Arap Baharının sağcılaşması


Arap Baharının sağcılaşması

A+ |Normal |A-

Son güncelleme: 11 Şubat 2016 Perşembe 16:13


Beş yıl sonra “Arap Baharı'na ne oldu” sorusu etrafında yapılan tartışmalar daha çok stratejik boyut üzerinde odaklanmış görünüyor. Türkiye'de yapılan cılız devrim hatırlatmaları da beş yıl öncesini anlamamıza fazlaca katkı sağlamıyor.

Küre Medya / Haber Merkezi
Beş yıl sonra “Arap Baharı'na ne oldu” sorusu etrafında yapılan tartışmalar daha çok stratejik boyut üzerinde odaklanmış görünüyor. Türkiye'de yapılan cılız devrim hatırlatmaları da beş yıl öncesini anlamamıza fazlaca katkı sağlamıyor. Arap Baharı çerçevesinde daha çok Türkiye'nin etkisi ve bugün gelinen noktada Ortadoğu'daki konumuna odaklanan yorumlar göze çarpıyor.

Geriye dönüp baktığımızda ortaya çıkan manzara şudur: Mısır askeri darbe ile eski günlerine döndü, Libya hala iki parçaya bölünmüş durumda, Yemen ve Suriye'de kanlı bir iç savaş devam ediyor. Arap Baharı'nın ilk başladığı yer olan Tunus ise görece daha demokratik bir siyasal dönüşümü başarmış görünüyor.

Arap Baharı'nı toplumsal, ekonomik, siyasi ve de dini gerekçelerin bileşkesi faktörler tetiklemişti... Ancak Tunus'tan Yemen'e uzanan coğrafyada halkın gerçek taleplerinin ne şekilde karşılanacağı, kimlerin bu talepleri yönlendirip siyasete taşıyacağı sorusu yoksunluğu gölgede bırakacaktır.

Hemen her ülkede ortaya çıkan gösterilerin bir anda ve benzer yöntemlerle kendini göstermesi, Müslüman halkların liberal değerler etrafında şekillenecek yeni bir siyasal, toplumsal dönüşümün planlandığı izlenimi veriyordu. Nitekim en küçük ayaklanmada ülkelerini terke zorlanan diktatörlerin ve sosyal medya üzerinden örgütlendiklerine ikna edilmek istenen Batıcı liberal kesimin öncülüğü kaparken, İslami hareketlerin de bir revizyondan geçirilmesi öngörülüyordu. Böylece küresel sisteme entegre olmuş yönetimlerin özgürleştirildiği bir yapı beklentisi vardı batıda.

Toplumsal anlamda en örgütlü yapı olan ve ister istemez değişim sonrası yapılanmayı ele geçirecek ya da etkileyecek güç olarak İslamcıların bu sürece eklemlenerek tehlike olmaktan çıkarılması beklentisi söz konusu idi. Böylece Müsliüman Arap dünyası da liberal müdahalelerle küresel tüketim toplumunun müşterisi haline gelecek, İslamcıların alternatif olma imkânları yumuşak geçişle elden çıkması sağlanacaktı.

Ne var ki yerel ve bölgesel dinamikler bu riski bile göze alamadı, başta ABD olmak üzere Batı'nın da bir anda tüm bu toplumsal dinamikleri yönlendirme becerisinden mahrum oldukları anlaşıldı. Onun yerine petrol anlaşmalarını yenileyerek çıkarlarını garantiye alacakları askeri yapılara geri dönüldü.

Bu durumun tek istisnası olarak Tunus ayrıca incelenmeye değer. Modernleşme deneyimi olmasa bile en azından sekülerleşme süreci Türkiye ile benzerlikler gösteren Tunus'ta en kansız geçiş gerçekleşti. Üstelik İslamcılara tek başına devrimi emanet etmeden batıcı ulusalcılarla uzlaşmaya ikna ederek.

Tunus'ta en-Nahda hareketi başından beri alışılmış İslamcı söylemden daha çok bir tür liberal özgürlükleri öne çıkaran dili ile dikkati çekti. Temel ilkeleri reddetmemekle birlikte Batı tipi siyasal modellemeler üzerinden mesaj vermeyi yeğledi. Pratikte ise belki Mısır'dan da ders alarak dengeleyici bir hareket izleyerek ülkenin köşe başlarında etkili Batıcı azınlığın muhtemel tepkilerini asgari düzeye çekerek tek başına hükümet olmayı bile denemedi.

Ancak gelinen noktada baskı döneminde, muhalif bir siyasal akım olarak en-Nahda'nın söylemi ile özgür, iktidardan pay almış en-Nahda'nın söylemi arasında büyük farklılıklar var. Bunlara bakarak Arap Baharı projesinin yegane başarısı Tunus gösterilebilir.


YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYINIZ

Yukarı Dön



Etiketler:

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Kategoriye Ait Diğer Haberler



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat