa ve oraya giderlerken bir yol arkadaşına ihtiyaç duyarlarsa beraber gidilir ve yoldaki meşakkatlere birlikte katlanılır. Gideceği yer yoksa yolda rasgele birine takılmışsa, yolda karşılaşılan en ufak bir engel yol değiştirmesine ve arkadaşını bırakmaya yeter. Çünkü bir bakıma hatırı için yola koyulmuş sayılır.

Ara hedeflerin de kendi içinde ara hedefleri vardır. İç içe girmiş daireler, dolayısıyla her an değişikliğe uğraması mümkün ve muhtemel bir yolda yürüyoruz demektir. Elverir ki yapılanlar açık naslara ters düşmesin.

B-Hedefe Gidilirken Kullanılan Metodun Belirlenmesi

Metot: Belli bir hedefe varmak için takip edilen yol, usul, sistem, yöntem, yaşam tarzı. Yol-yöntemin ne olduğu da mühim, metot İlahî midir, yoksa bize mi bırakılmış? Bu sorular sorulmalı ve cevapları alınmalıdır.

Kanaatim oldur ki değişebilen ve değişemeyen yönlerimiz vardır. Allah'ın açık ve sarih nasları asla değişmez, ama bu açık nasları anlama ve uygulamada farklılıklar olabilir. 
İslam dünyasında yüzlerce "Çalışma Metodu" kitap yazılmış, tartışılmış, bazıları "Çalışmanın ABCsi" ni kaleme almışlar. Tüm bunlar değerlendirildiğinde herkesin kendi zaviyesinden baktığını, tüm insanlığı ve tüm mekânları kapsayan bir yöntem bulmak imkânsıza yakın. 

Burada üzerinde durulması gereken şey gidilen yoldur. Kullanılan yöntem hedefe gayeye uygun olmak zorundadır. Allah rızasını esas alan bir anlayış, şer-i şerifin açık naslarına ters bir yol-yöntem belirleyemez.

Metot belirlenirken dikkat edilmesi lazım gelen hususlar vardır;

a- Yol-yöntem ana hedefe ters olmamalıdır. Yöntem ister İlahî kabul edilsin, yani nasla tayin edileceğine inanılsın, ister ise beşerî veya zaman ve zemine göre değişebileceğine inanılsın, nasıl anlaşılırsa anlaşılsın ana hedefe mutlaka uyumlu olmalıdır. Ana hedefin icrası için kolaylık sağlayan bir durum arz etmelidir.

b- Yol-yöntem uygulanabilir olmalıdır. Çok güzel şeyler her zaman uygulanabilirlik alanı bulmayabilir. Ara hedef mutlaka uygulanabilirlik üzerine bina edilmelidir. Bu da hem çevre şartlarını iyi bilmek, hem de inanılan davayı iyi kavramakla sağlanabilir. Davayı iyi bilemeyen, hazm edemeyen ile yola koyulursa, yolda hedeften ya sapılır veya uygulaması mümkün olmayan bir veche bürünür.

c- Yol-yöntem muvakkat olmalı, ana hedef kadar uzun ve kesintisiz olmamalı, geçici, başlangıcı ve sonu belli olmalı. Çok uzun ve sonu açık olan ara hedef bıkkınlık getirir ve ana hedef haline dönüşebilir, bu da ana hedeften sapma demektir.

d- Ara hedefler; esnek olmalı, çok kati ve kesin hükümler içermemeli. Ana ilke gibi kabul ederek kesin ve köşeli deklare edilirse değiştirmek güç olur. Çünkü ara hedef arazide şekillenir, arazi sık sık değişebilir bir durum arz eder, değişen şartlara kalıcı ve genel ilkeler gibi bakılırsa donukluk doğurur. Ara hedefler, günlük ihtiyaçlara da cevap vermeli, hayattan kopuk farazi ve genel hükümler içeren istekler çok zaman alır ve tarih içinde şekillenir, sosyal olayların hemen değişmesi mümkün değildir. Hâlbuki günlük olaylar ve pratikler hemen her gün farklılıklar araz eder. Zaman ve zemine uymayan anlayış, hayatı zorlar. Burada dikkat edilmesi gereken husus, ana hedefe ters ve onun önünü kesen bir hale dönüşmemesidir.

e- Yol- yöntem, çağın tüm problemlerini hesaba katarak tesbit edilmeli. Ele alınan meseleye ne kadar ehemmiyet verilecekse o kadar verilmeli, genelde ele alınan konu ne ise sanki insanların tek işi o konuymuş gibi kabul edilip, diğer problemler ve vazifeler yok sayılıyor. Bu da zamanla o meselenin ağırlığı ne ise ona irca ediliyor, aslında normalleşiyor, fakat bu sefer niye yapılmadı diye hesap soruluyor, vazife ihmali diye adlandırılıyor. Aslında yanlış ve gereğinden fazla atfedilen değerin getirdiği bir sakatlığın rayına oturmasıdır olan. Fakat bu hedeften sapma sayılır ve tartışmaya, belki ayrılığa vesile olur.

Demek ki metodu iki ana kısma ayıracağız a) ana hedefe götürücü ana metod b) Ana hedefe ters düşmeyen ara hedef, bu ara hedef geçici, zamana ve zemine uygun olmalıdır ve de genel hedeften kopmamalıdır.

C- Hangi Araçları Kullanacağız?

Araç; bir işin yapılmasını veya bir sanatın icrasını sağlayan alet ve maddedir. Bir maksada, gayeye erişmeyi sağlayan şey, vasıtadır.

Araç; adından da anlaşıldığı gibi, gayeye ulaşmak için vasıtadır. Arabadır, bisiklettir, yaya yürümektir, birinin sırtına binmektir. Kullanılan araç, bizim şeklimizi, duruşumuzu, dışarıdan görüntümüzü belirler, birilerinin hakkımızdaki kanaatlerini oluşturur. Kişinin duruşu; kullandığı araçla anlaşılır. Araç ve alet bizim göstergemizdir. Nezaketimiz, davamıza bağlılığımız, araç yoluyla anlaşılır. Ankara'ya gitmek isteyen bir insan bisiklete binerse bize sahici Ankara'ya gidiyor intibaını vermez. İzmir uçağına binip Ankara'ya da gidilmez.

Araç amacı belirler mi belirlemez mi? Aracın kirli ve günahkâr olmaması lazım gelir. 

Hedefe giderken sistem içi araçların nerelere kadar kullanılacağı da tayin ve tesbit edilmelidir. 

Bana göre ara hedeflerde sistem içi araçlar kullanılabilir. Mesela, dernek kurmak, kulüp açmak, ticari bir müessese ihdas etmek gibi. Fakat ana metodda asla, sistemle uyuşmaya gidilmemeli. İnançla alakalı hiçbir konu pazarlık konusu olmamalı ve asla sistemle uzlaşmamalı. Sistemle uzlaşı dini ve dine ait değerlerin yozlaşmasına sebep olur.

Yaşanan hayatı hiçe sayarak bir yol çizme aklî değil. O zaman insanlar ikili bir hayat yaşarlar, bir hayatları gayet İslamî ve de azimete dayalı olacak, diğer hayatları da gayet dünyevî ve de laik olacak. İkisinin mezc edilmesi zorlaşır, telifi mümkün olamaz durumda olur.

Hayatın zorluklarını biraz hafifletmek için bazı geçici yollar kullanılabilir. Ana gövdeden sapmamak kaydıyla, bu hususta belirleyici olan, bizim değer yargılarımız, bağlı bulunduğumuz ilkeler ve bu ilkelerin neye tekabül ettiğini bilmemiz ve ona sımsıkı sarılmamızla alakalıdır.

Amaç ve araç ilişkisini iyi tayin ve tespit etmemiz gerekir. Araç, bir yere varmak için kullanılan ulaşım yoludur. Araca kutsiyet atfedersek, onu olduğundan fazla büyütürsek, kendisini vazgeçmez kılarsak, o zaman amaca dönüşür. Amaca dönüşen araç amacı da kaybeder, debelenip dururuz.

Yani bir müessese kurarız, davaya hizmet için, sonra müesseseyi yaşatmak için davayı ikinci dereceye iter kurumu ayakta tutmanın yollarını arar dururuz. Önce biraz gevşeriz, biraz yumuşarız, sonra biraz uzlaşır, sonra müessese dava yerine geçer, artık işimiz onu ayakta tutmak olacak. Bir sonraki aşama müesseseye zarar veren her şey kötü kabul edilecek. Kurumun varlığı davanın önüne geçecek, dava artık kurum için kullanılacak. Tabii bu çok aleni yapılamayacağı için de arası bulunacak. Ara bulunamayınca da dava sevdalıları sivrilikle itham edilecek ve dışlanacak. Böyle durumlarda hakiki sivrilik yapanların önü açılacak makul ve salim düşünenler orta yerde kalacak. Sivrilik yapanlar, en iyi örgütçü en sağlam dayanabilenler, en hakiki dava adamları olarak devam edecekler, belli bir müddet sonra bir arabulucu grup daha çıkacak ve onlar da dışlanacak, böylece bölünmeler ve yeni yeni arayışlar sürüp gidecek. Harekette daima yeni arayışlar ve yapılanmalar hiç bitmemiş olacak. Hareket, daima toy ve herkesin istediği yöne çekilebilen bir halde olacak.

Bunun orta yolu yok mu? var elbette. Orta yolu satılmadan ve sivrilik yapmadan gücüne ve kuvvetine göre adım atmaktır.

Güç ve kuvveti hesaba katmadan atılan adımlar, bunlar beraber iş yapma da olsa, zamanla karşılığı olmayan işler olarak ortaya çıkacak ve fakat kimse bunu itiraf edemeyecek, yavaş yavaş heyecan kaybolacak ve iş soğuyacak. Bu sefer de herkes birbirine suçu atacak. Yürüyemeyen yolun açılması için çaba harcanacak yerde, insanlar birbirlerini suçlayacaklar, bir suçlu bulunacak ve bütün günahların müsebbibi adedilicek ve yardan yuvarlanacak. Yeni bir iş ve ortaklık aranacak ona da uygulanan yol-yöntem ayni olacak, çünkü açmazı işin mahiyetinde ve tarzında değil, işin sahiplenmemesinden kaynaklandığına inanılacak.
Kısır döngü devam edip gidecek, yeni ortaklıklar kurulacak, yeni heyecanlar oluşacak, yeni dağılmalar olacak....

Beraber İş yapmanın Temel Şartları

1-Hedef birliği olmalı

2- Farklı insanların, grupların bu işten beklentileri ve sonunda elde edeceğini; beraber iş yapanlar bilmeli. Herkes işe yüklediğini açıkça beyan etmeli. Gizli niyet taşınmamalı.

3- Beraberliğin bir iş ortaklığı mı, bir fikir birliği mi, ortak zemin oluşturmanın paydası mı açıkça belirlenmeli.

4- Başkasına tahammül etmek.

5- Farklılıkları zenginlik kabul etmek.

6- Beraber iş yapmak isteyenlerin ne yapmak istediklerini iyice açıklamaları.

7- Beklentilerin netleşmesi.

8- Yetki ve sorumlulukların belirlenmesi.

9- Vazifelerin açık ve net olması. 

10- Genellemelerden kaçınılması. 

11- Yetkililer kendi vazife sınırlarını aşarak her şeye müdahele etmemeleri. 

12- Kuralların herkes için geçerli olması.

13- Süre tayin edilmeli.

14- Takip müessesi ihdas edilmeli ve işletilmeli.

15- Yapılacak işin olabilirliği olmalı.

16- İşten önce ön araştırma yapılmalı.

17- Maliyet, süre ve fayda üçlüsü beraber hesaplanmalı. 

18- Zaman ve zemin hesaba katılmalı

Müslümanların Birlikte İş Yapma İmkânları

Müslüman olmak; diğer insanların ve hassaten Müslümanların dertleriyle dertlenmektir bir yerde. Toplumda var olan adaletsizlik, haksızlık, zulüm, açlık, yokluk, cehalet, sapma, bozgunculuk vs.. Fıtratı bozulmamış insanların harekete geçmeleri ve olan yanlışlara karşı mücadele etmeleri gerekir. 

Dünyada şeytanî güçler her zaman rahmanî güçlere karşı savaşırlar onları yok etmek isterler. Esasen insanlık tarihi hep mücadele tarihidir. Bundan kaçınılmaz, burada asl olan bizim durduğumuz yerdir. Yani zalimin yanında mıyız, mazlumun yanında mıyız? Haklının yanında mıyız, haksızın yanında mıyız? Ahlaklının yanında mıyız, ahlaksızın yanında mıyız? Yalancının yanında mıyız doğru söyleyenin yanında mıyız? Soruları çoğaltılabiliriz. 

Müslümanların birlikte iş yapmaları itikadi zorunluluktur. 

Kur'an ve Sünnet bize birlikte hareket etmemizi emr ediyor. Tavsiye değil emir. 

"..Sizin bu ümmetiniz tek bir ümmetttir. Ben de sizin Rabbinizim, benden korkun." 23/52

"Topyekûn Allah'ın ipine sarılın ayrılmayın, Allah'ın size olan nimetini hatırlayın. Hani siz birbirinize düşman idiniz, Allah kalplerinizi uzlaştırdı. O'nun nimetiyle kardeşler oldunuz. Siz ateşten bir çukurun kenarında idiniz, sizi ondan Allah kurtardı..." 3/103

"Allah'a ve Râsulü'ne itaat edin. Birbirinizle çekişmeyin. Sonra korkuya kapılırsınız, gücünüz (kesilip devletiniz yıkılıp) gider. Bir de sabredin. Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir." 8/46

Namazın cemaatle kılınmasının daha faziletli oluşunda da hikmetler vardır. Bazı ibadetlerin topluca yapılmasında da beraberliğin önemine işaret vardır. 
Müslümanların ayni kıbleye yönelerek namaz kılmalarının hikmetlerin başında ümmetin beraberliğini sağlamak yatar.

"Müslümanlar bir vücudun azaları gibidir. Bir azaya bir sıkıntı isabet ederse tüm vücut o acıyı duyar" Buhari, edeb/27

"Cemaat rahmettir, tefrika azaptır." A.B. Hanbel 4/145

Ayrıca bazı İslamî hükümler de beraberlik ve ümmet olmadan daha doğrusu İslam cemaati devlet olmadan uygulanamaz. Had cezaları gibi.  Müslümanlar, İslam'ı müdafaa için topyekun savaşa teşvik edilmesinin hikmetini de iyi anlaşılması gerekir. Dünyanın şu anki şartları da beraber iş yapmayı zorunlu kılıyor.

Çağımız; ortak iş yapma ve kurumsallaşma çağıdır. Beraber iş yapma biraz başkasına tahammülü gerektirir. Eskisi gibi "ben kimsenin kahrını çekemem, kendi başıma ve gücüm kadar bir şeyler yaparım" düşüncesi bugün fazlaca değeri yoktur. 

Zihin yapımız tek adamcılığa yatkın olduğu için, bugün tek adam anlayışı yerini tek cemaat ve tek örgüte bırakmıştır. Herhangi bir çevre kendini arzın merkezine koyarak yapılması gereken faaliyetlerin şekil ve yöntem olarak kendi istekleri doğrultusunda olmasında ısrar etmesi beraber çalışmayı sekteye uğratır. Bazıları da düşünmeden ve iş yapma niyetini aslında taşımadan beraber iş yapıyor görünmek ihtiyacını duyuyor. Çelişki gibi görünen şey aslında bir vakıadır. 
Bunun psikolojik ve sosyal sebepleri vardır. Burada fazlaca buna girmek istemem. 
Halbuki bu anlayışı ve yapılanma biçimini değiştirmemiz lazım. Çünkü zihin yapımızı değiştirmedikçe farklı bir alanda iş yapmak zorlaşır. Tahammül bir olgunluktur. Rahmetli Hasan el- Benna'nın veciz bir şekilde açıkladığı gibi: Mutabakata vardığımız konularda beraber yürürüz, ihtilaf ettiğimiz konuları gündeme getirmeyiz. Bu ilke belki İhvan'ın dünyaya yayılmasına vesile olmuştur. Beraber iş yapma ayni zamanda bir ahlaki olgunluktur. Tersi de ahlaki zaaftır.

Türkiye Cumhuriyetinin yapısı ve şu an içinde bulunulan durum da bizi ortak iş yapmaya zorluyor.
İslami olmayan idarelerde haklının hakkını vermesi ancak mecbur kaldıkça gerçekleşir. T.C. nin yapısı; örgütlü ve güçlü olanın isteklerini ancak hesaba katar. Hakkı elinden alınmış ve fakat sesi çıkmayan, şikâyet etmeyen, şikâyetinin peşine düşmeyen, bunun için mücadele vermeyen kimseye devlet hakkını vermez. Tam tersine elindeki haklarını da alır. 

Devlet, hak arama eğer huzursuzluk sınırına erişmiş ve toplumu rahatsız etmeye başlamışsa kaale alır ve çare aramaya koyulur. Yoksa bu insanlar haklıdır, haklarını verelim, vermezsek zalim oluruz, demez ve demeyecektir.

Beraber İş Yapmanın Zarureti

1- Çağımız bize şunu öğretti ki tek başına kimse yaşamayız. Herkes bir bakıma herkese muhtaç.

2- Ortak iş yapabilenler daima başarılı olmuştur. 

3- Herkes Osmanlı rolünü oynamaktan vaz geçmeli, kimse kimseyi tarihten silemez. Hep beraber bu topraklarda yaşayacağız.

4- Kişinin düşmanı onu belirler. Zihin yapısını ve ilgi alanını ihata eder. Eğer gerçek düşmanı tanıyamıyorsak sonumuz düşmanın kucağı olur. 

5- Ötekisi olmayanın iş yapma ihtiyacı yoktur. 

6- Mevcut ahvalden rahatsızlık duyan herkes rahatsızlığın ölçüsünce başkasıyla iş tutmak zorundadır. 

7- En başta imanımız bizi buna zorlar.

 Müslümanların Beraber İş Yapmaları İçin Bazı Teklifler

 1- Kurumlar arası yakınlaşma sağlanmalı

2- Tüm Müslümanları ilgilendiren konular etrafında iş yapmaya çalışılmalı

3- Dış dünyaya karşı İslami değerler savunulmalı 

4- Birbirimizin hakkına azami riayet etmeliyiz. 

5- Her çevre başka çevrenin yaptığı faaliyete destek olmalı. 

6- Her bir çevrenin tek başına yapabileceği faaliyetleri ortak yapmaya çalışmalıyız. 

7- Kurumlar arası bir hukuk ihdas etmeli ve bunu yazıya dökmeliyiz. 

8- Grup taassubunu kırmalıyız. Gruba mensubiyet merkeze alınmamalı onun yerine ahlak ve liyakat öncelenmeli. Fakat herkes bir aidiyete de mutlaka sahip olmalı. 

9- Zedelenmiş güvenin tekrar ihyası için özel gayret göstermeliyiz. Mesela ikili ziyaretlere önem vermeliyiz. Bunları sıklaştırıp mümkünse periyodik hale getirmeliyiz.

10- Top yekûn hareket bazen mümkün olamıyorsa birbirleriyle anlaşabile çevreler ortak iş yapmaktan da çekinmemelidirler. Tabii genel hukuka riayet ederek.

Şunu belirtmekte yarar görüyorum; eğer biz biri birimize tahammül etmezsek, birbirimizin kahrını çekmezsek, hep beraber daha negatif insanların ve çevrelerin kahrını çekeriz. Müslümanlar kardeştir. Kardeşçe davranalım ve kardeşçe iş yapalım.

Kazım Sağlam/Medeniyet Vakfı 

Yukarı Dön



Etiketler:

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Kategoriye Ait Diğer Haberler



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat