Myanmar’daki Müslümanlara yönelik soykırım durdurulsun!


Aslan BALCI, Myanmar’daki Müslümanlara yönelik soykırım durdurulsun!

Aslan BALCI


A+ |Normal |A-


Myanmar'da azınlık durumunda olan Müslümanların katledilmesi için hiçbir gerekçenin olması gerekmiyor. Bu ülke sınırları içinde yaşayan birisinin Müslüman olması ölmesi veya öldürülmesi için en önemli sebeplerin başında gelmektedir. Daha açık bir tabirle bu ülkede Müslüman olmak yasak. Arakan ve Mandalay bölgesinde yaşayan Rohingya ve ŞanMüslümanları inançlarından dolayı rejim ve fanatik sapık Budistler tarafından katlediliyor.

Müslümanlara yönelik gerçek anlamda soykırım yapılıyor. Onun için her dilden ve gönülden dünyaya sesleniyoruz Myanmar Müslümanlarına yönelik soykırım durdurulsun! Stop Genocide of Muslims in Myanmar!
 
Ülke 1948'de kan emici emperyalist İngiltere'den sözde bağımsızlığını aldıktan sonra bölge ülkelerinde olduğu gibi Myanmar'da da Müslümanların hakları ellerinden alındı. Ülkenin ana kurucu milliyetleri arasında olması gereken  Müslümanlar yok sayıldı. 1960 yılında faşist generaller tarafından gerçekleştirilen kanlı darbeden sonra ise Müslümanların neredeyse tüm malları ve hakları ellerinden alındı. Arakan eyaletinde yaşayan Rohingya milliyetine ait Müslümanlar vatandaşlıktan çıkarıldı.
 
Kendi topraklarında vatansız ve kimliksiz bırakılan Müslümanlar her şeyden önce kendilerinin bu toprakların bir parçası olduğunu ve canlı birey olarak yaşadığını ispat etmeye çalışıyor. Dikta Myanmar rejimi Rohingya Müslümanlarının varlıklarını kabul etmiyor. Sağlık, eğitim, ulaşım veya iletişim araçlarını kullanmaktan men edildiler. Öldüklerinde bile toprağa gömülmeleri engelleniyor.
 
Bölgede yaşanan zulmü gerçek anlamda anlatmak veya anlamakta herkes gibi bende oldukça zorlanıyorum. Çünkü yazdığım makale veya çeşitli yerlerde yaptığım konuşmalardaanlattıklarım dehşet verici boyutta olduğundan dolayı insanlarımızın günümüzdeki rahat ve özgürlük ortamında Rohingyalıların yaşadıklarını kavramakta zorlanıyor. Çünkü kimliksizliğin nasıl bir duygu olduğunu bilmiyoruz. Bu devirde, Budist bir toprak ağasının veya önde gelen devlet memurunun bir Müslümanı köle olarak alıkoyduğunu anlamamız ve kavramamız çok zor. Böyle şey olur mu? diye tepki veririz. Ama oluyor.
 
Arakan ve Mandalay bölgesinde yaşanan insanlık dışı hukuksuzluğu yakından bilmemiş olsaydım bende ayni tepkiyi verirdim. Ama maalesef bu ülkede yaşananlar Firavunlar, Barbar Avrupalılar ve Kiliselerin kontrolündeki Engizisyon mahkemelerinde yaşananlarla ayni. Sadece onlar tarihin karanlık derinliklerinde kaldı. Myanmar'daki işkence devlet eliyle ve rejimin kullandığı Fanatik Budist Keşişler tarafından uygulanmaktadır.
 
Yöneticiler değişti ancak Müslüman düşmanlığı değişmedi
 
Irkçı ve Faşist Myanmar rejimi bu tür insan hakları ihlallerini hemen her gün yapmaktadır. Bir kısmı gündem dahi olmamaktadır. Ancak toplu katliam ve imha eylemleri yaptığından dünya gündemine birkaç günlüğüne düşüyor. 2012'de ayni toplu imha ve katliamlar yapılmıştı. Bu olaylar 2014 yılı sonuna kadar devam etmişti. Yüz binlerce masum Müslüman katledildi. Yüz binlercesi ise mülteci olmak için bir başka faşist rejim olan Tayland ve Bangladeş'e kaçmak zorunda kalmıştı. Buralarda organ veya köle tacirlerinin eline düşenlerden bir daha haber alınamıyor. Bir kısmı da “Ya kısmet diyerek” açık denize açılarak Malezya, Endonezya veya Avustralya gibi denizaşırı ülkelere büyük kısmı ölü, çok az bir kısmı da hasta ve bitkin halde ulaşabildi. Hala Hint Okyanusu üzerinde yüzlerce balıkçı teknesinde ölüm-kalım savaşı veren insanların olduğunu ve bunlarında hepsinin Müslüman olduğu üzülerekbildirmek isterim.
 
Bu vahşet tablosu ülkenin eski diktatörü Thein Sein denilen insan canavarı zamanında yapılıyordu. Kendi sahtekarlığı, katilliği ve hırsızlığı sorgulanmamak kaydıyla koltuğunu sözde yeni seçilmişlere bıraktı. Onun zamanında yapılan katliamların ana temasını Arakan bölgesinde çıkan petrol ve doğalgazın çifte boru hattıyla Çin'e ulaştırılmasıydı. Yaklaşık bin KM'likmesafedeki güzergah üzerinde bulunan halk uzaklaştırıldı. Müslümanlar “kaçak işgalci” olarak algılandığından katledildi. Budist halk ise başka yerlere yerleştirildi. Bu madenlerin geliridevlete değil Thein Sein denilen insan kasabına ve suç ortaklarının şahsına gitmektedir.
 
İşin garip tarafı aynı bölgede yanı Müslümanların yaşadığı Bangladeş sınır bölgesinde milyar rezervlık petrol ve doğalgaz yatakları bulunuyor. Bu yatakların Çin'e değil ABD'yeverilmesi için yapılan gizli anlaşmanın olduğunu biliyoruz. Bunun için Batı emperyalizminin cici(!) kızı Aung San Suu Kyi yönetimindeki grubun iş başına gelmesi sağlandı. Washington'daki Beyaz Saray'da son günlerini geçiren Barack Obama bu ülkeyi iki kez ziyaret etmesi boşuna değildir. Enerji alanında faaliyet gösteren ABD'nin derin şirketlerinin baskısı üzerine bu köhnemiş ülkeyi ziyaret etmesinin sonucunda bugünkü katliamları beraberinde getirmiştir.    
 
Şimdi ayni bölgelerde yaşayan Müslüman halk bir şekilde uzaklaştırmaya başlandı. Kargaşa ve kaos ortamından faydalanarak insansızlaştırılacak bölgede sondaj ve boru döşeme işlemlerine başlanılacak. Müslüman halk ya katledilecek yada bölgeden kaçacak. Başka seçenekleri yok. Bölgede işçi olarak bile çalıştırılmıyorlar. İlerde olur da bir şekilde mahkeme yoluyla hak elde etmesinler diye yerli halkın tamamen yok olmasını sağlıyorlar. Yani maden için soykırım yapıyorlar.  
 
Çin katliamlarının yerini ABD vahşeti devraldı 
 
Bunun için Myanmar devleti her zamanki gibi kahpece ve puştça bir plan yaptı. Ülkenin Bangladeş ve Çin sınırlarında bulunan Buthidaung, Yathay, Taung ve Maungdaw'daki karakollarda görev yapanlara 9 Ekim'de silahlı baskın düzenlendi, 35 kişi öldü. Sözde rejim bu saldırının Müslümanlar tarafından yapıldığını iddia ederek Kasım ayının başından beri bölgeye havadan ve karadan saldırlar yapmaktadır. Müslümanlara ait köy ve kasabalar resmen haritadan silinmektedir.  
 
Rejim, Karakollara saldıranların Rohingya Dayanışma Örgütüne bağlı Aka Mul Mücahidin örgütünü sorumlu tuttu. Ancak hiçbir delil ve görüntü yok. Eğer böyle bir saldırı varsa uyuşturucu kaçakçıları tarafından yapılmasının yanında, rejim güçlerinin böyle bir senaryo üreterek yeni bir katliam yapılmasının önü açılmış oldu. 2012'deki olaylarda böylesi bir kurgu ile başladığını unutmamak gerekir.  
 
Dünyanın en zalim ve gaddar rejimi köylerden kaçan bazı Rohingyalı Müslümanı esir alarak sanki suç işlemiş gibi lanse etti. “Karakollara saldıranları yakaladık” diye anons ettiler. Ele geçirilen kişilere baktığımızda bu kişilerin bir kısmı Bangladeş yönetimince ülkeye iade edilen kişiler olduğu ve eylem yapabilecek vasıfta olmadıkları durumlarından belli. Bir kısmı ise açlıktan bir deri bir kemik kalmış rejim korkusuyla dağlarda yaşamak zorunda kalan zavallı ve masum Müslümanları eylemlerin faali olarak lanse ederek gerçekleri gizliyorlar. Şimdiye kadar 450 kişinin tutuklandığı belirtildi. Ancak katledilenlerin sayısı da bu rakamın çok üstünde olduğu ileri sürülmektedir. Bir kısmı tecavüz edildikten sonra yakılarak katledildi.   
Normal 'de Myanmar rejimi esir veya rehin almazdı. Önüne geleni katleder ve yakardı. Şimdi devreye ABD emperyalizmi girdiği için katliamın yanında esir alınan kişilere yapmadıkları suçlar yüklenerek, işkence altında kabul ettirilen suçlarla yapılanın bir terör eylemi olduğu dünya kamuoyuna durdurulmaya çalışılıyor. ABD'nin böyle kahpece bir tarzı var. Yaptığı tüm işgal ve katliamlarının müsebbibi olarak hep Müslümanları gösterme hastalığı var. Çin katliamı ve zulmü kısmen bitti yerine vahşi ABD işgali ve entrikaları başladı. Daha da ileri gidilirse yakın gelecekte buraya da DEAŞ gibi yeni bir terör örgütü ihdas edilebilir.
 
Bangladeş Arakanlılara zulmetmekte kafirlerle yarışıyor!  
İnekperest Hindistan'ın güdümünde olan ve zavallı bir kukla gibi kullanılan Bangladeş'in başındaki en büyük bela olan Şeyh Hasina Vecid eğer ABD'nin ele geçirdiği enerjinin Bengal Körfezinden dünya pazarlarına açılmasına engel olmaya kalkarsa böyle bir örgüt kısa zamanda ortaya çıkacaktır. Ancak Şeyh Hasina ülkesinde işlemiş olduğu cinayet ve hırsızlıklarınhesabı sorulmasın diye değil ABD'ye tüm emperyalist güçlere ülkesinden yer vermeye hazır. Yeter ki kendisine dokunulmasın. Emperyalistler de böylesi zayıf, korkak ve katil yöneticilere ihtiyaç duyuyor. Recep Tayyip Erdoğan gibi yaptıkları zulümleri ve katliamları yüzlerine vuracak liderleri “diktatör” olarak lanse ederler. Çünkü çıkarlarına gelmiyor.
 
Yaşadıkları köyleri karadan ve havadan bombardımana tabi tutulan halk çaresiz Çin'e veya Bangladeş'e geçmek için uğraş veriyor. Öyle korkunç bir sahne ki Allah kimsenin başına vermesin. Arkada yamyam Budist çeteleriyle devletin ölüm kusan katilleri, önde ise Çin komünist zulmü ve Bangladeş'in faşist diktatör rejimi var. Bu 3 kötü seçenekten hangisini seçersen seç sonunda ölüm ve işkence var. Ama yine de bir umutla Çin'e veya Bangladeş'e geçenler “keşke doğduğum topraklarda vahşi Budistler tarafından öldürülseydim” temennisinde bulunuyorlar.
 
Bengal körfezindeki taşkın Naf nehrini geçip Bangladeş'e sığınmaya çalışan ve yüklü miktarda rüşvet ödemeyen Arakanlı Müslümanlara tarifi mümkün olmayan işkence yapmaktadır. En son çekilen gizli görüntülerde Bangladeş polisi ve istihbarat birimleri naylon poşetleri yakarak sığınmacıların vücutlarına damlattığı görülmektedir. Elleri ve ayakları bağlı olan Arakanlı Müslümanların bitkin, yorgun ve işkenceden şoka girdiklerinden seslerinin dahi çıkamadığı görülmektedir.
 
Basın mensuplarının yanında yardım kuruluşlarının ve tarafsız İnsan hakları örgütlerinin bölgeye girişine izin verilmiyor. Yaşanan olayların ve vahşetin çok azı bize ulaşıyor. Devamlı irtibatlı halinde olduğum  Arakan Haber Ajansı (ANA) bölge halkına vermiş olduğu akıllı telefonlarla yapılan gizli çekimlerle dünya kamuoyunu bir nebze de olsa haberdar edebiliyor. Bu telefonlar yakalandığında sahibi derhal ailesiyle birlikte idam ediliyor. Düşünebiliyor musunuz vasat bir görüntünün bile bize ulaşmasını sağlayan yiğitler ölümü göze alıyor. Selam olsun o yiğitlere!
 
Başta BM, İİT veya dünyada ne kadar işe yaramayan örgüt ve devlet varsa hepsi gelişmelerden endişeliler(!) sivillerin korunması için çağrı yaptılar. Timsah gözyaşı dökmeyi bırakıp derhal bölgeye müdahale edilsin. Gıda ve tıbbı malzeme girişine, özgür medyanın iş yapmasına imkan tanınsın. Sorumlular derhal uluslararası mahkeme tarafından ve soykırım yapmaktan dolayı yargılansınlar. Bunlar olmayacaksa Müslümanlara silahlanma hakkı tanınsın ve hiç olmazsa kendilerini koruma hakkına sahip olsunlar!

Timetürk


Yukarı Dön

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



    Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat