Bahadır Kurbanoğlu'ndan, "Gençlik ve İdeal Tavır" sunumu


Bahadır Kurbanoğlu'ndan, "Gençlik ve İdeal Tavır" sunumu

A+ |Normal |A-

Son güncelleme: 26 Aralık 2017 Salı 17:11


AKMER Sabikun Gençlik Çalışmasının düzenlediği ve Yazar- TV Programcısı Bahadır Kurbanoğlu’nun konuşmacı olarak katıldığı "Gençlik ve İdeal Tavır” konulu söyleşi İstanbul Kağıthane Kütüphanesinde gerçekleştirildi.

Küre Medya / Haber Merkezi
Her ayın son Cumartesi günü gerçekleşen programların bu ayki konuğu Yazar- TV Programcısı Bahadır Kurbanoğlu oldu. Bahadır Kurbanoğlu’nun "Gençlik ve İdeal Tavır" konulu sunumu ilgiyle takip edildi.
Söyleşi Sabikûn Gençlik Çalışması adına Muhammed Altun’un selamlama konuşmasıyla başladı. Muhammed Altun, “gençlik bir toplumun tohumudur, gençlik bir toplumun umududur, gençlik bir toplumun kalkış noktasıdır. Bizler, bu duyarlılığı kazanabilme ve çevremize hissettirebilme adına bu dönem söyleşiler serisi düzenlemeye karar verdik. İnşallah her ay birbirinden önemli konu ve konuklarımızla sorunlarımızı ve sorumluluklarımızı konuşabildiğimiz söyleşilerimize siz kardeşlerimizi bekliyoruz.”diyerek Yazar- TV Programcısı Bahadır Kurbanoğlu’nu kürsüye davet etti.

 

Bahadır Kurbanoğlu, politik bir kesit olarak “gençlik” mefhumunu değerlendirdi. İnsan hayatında gelişen olaylara biraz daha cesurane, biraz daha safiyane yaklaşılan dinamik bir dönem olarak gençliğin mütemadiyen önemini koruduğu vurgusu ile sözlerine başlayan Kurbanoğlu, modern dönemde bir gençlik algısının oluşturulduğunu söyledi.

Kurgulanan bu gençlik algısının ideolojiler tarafından kütlesel gösteri malzemesi olarak kullanıldığını belirten konuşmacı küresel sistemin gençliğe “kullanışlı aptallar” olarak baktığını ifade etti. Bu politikanın bilhassa faşist ideolojilerce uygulandığını, Türkiye’de ise Kemalizm tarafından benimsendiğini aktaran Kurbanoğlu, “milliyetçiliğin oluşması ve yükselişi ile gençlik yoğun vurgu yapılan bir olgu olmuştur” dedi. Resmi ideolojiye ait eğitim müfredatının gençliğin dönüşümünde etkin rol oynadığını belirten Bahadır Kurbanoğlu, sistemin gençlik politikalarının iyi tahlil edilmesi gerektiğini vurguladı.

Sistemin oluşturduğu gençlik algısının yanıltıcılığına dikkat çeken konuşmacı, bugün genç olarak ifade edilen yaş aralıklarındaki insanlara Peygamber zamanında yetişkin muamelesi yapıldığını, 17-18 yaşındaki insanlara komutanlık gibi görevler verildiğini hatırlatarak Müslümanların mevcut durumdan farklı bir gençlik tasavvuru olması gerektiğini söyledi.

Politik bir figür olarak gençliğin genel politik tavırlarla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Bahadır Kurbanoğlu, sistemle birlikte Sol-Sosyalist grupların da yanlış bir gençlik algısının oluşmasında rol oynadığını söyledi. Sol-Kemalizm’in gençlik mefhumunu ajitatif bir şekilde kullandığını örneklerle açıklayan konuşmacı, muhalifliğe başlı başına bir değer olarak anlam yüklenmesini eleştirdi ve abartıdan uzak, adil bir tavır geliştirilmesi gerektiğini söyledi.

Gençlik açısından iki tehlikenin baş gösterdiğini söyleyen Kurbanoğlu, bu iki tehlikeyi şu şekilde tanımladı: “İlki, belli bir felsefi ve bilimsel bilgi elde etme çabasının en başta konulan hedefleri -eğer varsa- saptırmasıdır. Bu, hayata meydan okuma eylemini gerçekleştirebilmek için, belli bir birikime akademik ya da sivil her ne yolla olursa olsun ulaşma çabasıdır. Genç bu yöntemi, belli bir uzmanlaşmaya kavuşma ve bu uzmanlaşmayı kitleler üzerinde hegemonya oluşturmada kullanma metodunu düstur edinmiş olan seleflerinden alır. Henüz hayat merdiveninin ilk basamağında, hayatı tüm boyutlarıyla sorgulama ve belli ölçüde tatma eylemi gerçekleşmeksizin genç kendini bu dairenin içinde bulur. İkinci tehlike ise, felsefi ve bilimsel bilgi birikimi elde etme tavrının, çoğunlukla karşılaşılan kötü örnekler, hatta örneksizlikler karşısında, tamamen terkedilmesi ve sloganik hayat düsturlarıyla, sonunda insanı tamamen düşünsel ve eylemsel atıllığa götüren ve ayakları yere basmayan bir tavrın sergilenmesidir.”



Gençliğin, bu iki hata türünden, yani entelektüelizm saplantısı ve atıllığın kendisini savuracağı amaçsızlıklar girdabından kurtulabilmek için öncelikle bireysel olarak çok ciddi bir biçimde fıtratın sesine kulak vererek hayatın anlamını sorgulaması gerektiğini belirten Bahadır Kurbanoğlu, bunu Müslüman birey ve gençlik açısından düşündüğümüzde, önemli ölçüde avantajlara sahip olduğumuzu iddia etti.

Bahadır Kurbanoğlu bu iddiasını şu sözlerle açıklamaya çalıştı: “Bu avantajların en başında kutsal referansımız, Allah'ın (c) vahyi Kur'an gelmektedir. Hayatın her safhasında önümüze çıkan zorlukların aşılması, hayatı doğru okumaktan geçeceği gerçeği ve Kur'an'a soru sorma ve ondan cevap alma eylemleriyle yakından ilintilidir. Eğer gençlik olarak bu, daha en baştan yapılması gereken bir sorumluluk olarak addedilmezse, bizi bekleyen sorunları aşmak daha zor ve meşakkatli bir hal alacak, sözünü ettiğimiz iki tavırdan birine gömülmek kaçınılmaz olacaktır.”

Konuşmasında “o halde ne yapmak lazım” sorusuna da cevap arayan Bahadır Kurbanoğlu özellikle şu üç sorunun cevaplanması gerektiğini söyledi:

1- Atıl mı kalacağız?
2- Bize belli bir statü ve konum kazandıracak olan hegemonik bilginin olmazsa olmaz cinsinden peşinde mi koşacağız?
3- Yoksa Kur'an'ın bize biçtiği vasatlık içerisinde bir yol mu tutacağız?

İlk iki soru ve sorunun baskıcı süreçlerde, genelde dayatmaların bir sonucu olarak karşımıza çıktığını belirten Bahadır Kurbanoğlu, “O halde öncelikle birinci sorunu tanımlamamız ve sınırlarını çizmemiz gerekmektedir. Kur'an'da bulamadığına felsefi ve bilimsel bilgi yoluyla ulaşmaya çalışan genç acaba ne aradığının farkında mıdır? Kur'ani bir tavır içerisinde olup olmadığını kendisine sormuş mudur? Eğer sormuşsa, kimliğini ve konumunu doğru bir biçimde tanımlamış mıdır? Ve bu tavır alışıyla umduğunu bulabilecek midir?” dedi.

Konuşmasına seçkin alıntılarla devam eden Bahadır Kurbanoğlu, ilk olarak Tolstoy'dan şu alıntıyı yaptı:

"Ne bilim, ne de felsefe, insanın kâinatla ilişkisini kuramaz, çünkü bu ilişki hangi felsefe veya bilim olursa olsun başlamadan önce kurulmuş olması gerekir... Bir kişinin, kendisini kuşatan kâinatla veya onun menşeiyle ilişkisini anlaması için ne felsefi, ne de bilimsel bilgiye (şuura ayak bağı olan bilgi yığınına) ihtiyacı yoktur. Onun ihtiyaç duyduğu bir an için dünyanın geçiciliklerinden ve hiçliklerinden feragat etmek ve kendisinin maddeten acizliğinin ve hakikatinin şuuruna varmaktır.”

Aynı konuya Ali Şeriati’nin de benzer şekilde yaklaştığını belirten Kurbanoğlu, Ali Şeriati’nin şu sözlerini dinleyenlere aktardı:

"Peygamberler, ne kalıplaşmış toplumsal göreneklerin kölesi, ne de filozoflar, sanatçılar, ruhbanlar, din adamları ve bilim adamları gibi zihni kavramların tutsağı olmuş, ne de bilimsel keşifler ve iç dünyanın sezgi ve buluşları arasında boğulmuşlardır."

Bahadır Kurbanoğlu, bilimsel bilginin peşinde koşma tavrının yol açtığı garipliklerde yaşamaya mahkûm olmuşlarla ilgili olarak Tolstoy'un şu tespitinin de ibret verici olduğunu söyledi:  "Hiç kimse dinin, ahlakın ve hayatın özünü ve hakiki anlamını kavramada bilim adamlarından daha aklı karışık bir vaziyette değildir..."