Beyaz Adam Yeryüzünün “Bitlilerine” Karşı


Beyaz Adam Yeryüzünün “Bitlilerine” Karşı

A+ |Normal |A-

Son güncelleme: 12 Mayıs 2015 Salı 14:30


İnançlarımız sıradan bir ideoloji değil gerçeğin ta kendisidir. O inancımız her şeyi kuşatan bir ilim ve vahyin kendisidir. Bu sebeple inançlarımıza saldırı varlığımıza saldırıdır. Karşı duracağız.

Küre Medya / Haber Merkezi
Malum olduğu üzere Charlie Hebdo isimli bir dergi yayınladığı karikatürlerle Müslümanların peygamberine hakaret etti. Bu pervasız yayınını ahlaksızca savunma işinden de geri durmadı. Bunun sonucunda da dergiye saldıran gençler 12 kişiyi öldürdü. Bu olay bütün dünyanın gündeminde bir patlama etkisi yarattı. Günlük ortalama 20-30 milyar dolar kamusal askeri harcamanın yapıldığı dünyada aynı günde 30 bin insan açlıktan öldü. Aynı gün Fransa’da öldürülen kişilerin 5 katı insan Suriye’de katledildi. Yüzlerce kişi Arakan mülteci kamplarında temiz içecek su bulamadı. Filistin’de ilaç ve elektrik yoktu ve Siyonist İsrail Filistinlilerin evlerini yıkıyordu. Türkistan’da sıkıyönetim uygulanıyor, aynı günde Orta Afrika Cumhuriyeti’nde Balaka Çeteleri Müslümanları esir alıyordu. Dünyada 700 milyon insan içecek temiz su bulamıyordu. Egemenler ise bunlara sağır ve kördü. Çünkü 12 Avrupa vatandaşı, beyaz ve erkek öldürülmüştü.

11 Eylül olayları sonrası oluşan konsepti hatırlamakta yarar var. Çünkü o konsept bir çok açıdan yeni bir dünyaya girildiği tezi üzerinden var edilmişti. Tanımlar, kamplar, dünyalar yeniden belirlendi. Haçlı seferleri yeniden ilan edildi. Kıtalararası işgallere hız verildi. Charlie Hebdo olayı sonrası yapılan tartışmalar da benzer bir ruh halini yansıtmanın yanı sıra, 11 Eylül konseptini tekrar gözden geçirmek yönetilen algı operasyonlarını daha iyi anlamamıza da imkan sağlamaktadır. Bu konsept bir tanımlamaya dayanır ve tüm meşruiyetini bu tanımlama üzerine kurar. Bu tanımlama “terörist” ve “terörizm” tanımlamasıdır.

Alain Badiou, felsefenin diğer disiplinler, kavramlar, güncel sorunlara yaklaşımını irdelediği “Sonsuz Düşünce” adlı eserinde “terörizm” sözcüğünün üç işlev yüklendiğini belirtir. İlk olarak “terörizm” birözneyi belirler. Terörist edimin hedef aldığı özneyi! Teröriste karşı misillemede bulunacak özneyi! Bu özne “bizim toplumlarımız” yada “Batı” yada “demokrasiler”dir. 11 Eylül’de bunun bedeli “hepimizin” “Amerikalı” olmasıydı. Tıpkı şimdi “hepimiz” “Charlie” olunduğu gibi. İkinci olarak “terörizm”yüklemi belirler. Bu yüklem “İslamcılık”tır. Üçüncü olarak da sekansı belirler. Sekansın tamamı “terörizme karşı savaş” olarak kabul edilir. Bu uzun bir savaş olacak diye de yaygarasını yaparlar. Badiou’nun makalesinde klasik Avrupa solu Left Review yazınlarını hatırlatan üslubuyla İslamcı “terörist”lerle kapitalist Amerika’nın aynı rolü kapmaya çalışan, aynı kağıda oynayan türdeşler olduğu yolundaki klasik sol kabullerini bir kenara bırakacak olursak metin son derece fonksiyonel ve oynanan oyunu bütün çıplaklığı ile gözler önüne seriyor.

O halde ilk sorumuz “terörizm” nedir? Fransız Devrimi sırasında Kamu Güvenliği Komitesi’nde yer alan Jakobenler kendilerini “terörist” olarak tanıtıyorlardı. Bunu da iç ve dış tehditlere karşı siyasi ve hukuki iktidarı iç içe geçirerek süratle temyizi olmayan önlemler almak, yani cumhuriyetçi inanca yönelecek tehditlerle başa çıkmak için ölüm ve idam dahil her türlü cezalandırmayı yapabilecek bir mekanizma kurmaktı. Terörist olmak devrimci olmaktı. Fakat Nazi karşıtı direnişçiler de Almanya’da “terörist” ilan ediliyordu.

Nazi karşıtı olmak terörist olmaktı. 1954-1962 yılları arasında Cezayir’de FLN yurtseverleri Fransa için “terörist”ti. İsrail için Filistinli savaşçılar “terörist”, Ruslar için Çeçen direnişçiler “terörist”. Nihayet 11 Eylül konseptinde Bush ve onun köleleştirilmiş milliyetçi kamuoyu açısından Amerikalıların mal ve canlarına kasteden herkes “terörist”. Şunu kesinlikle belirtmeliyiz ki; “terörist” semantik evrimi neticesinde geldiği noktada, günümüzde kesinlikle bir propaganda terimidir. Yansız değildir. Bütün siyasi durumları, nedenlerini ve sonuçlarını her türlü akılcı muhakemeden muaf kılar. Badiou ne kadar haklı? Kimin “teröristi”, kim “terörist”?

Terörizm karşısında kendisini savunan bir “biz” vardır. Bu biz bir anti-terör koalisyonundan oluşur. Batı’nın “İslamcı terörizm”e karşıtlığında dört asırlık emperyalist entelektüalizmden başka bir iz bulamazsınız diyor Badiou. Bu arada Batı’da “Batı” kelimesinin on yıllar boyunca yalnızca ırkçı aşırı sağ tarafından kullanıldığını da ekliyor.

Batı/Amerika “toplumlarımız” dediğinde, “terörizm”in “toplumlarımızı kalbinden vurmak yada “istikrarsızlaştırmak” istediğini ilan ettiğinde de bunun son derece propagandif bir kullanım olduğu açıktır. Bu savaş konseptinin sloganıdır. Afrika’da milyonlarca AIDS’linin ölümü, Ruanda’da yüz binlerce insanın hayatını kaybettiği soykırım felaketi, “Batı” toplumunu enterese etmezken neden 11 Eylül Batı için hayati bir sorun oluşturuyordu? Gezegenimizin en tuzu kuru insanlarından oluşan mutlu azınlığın refahını müstehcen bir edayla hatırlatan “toplumlarımız”, “demokrasimiz”, “özgürlük”, “insanlık” söylemleri “terörizm” tehlikesine karşı dolaşıma sokulan gösterişli ancak bir o kadar da sefil bir dilin varlığını haber vermektedir.

Demek ki savunulacak özne “biz” yani “toplumlarımız”, suçlu yüklem “İslamcılar” çifti üçüncü bir ada daha ihtiyaç duyar: “terörizmin” hedefi “demokrasilerimiz”. Bu demokrasilerin merkezinde de 11 Eylül için Amerikan demokrasisi, Batı için Batılı demokrasilerdir. Konsensüs hazırdır: “terörizm demokrasiye karşıdır”. Böylece “kusursuz demokrasiler” “terörizm” karşısında saldırıların intikamını almak için her koşulda haklıdırlar ve saldırıya geçmeleri engellenemez.

“Terörist” kelimesinden içi boş “terörizm” tanımlamasına geçildiğinde bu boşluğu istediğiniz gibi doldurabilirsiniz. Günümüzde “terörizm” denen varsayımsal dayanağın “İslamcı” yüklemini edinmekten başka varlık koşulu kalmamıştır, der Badiou. Bu Batı’nın öteden beri kullandığı, çok bilindik yaftasını cilalamaktan başka bir şey değildir.

“İslamcı terörizm” dendiğinde “İslamcı” yüklemi “terörizm” sözcüğüne görünür bir içerik kazandırmaktadır. Bu yapay bir tarihselleştirmeden başka bir şey değildir. İslam, Arap, Müslüman karşıtlığını Batı’da inşa etmek çok kolaydır. İster aşırı sağın yaptığı gibi kaba biçimde olsun, isterse Feminist veya Siyonist entelektüel küçük burjuva etiği içerisinde olsun, bu karşıtlığı inşa etmek için binlerce yol vardır. Bu durumda Kabil bombalanırken feministler “Afgan kadınlarının özgürlüğü” adına sevinebilirler. Siyonistler her halükarda Müslümanların katledilmesinin İsrail’in işine geldiğini düşünebilir. Aşırı sağ ise Mağripli “teröristlerin” katledilmesinin olumluğunu haykırabilirler. Bütün bunlar inşa edilen “biz” bilincine göndermede bulunur. Böylece “İslamcı terörizm” söylemi hakim kılınarak, bin bir türlü hevesi, envai çeşit ahlaksızlığı, hissizliği, peşine takmış intikamcı bir haçlı seferinin sancağı etrafında saflar sıklaştırılır.

“İslamcı terörizme karşı savaş” son kertede yaratılmak istenen paranoyanın sloganıdır. Eğer üç beş tane “kendini bilmez”, “fanatik”, yada “çılgın” yada “deli” ise söz konusu olan, “savaş” son derece ciddi kaçmıyor mu? Burada “savaş” tersinden üretilmiş “terörizm” gibi içi boş bir kelimedir. O boşluk da istenildiği gibi doldurulacaktır.

Nasıl ki, “yerlilere uygulanan soykırım ve on milyonlarca siyahın kölelik amacıyla ülkeye getirilmesiyle ve bu süreğen barbarlık içinde kendisini var eden Amerika” kendisine yakışır karşılığın güçlü bir kendini beğenmişlik gösterisi olduğunu çok doğal olarak tüm dünyaya kabul ettiriyorsa bugün Fransa da aynısını yapmaktadır. Özü itibariyle belirsiz bir tanımlama ile üretilen ele avuca gelmez “terörizm” düşmanının teatral biçimde müsadere edilmesi gibi soyut bir savaş var karşımızda Badiou’ya göre.

Dünyada süper güç olduğunu dayatan tekebbür, zenginliklerin müstehcen bir biçimde tek elde toplanmasının öldürücü görüntüsüdür. Batı’nın orduları yeryüzünün tüm bitli halklarına karşı Aryenlerin koruyucu meleğidir. Bir ülkenin topraklarında altın, değerli taşlar vaya petrol varsa o ülke büyük bir modern “lanet” altındadır. Güney Afrika’nın elmasları, Bolivya’nın kalayı, Kongo’nun yada Sierra Leone’nin değerli taşları, Ortadoğu yada Angola’nın petrolü,  kana ve ateşe boğulan onca ülke kinik ve yırtıcı vahşi hesapların kozları haline gelirler. Batı’nın saklamak istediği tam da budur. Kinik azgınlığın beslediği vahşet ideolojisi!

Charlie Hebdo dergisinin Müslümanların Peygamberlerine hakareti işte bu sömürücü vahşi kapitalist telakkinin ahlaksız bir kültürel saldırısıdır. Bunun peşinden gelen tepkiyi de bütün tarihsel bağlamı yok saymamızı isteyerek “İslamcı terörizm” diye adlandırmaktadır. Bu söyleme kulak kabartan yerli oryantalistler de İslam’da masum insanları öldürmek yoktur, bu düpedüz “terörizm”dir bildik nakaratını tekrarlama yolunu seçtiler. Bu alçakça Batılı saldırıya verilen kimliksiz ve ahlaksız bir destektir.

Charlie Hebdo azgınlıkta gemi azıya almış görünüyor. Bunun arkasından tüm Avrupa’da Müslüman avı başlatılmaya çalışıldı. Zaten öncesinde PEGİDA hareketi ile bunun alt yapısı oluşturulmuştu. Vahşiler, sömürgeciler, doyumsuz kapitalistler kaynaklarımızı yağlamadıkları, insanlarımızı katlettikleri, coğrafyalarımızı kirlettikleri yetmezmiş gibi inançlarımıza da saldırarak bizleri aşağılamaya çalışıyorlar. Bunu asla kabul etmeyeceğiz.

Sonuç

Muhammed Ammara’nın “Küreselleşme ve Kimlik Problemi”nde özetlediği şekliyle, üzerinde yaşadığımız coğrafya toprak ve taşlardan ibaret değildir. Aksine mukaddes değerlerin yaşandığı ve yaşatıldığı, büyük kahramanlık tarihimizin coğrafyasıdır. Tarihimizin beşiği ve hatıralarımızın birikimidir. Bunun için coğrafyalarımızı özgürleştirmek için yerel ve küresel kuşatmaya karşı direneceğiz.

İnançlarımız sıradan bir ideoloji değil gerçeğin ta kendisidir. O inancımız her şeyi kuşatan bir ilim ve vahyin kendisidir. Bu sebeple inançlarımıza saldırı varlığımıza saldırıdır. Karşı duracağız.

Tepkilerimizi, eylemlerimizi belirleyen değerlerimiz asla göreceli değildir. Bilakis onlar inancımızın ayrılmaz parçasıdır. Bu sebeple tepkilerimizi anlamsızlaştıran, bulanıklaştıran, böylece inançlarımızı aşağılamaya çalışan her türlü enformatik manipülasyonu, liberal utanmazlıkları, özür dileyici kimliksizliği reddediyoruz.

Tarihi eserlerimiz, camilerimiz, mescitlerimiz, kütüphanelerimiz, çeşmelerimiz, çarşılarımız, köprülerimiz basit taş yığınlarından ibaret değildir. Hayat algımızın, varlık tasavvurumuzun ve kulluk bilincimizin ruh ve hayat bulduğu yapılarımızdır. Bunları da koruyacağız.

Nihayet emeğimizle, terimizle çalışarak ürettiğimiz mallar, sahip olduğumuz kaynaklarımız asla tüketim malzemesi değildir. Bunlar en başta Rabbimizin nimeti ve emaneti, sonra da yaşadığımız coğrafyayı tezyin ettiğimiz servetlerimizdir. Bedenlerimizi ve ruhlarımızı besleyen kaynaklardır. Bunların sömürülmesine de izin vermeyeceğiz.

Sonuç olarak Charlie Hebdo saldırganlığı ‘Alçaklığın Evrensel Tarihi’nde kara bir sayfadır o kadar. Bu kara sayfayı tarihsel bilinç ışıkları altında okumaksa ev ödevimiz. Gerisi teferruattır. O kadar!

Alçaklığın Evrensel Tarihini Okumak/Mustafa Yılmaz 2.bölüm 

Yukarı Dön



Etiketler:

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Kategoriye Ait Diğer Haberler



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat