Araştırma Dosyası:Irak Bu Hale Nerelerden Geldi?


Araştırma Dosyası:Irak Bu Hale Nerelerden Geldi?

A+ |Normal |A-

Son güncelleme: 07 Ekim 2016 Cuma 16:03


Dr. David Kelly, kitle imha silahları konusunda İngiliz Savunma Bakanlığı’nın en kıdemli uzmanlarından biriydi. Kelly aynı zamanda, Saddam Hüseyin’in kitle imha silahları edinmesini engellemek üzere BM tarafından oluşturulan ekipte görevliydi.

Küre Medya / Haber Merkezi
Irak işgaliyle ilgili olarak Sir John Chilcot Raporu

Dr. David Kelly, kitle imha silahları konusunda İngiliz Savunma Bakanlığı’nın en kıdemli uzmanlarından biriydi. Kelly aynı zamanda, Saddam Hüseyin’in kitle imha silahları edinmesini engellemek üzere BM tarafından oluşturulan ekipte görevliydi. Ancak 18 Temmuz 2003’te David Kelly'nin cesedi Oxford yakınlarında bir arazide bulunur. Kelly biyolojik silahlar konusunda dünyaca ünlü, Birleşmiş Milletler'in silah denetçisi olarak 1996 yılında Saddam Hüseyin'in biyolojik silah programını ortaya çıkartan ve bu yüzden efendileri tarafından Nobel barış ödülüne bile aday gösterilen saygın bir bilim adamıydı. Belki de Irak’ta neler yapılmak istendiğini kavrayamayan Kelly, bir gazeteciyle barda yaptığı görüşmede söylememesi gereken şeyler söylemişti. Konuşmasında, Irak’ın kimyasal silahlarıyla tehdit oluşturduğu şeklindeki iddiaların tutarsız olduğu ve benzer ifadeleri basında sansasyonel tarzda kullanılır. Kelly derhal itibarsızlaştırılmaya başlanır ve bir manada Blair hükümeti ve basın tarafından infaz edilir. Demek bu işler sadece filmlerde olmuyormuş.

ABD ve İngiltere, 2003 yılının Mart ayında Irak’ı işgal etmeden önce, İngiliz hükümeti işgale gerekçe olarak bir istihbarat dosyası oluşturmuştu. Dosyada Saddam’ın elinde çok sayıda kitle imha silahlarının bulunduğu ve bunların 45 dakika içinde saldırıya hazır hale getirilebileceği iddia ediliyordu. Ancak daha sonra, dosyadaki iddiaların gerçek olmadığı, istihbarat tarafından hazırlanan içeriğinin hükümet tarafından işgali haklı göstermek için değiştirildiği ve konuya vakıf istihbaratçıların isyan halinde olduğu şeklinde bir bilgi basına sızdırıldı.

Kelly’nin suçu buydu ve öyle görünüyor ki öldürülmeden durdurulamamıştı. Son gelişmelerden sonra tekrar dosyası açılıp intihar edip etmediği incelecek mi göreceğiz. Ancak hükümetin olayı araştırmakla görevlendirdiği Tony Blair’in gençlik yıllarından arkadaşı Adalet Bakanı Lord Falconer önce adli soruşturma için emir verdi. Lord Hutton tarafından yapılmasına karar verilen soruşturma, Lord’un, “aynı konuda iki farklı soruşturma olmaz,” mütalaasıyla daha başlamadan bitti.

Lord Hutton, cinayet iddiasını bir kenara bırakarak, bilgilerin nasıl sızdığına odaklandığından, hükümetle BBC arasındaki kavgayı gündeme getirerek olayın yön değiştirmesine ve dolayısıyla da kapanmasına neden oldu.

Üstelik Lord Hutton, hiç beklenmedik bir şekilde Dr. Kelly ve ölümüyle ilgili tüm tıbbi bilgilere 70 yıl sansür konmasına karar verdi. Bu kararı elbette kuşkuları daha da artırdı. Ortada bir bize pek yabancı olmayan “derin devlet” sorunu olduğu kuşkusu yaygınlaştı.

Tony Blair 2007'de Birleşik Krallık’ta başbakanlığı bırakmış, halefi Gordon Brown Haziran 2009'da Sir John Chilcot başkanlığında beş kişilik bir soruşturma komisyonu oluşturmuştu. 2001-2009 yılları arasındaki olayları inceleyen Chilcot Komisyonu'nun faaliyetleri İngiltere'ye yaklaşık 10 milyon sterline mal oldu. Blair, Brown ve bazı eski bakanlar ile dönemin üst düzey askeri ve istihbarat yetkilileri dâhil 150'den fazla kişi Komisyon'a ifade verdi. 150 binden fazla resmi belge de incelendi.

Başta bir sene sürmesi planlanan soruşturma tam yedi yıl sürdü. Bu uzamanın sebebi olarak ABD nin engelleme ve saptırma girişimleri olduğu dedikodusu da ortalıkta dolaşmakta. Bu süre içerisinde soruşturma komisyonun beş üyesinden biri (Sir Martin Gilbert) öldü. Bu soruşturma İngiltere’de yapılan ilk soruşturma değildi. Daha önce de olayın farklı boyutlarına odaklanan 4 ayrı soruşturma yapılmıştı. Bu yapılan soruşturmalarda birtakım istihbarat hatalarına dikkat çekilmekle birlikte hiçbir yetkili suçlanmıyordu.

İngiltere'de devam eden Irak savaşı soruşturmasına ifade veren eski bakan Clare Short, savaşın hukuki dayanağı konusunda yanlış yönlendirildiği suçlamasında bulundu. Short, Blair hükümetini kıyasıya eleştirdi. Uluslararası kalkınmadan sorumlu eski bakan Clare Short, Irak savaşının başlamasından iki ay sonra savaşın yönetimine tepki göstererek görevden istifa etmişti. Short, Londra'da Chilcot Komisyonu'na ifade verirken, hükümetin hukuk alanındaki en yetkili ismi olan Lord Goldsmith'in 2003 yılında savaşın dayanakları konusunda kabineyi yanlış yönlendirdiğine inandığını söyledi.

Sir John Chilcot Raporu’yla İngiltere, Irak Savaşı’na katılma hususunda ABD ve Blair Hükümeti tarafından yanlış yönlendirildiklerini iddia ederek bir anlamda “suçu” üstünden atmaktadır.

Sir John Chilcot raporun yayınlanacağını kamuya duyurma amacıyla gerçekleştirdiği 6 Temmuz 2016 tarihindeki basın açıklamasında, raporun kendileri açısından önemli kısımlarını özetlemiştir. Biz de Küre Medya olarak aşağıda söz konusu basın açıklamasının çevirisini dikkatinize sunuyoruz.

 

Sir John Chilcot Raporu:

Birleşik Krallık, II. Dünya Savaşı’ndan bu yana ilk defa 2003’te egemen bir devletin işgaline katıldı. Bu çok ciddi bir karardı. Elbette Saddam Hüseyin Irak’ın komşularına saldırmış, halkının büyük bir çoğunluğunu baskı altına almış ve öldürmüş ve BM. Güvenlik konseyinin kararlarını hiçe saymıştır.

Araştırmamızın soruları şunlardı:

-              Mart 2003’te Irak’ı işgal etmek doğru ve gerekli miydi?

-              Birleşik Krallık işgalin sonrasında olan şeyler için daha iyi hazırlanabilir miydi ya da hazırlanmalı mıydı?

Birleşik Krallık’ın Irak’ın işgaline tüm barışçıl silahsızlandırma seçenekleri tüketilmeden katılmaya karar verdiği sonucuna vardık. Söz konusu dönemde askeri operasyon son seçenek değildi.

Ayrıca şu sonuçlara vardık:

-              Irak’ın sahip olduğu kitle imha silahlarının oluşturduğu tehdide ilişkin yargı delillendirilmemiş bir kesinlikle sunuldu.

-              İşgalin sonuçları açık emareler olmasına rağmen göz göre göre hafife alındı. Saddam Hüseyin sonrası Irak için planlamalar ve hazırlıklar bütünüyle yetersizdi.

-              Hükümet ilan ettiği amaçlarına ulaşmayı başaramadı.

Şimdi rapordaki bazı kilit noktalara değinmek istiyorum.

Öncelikle Irak’ın, Saddam Hüseyin’in 48 saat içinde ülkesini terk etmesine dair ABD ültimatomunu kabul etmemesi durumunda işgaline dair resmi karar 17 Mart 2003 de kabine tarafından alınmıştı. Parlamento da ertesi gün kararı destekleyen oylamayı yaptı.

Ne var ki bu karar söz konusu tarihten önceki 18 ay boyunca Blair hükümetinin aldığı kilit önemde kararlarla biçimlendirildi. Şimdi bu kararlardan kısaca bahsedeceğim.

11 Eylül 2001’deki saldırılardan sonra Blair Başkan Bush’u Irak konusunda acele karar almaması hususunda uyardı. 2001 Aralık ayı başında ABD politikası çoktan değişmeye başlamıştı ve Blair ABD ve Birleşik Krallık’ın Irak’ta zaman içinde inşa edilecek bir rejim değişikliği yolunda “zekice bir strateji” olarak adlandırdığı şey üzerinde birlikte çalışmaları gerektirdiğini söyledi.

 


Blair, Başkan Bush ile 2002 yılının Nisan ayının başlarında Crawford, Teksas’ta buluştuklarında resmi politika hala Saddam Hüseyin’i kontrol altında tutmaktı. Ancak Birleşik Krallık’ıın düşünme biçiminde köklü bir değişiklik olmuştu:

-              Birleşik İstihbarat Komitesi Saddam Hüseyin’in işgal olmadan yerinden alınamayacağı sonucuna vardı.

-              Hükümet Irak’ın üstesinden gelinmesi gereken bir tehdit olduğunu belirtiyordu. Ya silahsızlanacak ya da silahsızlandırılacaktı.

-              Bunlar Irak anlaşma yoluna gitmez ise güce başvurulacağını ima ediyordu. İçeride askeri işgale yapılacak geniş çaplı bir katkının planlamaları yapılıyordu.

Crawford’ta Blair, Başkan Bush’a etki etmenin bir yolu olarak ortaklık arayışına gitti. Irak’ın müfettişleri yeniden kabul etmesi ya da sonuçlarına katlanmasına dönük bir BM ültimatomu önerdi.

28 Temmuz’da Blair, Başkan Bush’a “her halükarda” onunla birlikte olacağı garantisini veren bir mektup yazdı. Ancak eğer ABD askeri operasyon için koalisyon istiyorsa üç kilit bölgede değişiklikler gerekliydi.

Bunlar:

-              Ortadoğu barış sürecinde ilerleme

-              BM otoritesi

-              Birleşik Krallık, Avrupa ve Arap dünyasında kamu görüşünde değişiklik

Blair ayrıca “uzun vadede ırak ile ilgilenme gereği”ne işaret etti.

Akabinde Blair ve Straw ABD’yi Irak meselesini BM’ye geri götürme hususunda teşvik etti. 7 Eylül’de Başkan Bush böyle yapmaya karar verdi.

8 Kasım’da 1441 numaralı karar Güvenlik Konseyi tarafından oybirliği ile kabul edildi. Bu karar Irak’a son bir defa silahsızlanma ya da “ciddi sonuçlarıyla” yüzleşme fırsatı verdi. Dahası Irak tarafından gelecek diğer ihlalleri de “değerlendirilmek üzere” Güvenlik Konseyi’ne rapor edebilme fırsatı doğdu. Silah müfettişleri aynı ayın son günleri Irak’a tekrar döndüler.

Ancak Aralık ayında Başkan Bush teftişlerin istenen sonucu vermeyeceğine karar verdi. ABD 2003 yılının ilk aylarında askeri müdahale yapacaktı.

Ocak ayı başında Blair de “savaşın muhtemel olduğu“ sonucuna vardı.

Ocak ayının sonunda Blair ABD’nin askeri müdahale için Mart ortası olarak düşündüğü takvimi kabul etti. Blair’e yardımcı olmak için Başkan Bush bir BM kararı daha aldırmaya çalışmayı kabul etti. Bu “ikinci karar Irak’ın BM’nin taleplerini gerçekleştirme konusundaki son fırsatı değerlendirmediği kanaatindeydi. 12 Mart gelmeden ABD’nin askeri müdahalesi öncesinde ikinci bir karar için çoğunluk desteğini almak pek mümkün görünmüyordu.

 


Irak tarafından gelen yeni önemli ihlallerin delili ya da Irak’ın işbirliği yapmadığına ve verilen görevleri yerine getirmediğine dair raporlar olmadan güvenlik konseyinin birçok üyesi Irak’ın silahsızlandırılması yolundaki barışçıl seçeneklerin tüketildiğine ve askeri operasyonun meşruluğuna ikna edilemezdi.

Blair ve Straw BM’nin içindeki çıkmaz ile alakalı olarak Fransa’yı suçladılar ve Birleşik Krallık hükümetinin “güvenlik konseyinin otoritesini hâkim kılmak için” uluslararası topluluk adına hareket ettiklerini iddia ettiler.

Askeri müdahale yönünde çoğunluk desteği olmadığından birleşik krallığın aslında güvenlik konseyinin otoritesinin altını oyduğunu düşünüyoruz.

İkinci olarak Soruşturma askeri müdahalenin hukuki olup olmadığına dair görüş belirtmemiştir. Elbette bu ancak usulüne uygun bir şekilde kurulmuş uluslararası tanınırlığa sahip bir mahkeme tarafından yapılabilirdi.

Yine de Birleşik Krallık’ın askeri müdahalesinin hukuki temeli olduğuna dair karar verilen şartların tatmin edici olmadığına karar verdik.

 


Lord Goldsmith 2003 yılının Ocak ayının ortasında Blair’e askeri müdahaleye hukuki temel sağlanabilmesi için bir Güvenlik Konseyi kararına daha ihtiyaç olduğunu söyledi. Ancak Şubat ayında Lord Goldsmith başbakana, her ne kadar ikinci bir karar daha tercih edilebilirdiyse de 1441 numaralı kararın da askeri müdahalenin hukuki zemini için yeterli olduğunu anlatmanın “mantıklı bir yolunu” bulabileceklerini bildirdi. Bu görüşünü 7 Mart’ta yazılı olarak sundu.

Askeri ve sivil yetkililer güç kullanmanın hukuki olup olmayacağı meselesine açıklık getirilmesini istediler. Bunun üzerine Lord Goldsmith de ikinci bir Güvenlik Konseyi kararı olmadan da askeri müdahale için her şeyi hesaba katan sağlam bir hukuki zemin bulunduğunu ifade etti. 14 Mart’ta da Blair’den Irak’ın 1441 numaralı kararda belirtildiği gibi maddi ihlallerini sürdürdüğünü onaylamasını istedi. Ertesi gün Blair onayladı.

Ancak Blair’in bu kararı tam olarak neye dayanarak aldığı açık değil.

Kararın ciddiyeti göz önüne alındığında, Güvenik Konseyi’nde çoğunluğun desteği olmadan Blair’in bu kararı nasıl alabileceğini izah eden yazılı bir tavsiye Lord Goldsmith’ten istenmeliydi.

Politikaların önce bir Kabine komitesi tarafından tetkik edilmesi,  ardından da bizzat Kabine tarafından tartışılması gerekirdi.

Soruşturmamızda bu olayın da tetkik ve tartışma sürecinin ıskalandığı birkaç olaydan biri olduğunu gösterdik.

Üçüncü olarak, sözü Irak’ın kitle imha silahlarının değerlendirilmesine ve meselenin nasıl müdahaleye destek olacak şekilde sunulduğuna getirmek istiyorum.

Birleşik krallığın politika ve istihbarat çevrelerinde kökleşmiş bir inanç vardı:

- Irak belli bir derecede kimyasal biyolojik silah elde ettiğine

- Irak’ın bu silahlarını korumaya ve mümkünse arttırmaya ve ayrıca gelecekte nükleer silah elde etmeye kararlı olduğuna

- Aktivitelerini BM müfettişlerinden gizleyebildiğini

24 Eylül 2002 de Blair, Irak’ın kitle imha silahlarının oluşturduğu potansiyel tehdidin şiddetinin delili olarak avam kamarasında Irak’ın geçmiş, şimdiki ve gelecekteki beceri ve kabiliyetlerine dair bir sunum yaptı. Gelecekte bir gün bu tehdidin gerçekliğe dönüşeceğini söyledi. Irak’ın potansiyeline dair o ifadede ve aynı gün yayınlanan dosyadaki yargılar delillendirilmemiş bir kesinlikle sunulmuştu.

Birleşik İstihbarat Komitesi söz konusu istihbaratın Irak’ın ne kimyasal ve biyolojik silahlar üretmeye ne de nükleer silahlar geliştirme çabalarına devam ettiğine dair “şüphesiz” bir delil sunmadığını Blair’e açık açık anlatmalıydı.

Komite ayrıca yaptırımlar sürdüğü sürece Irak’ın nükleer silah geliştiremeyeceğini ve uzun menzilli füzeler geliştirip konuşlandırmanın birkaç yıl alacağını ifade etmişti.

18 Mart 2003’te Blair söz konusu kitle imha silahlarının terörist guruplarca ele geçirilme ihtimalinin “Britanya ve Britanya’nın ulusal güvenliğine karşı açık bir tehlike” olduğunu ifade etti.

Ayrıca Saddam Hüseyin’in mevcut cephanesinin de kontrol altında tutulamayacağını ve Britanya vatandaşlarına karşı açık bir tehlike bulunduğunu belirtti. Ancak Blair askeri müdahalenin Birleşik Krallık ve krallığın çıkarlarına El kaide tarafından gelen tehdidi arttıracağı yönünde uyarılmıştı. Yine aynı şekilde bir işgalin Irak’ın silah ve mühimmatının teröristlerin ellerine geçmesine yol açabileceği konusunda uyarılmıştı. Hükümetin stratejisi Birleşik İstihbarat Komitesi’nin değerlendirmelerine duydukları güveni gösteriyor. Irak’ın tutumları ve inkâr ettiği şeyler ve müfettişlerin raporları bu değerlendirmeler çerçevesinde okunmuştu.

 


17 Mart’ta bile Birleşik İstihbarat Komitesi’nin başkanı Blair’e Irak’ın kimyasal ve biyolojik silahlara, onları konuşlandırmaya ve üretme kapasitesine sahip olduğu yönünde istihbarat aktardı. Ayrıca Saddam Hüseyin’in bu türden silahların askeri açıdan önemli olduğunu düşündüğü ve bunları daha da geliştirme konusunda kararlı olduğu söylendi. Şimdi Irak politikasının hatalı istihbarat ve değerlendirmeler üzerine bina edildiği açıkça görülüyor. Söz konusu istihbarat ve değerlendirmeler sorgulanmadı fakat sorgulanmalıydı.

Irak Araştırma Gurubu’nun Ekim 2004 deki raporunda ortaya konan Irak’ın kitle imha silahlarına dair bulgular önemliydi. Ancak bu rapor Birleşik Krallık hükümetinin, Blair ve Straw’ın “devasa stoklar” ve acil ve de büyüyen bir tehdit olarak tanımladığı Irak’ın o günkü askeri potansiyeline odaklanmış olan işgal önceki ifadelerini desteklemiyordu. Söz konusu bulgulara cevaben Blair Irak’ın “gerçekten konuşlandırılabilir silah yığınlarına” sahip olmaya bileceğini, yine de Saddam Hüseyin’in “… Niyeti ve kabiliyeti olduğunu ve birleşmiş milletler kararlarını ihlal ettiğini” Avam Kamarası’nda yaptığı konuşmada söyledi.

Ne var ki bu Blair’in operasyondan önce askeri müdahaleyi savunan açıklaması ile aynı değildi.

Raporumuzda istihbarat birimlerinin gelecekte kamu yararına hükümet politikasını desteklemek için nasıl kullanıla bileceğine dair bazı dersler çıkardık.

Dördüncü olarak planlama ve hazırlıktaki eksikliklere işaret etmek istiyorum.

Blair ve Hoon askeriyenin konuşlandırılacak tugayların sayısını arttırmaya dönük teklifleri ve bu tugayların Irak’ın kuzeyinde değil güneyinde operasyon yapacağı konusunda anlaştığı 2003 yılının ocak ortasına kadar Britanya’nın askeri katkısının nasıl olacağı kesinleşmemişti.

Üç tugay hazırlamak için vakit kısıtlıydı ve operasyonun riskleri ne tam anlamıyla tanımlanabilmiş ne de bakanlara sunulmuştu. Söz konusu ekipman eksikleri de raporda aktarılmaktadır.

Askeri desteğin kabinede tartışılacağına dair vaatlere rağmen ne askeri seçenekler ne de bu seçeneklerin ne anlamlara geldiği tartışılmadı.

Hükümetin savaş sonrası Irak’a dair amaçlarını yayınlayarak ilan ettiği 2003 yılının ocak ayının ilk günlerinde savaş sonrası geçici hükümetin BM önderliğinde olmasını istiyordu.

Aynı yılın mart ayına kadar ABD’yi BM önderliğindeki bir geçici hükümetin avantajları hususunda ikna edemeyen hükümet yine ABD’yi koalisyonun idaresindeki geçici bir hükümetin BM onayı almasına ikna etmek gibi daha kolay bir hedefe yönelmiştir.

İşgal başladığında Birleşik Krallık’ın politikası görece halim selim bir güvenli ortamda gerçekleşen ABD’nin önderliğinde ve BM onaylı iyi yürütülen bir operasyon varsayımına dayanıyordu.

Blair, soruşturmaya işgal sonrası Irak’ta karşılaşılan güçlüklerin önceden bilinemeyeceğini söyledi.

Bu işin sonradan anlaşılabilecek bir şey olduğuna katılmıyoruz. Iraktaki iç savaş riskleri, İran’ın menfaatlerini aktif bir şekilde koruma çabası, bölgesel istikrarsızlık ve El-Kaide faaliyetlerinin her biri açıkça işgalden önce biliniyordu.

Bakanlar ABD planlarının yetersizliğinin farkındaydı ve ABD’nın planları üzerinde etki sahibi olamama konusunda endişeliydiler. En nihayetinde Blair de ancak Başkan Bush’u Irak’ta savaş sonrası rolleri için BM onayı alma meselesinde ikna etmeye dair küçük amacını başarabilmişti.

Dahası Blair Birleşik Krallık’ın planlama ve hazırlığına dair bakanlık düzeyinde bir gözetim tesis etmedi. Birleşik Krallık’ın askeri ve sivil desteklerini entegre eden ve bilinen riskleri ciddiye alan esnek gerçekçi ve tam donanımlı bir planın inşasını sağlayamadı.

Planlama ve hazırlıklardaki başarısızlıklar işgal sonrasında da etkisini sürdürdü.

Böylece meseleyi hükümetin Irak’ta önüne koyduğu hedeflere ulaşmadaki başarısızlığına getirmiş oluyoruz.

Silahlı kuvvetlerimiz başarılı bir askeri operasyon yürüttü. Basra’yı ele geçirdi ve bir aydan kısa bir sürede Saddam’ın bölgeyi tekine ve Bağdat’ın teslimine yardımcı oldu.

Irak’a konuşlandırılan sivil hizmet personeli ve Birleşik Krallık için çalışan Iraklılar azımsanamayacak riskler karşısında büyük bir cesaret gösterdi minnetimizi ve saygımızı hak ediyorlar.

Irak’taki çatışmaların sonucunda iki yüzden fazla Britanya vatandaşı hayatını kaybetti. Çok daha fazlası da yaralandı. Bu gün burada bizimle olanlar da dâhil çok sayıda aile için derin bir acıdır.

Irak’ın işgali ve akabindeki istikrarsızlık 2009 yılını temmuz ayına kadar. Çoğu sivil olan en az 150 bin Iraklının ölümüne yol açmıştır. Bir milyondan fazla insan yerinden edilmiştir.  Irak halkı çok büyük bir acı yaşamaktadır.

 


ABD, Birleşik Krallık, İspanya ve Portekiz tarafından 16 Mart 2003’teki Azores zirvesinde Irak ve Irak halkı için ilan edilen vizyon Irak halkına kendisi ve komşularıyla barış içinde yeni bir Irak inşa etmesine yardım edileceğine dair resmi bir yükümlülük içeriyordu. Bu vizyon insanların, insan haklarını ve hukukun üstünlüğünü demokrasinin köşe taşları olarak yücelten bir hükümetle birlikte güvenlik, özgürlük, refah ve eşitlik içinde yaşayacağı; birleşmiş bir ırak görmek istiyordu.

Ülkeyi yeniden inşa etmeye ve güvenlik hizmetlerini yeniden oluşturmaya dair çabalar da dâhil Iraktaki savaş sonrası dönemi oldukça detaylı bir biçimde inceledik.

Bu kısa konuşmada ancak birkaç kilit noktaya değine bilirim.

İşgalden sonra Birleşik Krallık ve ABD Ortak İşgal Güçleri oldular. Ertesi sene Irak koalisyon geçici hükümeti tarafından yönetildi. Birleşik krallık geçici hükümetin kararlarına tamamıyla dâhil ediliyordu ancak politikalar üzerinde belirleyici etki oluşturmakta zorlanıyordu.

Hükümetimiz hazırlıklarında Irak’a istikrar kazandırma, Irak’ı yönetme ve yeniden inşa etme ve muhtemelen Birleşik Krallık’ın üzerine düşecek başkaca sorumlulukların büyüklüğünü hesaba katamamıştı. Birleşik Krallık Irak’ın güney doğusundaki dört eyaletin özel sorumluluğunu üstlenmişti. Bunu yaparken de ne bakanların resmi onayını aldı ne de bilhassa güvenliğin sağlanmasına dair yükümlülüklerini yerine getirmesine yarayacak gerekli askeri ve sivil kabiliyetleri vardı.

Birleşik Krallık’ın savaş sonrası Irak’ta ortaya koyduğu çabanın boyutu vaziyetin gerektirdiğine karşılık gelmiyordu. Hükümetin bakanlıkları bu görevin üzerine ağırlıklarını koyamadılar. Pratikte Birleşik Krallık’ın Irak’a dair en istikrarlı hedefi askeri güçlerinin sayısını azaltmaktı.

Hem Bağdat hem de Güney Doğuda işgalden sonra güvenlik ortamı yok olmaya başlamıştı.

Savunma Bakanlığının el yapımı bomba tehdidine cevap vermede ağır kaldığını ve yeterli orta ölçekli zırhlı devriye araçlarının sağlanmasındaki ertelemelerin tolere edilmemesi gerektiğini anladık.

Savunma Bakanlığı içinde kimin ya da hangi birinin bu türden kabiliyet noksanlıklarını tanımlama ve dile getirmekten sorumlu olduğu açık değildi. Ancak açık olmalıydı.

2006‘dan beri Birleşik Krallık ordusu Irak ve Afganistan’da olmak üzere devam eden iki operasyon yürütüyordu. Bunu yapacak yeterli kaynağı yoktu ıraktaki kaynaklarla ilgili kararlar Afganistan’daki operasyonun gereksinimlerinden etkileniyordu.

Mesela Afganistan’a yapılan çıkartma bilhassa helikopterler ve gözetim-istihbarat ekipmanları olmak üzere Irak’taki temel ekipmanın sağlanmasını ciddi biçimde olumsuz etkiliyordu.

2007 yılına gelindiğinde Basra’da Birleşik Krallık komutanlarının baş edemediği milis hâkimiyeti ordumuzu kendine yapılan saldırıları durdurmak için tutukluları serbest bırakmaya zorladı.

Aktif olarak Birleşik Krallık güçlerini hedef alan bir milis gurubuyla anlaşmanın en iyi seçenek kabul edildiği bir pozisyona gelmek Birleşik Krallık için küçük düşürücüydü.

Birleşik Krallık ordusunun ıraktaki rolü başarıdan çok uzak bir yerde son buldu.

Hükümetin Irak’taki faaliyetlerini bütünüyle ve tarafsız bir şekilde göz önüne sermeye çalıştık. Deliller zaten herkesin görebileceği şekilde ortada bu gün de sonuçları etkisini gösteren kötü sonuçlanmış bir müdahalenin hikâyesi.

Soruşturma Raporu, Komite’nin oy birliğiyle hazırlanmıştır.

Irak’a askeri operasyon belirli bir zamanda gerekli olabilirdi. Ancak Mart 2003’te:

-              Saddam Hüseyin’den ciddi bir tehdit yoktu.

-              Kontrol altında tutma stratejisi benimsenip belirli bir süre uygulanabilirdi.

-              Güvenlik Konseyi’nin çoğunluğu BM teftişlerinin ve gözetiminin devam etmesini destekliyordu.

Gelecekte başka bir yere de askeri bir müdahale gerekebilir. Soruşturmamızın en hayati amaçlarından birisi ırak tecrübesinden neler öğrenilebileceğini ortaya koymaktır.

Raporda çok sayıda alınabilecek dersten bahsedilmiştir.

Bazıları bilhassa ABD olmak üzere müttefiklerle ilişkilerin yönetimine dairdir. Blair ABD’nin Irak’a dair kararlarını etkileme gücünü abartmıştı.

Zaman Birleşik Krallık’ın ABD ile ilişkisinin dürüstçe bir anlaşmazlığın ağırlığını kaldıra bilecek kadar güçlü olduğunu göstermiştir.

Menfaatlerimiz ya da yargılarımız farklılık gösterdiğinde kayıtsız şartsız destek vermemiz gerekmez.

Başka derslerden de söz edebiliriz:

-              Samimi ve ciddi tartışma ve sorgulamayı teşvik eden bakanlık düzeyinde kolektif bir fikir teatisinin önemi.

-              Riskleri ve seçenekleri değerlendirme ve ulaşılabilir ve gerçekçi bir strateji ortaya koyma ihtiyacı.

-              Hükümet çapında kıdemli yetkililerce desteklenen eylem koordinasyonu ve bakanlığın liderliğinin hayati rolü.

-              Hükümetin sivil ve askeri kollarının görevleri için uygun teçhizat sağlanması ihtiyacı.

En önemli ders her hangi bir müdahalenin tüm yönlerinin azami titizlikle hesaplanması, tartışılması ve sorgulanması gerektiğidir.

Bir karar alındığında tamamıyla uygulanması gerekir.

Maalesef bu ikisi de Birleşik Krallık Hükümeti’nin Irak’taki eylemleri için söylenemez.

Sonuç olarak, meslektaşlarıma, danışmanlarımıza ve Soruşturma sekretaryamıza bu zor görevde aldıkları sorumluluktan dolayı teşekkür etmeliyim.

Ayrıca geçen sene hayatını kaybeden Sir Martin Gilbert’ı saygıyla anmak istiyorum. Geçtiğimiz yüzyılın önemli tarihçilerinden biri olarak Nisan 2012’de hastalığa yakalanana kadar çalışmamıza emsalsiz bir bakış açısı kazandırdı. Bir meslektaş ve arkadaş olarak onu çok özledik.

Bu konuşma rapor basına servis edilmeden Sir John Chilcot tarafından yapılan sözlü özettir.

 Küre Medya

Yukarı Dön



Etiketler:

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Kategoriye Ait Diğer Haberler



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat