Biald-i Şam'ın Hazin Öyküsü -2-


Biald-i Şam'ın Hazin Öyküsü -2-

A+ |Normal |A-

Son güncelleme: 26 Temmuz 2016 Salı 17:56


İHH’nın katkılarıyla Dr. Ahmet Emin Dağ’ın hazırladığı Suriye-Bilad-i Şam’ın Hazin Öyküsü adlı çalışmayı, bölgedeki değişimler ve gelişmeler üzerine faydasını umduğumuzdan, bölümler halinde Küre Medya’da yayınlayacağız.

Küre Medya / Haber Merkezi
İHH’nın katkılarıyla Dr. Ahmet Emin Dağ’ın hazırladığı Suriye-Bilad-i Şam’ın Hazin Öyküsü adlı çalışmayı, bölgedeki değişimler ve gelişmeler üzerine faydasını umduğumuzdan, bölümler halinde Küre Medya’da yayınlayacağız.

Bu çalışma Suriye’yi anlamak ve günümüzde bölgede yaşanan olayları daha iyi yorumlamak isteyen okuyucular için Suriye tarihini, kültürünü, siyasetini, insan hakları uygulamalarını ve dış politikasını yakından tanımaya yardımcı olacak zengin bir içerik sunmaktadır.

Kitap dört bölümden oluşmaktadır. İlk bölüm Suriye tarihini ilk dönemlerden itibaren ele almaktadır. Bu bölümün ağırlıklı kısmını Osmanlı sonrası modern dönem Suriye tarihi oluşturmaktadır.

Yaşanan son krizde de açık bir biçimde anlaşıldığı gibi, başlangıçtan itibaren Suriye yönetimleri siyasi meşruiyet sorunuyla her dönem yüzleşmek zorunda kalmıştır. İkinci bölüm bu meşruiyet krizini ve siyasi alternatifleri konu edinmekte ve Suriye rejiminin kimliğini tartışmaktadır.

İktidarın meşrulaştırılmasına yönelik her hamle aynı zamanda sıkı bir siyasi hesaplaşmayı gerektirdiği için insan hakları ihlalleri ülke gündeminde önemini hep korumuştur. Üçüncü bölüm Suriye’de insan haklarının tarihini ve bugününü ele almaktadır.

Bilad-i Şamı’ın Hazin Öyküsü -2-

6-Baaslı Döneme İlk Adım

Artık Suriye’de Baaslı dönem başlıyordu.64 Suriye’deki diğer siyasi partiler gibi Baas Partisi de Suriye-Mısır ittifakı sırasında dağılmıştı. 1962 yılı Mayıs ayında eski ve yeniler olmak üzere tüm parti üyelerinin katıldığı Baas kongresinde, parti yönetimi kendini yeniledi. Arap birliği karşıtı akımı temsil eden Hourani tasfiye edilerek Mısır ve Irak’la yeni bir birliği öngören ekip, devlet içinde kadrolaşmaya ağırlık verecek şe- kilde yapılanmasını düzenledi.65 Kongreden Neo-Baas adı altında yeni bir grubun ortaya çıkmasıyla parti, iktidar için birbiriyle rekabete ve çe- kişmeye giren iki kanada bölünmekte gecikmedi. Suriye politik yaşamı- nı yakından ilgilendiren bu bölünme, temel itibarıyla Arap ülkeleriyle birleşme, Sovyetlerle ilişkiler ve sosyalist politikaların nasıl uygulanaca- ğı yönündeki ihtilaftan kaynaklanıyordu. Eski Muhafızlar (Old Guard) ve Bölgeselci Kamp (Regionalist Camp) olarak isimlendirilen rakip iki

Baas fraksiyonunun birinci akımına Mişel Eflak, Salahaddin el-Bitar ve Sünni sınıfa mensup General Emin el-Hafız öncülük ediyordu. Su- riye’de sosyalist politikaların ivedilikle uygulanması ve Sovyetler Birliği ile yakın iş birliği gibi politikalara öncelik veren ikinci grup ise Salah Cedid, Muhammed Umran ve Hafız Esed gibi etnik azınlıklara mensup subaylardan oluşuyordu.66

Fransız manda dönemine dayanan orduya sızma çalışmaları nede- niyle Alevi azınlığı temsil eden bu grubun ordu içerisinde, özellikle üst düzey komutanlar arasında, önemli bir etkisi bulunuyordu. Bu nedenle ülke siyasetine etki etme konusunda sivil tarafı ağır basan ilk akımdan daha avantajlı bir konuma sahipti.67

Bu arada parlamento, Ocak 1962’de yayımladığı bir kararla Birle- şik Arap Cumhuriyeti döneminde çeşitli ticari ve endüstriyel firmalar hakkında alınmış olan devletleştirme kararını iptal etti. Şubat ayında yine birlik dönemi boyunca uygulanmış olan toprak reformu tedbirleri konusunda, toprak ağalarının destekleyeceği şekilde, düzenlemeler ya- pıldı.68 Aslında hükûmet bazı kişilerin onayını alırken birçoklarını da kızdırmıştı. Ve çok geçmeden, 28 Mart 1962 tarihinde, ülkede yeni bir askerî darbe oldu. Başkan Kudsi görevinden istifa ederken tüm hükû- met işleri silahlı kuvvetlerce üstlenildi. Yeni darbeye karşı gösterilerin artması üzerine 5 Nisan’da yedi subaydan oluşan bir grup tarafından rakiplerin tasfiye edilmesiyle bir askerî darbe daha gerçekleştirildi ve 10 Nisan 1962’de Kudsi yeniden başkanlığa atandı.69

1962 yılının sonlarına doğru ordu içindeki Nasır yanlıları ile kar- şıtları arasındaki çatışmaların ve bombalı saldırıların şiddetlenmesi üzerine ülkedeki huzursuzluk had safhaya çıktı. Siyasi çözüm arayış- ları ve yeni hükûmetin beklenen başarıyı gösterememesi, 1963 yılının ilk günlerinde, 1962 Mart’ındaki darbeyi gerçekleştiren subayların bir bölümünün yeni bir askerî darbe girişiminde bulunmasına neden oldu. Darbecilerin bu kez başarısız olmaları üzerine hükûmet, orduda 120 subayı ihtiva eden bir ayıklama operasyonu başlattı. Tüm bu yaşananlar Nasır’ın Suriye üzerindeki hesaplarının hâlâ bitmediğini gösteriyordu. 1962’nin Mart ayında Baas’ın kurucularından olan Selahattin Bitar’ın başbakanlık koltuğuna oturması, Baasçı dönemin ayak seslerinin ilk kez duyulması açısından önemli bir gelişmeydi. Bitar, hükûmetine beş tane Nasırcı bakan da almıştı. Ancak sonraki günlerde Nasır karşıtlarının baskısıyla bu beş bakan istifaya zorlanarak ordudaki Nasır yanlılarından

1.000 kadar subayın ordudan atılmasıyla önemli bir ayıklama operasyo- nu gerçekleştirildi. Temmuz 1963’te Nasırcı subaylar tarafından (yak- laşık 2.000 kişi) başlatılan darbe girişimi, daha önce Arjantin’de askerî ateşe olarak görev yapan ve Baas Askerî Komitesi tarafından görevlen- dirilen Sünni Tuğgeneral Emin el-Hafız tarafından akamete uğratıldı. Şam’da meydana gelen çatışmalardan sonra El-Hafız, tüm gücü eline alarak Bitar’ı hükûmeti kurmakla görevlendirdi. Ancak ilerleyen  günlerde Baas Askerî Konseyi’nden ve bir grup genç radikal Marksist poli- tikacıdan destek alan Hafız, yetkileri eline alarak başbakanlık koltuğuna kendisi oturdu.70

1963 yılında yeni Baas’ın iki kanadı arasındaki rekabet Emin el-Ha- fız’ın iktidara gelmesinden sonra daha da arttı. Emin el-Hafız, gelenek- sel Baas anlayışının asli fikir ve politikalarından oldukça sapmış olan yeni bir Baas rejimi kurdu. Daha çok küçük kasabalar ve köylerdeki alt sınıf Sünni Müslümanlar, Alevi, Dürzi ve İsmaililer gibi toplumun bir- çok kesimine mensup kişilerin sempatisini kazanan bu liderlik, bir Arap birliğinden çok “Suriye ulusalcılığı” kavramına öncelik veriyordu. Emin el-Hafız sosyalist ve Marksist doktrinleri, Baas’ın gelenekselleşmiş sos- yal yenilikçi fikirlerine tercih ediyordu. Baas’ın eski yöneticilerinden Bi- tar’ı kabineden çıkaran El-Hafız, Eflak’ı da yurt dışına kaçmak zorunda bırakınca eski Baasçıların tepkisini üzerine çekmeye başladı.71

Emin el-Hafız’ın otoriter yapısına meydan okuyan ve onunla müca- deleye giren Baas’ın askerî ismi Muhammed Umran, girdiği bu müca- deleyi kaybetti. Bunda, ordudaki en güvendiği komutanlar, Salah Cedid ve Hafız Esed’in etnik kimlikleriyle hareket etmek yerine pragmatist davranarak kendisine destek vermemelerinin önemli rolü vardı. So- nuçta, ülkeden uzaklaştırılmak için Madrid’e elçi olarak gönderildi. Bu onun için sürgün cezası anlamına geliyordu.

Emin el-Hafız’ın ordu ile rekabetteki ilk raundu kazanmasından kısa bir süre sonra  Genelkurmay  Başkanı  Salah  Cedid  ile arasının açılma- sı gecikmedi. Baas politikalarındaki farklı düşüncelerin ve iktidara kimin hükmedeceğinin yol açtığı ihtilaflara ilaveten, mezhebi ve şahsi rekabetin etkisiyle ülke yeni bir çekişmenin içine girdi. Alevi ve Dürzi subayların ço- ğunluğu Cedid’i tutarken Emin el-Hafız, Sünni subayların çoğunluğunun ve eski Baas liderliğinin desteğini aldı. Hükûmet, 1965 yazında Suriye or- dusunda yetkilerin Alevi ve Dürzi azınlıkların ellerinde toplanmasını bir tehlike olarak fark ettiğinde bu grupların nüfuzlarını kırmak amacıyla bazı tedbirler almaya girişti. Yılın sonlarına doğru, ülkedeki siyasi mücadeleyi Emin el-Hafız’ın kazandığı yönünde güçlü işaretler belirmeye başlamıştı ki, 23 Şubat 1966 tarihinde Cedid’in başını çektiği askerler, Suriye’nin bağım- sızlığından bu yana on üçüncü ve en kanlı askerî darbeyi gerçekleştirdiler.72 İki grup arasındaki güç mücadelesi, Hava Kuvvetleri Komutanı Ge- neral Hafız Esed’in anahtar rolü sonucu, Emin el-Hafız ile Eski Muhafızlar (Old Guard)’ın yenilgisi ve Baas’ın askerî kanadının iktidarı ele ge- çirmesiyle son buldu.73 Bu, Suriye tarihinde o zamana kadarki en kanlı darbe olsa da bu durum sadece parti içindeki mücadelenin yoğunluğunu yansıtıyordu. Çünkü halk, iki grubu da desteklememiş ve bu mücade- leye hiç katılmamıştı. Alevi subaylardan Hafız Esed, Salah Cedid ve onlarla iş birliği yapan Sünni kökenli Nurettin el-Atassi darbeden mu- zaffer olarak çıkanlar arasındaydı. Başlangıçta Esed ve Cedid’le birlikte çalışan Baas’ın güçlü ismi Muhmammed Umran, mücadele sırasında taraf değiştirmiş ve kaybeden tarafa oynadığı için darbenin ardından Suriye’yi terk etmek zorunda kalmıştı.74

1966’daki darbeyle birlikte Hafız Esed, Cedid’den sonra ülkenin ikinci adamı hâline gelmiş, aynı anda hem genelkurmay başkanlığı hem de hava kuvvetleri komutanlığını yürüterek Suriye politikasında etkili kişilerden biri olmuştu. Salah Cedid, iktidara doğrudan oturmak yerine 1 Mart 1966’da Nurettin el-Atassi’yi Suriye’nin yeni devlet başkanı, Yu- suf Zuayyin’i başbakan ve İbrahim Makhus’u da dışişleri bakanı olarak atadı. Baas Partisi Bölgesel İdaresi’nin beş önemli makamı, ikisi Sünni (Atassi ve Zuayyin) ve üçü Alevi (Cedid, Makhus ve Esed) olmak üzere beş darbeci tarafından dolduruldu.75

7.Altı Gün Savaşı (1967 Arap-İsrail Savaşı)’nda Suriye

Şubat 1966 darbesinden sonra rejimi parti vasıtasıyla kontrol etmeyi tercih eden Salah Cedid, ordu üzerindeki nüfuzunu Baas askerî organi- zasyonundaki taraftarları aracılığıyla devam ettirmeye çalışıyordu. Esed ise, savunma bakanlığı ve hava kuvvetleri komutanlığı mevkilerini aynı anda işgal etmesinin avantajlarını kullanıyordu. Çabalarını sistemli bir şekilde ordudaki ve özellikle de rejimin gücünün odağı olarak gördüğü savaş birimleri üzerindeki kontrolünü genişletmeye yoğunlaştırmıştı. Yani Cedid, daha sivil bir nüfuz yöntemi benimserken Esed, ordudaki yandaşlarını arttırıyordu.

1967 yılı Haziran ayı başlarında İsrail’le yapılan savaşta alınan yenil- gi ve Suriye’nin en stratejik bölgelerinden biri olan Golan Tepeleri’nin kaybedilmesi, Suriye ve Mısır’daki radikal sosyalist rejimlere duyulan güveni tamamen yok etti. Bu durum ayrıca Suriye iç politikasında ılım- lılara ve sağcı grupların eline önemli bir koz verirken, aynı zamanda Esed’in otoritesini arttıran bir dönüm noktası oldu. 1967 yenilgisinden beceriksiz sivilleri sorumlu tutan Esed, orduda rakibi bulunmadığı için bir yandan kendi etnik grubuna bağlı kişileri etkin mevkilere getirirken bir yandan da hükûmete yönelik eleştirilerini artırmaya başladı.

Esed ile Cedid arasındaki tek ihtilaf konusu savaşta alınan yenilgi değildi kuşkusuz. Cedid, İsrail karşısında çok sert ve militan politikalara başvurarak Filistin silahlı gruplarının (Saika, El-Fetih vb.) Suriye top- raklarından Yahudilere yönelik saldırılarda bulunmasına fırsat verirken Esed, bu tür yaklaşımları İsrail gibi güçlü askerî yapıya sahip bir ülke karşısında Suriye’nin geleceğini tehlikeye atan maceracı bir tutum ola- rak değerlendiriyordu. Bunun yanı sıra Esed, Arap ülkeleriyle ilişkiler- de Cedid’in dış politikasını fazla sert bularak biraz daha pragmatist ve ılımlı bir tutum sergilenmesi gerektiğini savunuyordu.76

Eylül 1970’te, Ürdün ordusunun Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ)’ne bağlı gerillaların kaldığı kamplara yönelik başlattığı saldırı sırasında, Filistinlilere yardım için yaklaşık 200 Suriye tankı Ürdün’e gönderil- di. Kara Eylül olayları olarak bilinen çatışmalarda Irak’ın da Ürdün Kralı’na destek amacıyla gönderdiği 12.000 kişilik askerî güç, Suriye birlikleri ile çatışınca rakip iki Baas yönetimi kozlarını paylaşma im- kânı buldu. Cedid’in Ürdün Kralı’nın devrilmesine yönelik politikasını ve Irak’la karşı karşıya gelmesini benimsemeyen Genelkurmay Başkanı Esed, çatışmalara müdahale edilmesine karşı çıkarak uçak göndermeyi reddetti ve Cedid’le ipleri iyice gerdi.77

Ordunun tamamında gücü eline alan Hafız Esed’in iki rakibi, Baş- bakan Yusuf Zu’ayyin ve İbrahim Makhus tutuklandı, ardından Esed’in adamları hükûmette önemli görevlere getirildi. Birkaç ay sonra Cedid’e doğrudan meydan okuyacak hâle gelen Hafız Esed, Baas Partisi’nin or- dudaki faaliyetlerini askıya alarak kendisine bağlı tankları Şam’ın kilit noktalarına yerleştirdi. 28 Eylül 1970’te Cemal Abdünnasır’ın ölümü, Esed’e göre Suriye’yi herhangi bir İsrail saldırısına karşı daha güç du- rumlara sürükleyebilirdi. Kısa bir süre sonra Mısır’ın yeni başkanı Enver Sedat, Libya ve Sudan ile birlikte bir Arap Federal Birliği kurma kararı aldı. Cedid’e karşın Esed, bu birliğe katılmaya oldukça hevesliydi. Böy- le bir zeminde Cedid’in taraftarlarının bir kısmını evde göz hapsine alırken bir kısmını da görevlerinden uzaklaştıran Esed, Cedid’in askerî yandaşlarını da pasifize ederek Baas’ın askerî kuruluşu olan Saika üze- rindeki kontrolü tamamen ele geçirdi.

12 Kasım 1970’te toplanan Baas kongresi, Esed’i ikilik çıkarmakla suçlayıp Cedid hükûmetinin iç ve dış politikasının desteklenmesi kara- rını aldı. Toplantının ardından harekete geçen Salah Cedid, Hafız Esed ve yardımcısı Mustafa Talas’ı görevinden almaya kalkıştı. Bu gelişmeler üzerine son hamle için harekete geçen Esed, Cedid hükûmeti ve Baas’ın tüm yöneticilerini tutuklatıp yönetime el koydu.78

8.Esed Hanedanlığının Başlangıcı ve Hafız Esed’in Hayatı

Tipik bir Ortadoğu devleti olan Suriye, içinde bulunduğu coğraf- yanın tüm özelliklerini yansıtır. Yaklaşık 70 yıllık bağımsız Suriye ta- rihinin 40 yılı aşkın son dönemi Esed hanedanlığının yönetimi altında geçmiştir. Suriye tarihine damgasını vuran kişi ise hiç kuşkusuz Hafız Esed’dir.79

Diğer Ortadoğu liderlerinin aksine, Hafız Esed’in hayatı hakkında- ki ayrıntılar birçok araştırmacı için hâlâ ulaşılması en güç konulardan biridir. Bu, geçmişinin ayrıntılı olarak bilinmesinden rahatsızlık duyan Esed hanedanlığının, ülkedeki Sünni muhaliflerin eline tehlikeli kozlar vermek istememe politikasının bilinçli bir uygulaması olarak değerlen- dirilebilir.

Hafız Esed, 6 Kasım 1930 yılında hâlen Lazkiye kenti sınırları içinde bulunan Kardaha köyünde doğar. Ait olduğu Alevi   (Nusayri)80 azınlığın içinde birbirine zıt akımların geliştiği önemli bir devirde ye- tişen Esed, gençlik yılları boyunca ciddi sosyal çelişki ve dalgalanmalar geçirdi. Bir tarafta Sünni çoğunluğa bir tepki olarak eski ve kökleşmiş mezhebî inziva geleneği, sosyal yabancılaşma ve siyasi özerklik anlayışı sürdürülmeye çalışılıyor, diğer tarafta ise bağımsızlığını yeni kazanmış Suriye toplumu ile bütünleşmeye doğru azınlıklar içinden çıkan yeni ay- dın sınıfın başını çektiği, entegrasyon amaçlı siyasi, kurumsal ve kültürel bir yöneliş bulunuyordu.81

Esed’in doğduğu Kardaha, Kameri mezhebinin82 geleneksel mer- kezi olarak kabul edilirken, ailesinin Matavira kabilesinin Numailatiy- ye klanına ait olduğu bilinmektedir. İsmail Bey isminde önemli Alevi kahramanlarından birini çıkarmış olan kabile, 1850’li yıllarda Osmanlı Devleti’ne karşı uzun yıllar mücadele etmiş ve Alevi bölgesinin bazı bö- lümlerinde yarı özerk bir yapı kurmayı başarmıştır.83

Hafız Esed, babası Ali Süleyman el-Esed’in (doğumu 1875) ikinci eşi Naesa binti Osman Abud’un oğludur. Esed’in üvey annesi Saade’den olan beş üvey kardeşinden (üç erkek, iki kız) başka, asıl annesi Naesa’dan olma, kendisinden küçük beş erkek ve iki kız kardeşi daha vardır.84

İlkokulu doğduğu köyde okuyan Esed, din derslerini Şeyh Kemal Habib isimli bir hocadan alır ve 1940’lı yıllarda öğrenimini tamamla- mak üzere Lazkiye kent merkezine gider. Matematik ve tarih konusun- da oldukça başarılı olan Esed, bu alanlara yönelmek yerine dönemin çalkantılı ve hareketli siyasi ortamına ayak uydurarak henüz çocuk de- nilebilecek yaşlarında, 1946 yılında, Arap Sosyalist Baas Partisi safları- na katılır. Esed’in 16 yaşında siyasete katıldığı dönem, Fransızlara karşı bağımsızlık savaşının en şiddetli olduğu ve Suriye halkının keskin siyasi tercihler yapmak zorunda kaldığı yıllara denk gelmektedir.85

Hafız Esed Lazkiye’ye geldiğinde tanıştığı çok değişik düşünce ve inançtaki insanların ve biraz da hâkim sosyal anlayışın etkisiyle   mezhebi geçmişinden kısmen de olsa uzaklaşmaya başlar. Soyadını da bu dönemde değiştiren Hafız, “Vahş” yani vahşi anlamına gelen ve küçük düşürücü bir yönü olan ismini “Esed (Aslan)” ismiyle değiştirir. Aldığı Alevi ve Arapçı geleneğe karşın Lazkiye kent merkezi o dönemde yo- ğun Sünni nüfusun yaşadığı bir yer olduğundan, yalnızlığını giderecek ilk mekân olarak onlarca Alevi’yi bünyesinde barındıran Baas Partisi’ni seçer. 2. Dünya Savaşı’nın yeni bittiği ve Suriye bağımsızlık mücadelesi- nin en hareketli olduğu yıllarda, genç Hafız da Fransız yönetimine karşı faaliyetlerde bulunur ve bir süre tutuklu kalır.86

Esed’in siyasi tercihi geleneksel, muhafazakâr ve milliyetçi partiler- den biri lehine olmamıştır. Çünkü kendi ifadesiyle söz konusu muha- fazakâr partiler hem Fransızları kovma ve bağımsızlığı kazanma konu- sunda başarılı değildi hem de grupsal çıkarları daha fazla gözetiyorlardı. Esed’e göre Müslüman Kardeşler (İhvan-ı Müslimin), Ulusal Parti ve Halk Partisi gibi köklü muhafazakâr partiler, kendisinin ait olmadığı Sünni çoğunluğun çıkarlarını daha fazla gözeten ve kendisine karan- lık bir geçmişi hatırlatan politikaları nedeniyle uzak durulması gereken akımlardı. Esed’e göre bu gibi partiler, Osmanlı’da sembolleşen dinî hâ- kimiyetin geleneksel ifadeleriydi. 1940’lı yılların ortalarında, azınlıkla- rın en fazla rağbet gösterdiği ve bağımsız Suriye’de kendilerine toplum- sal bir statü vadeden parti Baas Partisi’ydi. Birçok arkadaşı gibi Esed de bu partiye katılmayı tercih etti.87

Baas’ın en ateşli taraftarlarından biri olmasına rağmen Esed’in parti çalışmalarına katkısı ilk yıllarda gönül desteği ve sempatizan kazandır- madan öteye gitmedi. Mart 1963’te yapılan ve partinin bugüne kadar yönetimde kalmasının yolunu açan Baas darbesine kadar, parti teşkilat- larında resmî bir görev almaktan kaçındı.88

O dönemde tüm Arap ülkeleriyle birlikte Suriye’nin de paylaştığı 1948 İsrail yenilgisi ülkede büyük bir hoşnutsuzluk meydana getirmiş ve zaten güçsüz olan siyasiler karşısında ordunun gücü artmaya başlamıştı. Savaşta alınan yenilgiden beceriksiz subayları sorumlu tutan siviller ko- mutanlara yüklenirken askerler ise yenilgiden sivillerin kötü yönetimini sorumlu tutuyordu. Bu tartışmaların ardından 1949 yılı içinde art arda üç darbe yapılması, ülkedeki siyasi aktörlerin niteliğini değiştirmeye başladı. Yaşanan gelişmeler, Suriye’de “silahlı politika” dönemini başlatırken Baas’ın üyelerini orduya katılım konusunda teşvik etmesi, Esed’in 1950’li yılların başında orduya yazılmasında önemli rol oynadı.89

Ordunun Baasçıların teşvikiyle bünyesine azınlıkları doldurduğu ve gücünü giderek artırdığı bu dönemde, Alevi köylü halkın herhangi bir temsilcisi için, o güne kadar uzak kalınan devlet bürokrasisi içerisinde yükselme ve Suriye ulusal politikasına katılma şansı da doğru orantılı olarak artmıştı.90 Aslında azınlıkların orduyla tanışmaları yeni değildi. Fransız manda döneminde Sünni çoğunluğa karşı kullanılmak üzere Fransızlar tarafından özel olarak oluşturulan ve Suriyelileri yine Suri- yelilere kırdırmayı hedefleyen Troupes Speciales (Özel Birlikler) adlı bir- liklerin %25’ini tek başına Aleviler meydana getiriyordu. Bu birliklerin kalan kısmının büyük bir bölümünde de diğer azınlık grupları (Dür- ziler, İsmaililer, Çerkezler, Kürtler, Ermeniler ve Suriye Hristiyanları) istihdam edilmişti. Bu etnik dengenin oluşumunda, Fransa’nın Sünni Arapları sömürge çıkarlarına aykırı bulmasının rolü olduğu kadar, o dönemde Sünni Arap aileler arasında ordunun hakir görülmesinin ve manda döneminde böyle bir orduya girmeyi büyük bir ihanet olarak ka- bul etmelerinin de etkisi bulunuyordu. Zengin ve ticaretle meşgul olan Sünni ailelerin, askerî akademileri “tembel, asi ve serkeşlerle alelade in- sanların yeri olarak” görmeleri fazla yadırganmıyordu. Ancak Fransızlar tarafından iyi eğitilmiş olan bu birlikler, bağımsızlık sonrasında Suriye ordusunun ilk nüvesini oluşturacaktı.91

Hafız Esed, 1952 yılında Humus’taki askerî akademiye kaydoldu. Oradaki eğitimini tamamladıktan sonra Halep’teki hava kuvvetleri aka- demisine yazıldı. 1955’te en iyi pilot unvanını alarak akademiden mezun oldu. Teğmen olan Esed, daha sonra eğitimine Mısır’da devam etti ve orada da en iyi Suriyeli pilot olarak ödül kazandı. Mısır’dayken Mu- hammed Umran ve Salah Cedid ile beraber Baas Partisi’nin gizli Askerî Komitesi’ni oluşturdular. Daha sonra gücünü artıran bu komite, 1963 darbesini yapacak ve ülke siyasetinde bugüne kadar hâkim olacak gruba zemin hazırlayacaktır. 1957 yılında bir hava filosunun komutanlığına yükselen Esed, daha sonra MİG-17’lerle gece uçuşu konusunda eğitim almak amacıyla SSCB’ye gitti. Baas’ın Arap milliyetçiliğine dayanan sosyalist ideolojisini, aldığı ideolojik derslerle güçlendirirken, Sovyetler Birliği’ne yaptığı bu ziyaretle birlikte, benimsediği siyasi fikirlerin uygu- lanabilirliğine olan inancı daha da perçinlendi.92

Kendi içindeki hizipler aracılığıyla ülke politikasında kuvvetli bir etkiye sahip olan ordu, Hafız Esed için artık ancak siyasi bir nüfuz aracı olabilirdi. Bu nedenle o, çoğu zaman sadece mesleki/askerî bir kariyerin peşine düşmeyi düşünmeden, o dönemde ülkesindeki hemen her yük- sek rütbeli asker gibi, ülke siyasetinde söz sahibi olma düşüncesini ha- yata geçirmeyi planlıyordu. Esed, Sovyetler Birliği’nden dönmesinden hemen sonra hayata geçirilen Mısır-Suriye Birliği sırasında ordudaki siyasi faaliyetlerini biraz daha canlandırdı. O sırada ordu içinde birbirini tasfiye etmeye çalışan başka ideolojik grupların hâkim olma tehlikesini göze alarak Baas’ın ordudaki etkin eylemcilerinden biri oldu. Ordudaki güçlü Baasçı kanat, 1955’te komünizm yanlısı askerî hizbin de yardım- larıyla ortak rakipleri durumundaki subayları tasfiye etmeyi başardı.93

1958 yılında amcasının kızı Enise Ahmet Mahluf ile evlenen Hafız Esed, bu tek evliliğinden Büşra, Beşşar, Basil, Mecid ve Mahir isimle- rinde beş çocuk sahibi oldu.94

1958 yılında bölge tarihi açısından olduğu kadar Esed’in şahsi ka- riyeri açısından da önemli başka bir evlilik daha gerçekleşti: Suriye ve Mısır arasındaki siyasi evlilik. Bu birliktelik, hem iki ülkenin kaderi-  ni birleştirmesini ifade ederken hem de Esed’in iktidar yürüyüşündeki önemli aşamalardan biri hâline dönüşecekti. 1958 yılında Suriyeli Ba- asçıların ısrarlı girişimleri sonucu oluşturulan birlik, bu birleşmeyi çok isteyen Baas liderlerinin beklentilerinin tersine, üç yıl içinde partinin Suriye’deki durumunu büyük ölçüde zayıflattı. Nasır’ın kontrolü ele al- mak amacıyla tüm siyasi partileri yasaklamasıyla Baas Partisi de çözüldü ve liderlerinin Mısır’ın sıkı kontrolündeki Birleşik Arap Cumhuriyeti bölgesini yönetmelerine izin verilmedi. Yine, Baas üyesi olduğu bilinen yüzlerce subay görevden alınırken yüzlercesi de kolayca kontrol edile- bilmek amacıyla ya Mısır’a tayin edildi ya da sürüldü. Böylece Suriye’de sivil ve askerî idarenin tamamı Mısırlıların eline geçti. Ama tüm bu olaylar Esed gibi o sıralarda kıdemsiz rütbelerde bulunan kişilerin   lehineydi. Çünkü Suriyeli üst düzey subaylar arasındaki bu temizlik ve tasfiye hareketinden doğan boşluk, 1961 yılında birliğin dağılması son- rasında yüksek makamları dolduracak subay sıkıntısı çekildiği bir sırada, kıdemsiz askerlerin hızla yükseltilmesine yol açtı. Esed’in kendine has özellikleri ve Baas’la olan özel ilişkisi nedeniyle yükselmesi daha da hızlı oldu.95

Tasfiyeler bir yana, 1950’li yılların ortalarında Suriye ordusunun faz- la etkin olmayan bir kademesinde bulunan Esed’in yükselişi sırasında yaptığı kişisel manevraların da hakkını teslim etmek gerekir. Alevi yar- baylar Muhammed Umran ve Salah Cedid, Dürzi Albay Hamid Ubeyd ve Binbaşı Salim Hatum gibi kıdemli subaylarla bir araya gelen Yüzbaşı Hafız Esed, Mısır’da daha önce kurulan Baas’ın gizli Askerî Komite- si’nin liderlerinden biri oldu. Bu komite, birlik süreciyle birlikte Suri- yeli askerlerin aleyhine işleyen gidişatı değiştirmek ve Suriye’deki siyasi durumu tersine çevirmek için fırsat kolluyordu. Nihayet bu fırsat 1961 yılının sonlarında yakalandı. 1961 Eylül ayında bir darbe gerçekleştiren Suriyeli subaylar, Birleşik Arap Cumhuriyeti’nden çekilince, Esed için altın günler de başlamış oldu.96

Esed’in yükselişi Mart 1963 Baas darbesinde üstlendiği önemli rol- den dolayı ivme kazandı ve yaklaşık iki yıl içinde muazzam bir kıdem atlaması yapmasına yol açtı. Kahire’den dönmeye hazırlanırken bir süre tutuklanan ve 44 gün hapis yatan Esed, Şam’a dönüşte binbaşılığa terfi etti. Bir süre Suriye Hava Kuvvetleri’nde büyük bir askerî havaalanının komutanlığını yapan Hafız Esed, birkaç ay içinde yarbay oldu ve 1963 yılının sonlarında Suriye Hava Kuvvetleri’nden fiilen sorumlu duruma geldi. 1964’ün sonunda ise tuğgeneral rütbesiyle hava kuvvetleri komu- tanlığına atandı.97

1963 yılında başlayan Baas iktidarı boyunca hem parti hem de ordu içindeki konumu ve kıdemi artan Esed, 1965 yılında Baas Millî İda- resi’ne seçildi. Bu arada aynı anda hem savunma bakanı hem de hava kuvvetleri komutanlığı sıfatlarını taşıyan Esed, neredeyse ülkedeki tüm askerî gücü elinde bulunduruyordu. 1966’dan itibaren bütün gücünü ör- gütlenmeye ve muhaliflerini tasfiye etmeye ayıran Hafız Esed, bu yıllar- da yol arkadaşı Salah Cedid’le güç birliği yaptı.98

Esed’in savunma bakanı ve hava kuvvetleri komutanı olduğu 1967 Savaşı’nda yaşanan iki önemli çelişkinin nedeni hâlâ bilinmemektedir. Bunlardan ilki, Suriye’nin sahip olduğu muazzam taktik avantajlara ve Golan bölgesinin büyük stratejik önemine rağmen, ordunun işgale karşı direncinin zayıf kalması ve Esed’in başında bulunduğu komuta kade- mesinin gösterdiği zafiyettir. İkincisi de Mısırlı komutanlarla daha önce anlaşılmış olmasına rağmen -savaşın üçüncü günü olduğu hâlde- Suriye kuvvetlerinin Mısırlı askerlerle eş zamanlı olarak harekete geçmeyişleri- dir. 1967 Savaşı’ndaki kötü yönetimi, Baas içinde Esed’e karşı güçlü bir muhalefet ortaya çıkardı.

Toplam altı gün süren savaşın dördüncü gününde İsrail birlikleri Golan Tepeleri’ne girerek hızla ilerlemeye başladığında anlaşılmaz bir sebeple Şam radyosu sabah 08.45’te Şam’a 40 km mesafedeki strate- jik Kuneytra yerleşim biriminin düştüğünü ilan etti. İsrail kuvvetlerinin Kuneytra’ya ulaşmasına bir hayli mesafe olduğu hâlde Şam radyosunun böyle bir açıklama yapması, Şam’dan yardım gelmeyeceğini gören Suriye kuvvetlerinin Kuneytra’yı boşaltarak geri çekilmesine neden oldu.99

İsrail askerlerinin ayak basmasından tam 17 saat önce Kuneytra’nın düştüğünü duyuran 66 no.lu bildiri Savunma Bakanı General Hafız Esed tarafından imzalanmış ve Baas Partisi’ne onaylatılarak bir an önce okunması için radyoya gönderilmişti. O tarihte Suriye ordusunda cephe keşif subayı olarak görev yapan Mustafa Halil’e göre, bu bildiri Baasçı- ların savaşma niyetinde olmadıklarını açıkça gösterdiği için, İsrail kar- şısındaki direnci kırmış ve Golan’daki savunmanın geri çekilmesine yol açmıştı. Kısacası Esed, Golan’ı İsrail’e âdeta hediye etmişti.100

Bugüne kadar cevabı verilemeyen ve muhaliflerinin Esed hakkında ağır eleştirilerine yol açan ikinci olay ise, 1967 yılındaki savaşta Suriye bir- liklerinin savaşın dördüncü gününe kadar saldırıya geçmemeleridir. Dört gün boyunca Mısır ve Ürdün’ün gücünü kıran İsrail’in güney cephelerinde işini bitirdikten sonra yoğun bir şekilde Suriye’ye saldıracağını herkes bili- yordu. Buna rağmen Şam, saldırı emrini askerlere bir türlü vermemişti.101 1967 yılındaki İsrail savaşında Suriye ordusunun uğradığı bozgun, Cedid’in denetimindeki Baas siyasi örgütüne rağmen, Esed’e ordu ve Baas askerî kanatlarındaki desteğin artmasına yaradı. Esed komutasın- daki ordunun savaşla birlikte itibarını da kaybettiğini iddia eden    sivil Baas liderleri, bu kez ordu tarafından “siyasi düzenlemelerle orduyu al- tüst etmek” ve “partinin çıkarlarını, ulusal çıkarlarla aynı olan ordunun- kilere tercih etmekle” suçlandılar. Muhaliflerin deyimi ile İsrail karşısın- daki bilinçli yenilgi, Savunma Bakanı General Hafız Esed’e iyi bir fırsat vermişti ve o da bu fırsatı çok iyi kullanmak istiyordu. Baas’ın sivil ve askerî komiteleri arasındaki tartışmaların yoğunlaşması sürecinde olayı biraz daha ileri boyutlara taşımaya kararlı görünen Esed, ekonomik kal- kınma programlarının sekteye uğraması pahasına, ordunun güçlendiril- mesi için daha fazla yetki istedi.

İleride kendisine karşı kullanılması ihtimaline karşı, Baas Parti- si’nin yan askerî kuruluşlarını düzenli ordu ile birleştiren Hafız Esed, Suriye’deki tüm silahlı birimleri komutasına bağladı. Böylece Suriye’nin İsrail karşısında aldığı yenilgi, Esed’e iç politikada galibiyeti getirmiş ve ülkedeki tüm silahlı güçleri (polis gücü hariç) kendisine bağlama-  yı başarmıştı. Bundan sonraki dönemde daha da artan nüfuzunu, etnik köken ayırt etmeksizin, rakibi durumundaki parti ve ordu liderlerini görevlerinden uzaklaştırıp yerlerine kendi taraftarlarını geçirmek için kullandı.102

Siyasi rekabetin had safhada olduğu savaş sonrası dönemde, Esed’in karşı manevraları da hızlandı. İlk operasyon Suriye Genelkurmay Baş- kanlığı’na yapılacak yeni atamada gerçekleşti. 1968 yılı başlarında ge- nelkurmay başkanlığına rakibi Salah Cedid’in adamı olan Ahmed Sü- veydani yerine, kendi adamı Mustafa Talas’ı getirdi. Bu durum, Baas’ın siyasi kanadını ve aynı zamanda ülke siyasetini elinde tutan Cedid ile Baas’ın askerî komitelerinin ve Suriye ordusunun kontrolünü elinde bulunduran Esed arasındaki güç çekişmesinde dengeleri Esed lehine çevirdi. Yönetimi, Cedid’in yakın akrabalarından İzzet Cedid’in ko- mutasında olan ve başkent Şam’ın korunmasında önemli rolü  bulunan 70.Zırhlı Tümen’de yapılan tasfiyeler, yine Cedid’e yakınlığı ile bilinen askerî istihbarat başkanı Albay Abdülkerim Cundi’nin görevden alın- ması gibi manevralar, Esed’in planları konusunda ipuçları veren önemli gelişmelerdi.

Hafız Esed, iktidar mücadelesinde üstünlük kazanmak için savunma bakanlığı ve hava kuvvetleri komutanlığı mevkilerini aynı anda kullana- rak kontrolünü sistemli bir biçimde ordudaki tüm birimleri kuşatacak şekilde sürdürdü. Buna karşın Cedid, 1966 darbesinden sonra ordudaki görevini bırakarak rejimi Baas Partisi’nin siyasi kanadı üzerinden (ge- nel sekreter yardımcısı olarak) kontrol etmeyi tercih etti. Ancak    kendisi de asker kökenli olan Salah Cedid, ülkede gerçek belirleyici gücün ordu olduğunu bildiğinden, Esed ile olan mücadelede Baas’ın yan as- kerî kurumlarında kontrolü yeniden sağlayıp bu şekilde dengeleyici bir güç elde etmeye çalıştı. Ulusal Muhafızlar, Silahlı İşçi Milis Grupları Esed’in kontrolündeki Baas askerî kanadına karşı güvenebileceği silahlı güçler arasındaydı.

Esed’in iktidar mücadelesinde Cedid’e karşı en önemli avantajı, eki- binden olan kişilere bol bol askerî imtiyazlar verebilecek bir konumda bulunmasıydı. Güvendiği kişileri hassas mevkilere getirmesinin yanı sıra, Suriye’nin sivillere bağlı genel istihbarat dairesinden bağımsız, kendisine bağlı bir istihbarat ağı kuran Esed için önce hava kuvvetleri- ni daha sonra da tüm orduyu denetimine almak çok zor olmadı. 1966 darbesinden 1970 yılına kadar Suriye iç politikasını belirleyen iktidar mücadelesinde bu şekilde aktif ve etkili bir rol oynayan Esed, sabırlı, tedbirli, soğukkanlı ve kurnazca yürüttüğü savaşını birkaç yıl içinde Su- riye yönetimini ele geçirerek tamamladı.

Eylül 1968’de Baas’ın dördüncü kongresinde kendi planlarına uy- gun yeni kabine düzenlemeleri yaptırmayı da başaran Esed, potansiyel rakipleri durumundaki Başbakan Yusuf Zuayyin ile Dışişleri Bakanı İb- rahim Makhus’un çeşitli ayak oyunları ile tutuklanmalarını sağladı ve kendisine sadık üç yardımcısını hükûmette değişik görevlere getirtti.103 Cedid ile Esed arasındaki çekişmenin en temel noktasında duran Filistin sorunu ve buna bağlı gelişmeler, Esed’in iktidarına giden yol- da kendisine manevra fırsatları sunan bir diğer siyasi faktördü. Haziran 1967 yenilgisinden sonra, Devlet Başkanı Cedid, İsrail’e karşı girişile- cek mücadeleyi Suriye tarafından desteklenen Filistin silahlı örgütleri- nin öncülük edeceği bir “halk özgürlük savaşı” olarak düşünüyordu. Bu çerçevede, tek başına kalma pahasına, Filistinli gerillalara sonuna kadar sahip çıkan Cedid yönetimi, gerillaların Suriye topraklarını kullanarak İsrail’e yönelik saldırılar düzenlemelerine bile göz yumdu.

Cedid’in aşırılıkları ve sivri politikaları nedeniyle Suriye’yi Arap dünyasında ve uluslararası alanda yalnızlığa ittiğine inanan veya öyle imiş gibi lanse eden Esed, bu gelişmelerin Suriye’nin ulusal güvenliği için son derece tehlikeli olduğunu düşünüyordu. Esed, Filistinli silahlı grupların faaliyetlerinin sebep olabileceği bir İsrail saldırısına Suriye’nin tek başına karşı koymak zorunda kalmasından oldukça endişe duyuyor- du. Bu şekilde oldubittiye getirilecek bir savaşın yenilgisi, 1967 fiyasko- su üzerinden henüz çok zamanın geçmediği böylesi bir dönemde, kendi sonunu da getirebilirdi. Bu nedenle Esed, İsrail’e karşı olan savaşı, rejim- leri ne olursa olsun bütün Arap devletleri tarafından uygun bir zamanda başlatılacak klasik bir askerî seferberlik olarak görüyordu.

Otoritesi bu yıllarda oldukça artan General Esed, Baas içindeki tek güçlü rakibi Salah Cedid’e karşı çeşitli eleştiriler yönelterek rakibini yıp- ratma çabalarına hız verdi. Esed, İsrail ile mücadelede, Arap ülkeleri arasındaki ilişkileri ve bazı ekonomik konuları iyi değerlendirerek parti tabanında önemli taraftar buldu. Böylece, 1968 yılında Baas, Esed ve Cedid arasında fiilen iki ayrı gruba bölündü. Aynı yılın şubat ayında, Cedid’e karşı ilk darbe teşebbüsünde bulunan ancak başarılı olamayan Esed, güç kaybetmek yerine Baas içindeki bölünmeyi daha da artırarak rakibi karşısında güçlenmeyi sürdürdü.104

Kozların tamamen elinde ve ortamın da yeni bir darbe için müsa-   it olduğuna inanan Esed, Cedid’e meydan okumaya başladı. 25 Şubat 1969’da İsrail’in Hama ve Şam yakınlarındaki Filistin askerî tesislerine düzenlediği hava saldırısını bahane ederek Baas Partisi’nin ordudaki fa- aliyetlerini askıya aldı. Bu bir darbe değildi ama Baas’ın sivil kanadının, dolayısıyla Cedid’in, orduyla ilişkisini tamamen koparmıştı. Tanklar, Şam’da kilit noktalara yerleştirildi. Parti ve hükûmetin yayın organı olan El-Baas (Diriliş) ve Et-Tavra (Devrim) gazeteleri ile Şam radyosunun kontrolü ele geçirildi.

Bu büyük bir meydan okumaydı. Hemen harekete geçen Baas Partisi yönetimi, ordunun partiye karşı olan bu darbesini ciddi bir şekilde eleştire- rek partinin bölge kongresini acilen toplantıya çağırdı. Kongre, mart ayının sonlarında toplandı ve hem Esed’in hem de Cedid’in gruplarından oluşan yeni bir Bölgesel İdare Kurulu seçti. Fakat rejimin en yüksek otoritesi olarak oluşturulan yeni Politbüro’ya Esed ve Talas dâhil edilirken Cedid dışarıda bırakılmıştı. Yine de hâlâ güçlü bir parti lideri olan ve Sovyetler Birliği ta- rafından desteklenen Salah Cedid, Esed’le olan mücadelesine devam etti. Esed’e, elinde bulundurduğu iki önemli mevkiden (Savunma Bakanlığı ve Hava Kuvvetleri Komutanlığı) birini bırakması gerektiğini bildiren Cedid, aksi hâlde gerekli yaptırımların devreye gireceği uyarısında bulundu. Bu tehditleri ciddiye almayan Esed, Cedid’in taraftarlarını ordudan, hükûmet- ten ve Baas Partisi’nin çeşitli organlarından uzaklaştırmaya devam etti.

Esed ile Cedid arasında şahsi olarak başlayan ve giderek hükûmet ile ordu çekişmesi hâline dönüşen sürtüşmenin ideolojik yönü de siv- rilmeye başlamıştı. Cedid, Marksist bir ekonomik politikaya sahip, böl- gesel ve uluslararası alanlarda radikal sol yöneliminden taviz vermeyen kuramcı bir düşünceyi benimsiyordu. Esed ise sosyal ve ekonomik ko- nularda ılımlı sosyalist bir çizgiyi, esnek ve gerçekçi bir dış politikayı savunan pragmatist görüşü temsil ediyordu. Bu iki farklı düşüncenin en önemli çatışma alanı ise dış politikaydı.105

Bu durumun yansıması olan olaylardan ilki, Eylül 1970’te Ürdün’de yaşanan iç çekişmede (Kara Eylül olayları) Şam hükûmetinin Filistin örgütleri lehine çatışmalara taraf olmasıydı. Arap ülkeleri ile ilişkileri devrimci-gerici ekseninde değerlendiren Cedid’in, iş birlikçi bir rejim olarak gördüğü Ürdün’de Filistinliler eliyle yapmak istediği iktidar deği- şikliği, her şeyden önce Esed tarafından sabote edildi. Esed, Ürdün’deki savaşa müdahale etmelerine başından beri karşı çıktığı Cedid deneti- mindeki Suriye birimlerine hava desteği vermeyi reddederek kendi ülke askerlerinin Ürdün ve Irak ordusuna karşı ağır kayıplar vermesine neden oldu.106

Son olayla birlikte Cedid ve Esed arasındaki ipler tümden koptu. Uzlaşma ihtimallerinin tamamen yok olduğu bir ortamda, Cedid’in so- nunu getiren, Esed’in ise iktidara giden yolunu açan en son gelişme Cemal Abdünnasır’ın 28 Eylül 1970 yılında ölümü oldu. Mısır-Suriye birliğinin dağılmasına yol açan kadroların Suriye’de iktidarı ellerinde bulundurmasından dolayı bu ülkeye hâlâ diş bileyen ve 1967 yenilgisin- den sonra iyice soğuk davranan Cemal Abdünnasır, bu duruma rağmen muhtemel bir İsrail saldırısına karşı Suriye’yi koruma sözü vermişti. Na- sır’ın ölümü, Esed’e iktidarın ve ülke güvenliğinin daha sağlam askerî temellere oturması konusunda bahane oluşturdu.107

Yeni Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat ile Libya ve Sudan yönetim- leri, bir Arap Federal Birliği kurma kararı almıştı. Söz konusu ittifaka katılmayı ülke güvenliği açısından büyük bir avantaj olarak gören Esed’e karşın Cedid’in bu ittifaka sıcak bakmaması bardağı taşıran son damla oldu. İplerin tamamen koptuğu bir zeminde Esed, Cedid’in taraftarlarını görevlerinden uzaklaştırarak ev hapsine aldı. Cedid’e destek olma ihtimali bulunan tüm ordu mensuplarını başka görevlere atayarak Baas yönetimi- nin tek silahlı birimi olan Saika üzerindeki kontrolünü arttırdı.108

Esed’i tek adamlığa götüren bu uygulamaları protesto eden Cedid’in en önemli yardımcılarından Atasi, 18 Kasım’da devlet başkanlığı ve baş- bakanlık görevlerinden istifa ederek Esed’i bir kez daha Baas’ı acilen toplantıya çağırmaya zorladı. 30 Kasım ve 12 Aralık 1970 tarihlerinde gerçekleşen kongrede Esed, parti kararlarını ihlal edip ikilik oluşturmak ve savunmacı bir hareket çizgisi getirmekle suçlandı. Siyasilerin hâlâ güçlü olduğunu ispatlama amacındaki kongre, 12 Aralık’ta Esed ve Ta- las’ı hükûmetteki ve ordudaki görevlerinden uzaklaştırma kararı aldıysa da artık çok geçti. Gelişmeler ardından Esed, başta Cedid olmak üzere tüm üst düzey Baas yöneticilerini ve muhalifleri tutuklattı. Partinin si- vil yönetimi ile hükûmet bürolarının kontrolünü ele geçirdikten sonra, partide kendi taraftarlarından oluşan geçici bölgesel bir birim oluştur- du. Ahmet El-Kâtip yeni devlet başkanı olarak atandıktan sonra, Esed’i hükûmeti kurmakla görevlendirdi. Şubat 1971’de bu geçici bölgesel birim, Halk Konseyi’nin 173 üyesini atadı ve Halk Konseyi de Esed’i başkanlık için tek aday olarak gösterdi. İktidara gelişi her ne kadar nor- mal yollardan olmasa da darbeci bir general olarak görülmeyi istemeyen Esed, iktidar iplerini eline alır almaz bir halk oylaması yaptırarak halka dayanan bir meşruiyet elde etmeye çalıştı. 12 Mart 1971 tarihinde yapı- lan referandumla oyların %99’unu alan Esed, Suriye’de günümüze kadar yaşanacak yeni bir süreci başlatmış oldu.109

 1.BÖLÜMÜ OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ >>>>>

 Dipnotlar

64 - Nabil M. Kaylani, “The Rise of the  Syrian  Ba’th,  1940-1958:  Political  Success, Party Failure”, International Journal of Middle East Studies, Vol. 3, No. 1, Jan. 1972, s. 3-23; Maoz, “Syria: Creating a National Community”, s. 85; Hopwood, s. 169-175; Hinnebusch, Syria: Revolution from Above, s. 47.

65 - Ömer Faruk Abdullah, Suriye Dosyası, İstanbul: Akabe Yayınları, 1985, s. 54.

66 - Abdullah, s. 55; Collelo, s. 35.

67 - Daniel Pipes, “The Alawi Capture of Power in Syria”, Middle Eastern Studies, Vol. 25, No. 4, Oct. 1989, s. 429-450; Mahmud A. Faksh, “The Alawi Community of Syria:   A New Dominant Political Force”, Middle Eastern Studies, Vol. 20, No. 2, Apr. 1984, s. 133-153; Moshe Maoz, “Attempts at Creating a Political Community in Modern Syria”, Middle East Journal, Vol. 26, No. 4, Autumn 1972, s. 389-404; Robert W. Olson, The Ba’th and Syria 1947-1982 From The French Mandate to The Era of Hafiz al-Asad, ABD: The Kingston Press Inc., 1982, s. 77-80.

68 -  Sulayman N. Khalaf, “Land Reform and Class Structure in Rural Syria”, (Ed. Richard T. Antoun, Donald Quataert, 1991, s. 63-78.

69 - Alasdair Drysdale, “The Regional Equalization of Health Care and Education in Syria since the Ba’thi Revolution”, International Journal of Middle East Studies, Vol. 13, No. 1, Feb. 1981, s. 93-111; Al-Majmū’ah al-Iqtisādīyah: Adad Khās An Halab, Ghurfat al-Tijārah Halab, 1961. Soğuk Savaş dönemi Suriye’nin sosyoekonomik politikaları konusunda bkz.: Hafizullah Emadi, Politics of the Dispossessed: Superpowers and Developments in the Middle East, London: Praeger, 2001, s. 104-129; Collelo, s. 32.

70 -  Olson, s. 81.

71 - Hopwood, s. 169; Robert Scott Mason, “Syria: The Society and Its Environment”, (Ed. Collelo, 1988), s. 62.

72 - Antoun, Quataert, s. 34; Collelo, s. 37.

73- 1966 yılındaki darbenin ardından önce Lübnan’a, daha sonra Irak’a sığınan Emin el- Hafız, 1971 yılında gıyabında idam cezasına çarptırıldı. 36 yıl süren Irak’taki sürgün hayatından sonra -kendisine sığınma hakkı tanıyan Saddam Hüseyin rejiminin Nisan 2003’te yıkılmasıyla birlikte- 83 yaşında Suriye’ye dönmesine izin verildi. Ayrıntı için bkz.: Arabicnews “Amin al-Hafez was received appropriately in Syria”, http://www. arabicnews.com/ansub/Daily/Day/031111/2003111111.html.

74 - Stanley F. Reed,“Dateline Syria: Fin de Régime?”, Foreign Policy, Carnegie Endowment for International Peace, No. 39, Summer 1980, s. 176-190; Suriye’de iç siyasetin geniş bir analizi için bkz.: Moshe Maoz, Joseph Ginat, Onn Winckler, Modern Syria: From Ottoman Rule to Pivotal Role in the Middle East, London: Susex Academic Press, 1999, s. 15-78; Abdullah, s. 55.

75 - Collelo, s. 38.

76 -  Peter Calvocoressi, World Politics Since 1945, London: Longman, 1991, s. 322.

77 -  Peter Mansfield, The Arabs, London: Penguin Books, 1992, s. 370.

 78 -  Collelo, s. 40.

79 - Patrick Seale, Asad of Syria: The Struggle for the Middle East, University of California, 1990; Volker Perthes, The Political Economy of Syria Under Asad, London: I. B. Tauris, 1995.

80 -  Nusayrilik; Muhammed b. Nusayr en-Nemiri (ö. 883) tarafından kurulmuş aşırı bir   Şii fırkasıdır. İbni Nusayr, İmamiyye’nin onuncu imamı Ali en-Naki’nin gönderilmiş bir peygamber olduğunu iddia etse de mezhebin asıl felsefesi, Kufe ve Halep arasındaki Cunbula’da yetişip 968 yılında Halep’te ölen Hüseyin b. Hamdan  el- Hasibi tarafından oluşturulmuştur. El-Hasibi tarafından yazılan ve 16 sureden oluşan Kitabu’l-Mecmu, Nusayrilik’in kutsal kitabı kabul edilmektedir. Ali’nin ilahlaştırılması temelinde yükselen mezhebin nazariyesi, Hristiyanlıktaki Baba/Oğul/Kutsal Ruh üçlemesine benzer şekilde Ali/Muhammed/Selman üçlemesi yaparak batıni bir akideye dayanmaktadır. Giriş için büyük seremoniler gerektiren mezhebin en belirgin özelliklerinden biri, erkeklere has olmasıdır. Çoğunlukla Suriye’de yerleşmiş; Hatay, Tarsus, Adana, Fırat boyları ve Lübnan’a da yayılmış olan Nusayrilerin toplam sayısı kesin olarak bilinmemekle birlikte yaklaşık 400.000 civarında oldukları tahmin edilmektedir. (Ayrıntılı bilgi için bkz.: Ethem Ruhi Fığlalı, Çağımızda İtikadi İslam Mezhepleri, 3. Baskı, Ankara: Selçuk Yayınları, 1986, s. 180-192); Garfinkle, “The Forces Behind Syrian Politics”, s. 211.

81 - Moshe Maoz, Esad (Şam’ın Sfenksi), İstanbul: Akademi Yayınları, 1991, s. 48.

82 - Kamerilik, Nusayrilik’in iki ana kolundan biridir. Ali’nin aşırı kutsanması konusunda ortak düşünen iki Nusayri kolu, Şemsiler ve Kameriler, onun bulunduğu yer hakkında ihtilaf hâlindedir. Şemsilere göre Ali göktedir. Burada gök bir semboldür ve Mana (Ali)’nın bulunduğu yerdir. Güneş Muhammed’i, Ay da Selman’ı temsil eder. 1602 yılında ölen Muhammed b. Yunus el-Kilazi’ye bağlı olan Kamerilere göre Ali’nin yeri Ay’dır. Güneş Muhammed, Gök ise Selman’dır. (Bkz.: Fığlalı, s. 187).

83 -  Maoz, 1991, s. 49.

84 - Öz kardeşlerinin isimleri: Muhammed Behçet, İsmail, Cemil, Rıfat, Ahmet, Behice ve Hale.

85 - Adel Reda, A Reading in Assad Thinking, Cairo: Akhbar el-Yom Publishing House, 1995, s. 53.

86 -  Maoz, 1991, s. 50.

87 - Reda, s. 54. Nicolas Van Dam, “Sectarian and Regional Factionalism in the Syrian Political Elite”, Middle East Journal, Vol. 32, No. 2, Spring 1978, s. 201-210; Richard T. Antoun, “Ethnicity, Clientship, and Class: Their Changing Meaning”, (Ed. Antoun, Quataert, Syria: Society, Culture, and Polity), s. 1-40.

88 -  Maoz, 1991, s. 117.

89 -  Maoz, 1991, s. 58.

90 - William Cleveland, Martin Bunton, A History of the Modern Middle East, Philedelpia: Westview Press, 2008, s. 397.

91 - Reda, s. 56-59.

92 -  Hopwood, s. 54; Reda, s. 59.

93 -  Cleveland, Bunton, s. 401.

94 - Bunlardan eczacılık eğitimi alan kızı Büşra, Albay Asaf Şevket ile evlendi. Asaf Şevket, 2011 yılındaki ayaklanmalara kadar Suriye istihbaratının en üst düzey görevlisiydi. Mühendislik okuyan Basil ise, babasının direktifiyle orduya katılıp yönetimin en güçlü adayı olarak yetiştirildi. Ancak 1994 yılında öldüğünde tüm iktidar hesapları değişti. İkinci büyük oğlu Beşşar, İngiltere’de tıp eğitimi alarak göz doktoru oldu. Babasından sonra 2000 yılında Suriye Devlet Başkanı olan Beşşar, ülkeyi baskı politikasıyla yönetme geleneğinin son temsilcisidir. Hafız Esed’in oğullarından Mecid ise, ekonomi eğitimi almış ve ülkenin önemli zenginlerinden biri  olmuştur; siyasetle  doğrudan ilgili değildir. Makina mühendisi olan ve daha çok ülkenin büyük ihalelerini alarak ekonomik kaynakları elinde tutmayı tercih eden diğer oğul Mahir de siyaset dışında kalmayı seçmiştir. (Kaynak: “El-Reis Hafız Esed: Haleme bi et-Tıb ve Teharrece Tayyaren”, El-Mecelle, Sayı 977.).

95 - Maoz, 1991, s. 61-62.

96 - Mısır’da oluşturulan gizli komitenin diğer üyelerinden Hamid Ubeyd’e 5. Zırhlı Tugay Komutanlığı, Muhammed Umran’a ordu içindeki en güçlü birliklerden olan Şam’daki 70. Zırhlı Tugay Komutanlığı, Dürzi subay Salim Hatum’a Genelkurmay Başkanlığı ve radyo evini kontrol eden tabur komutanlığı, İsmaili olan Abdülkerim Cündi’ye de Topçu Birliği Komutanlığı verildi; Abdullah, s. 58.

97 - Reda, s. 60.

98 -  Collelo, s. 38.

99 - Fahir Armaoğlu, Filistin Meselesi ve Arap-İsrail Savaşları (1948-1988), Ankara: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 1994, s. 256.

100 - Abdullah, s. 62.

101 - Armaoğlu, s. 247-254; Ayrıca Suriye birliklerinin ve komutanı Hafız Esed’in 1967 Arap-İsrail Savaşı’ndaki tutumuna ilişkin tartışmalar için bkz.: Abdullah, s. 61-69.

 102 - Maoz, 1991, s. 69.

103 - Collelo, s. 38.

104 - Abdullah, s. 59.

105 -  Maoz, 1991, s. 71.

106 - Collelo, s. 39.

107 -  Maoz, 1991, s. 73.

108 - Collelo, s. 40.

Yukarı Dön



Etiketler:

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Kategoriye Ait Diğer Haberler



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat