Bekir Tank: Musul Operasyonu bir ABD oyunudur


Bekir Tank: Musul Operasyonu bir ABD oyunudur

A+ |Normal |A-

Son güncelleme: 18 Ekim 2016 Salı 21:44


Timeturk.com Yazarı Bekir Tank, ABD öncülüğündeki Koalisyon Güçlerinin başlattığı Musul Operasyonu ile ilgili kaleme aldığı yazıda operasyonun perde arkasına dair düşüncelerini belirtti.

Küre Medya / Haber Merkezi
Bekir Tank, Musul Operasyonu'nda asıl amacın ABD ve diğer emperyalist güçlerin bölgedeki enerji kaynaklarının güvenliğini sağlamak olduğu belirtirken, bölgedeki kaynaklara sahip olmanın önünde iki engelin bulunduğunu ve bunların, Türkiye ve Irak Bölgesel Kürt Yönetimi olduğunu dile getiriyor.

İşte Bekir Tank'ın yazısının tamamı;

ABD öncülüğündeki Koalisyon Güçlerinin başlattığı Musul Operasyonu birçok yeni olaylara, yeni oyunlara, yeni tuzaklara ve yeni dengelere de gebedir.

Büyük Şeytan yine şeytanlığını yapıyor. Hatırlanacağı gibi, yıllar önceki Irak'ı işgalde dünya kamuoyunun dikkatlerini –kadın, çoluk-çocuk, yaşlı-genç demeden- öldürdükleri yüzbinlerce insana değil, karabatak kuşlarına çekmişlerdi. Yıllarca silahla besleyip İran'a saldırttıkları Saddam Hüseyin ile işleri bitince, başına neler getirdiklerini gördük.

Bugün yeni oyunlarla sahnedeler. Bize önce gerçekleri unutturuyorlar, sonra da yalanlarını söyletiyorlar. Unutturulan gerçek, İŞİD-DAEŞ'in bir “Made in USA” olduğudur. Tabii ki ABD bunda yalnız değil, kafa kafaya verdikleri İngiltere ve İsrail gibileri de var.

Hafızaları iğfal edilenler, muhakemeleri domura uğratılanlar haliyle soru da soramıyorlar. Örneğin, on binlerle ifade edilen İŞİD militanı nerelerden ve nasıl geldiler? Çoğu Avrupa vatandaşı olan bu militanların gelişinden kendi ülkelerinin haberi mi olmadı, yoksa onların bilgisi, teşviki ve yardımı doğrultusunda mı geldiler? Varsayalım ki bu militanlar turist olarak Irak'a ve Suriye'ye girdiler. Peki, bunların silahlarını kimler verdi? Hadi, kabul edelim ki, tabanca, keleş vb. küçük silahları kendi imkânlarıyla aldılar. Ya havanları, roketatarları, uçaksavarları, topları ve tankları nasıl edindiler? Ve bu güruh Irak'ın ikinci büyük kenti olan Musul'a hâkim oluyor. Irak'ın ordusu, polisi ve istihbaratı bir mermi bile sıkmadan ortadan yok oluyor. Bunun akıllıca bir izahı olmalı değil mi? İşte bu sorulardan hareketle diyoruz ki, her kim İŞİD'in bir ABD  (üst akıl) yapımı olduğundan zerre kadar şüphe ederse, o kişi ya tarif edilemeyecek derecede bir ahmaktır veya onların maşası bir haindir.   

Bölgemizdeki enerji kaynakları üzerinde tam söz sahibi olmak için daha bir vahşileşeceklerini ve daha fazla kan dökeceklerini öngörmemek saflık olur. Bir yere değil, birçok yere birden saldırıyorlar. Bununla da kalmıyorlar, kimi ülkeleri ekonomik ambargolarla, kimilerini iç sorun ve çatışmalarla, kimilerini darbelerle ve kimilerini ise işgallerle karşı koyamayacakları hallere sokuyorlar.

Kendilerine karşı olan hiçbir sese ve oluşuma tahammülleri yoktur. Her birini en acımasız, en vahşi ve en kanlı yöntemlerle bastırmaya kararlılar. Arap Baharını bastırmaları, Mısır'da meşru hükümete karşı darbe yapmaları, Barzani'yi devirme operasyonları ve Türkiye'ye karşı topyekûn bir saldırıya geçmeleri birer örnektir.  

Bir yandan bunları yaparken, diğer yandan dünya kamuoyunu da soru soramayacak ve sağlıklı bir muhakeme yapamayacakları şekilde manipüle ediyorlar.

Elbette ki ne ABD ve ne de diğer emperyalist güçler nihai hedeflerinin bölgedeki enerji kaynaklarının güvenliğini sağlamak için bütün direniş noktalarını etkisiz hale getirmek olduğunu söyleyecek değillerdir. Dolayısıyla diplomaside kullandıkları dil ne kadar barışçı olursa olsun, eylemleri bu hedefleri gerçekleştirecek özelliklerdedir.

Bölgedeki kaynaklara sahip olmanın önünde iki engel var; Türkler ve Kürtler… Türkiye ve Irak Bölgesel Kürt Yönetimi… Recep Tayyip Erdoğan ve Mesut Barzani…

Türkiye'de Erdoğan'a karşı tertiplenen Gezi Eylemleri, 17-25 Aralık Operasyonu ve derken 15 Temmuz FETÖ Darbe ve İşgal Girişimi ne ise ve bu saldırılarla neler amaçlandıysa, Irak'ta da Barzani'ye karşı Goran Hareketi, PKK, KYB ve diğer yapıların bir araya getirilmeleri, Barzani'ye saldırtılmaları aynıdır. Anılan her iki şahsiyetin de emperyalistler nezdindeki biricik suçları “milli” olmaları; kendi halklarının çıkarlarını öncelemeleridir.

Bu saldırılar Türklere ve Kürtleredir. Çünkü bütün çabalarına rağmen istedikleri gibi dönüştüremediklerini gördüler. BOP emellerini “demokratik”, “laik” ve “çağdaş” Türkiye üzerinden gerçekleştireceklerdi ki, Erdoğan'ın “One Minute” çıkışı ile hayal kırıklığına uğradılar. Erdoğan'ın bunu takip eden süreçte milli çıkarları önceleyen politikalar izlemesi hakkında idam hükmü verilmesine yetiyordu, artıyordu bile. Bir yandan PKK, PYD, İŞİD ve FETÖ gibi silahlı terör örgütlerini saldırtmaları ve diğer yandan MOODY'S gibi kurumların eliyle ekonomik terör estirmeleri bundandır.

İŞİD ile mücadele etmek adına dünyanın dört bir ucundan gelen 60 küsur ülkenin İŞİD'den en fazla zarar gören Türkiye'yi aralarına almak istemeyişlerini nasıl anlamalıyız? Ya Kürdistan Bölgesel Yönetimi yerine PKK'yi öne çıkarmaları?

Kısacası, emperyalistler bölgedeki enerji kaynakları üzerinde istedikleri gibi söz sahibi olmanın önünde hiçbir engel görmek istemiyorlar. Bunun için de ne kadar kanlı olacağına bakmaksızın, hatta mümkün olduğunca kanlı olacak şekilde bu emellerine ulaşmak istiyorlar. Bu amaçla izledikleri strateji de malum: Bölgedeki güçleri, etnik ve dini unsurları ne kadar birbirileri ile çatıştırabilir ve ne kadar birbirine kırdırabilirlerse, istediklerini elde etmeleri de o derecede kolay olacaktır.

Ama üzülerek görüyoruz ki, Büyük Şeytanın bu oyununa gelenlerimizin sayısı az değil. Ne “mezhepçilik yapmayalım” diyenlerimiz mezhepçilikten uzak duruyor ve ne de “ırkçılık yapmayalım” diyenlerimiz ırkçılıktan vaz geçiyor. Öte yandan yıllarca antiemperyalist söylemleriyle tanıdığımız ve ABD'yi en iyi tanıması gereken İran, Büyük Şeytanın maskesini bir daha düşüreceğine, onun işlerini kolaylaştıracak politikalara tevessül edebiliyor.

Emperyalistlerin bölgedeki varlığı başlı başına bir savaş halidir. İster Şii olalım veya ister Sünni, ister aktif olalım veya ister pasif, ister birey olalım veya ister grup veya devlet, hepimizi hedef alan bir savaşın içinde olduğumuzu bilmemiz gerekiyor. Ama bundan da daha önemlisi savaşın hangi tarafındayız? Çünkü cephelerden biri izzeti, diğeri de zilleti temsil ediyor!

Yukarı Dön



Etiketler:

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Kategoriye Ait Diğer Haberler



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat